ÜSTAZA UZATILAN EL BAŞKASINA VERİLMEZ

Evliyânın büyüklerinden Üftâde Hazretleri’nin müridi olan Aziz Mahmud Hüdâî Hazretleri tevâzû ve gayretle kısa zamanda yüksek manevi mertebeler elde etmişti. Bunu çekemeyen diğer müritler üstazları Hz. Üftâde’ye şikâyette bulunmuşlardı.

Bir kış mevsimi sofraya pilav geldiği zaman Hz. Üftâde, “Şimdi bağdan taze kopmuş üzüm gelse idi, şu pilav ile ne güzel yenirdi.” buyurunca müridler birbirlerinin yüzüne bakmaya başlamışlardı. Çünkü ortalık karla kaplı idi ve üzüm mevsimi değildi.

Aziz Mahmud Hüdâî, üstazının bu sözündeki manayı anlayıp “Efendim, müsâade buyurulursa emrinizi ben yerine getireyim” deyince üstazı “memnun olurum” der. Bunun üzerine Hüdâyî Hazretleri, bağa gider. Ortalık karla kaplı olduğu halde, bağda üzümler görür ve iki sepet üzüm doldurur. Bu inâyet-i ilâhiyyeye müteşekkir kalır.

Sevincinden ilahi ve kasideler okuyarak dönerken ayağı kayar ve çamura batar. Kurtulayım diye uğraştıkça daha da batar. Sepetleri canından daha çok muhafazaya gayret eder.

Bu sırada bir zat zuhur eder, “Evladım, uzat elini, seni kurtarayım,” der. Hüdâyî Hazretleri, ona kim olduğunu sorar. Hızır olduğunu söyleyince “Efendim, Üftâde’ye uzatılan el başkasına verilmez,” cevabını verir. Hz. Üftâde’nin ruhaniyyeti onu oradan çıkarır, kurtulur. Üzümü, şeyhinin huzuruna getirir ve olanları anlatır.

Üftâde Hazretleri çok memnun olur, müridler de bu olanlar karşısında hayretler içinde kalırlar. Üftâde hazretleri “Müridlerim, Hüdâyî’nin kemalini sizler de anladınız ya. O hilafeti çoktan hak etmiştir.” buyurur.