Üzerinde Durmadığımız Temel Konular

İSLAMA, millî kimliğe, millî kültüre, kendi değerlerimize bağlı ve saygılı gazete, dergi ve televizyonların aşağıdaki konuları gündemlerine almaları ve bunları devamlı olarak işlemeleri temenni olunur.

*Birincisi TÜRKÇE meselesidir. Bugün halkımız ve okumuşlarımız 1928’den önce yazılmış ve basılmış Türkçe kitapları, belgeleri, mezar taşlarını, kitabeleri okuyamıyor. Bundan daha büyük ve korkunç bir kültür ve medeniyet kopukluğu, hafıza kaybı ve gerilik olamaz. Bu kopukluğu nasıl tamir edeceğiz, bu geriliği nasıl gidereceğiz; bunların tartışılması, müzakere edilmesi, çareler ve çözümler alınması gerekmez mi?

1928’den önceki yazılı edebî tarihî kültürel hafızasını yitiren bir toplum nasıl ayakta durabilir? Maalesef birkaç yazar ve düşünür dışında bu konuya temas edilmemektedir. Biz gelip geçici güncel hadiselere büyük önem veriyoruz, mesela Gezi Parkının çiş ve pislik koktuğu üzerinde lüzumundan fazla duruyoruz ama ülkemizin kültür dili olan Türkçe konusundaki korkunç, dehşet verici kopukluk üzerinde gereği gibi durmuyoruz.

*İkincisi KADIN meselesidir. Bugün ülkemizde Müslüman kadınların hürriyetlerini, haysiyetlerini, hukukunu ve üstünlüğünü temsil eden tesettür, hayâ, iffet, namus perdeleri büyük ölçüde çak çak edilmiştir. Kadınlık haysiyetini berhava eden müstehcen yayınlar ayyuka çıkmıştır. Zina suç olmaktan çıkartılmıştır. Dekolte ve şehevî=seksî kıyafetli kadınları bırakalım, birtakım sözde tesettürlü Müslüman(=Süslüman) kadınlar bile pusulayı şaşırmıştır. Müslüman kesimin hocaları, düşünürleri, yönlendiricileri bu konuları; Kur’anın, Sünnetin, Şeriatın ışığında niçin müzakere etmiyor, yapıcı şekilde tartışmıyor, doğruların altını çizmiyor, eğrileri red ve cerh etmiyor?

*Üçüncü konu ÜMMET ve İslamî riyaset=başkanlık meselesidir. Türkiye Müslümanları şu anda paramparça vaziyettedir. Ümmet birliği, hiyerarşisi ve teşkilatı berhava olmuştur. Ümmet birliği yerine ortaya birbirlerinden kopuk ve irtibatsız bir İslamcılıklar ve cemaatler Protestanlığı çıkmıştır. Bu konu niçin tartışılmıyor, bugünkü kaos ve anarşiyi giderecek, birliği sağlayacak çare ve çözümler aranmıyor? Şu yeni çıkan, caddelerde ve meydanlarda sessiz sedasız ağaç gibi dikilen adamlar meselesi üzerinde duruyoruz da, Ümmet birliği ve İmam-ı Kebir konusunu niçin yoğun ve devamlı olarak işlemiyoruz?

*Dördüncü konu genel AHLAK FESADIDIR: Ülkeler, devletler, halklar savaş kaybedebilir, feci şekilde yenilgiye uğrayabilir, zamanla yaralarını sarıp tekrar ayağa kalkabilir ama ahlakını yitiren bir toplum ve ülke yıkılmaya mahkumdur.

Bugün Türkiyemizde haram yemek, hırsızlığın her türlüsü, rüşvet, fuhuş, zina, riba, yüksek bina, israf, işret (sarhoş edici içki içmek), kumar, şans oyunları, seks aşırılıkları, dolandırıcılık almış yürümüştür. Devlet, birtakım bedbaht Müslüman kadınlara TC başlıklı vesikalarla fuhuş yapma izni vermekte, polis tarafından güvenliği sağlanan bu fuhuştan KDV ve gelir vergisi tahsil etmektedir. Ülkemizde resmî Millî Piyango bile vardır. İsraf, lüks, saçıp savurma, her türlü beyinsizlik ayyuka çıkmıştır. Bilhassa dindar yazarların, düşünürlerin, önderlerin bu konuyu işlemeleri ve ahlak fesadının toplumu, ülkeyi, devleti çökertebilecek bir afet ve felaket olduğunu açıkça duyurmaları ve anlatmaları gerekir. Bizde bu yapılıyor mu?

Türkiyede çoğunluğu oluşturan Müslümanlar İslam, Kur’an, Peygamber (Salat ve selam olsun ona) ahlakına bağlı mıdırlar? Yoksa ahlak fesadından onlar da paylarını bol bol almışlar mıdır? Bu mesele de samimiyetli, açıkça, çekinmeden incelenmeli ve müzakere edilmelidir.

Bugünlük dört madde yazdım. Daha üzerinde durulacak çok konu var.