SİVRİSİNEKLER HAKKINDA

Sivrisinekleri aramızda tanımayanlar hemen hemen yok sayılır. Gecenin bir yerinde rahatsız edici vız vız diyebir ses tırmalar kulağınızı. Vücudunuzun bir yerinde yanma ve kaşıntının bir sebebi olacağını size hatırlatmaktadır. Refleks olarak kolunuzu, bacağınızı, yüzünüzü şerrinden korumak için şamarlayıp durursunuz. Vızıltılar devam ettikçe uyku haram olur. Çaresiz, kalkıp;bulmak istersiniz. Işığı yakar, perdenin kıvrımlarında, duvarın loşluklarında arar durursunuz. Ertesi gece olacaklar için tedbirler düşünürsünüz; koruyucu spreyler, elektronik kovucularla tedbirler almaya zorlanırsınız. Isırık ve kaşıntı işin görünen yüzüdür. Bir de sivrisinek sokmasıyla insan da “sıtma” hastalığına sebep olan hatta tedavi olunmazsa ölüme kadar giden, ateş basması, titreme sonra halsizlik, dermansızlık… İşte bu sivrisinek mücadelesi için önemli şart onların çoğaldığı, geliştiği bataklıkların kurumasıyla mümkündür. Bataklık sadece sivrisinek barındırmaz tabi; yılan, çiyan, timsah gibi gizlenen hayvanlarla batan çamur ve kumları ve onların üstünde yetişen cezp edici renk ve kokular saçan çiçekler vardır. Onları almaya kalktığınızda bu çirkin çukurlara batmak kaçınılmazdır. Hele bir de yalnızsanız ölüm mukadderdir bu yerlerde.
Bazen işe yarar bu sivrisinekler; Nemrut’un cezalandırıldığı gibi. Bazen de bataklığın kurutulması gerektiğini hatırlatır yöneticilere atasözünde olduğu gibi:”Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. ”
İnsanoğlundan bazıları sözleri, yazıları ve davranışlarıyla sivrisineklere benzerler. Kendi gücüne boyuna posuna bakmadan, herkese sataşır, şirretliğine cevap verilmemesini kendi gücüne vehmederler, üzerine gidersen seni haksız ilan edip kendisiyle mücadele edemeyip başkalarına zarar verdiğini korkuyla karışık haykırır. Onun lügatinde tevazu ve özür yoktur. Aynen aşağıdaki hikâyede olduğu gibi;(Başka vesilelerle yazdığım rüzgârla sivrisineğin hikâyesi bu konunun da vazgeçilmezi oldu.)
Sivrisineğin biri bataklıkta güzel bir çiçeğin üzerine konmuş, karnı doymuş olmanın rehavetiyle gerinip duruyormuş. Tatlı bir meltem halinde esen rüzgâr kanatlarını okşuyormuş, birden sivrisineğin aklına rüzgârla dalga geçmek gelmiş. ”Püf püf!” diye söz atmış rüzgâra yine oralı olmamış rüzgâr. Sonra şiddetini artırarak hakaret dolu hezeyan dolu sözlerini tekrarlamış; ”Püf püf, terbiyesiz rüzgâr, kendini ne sanıyorsun da bana cevap vermiyorsun. “Deyince rüzgâr: “Sahiden bunu bana mı söylüyorsun?” demiş. Sivrisinek: “Ben güçlüyüm, her yere ulaşırım, senden de hiç korkmuyorum. ”deyip, meydan okumuş. Rüzgâr bu terbiyesizi biraz korkutayım diye biraz hızlıdan esmiş. Bulunduğu yerden sürüklenen sivrisinek, kendisini can havliyle bir fakirin evinin damının arasına atmış ve koca bir direğinin arkasına emniyetle yerleşmiş. Oradan yine “Püf püf!” diye dalga geçmeye devam etmiş. Rüzgâr artık sahiden öfkelenmiş. Başlamış fırtına, kasırga olup esmeye. Kulübenin damı hop oturup hop kalkmaya başlamış. Sivrisinek korkuyla büzüşmüş, kalmış direğin dibinde. Ama yine de o korkunun içinde şirretliği bırakmıyor; “Terbiyesiz rüzgâr, anladın ki beni korkutamadın, benim yüzümden fakirin damını yıkmaktan ne zevk alıyorsun?” demiş.
Sivrisinek uslanıp edeplenmedikçe rüzgâr da her sivrisineğin kışkırtmalarına kızıp fırtınalar kopardıkça daha çok damlar uçar, evler yıkılır.