Yezid döneminin Kerbela’da Hz. Hüseyin ve taraftarlarının feci bir şekilde öldürülmesinden sonraki
ikinci önemli olayı da Medinelilerin isyanı ve bu isyan neticesinde gerçekleşen Harre vakasıdır. Öyle ki
Yezid denildiğinde günümüz insanının zihnine ilk gelen olay Kerbela ve Harre vakasıdır. Böylesine büyük
yankılar uyandıran Harre vakasının nasıl gerçekleştiğinden ziyade söz konusu hâdisenin sebepleri üzerinde
durulacaktır.
Sosyal bir olayın, toplumsal bir hareketin oluşum nedenini doğaları gereği yalnızca bir sebebe
bağlamak doğru olmayacaktır. Çünkü sosyal bir hâdisenin ortaya çıkmasında dinî, etnik, ekonomik,
psikolojik, siyasî vb. gibi diğer sebepler rol alabilirler. M. J. Kister’in tercümesini arz ettiğimiz makalesinde
ortaya koymaya çalıştığının aksine bunlardan sadece birinin (ekonomik faktörün) göz önünde
bulundurularak konunun vuzuha kavuşturulması doğru olmayacaktır. Dolayısıyla Harre vakasında da birden
fazla sebebin olduğu düşüncesiyle bunları ortaya koymaya çalışacağız.
Diğer taraftan şunu da belirtelim ki, Medineliler tarafından isyan için gerekçe olabilecek sebeplerin
varlığının isyanı haklı kılıp kılmayacağı açısından da söz konusu sebeplerin ayrıntılı bir şekilde ortaya
konulması ve değerlendirilmesi önem arz etmektedir.
a-Dinî Sebepler
Kaynakların tamamına yakını, Medinelilerin Harre vakası ile neticelenen isyanlarında dini sebebin
etkili olduğunu belirtmektedirler.1 Dini sebeplerin, böylesi bir isyanda rol oynadığını söyleyen tarihçilere
göre Harre vakasına giden süreç şu şekilde oluşmuştur:
Velid b. Utbe’nin azledilmesinden sonra Medine valiliğine tayin olunan Osman b. Muhammed,
Medine’nin ileri gelenlerinden oluşan bir heyeti Şam’a Yezid’in yanına gönderdi. 62/681 yılının sonlarında
gönderilen bu heyette Münzir b. Zübeyr b. el–Avvam, Abdullah b. Ebî Amr b. Hafs b. el–Mugire el–
Mahzûmî, Abdullah b. Hanzala el–Gâsîl b. Ebî Amir el–Ensârî ve Medine’nin diğer ileri gelenleri yer
almaktaydı.Vâkıdî, bu insanların gönderilmesinin bizzat Yezid’in emriyle gerçekleştiğini, böylece Yezid’in onların şikayetlerini dinleyeceği ve kalplerini kazanabileceğini umduğunu rivayet etmektedir.3
Bu grubun gönderilmesi fikrinin Osman b. Muhammed’e ait olduğu, onun bu işteki maksadının
Medineliler ile Şam arasındaki gerginliği azaltmak ve Medinelilerin Şam’a itaatlerinin devam ettiğini
göstermek olduğunu söyleyenler de vardır.4
Yezid, Medine’den gelen bu kimseleri izzet ve ikram ile karşılayıp herkese 50.000 dirhem, Abdullah
b. Hanzala’ya 100.000 dirhem, oğullarından her birine 10.000 dirhem hediye verdi. Ayrıca Abdullah b.
Zübeyr’in kardeşi Münzir b. Zübeyr’e de 100.000 dirhem verdi. Ancak bunlar, Yezid’den gördükleri iyi
muameleye rağmen Medine’ye döndüklerinde Yezid’in aleyhinde konuşmaya başladılar.5
Medine’den gelen heyettekiler Mescid’e gittiler. Medinelilerin de mescide gelmesinden sonra Yezid
aleyhinde ağır ithamlara başlanıldı.
Birisi kalktı ve şöyle dedi: “Biz öyle bir adamın yanından geliyoruz ki, onun dini yoktur; içki içiyor,
köpeklerle, maymunlarla oynuyor, geceleri hırsızlarla ve haydutlarla düşüp kalkıyor. Şahid olunuz ki, biz
ona olan biatımızı geri çekiyoruz.”6
Abdullah b. Hanzala da bu esnada bir konuşma yaptı ve şunları söyledi: “Öyle bir adamın yanından
geliyorum ki, şu çocuklarımın dışında kimseyi bulamayacak olsam bile, onları yanıma alır ve onunla
savaşırım.”7 Bunun üzerine orada bulunanlardan bazıları “Duyduğumuza göre Yezid sana ikramda
bulunmuş ve hediyeler vermiş” dedikten sonra, ondan bunu kabul edip etmediğini sordular. Abdullah ise
şöyle cevap verdi: “Ben onun verdiklerinden sadece kendime yetecek kadarını aldım. Bunlarla ona karşı
kuvvetlenmek istedim.”8
Medinelilerin isyan öncesi yaptıkları bu konuşmalarla ilgili ayrıntılı bilgiler veren Taberî’nin
"Tarih"inde yer almayan ancak daha muahhar olan İsfahânî'nin "el–Egânî" sinde zikredilen bir rivayete göre
ise bu konuşmalarla halkı isyana teşvik edenler Yezid’i hal ettiklerini ifade etmek için başlarında ki sarıkları,
ayaklarındaki ayakkabıları (mest) vs. çıkartmaya başladılar; mescit bir anda bunlarla doldu.Vâkıdî’nin naklettiği bir rivayete göre de “Medineliler isyan ettikleri gün Ümeyye oğullarını
Medine’den çıkardılar. Abdullah b. Hanzala bu esnada şunları söyledi: “Ey kavmim! Eşi ve benzeri olmayan
Allah (c.c)’tan korkun! Şayet Yezid’e karşı isyan etmemiş olsaydık gökten üzerimize taş yağdırılacağından
korkardım. Bu adam (Yezid) öyle birisi ki annelerle, kızlarıyla ve kız kardeşleriyle nikahlanıyor, şarap
içiyor, namazı terk ediyor. Yemin ederim ki, yanımda benimle birlikte ona karşı mücadele edecek hiç kimse
olmasa bile ben yine ona karşı savaşırım.”10
Yukarıda verilen rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla Yezid’in kötü yaşantısına11 Şam’a gittikten sonra
bizzat şahit olan Medine’nin ileri gelenleri, Medine’ye döndükten sonra bunları dile getirerek halkın ona
olan biatlarını geri çekmeleri için konuşmalar yaptılar. Bu konuşmalardan sonra isyan süreci başladı. Bir
başka ifadeyle Yezid’in dine uygun olmayan yaşantısı Medinelilerin isyan etmelerinin asıl sebebi oldu.
Diğer taraftan araştırmacılardan bazılarının da ifade ettiği üzere Medinelilerin isyanlarının Yezid’in
kötü yaşantısı sebebiyle (dini sebep) meydana gelmediğini gösteren bilgiler de bulunmaktadır. Şöyle ki:
1-Yezid’in kötü yaşantısı iddiasıyla isyana kalkışıldığını söylemek zordur. Zira Yezid iktidara geçeli 3
yıl olmuştu. Bu zaman zarfında Medineliler, ona biat etmiş ve sükûnet içerisinde ona bağlılıklarını
sürdürmüşlerdir. Kötü yaşantı öyle birden bire ortaya çıkmaz; iddia olunduğu gibi şayet Yezid, dine ters
davranışlar içerisinde idiyse bunun mutlaka önceden başladığı söylenilmelidir. Oysa Medinelilerin bundan
önce bu doğrultuda bir şikayetlerine rastlanılmaz.12
2-Kaynaklarda Abdullah b. Ömer ve Muhammed İbnü’l-Hanefiyye ile ilgili anlatılan iki rivayete göre
de Medinelilerin zikredilen sebeplerle isyanları doğru kabul edilemez.
Medineliler, Yezid’in yanından döndükten sonra Abdullah b. Mutî ile arkadaşları, Muhammed b.
Hanefiyye’nin yanına giderek onu Yezid’e olan biatını geri çekmeye çağırdılar. Ancak o, gelenlerin bu
isteğini kabul etmedi. İbn Mutî, ona: “Yezid, içki içiyor, namaz kılmıyor, kitabın hükmü dışına çıkıyor”
deyince Muhammed b. Hanefiyye, onlara şöyle cevap verdi :
- “Bu anlattıklarınızı Yezid’de görmedim. Oysa ben onun yanında bir süre kaldım. Onun namaza
devam ettiğini, hayır ve iyiliği araştırdığını, fıkhı sorduğunu, sünnete bağlı kaldığını gördüm.”
- “O, böyle yapmışsa, sana karşı riyakarlık için yapmıştır.”
- “O, benden korkacak veya benden bir şey umacak değildir ki, bana karşı böyle davransın. Onun içki
içtiğini nereden biliyorsunuz, gördünüz mü? Eğer görmüşseniz demek ki, siz de onunla birlikte içtiniz.
Görmediyseniz, o zaman bilmediğiniz bir hususta şahitlik yapmanız size helal olmaz...”İsfahânî’nin kaydettiği bir rivayete göre ise Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Ömer’in evde olmadığı
bir sırada onun evine giderek, karısına Yezid’in aleyhinde bir takım sözler söyledi. Ancak İbn Ömer eve
döndüğünde karısını dinledikten sonra İbn Zübeyr’in de gerçek endişelerinin dini olmadığına dair sözler
söylediği nakledilmektedir.14
3-Dini gerekçelerle yapılan isyan sadece Medineliler ile sınırlı kalmazdı. İslâm devletinin değişik
yörelerindeki müslümanlar da bu tür isyanlarda bulunurlardı veya en azından Medinelilere destek olurlardı.
Halbuki Harre vakası esnasında böyle bir dayanışmanın olduğuna dair bilgi bulunmamaktadır.
4-Savaşın az öncesinde Abdullah b. Cafer ile görüşen Yezid’in Medinelilere bir takım vaatlerde
bulunduğu, böylece onları isyandan vazgeçirmeye çalıştığı görülmektedir; onlara yaz ve kış mevsimlerinde
ayrı ayrı olmak üzere iki maaş bağlayacağını, Medine’deki buğday fiyatlarını Şam’daki buğday fiyatları
seviyesine indireceğine vb. sözler verdiği de nakledilmektedir.15 Bu da gösteriyor ki Yezid, isyana sebep
olarak bir takım ekonomik konular üzerinde durmuş, kendi yaşantısı ve uygulamalarıyla ilgili dine ters bir
davranışın düzeltileceği hususunda herhangi bir şey söylememiştir. Oysa isyan ateşinin sönmesi için vaatler
yapılırken bu vaatlerin isyana sebep olan huzursuzlukların halledilmesine yönelik olması en uygun hareket
olurdu.
b-Ekonomik Sebepler
Harre vakasının dini sebeplerden ziyade ekonomik nedenlerle gerçekleştiğini söyleyen Vâkıdî’nin
anlattıkları oldukça önemlidir. Kitabü’l-Harre adlı bir eser de yazan Vâkıdî’nin konuyla ilgili söyledikleri en
mukaddem bilgiler olma niteliğindedir.16 Ayrıca o, Hicazlıların tarihini en iyi bilen kişi olarak
bilinmektedir.17 Vâkıdî’nin güvenirliği rivayet etmiş olduğu haberlerin senedindeki titizliğinden
kaynaklanmaktadır. Örneğin Harre vakasıyla ilgili rivayetinde ta İbrahim b. İsmail b. Ebî Habib el–Ensâri’ye
kadar sened zincirini ulaştırır. Bu şahıs ise 161/781 de ölen Benî Abdi’l-Eşhel’in azatlısıydı. Teracim
kitaplarında belirtildiğine göre İbrahim ise söz konusu bu rivayetini Osman b. Affan ailesinin Mekke’deki
mevlası olan Dâvûd b. el–Hüseyin’den aldı. Dâvûd b. el–Hüseyin ise Harre vakasından sadece 72 yıl sonra
(135/752) öldü. Tarihi kaynakların belirttiğine göre, Medinelilerin isyanı esnasında Ümeyye oğullarından
Hz. Osman (r.a)’ın ailesine mensup olanlar Medine’den çıkarılmadı.
18 O halde Dâvûd b. el-Hüseyin’den Harre vakası ile ilgili gelen rivayetler mevsuktur diyebiliriz. Zira muhtemeldir ki, bu şahıs, olaya bizzat
iştirak eden kimselerle görüştü. Hatta aynı şahsın “Tesmiyetü men Kutile bi’l-Harre” adında bir kitap
yazdığı da19 bildirilmektedir. Vâkıdî’nin kendisinden kısa süre önce yazılan bu kitabı okuduğu
söylenebilir...”20
Vâkıdî’nin “Kitâbü’l-Harre” adıyla bir kitap yazdığı, ancak günümüze kadar ulaşmayan bu kitaptaki
bilgilerin, Ebü’l-Arab ve Semhûdî tarafından kaydedilerek bize kadar ulaştırıldığı söylenebilir.21 Kısmen
Ya’kubî ve İbn Kuteybe tarafından da tekrarlanan bilgiler Vâkıdî’nin bahsolunan rivayetine
benzemektedirler.22 Vâkıdî tarafından rivayet edilen bu haber, Medinelilerin isyan sebeplerinin ekonomik
gerekçelerle ilişkisinin olduğunu ortaya koymaktadır:
“Harre vakasını ilk defa kışkırtan İbn Mîna’dır.23 İbn Mîna, Muaviye’nin Medine’deki Savâfî’sinin24
âmiliydi. O sırada Medine’de çok sayıda Savâfi vardı. Muaviye Medine’den çok miktarda gelir elde
ediyordu.25
İbn Mîna, beraberindeki adamlarıyla her yıl olduğu gibi yine Muaviye’ye ait malların gelirlerini almak
için harekete geçti. Belhâris b. el–Hazrec yurduna gelinceye kadar hiç kimse onlara engel olmadı. İbn
Mîna’nın adamları, bunların evlerini yıkıp duvarlarını da delip geçtiler. Bunun üzerine Belhâris b.
Hazreç’liler, İbn Mîna’ya şöyle dediler: “Senin böyle yapmaya hakkın yok. Bu tür davranışların bize zarar
veriyor.” Bundan sonra İbn Mîna, bir iş yapamadı. Adamlarını çalıştırmak için sabah götürüp akşam
getiriyordu. Onun adamları bazen tam gün çalışırken bazen de bir kazma bile vurmadan geri dönüyorlardı.
Bu durum daha fazla sürünce İbn Mîna, durumu valiye bildirdi; vali, o bölgenin ahalisinden üç kişiyi İbn
Mîna ile gitmeye razı etti. Bunlar Muhammed b. Abdullah b. Zeyd, Züheyr b. Ebî Mes’ûd ve Muhammed
en–Nu’man b. Beşîr idi. Bu kişilerin delaletiyle İbn Mîna ve adamları, bir müddet çalışma imkanı buldu.
Ancak daha sonra Misver b. Mahreme, Abdurrahman b. el–Esved b. Abd-i Yegûs, Abdullah b. Mutî ve
Abdurrahman b. Abdulllah b. Ebî Rebia bunların yanına gittiler. Onları çalışmaktan alıkoyup kovaladılar.
İbn Mîna, durumu tekrar valiye bildirdi. Vali kızdı ve şöyle dedi: “Toplayabildiğin kadar mevâli topla.” Vali
ayrıca beraberinde bulunan adamlarından bazılarını da İbn Mîna’ya yardımcı olmaları için gönderdi.
İbn Mîna beraberindekilerle geri döndü ama bir şey yapamadı. Çünkü Ensar ve muhacirlerden oluşan
bir grup, onun çalışmasına yine engel oldu. Aralarında ufak tefek sözlü kavgalar oldu. Bunun üzerine durum
valiye iletildi.”âkıdî yukarıdaki rivayete şunları da ilave eder: “Bu tartışmalardan sonra Ensar ve Kureyş’ten 10 kişi
valinin huzuruna gittiler. Yaptıklarından dolayı İbn Mîna’yı valiye şikayet ettiler. Ancak vali, İbn Mîna’ya
arka çıktı ve gelenleri azarladı. Aralarında sert tartışmalar oldu. Sonunda vali onlara “ben sizin halifeye karşı
kin beslediğinizi ve niyetinizin hiçte iyi olmadığını halifeye yazacağım” tehdidinde bulundu. Bunun üzerine
onlar valinin yanından ayrıldılar ve İbn Mîna’ya engel olacakları hususunda fikir birliğine vardılar.”27
Bundan sonra vali, Medine’de olanları halifeye bildirdi ve kendisini bekleyen güçlükleri ona hatırlattı.
Yezid, bu mektup üzerine Nu’man b. Beşîr’i onlara nasihatte bulunması ve bu işten vazgeçirmesi için
görevlendirdi. Yezid, Nu’man b. Beşîr’e şöyle dedi: “Medinelilerin büyük çoğunluğu senin kavmindendir.
Hiçbir şey onları istediklerinden alıkoyamaz, ancak gerçek şu ki, onlar isyandan vazgeçerse bana muhalefet
edecek kimse kalmayacaktır.” Bu sözler üzerine Nu’man, Medine’ye giderek onları isyandan vazgeçirmek
için uğraştı. Medineliler ise Nu’man’ın nasihat ve ikazlarına aldırış etmeyerek savaşmaya kararlı olduklarını
ifade ettiler.28
Vâkıdî’nin belirttiğine göre “Nu’man b. Beşîr’in Şam’a dönmesinden sonra Yezid, valiye bir mektup
göndererek ondan tehditkar ifadelerle dolu mektubu Medinelilere okumasını istedi. Bu mektubu dinleyen
Medineliler de Yezid’in gıyabında çok ağır sözler söylediler. Yezid’in kendileriyle savaşması için bir ordu
tertipleyeceğini öğrendikten sonra Yezid’e karşı direnmeye karar verdiler.”29
Yukarıdaki rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla “Medine’de başlayan muhalefetin ekonomik boyutu,
Yezid’in babası Muaviye dönemine kadar uzanıyordu. Medineliler valiye gidip, “Muaviye atiyye konusunda
başkalarını bize tercih etti, bizim maaşlarımızda bir dirhem bile artış yapmadı” diyerek hoşnutsuzluklarının
sebebini açıklıyorlardı. Emevî hilafetiyle birlikte başta Muaviye olmak üzere iktidar ailesine mensup
kimselerin şehirde sahip oldukları mal miktarı Medinelileri rahatsız edecek kadar çoğaldı. Bu siyasetin
neticesinde üretim azalıp fiyatlar artmış, insanlar geçimlerini sağlamakta zorluk çekmeye, haklarını
alamamaya başladılar. Ellerindeki malları iktidar ailesi mensuplarına satmak zorunda kaldılar.”30
İktidar ailesinin sahip olduğu arazi miktarı ve buradan elde edilen gelir, Medinelilerin hayat şartlarının
iyileşmesi yönünde bir katkıda bulunmuyordu. Çünkü buralardan elde edilen gelir31 görevliler tarafından
toplanıyor ve Şam’a gönderiliyordu. Medineliler, çektikleri sıkıntılar sebebiyle, iktidar ailesinin sahip
olduğu mülk ve elde ettiği gelirin yasal olup olmamasını pek te önemsemiyorlardı. Evet, belki de Muaviye
ve Yezid, Medine arazisinin büyük çoğunluğuna meşru yollarla sahip olmuşlardı
32, ancak daha önceden
yaşanılan müreffeh hayatı özleyen ve sıkıntılara maruz kalan Medineliler, bunlara sebep olarak Medine
arazisinin iktidar ailesinin eline geçmesini gösteriyorlardı. Hicaz bölgesi, iktisadi olarak kendisine yeterli olabilen bir bölge değildi. Sürekli diğer bölgelere
ihtiyaç hissetmekteydi. İslâm fetihlerinin başlamasından sonra yine de ganimet gelirleri ile geçinmekteydi.
Fetihlerin durması ile de Medine bu gelirinden büyük ölçüde yoksun kaldı.
33
Söz konusu sıkıntıya maruz kalan Medineliler, arazilerini ucuz fiyatlarla satmak zorunda kalıyorlardı.
Bunu fırsat bilen iktidar ailesi, değerinin altında paralarla alımda bulunuyordu. Diğer taraftan ihtiyaç
duydukları buğdayı ise diğer bölgelerden özelliklede Şam'dan daha pahalıya almak durumunda
kalıyorlardı.
34
Bir başka ifadeyle Medine arazisinin bir kısmı şu veya bu şekilde iktidar ailesinin özel mülkü haline
gelmiştir. Bir kısmı ise ya Savâfi (sahibi olmayan arazi) ya da Hıma (koruluk, mera) addolunarak yönetimi
devlet başkanına bırakılmıştı. Geriye ise Medinelilerin istifade edebileceği çok az arazi kalmıştı. Buna bir de
satın almak zorunda kaldıkları buğday fiyatının Şam’daki fiyatın çok üstüne çıkartılması eklenince
Medinelilerin tepkisi kaçınılmaz bir hal almış ve bu tepki isyana dönüşmüştür.35
c-Siyasi Sebepler: Medinelilerin isyanına sebep olan etkenlerden birisi de siyasidir. Hz. Hüseyin’in
vefatından bir süre sonra gerçekleşen bu isyanda Abdullah b. Zübeyr’in kendi siyasi emelleri için
Medinelileri teşvik etmesinin büyük rolünün olduğu söylenebilir.36
Vâkıdî’nin anlattığına göre “kardeşi Amr b. Zübeyr’i öldüren Abdullah b. Zübeyr, Mekke’lilerden biat
almaya başladı. Ayrıca Medinelilere de bir mektup yazarak onlardan da Yezid’e isyan etmeleri ve biatlerini
geri çekmelerini istedi. Bundan sonra Abdullah b. Mutî, Medinelilerden onun adına biat almaya başladı. Bu
durumu gören Yezid, Osman b. Muhammed’den bir heyeti Medine’ye göndermesini istedi. Böylece onların
olası bir isyanına engel olmayı ve kalplerini kazanmayı ümit ediyordu.”37
İbn Zübeyr, Medinelilerin Şam’a karşı girişecekleri her hareketi destekliyordu. Zira Medinelilerin
hareketi, doğrudan Abdullah b. Zübeyr’in lehine olmasa da hareketin temel amacının Emevîlere karşı olması
her iki grubu birleştiriyordu. Aslında Hicaz, kendisinden hilafet merkezinin gitmesiyle siyasi otoritesini
kaybetmişti. Bu otoritesini yeniden kazanmak için çaba gösteriyordu. Mekke ileri gelenlerinin temsilcisi olan
Abdullah b. Zübeyr, Hz. Hüseyin’in şehid edilmesiyle tek kaldı. Mekke ile Medine arasında içten içe mevcut
olan çekememezlik, burada ortak hedef Emevîler olduğu için geçici bir süre ortadan kalktı.
38
Diğer taraftan Kerbela sonrasında İslâm toplumunda Emevî iktidarına karşı oluşan tepkinin
Medinelilerde de mevcut olduğu; bu tepkinin de Yezid’e isyanda etkili olduğu söylenebilir. Zira daha önce
de ifade edildiği üzere Kerbela faciasından sonra Emevîlere karşı beslenen düşmanlık ve kin duygusu güçlendi, bu olay, bir çok ayaklanmanın hareket noktası oldu.39 Kerbela faciası, bu olayın meydana
gelmesinden kısa süre sonra ortaya çıkacak olan hemen bütün isyanların bahanesi haline geldi.40
Bunların dışında Abdullah b. Zübeyr’in Yezid tarafından kendi üzerine gönderilmesi muhtemel olan
ordunun en azından hızını kesmek üzere Medinelileri isyana teşvik etmiş olduğu akla gelebilir. Çünkü İbn
Zübeyr, ilki başarısızlıkla neticelenen saldırının Yezid tarafından tekrarlanacağını düşünmüş olmalıdır.
Dolayısıyla Medineliler, Yezid tarafından gönderilecek orduya engelleme noktasında tampon bir görev
üstlenebilir ve onların güç kaybına neden olabilirlerdi. Böylece İbn Zübeyr, zayıf düşen ve zayiat veren Şam
ordusunu kolayca mağlup edebilirdi.
Sonuç olarak, sosyo-ekonomik yönden Hz. Peygamber ve ilk üç halife dönemindeki müreffeh yaşamı
Emevî iktidarında bulamayan Medineliler, bu sıkıntılarının müsebbiplerinden biri olarak gördükleri Yezid’e
isyan etmişlerdir. Bu isyanda Yezid’in İslama uygun olmayan bir yaşam ve yönetim tarzı sürdürmesinin yanı
sıra onların Medine’nin eski siyasî konumuna kavuşmasını arzu etmeleri ve Abdullah b. Zübeyr tarafından
isyana teşvikleri gibi dinî ve siyasî faktörlerin de etkili olduğu görülebilir.