+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası
Like Tree1Beğeniler
  • 1 Post By iMaMe

Asr-ı Saadette Mescit ve Fonksiyonları

 Islamseli.Net Katagorisinde ve  Serbest Bölüm Forumunda Bulunan  Asr-ı Saadette Mescit ve Fonksiyonları Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Hazreti Peygamber döneminde "cami" kelimesi karşılığında "mescit" kullanılıyordu. Cami terimi "büyük cemeatleri bir araya getiren, toplayan mescit" manasına gelen "el-mescidü'l-cami" ibaresindeki sıfat, "el-cami"'in kısaca kullanılmasından doğmuş ve dördüncü hicrî asırdan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Başlıkta bu bakımdan "mescit" terimini tercih ettik. Mekke döneminde Hazreti Ebu Bekr'in evinin bahçesine yaptığı mescit, İslâm'da ...

  1. #1
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2013
    Mesajlar
    12
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Asr-ı Saadette Mescit ve Fonksiyonları

    Hazreti Peygamber döneminde "cami" kelimesi karşılığında "mescit" kullanılıyordu. Cami terimi "büyük cemeatleri bir araya getiren, toplayan mescit" manasına gelen "el-mescidü'l-cami" ibaresindeki sıfat, "el-cami"'in kısaca kullanılmasından doğmuş ve dördüncü hicrî asırdan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Başlıkta bu bakımdan "mescit" terimini tercih ettik.Mekke döneminde Hazreti Ebu Bekr'in evinin bahçesine yaptığı mescit, İslâm'da ilk mescittir. Ancak burası şahsına ait, hususî bir mescit idi. Hz. Peygamber'in hicreti sırasında bir müddet misafir olduğu Kuba Köyünde bina ettiği mescit ise İslâm'da umuma açık ilk mescit olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.) daha sonra Medine'ye gelmiş ve bilindiği üzere ikamet edeceği ve İslâmı öğreteceği yeri gücenmelere yol açmayacak bir şekilde tespit ederek, sahiplerinden satın alıp mescidini bina etmiştir.Rivayete göre Hz. Peygamber'in sağlığında Medine'de dokuz mescit daha yapılmıştır. Bunlar mahalle mescitleri idi. Medine dışında, İslâm'ı kabul etmiş bölgelerde daha bir çok mescit yapılmıştır. Cuvasa Mesciti bunlardan biridir ki Buharî'nın rivayet ettiğine göre Mescit-i Nebî'den sonra ilk Cuma Namazı kılınan mescit dir. Bu gün Riyad ve Zahran arasında, merkezden oldukça uzakta bulunan bu mescit, daha Hz. Peygamber hayatta iken mescitlerin yayıldığı alanın genişliği hakkında da bir fikir vermektedir.Sayıları oldukça fazla olmakla beraber, bu mescitler fonksiyon olarak aynı özelliğe sahip değillerdi. Mükemmelliğe ulaşmış bir müessese olarak fonksiyonları ve bunlara uygun planı, çağında ve kendisinden sonra örnek alınan Mescit-i Nebî'nin gördüğü vazifeleri üç başlık altında ele almak mümkündür:1- Mabed olması,2- Devletin idare merkezi elması ve buna bağlı fonksiyonları,3- Bir ilim ve kültür merkezi olarak fonksiyonları.1- Mabed olarak Mescit: Adından da anlaşılacağı üzere Mescit'in temel görevi bir ibadet yeri olmasıdır. Bu itibarla kudsiyet kazanmıştır. Müslümanların orada bir edep dairesinde hareket etmeleri, ibadet huzurunu bozmamak için belirli kurallara uymaları istenmiştir. İçerisinde Allah'a kulluk maksadıyla yapılan ilk bina Kâ'be'dir. Bu nedenle ve daha bir takım sebeplerle onu da içine alan Mescit-i haram bütün mescitlerin en faziletlisidir.Hazreti Peygamber, zaman zaman evlerde ibadet edilerek, orasının mezarlıklara benzemekten kurtarılması tavsiyesinde bulunmuştur. Diğer peygamberlerden üstün kılındığı hususları sayarken de yeryüzünün kendisine, dolayısı ile ümmetine temiz ve mescit kılındığını belirtmiştir. Bununla birlikte bir çok hadisde cemeate iştirak etmenin önemi üzerinde durulmuştur. Âmâların bile cemaate iştirakleri istenmiştir. Cemeatle kılınan namazın yalnız kılınan namazdan 25-27 derece daha faziletli olduğu, cemeate iştirak için atılan her adıma ecir verileceği vb. vaadlerle cemeat teşvik edilmiştir. Bu teşvikler sebebsiz değildir. Gerek hac esnasında ve gerekse namazda her ırktan insanların tavafta, vakfede, safta, toplum içindeki mevkileri ne olursa olsun bir araya gelmeleri bir bütünleşmenin, sosyal bir varlık olduğunu anlamanın bir ifadesidir. Huşu ve huzur dolu bir ortamda, omuz omuza bulunarak, vücudun bir uzvunu, binanın bir tuğlasını oluşturduğunu hissederek ibadet, kalbî doyum, içtimaî huzur için en güzel vesiledir. Nitekim Cahiliyye çağında yıllarca düşman yaşamış taş kalpler orada erimiş ve diğerleri ile kaynaşmıştır. Cemeat hasta uzvun teşhis ve tedavisinde en uygun yoldur.2- Mescitin Devleti idare merkezi olması ve buna bağlı fonksiyonları.Müşteşriklerce hazırlanan İslâm Ansiklopedisine "Mescit" maddesini yazan J. Pedersen'in de dediği gibi İslâmiyetin mahiyeti icabı din ve siyaset bölünmez bir bütün teşkil etmekte idi. Her iki sahada da aynı şahıs lider, aynı bina yani Mescit merkez idi. Nebîlik, yani dînî bir lider olmanın yanında, devlet başkanlığı, ordu komutanlığı, kadılık Hz. Peygamberin görevleri arasında idi. Mescite bitişik olarak bina edilen ve kapıları Mescit'e açılan hücreler başkanlık sarayı vazifesi görmekte idiler. Bu benzetme şekil olarak yanlış görünüyorsa da fonksiyon olarak doğrudur. Kapıları kıldan dokunmuş birer çadır kanadı olan bu hücreler tabi ki bir saray değildi. Son derece mütevazi yapılardı. Vilayetlerde bina edilen vali konakları (daru'l-imare) da mescitlere bitişik ve aynı sadetikte idiler. Hz. Peygamberin minberinden halkın Bîatle onayını alan halifeler de bu sadeliğe önem vermişlerdir. Bu, idare edenlerle halk arasında büyük bir kaynaşmaya vesile olmuştur. Halk gerek mescitde ve gerekse ona bitişik evlerde oturan idarecilerine kolayca ulaşabilirdi. İdare edenler kendilerinden farklı bir hayat sürmüyorlardı. Hz. Ömer döneminde belirgin olarak görüldüğü gibi devletin sınırı Maveraünnehir'den Atlas Dağlarına kadar uzandığı ve o nisbette de maddî zenginliğe ulaştığı bir dönemde bile bu sadeliğe özen gösterilmiştir. Mesela Hz. Ömer (r.a.) Kufe valisi Sa'd b. Ebi Vakkas (ra.)'ın inşa ettiği Daru'l-imare'nin gayet büyük ve süslü bir kapısı olduğunu haber alınca Ensardan Muhammed b. Mesleme (r.a.)'yi göndererek bu binanın yakılmasını emretmiştir. Sa'd ancak hayır duada bulunmuş ve Kufe camilerinden birine yerleşerek valiliğine devam etmiştir. Hz. Ömer (r.a.)'in endişesi halkın bu büyük ve şatavatlı kapıdan girmekten çekinmeleri ve şikayetlerini valiye ulaştıramamaları idi.Mescit-i Nebi, devletin idare merkezi olma özelliğine bağlı olarak daha bir takım görevleri üstlenmışti. Bunlar: a) Diplomatik, b) Askerî c) İktisadî d) Hukukî mahiyette görevlerdir.a) Devletin güçlenmesiyle bilhassa "Senetü'l-vüfüd" denilen hicretin dokuzuncu yılında Medine'ye akın akın gelen elçiler, Hz. Peygamber tarafından Mescit-i Nebî'de kabul edilmişlerdir. O'nun elçileri kabul ettiği yer "Üstüvanetü'l-vüfüd" (sefirler sütunu) olarak, kabri ve minberi arasında halen bilinmektedir. Zamanın ekonomik şartlama göre hediyelerle uğurlanan bu elçilerin bir kısmı Mescit'de ağırlanmışlardı.b) Daha önce belirttiğimiz gibi Hz. Peygamber'in bir görevi de ordu komutanı olmasıdır. Buna bağlı olarak Mescit-i Nebi bir takım askerî faaliyetlere de sahne olmuştur. Askerî kararlar genellikle orada alınır, şura toplantıları orada yapılırdı. Gerektiğinde malî destek orada temin edilirdi. Sancaklar oradan yola çıkar, seferler oradan başlar ve orada noktalanırdı. Vilayetlerdeki merkezî mescitler, valilerin komutanlık görevine bağlı olarak benzer vazifeleri görürdü. Mescit-i Nebi'nin önemli bir hususiyeti daha vardı ki, o da ilimle meşguliyetleri yanında hazır askerî bir güç durumunda olan ehl-i Suffa'yı barındırmasıydı. Bu durumuyla bir kışla özelliği gösteriyordu. Devlet başkanının ikamet ettiği mahallin hemen bitişiğinde, en zahit, en heyecanlı ve umumiyetle ticaret, sanayi ve toprağa bağımlılıkları olmayan, nefislerini cihada adamış kişilerden oluşan ehl-i Suffa, sevk edildikleri hedefe hemen yönelirlerdi.Nadir olmakla beraber Mescit-i Nebînin bir askerî hastahane olarak kullanıldığını da görmekteyiz. Hz. Peygamber (s.a.)'in askerî seferlerinde, hasta bakıcı kadınlar her zaman bulunmuşlardı. Bedir Savaşı sırasında yaralananların bir kısmı cephede tedavî edilmiş bir kısmı ise Medine'ye sevk edilmişlerdi. Bunların, Rufeyde adında Eslemli bir kadının hastahane olarak kullandığı çadırında tedavî görmüş olmaları muhtemeldir. Buharî, Hendek Savaşında yaralanan Sa'd b. Muaz için Mescit'de bir çadır kurulduğunu nakletmektedir. Sa'd burada tedavî görürken kan kaybından vefat etmiştir.Kur'an dinleyerek İslâm'ı öğrenmeleri için savaş esirlerinin Mescit'de göz altında tutulduğu da olmuştur. Bunlar daha sonra İslâm'ı kabul etmişlerdir.Mescitin seferler sırasında da bir takım görevleri vardı. Hz. Peygamber (s.a.) askerî seferler sırasında konakladığı yerlerde pek çok mescit edinmiştir. Şüphesiz bunlar mükemmel binalar değildi. Genellikle dört duvarın çevrelediği bir düzlükten oluşuyordu. Hurma dallarıyla üzeri örtülerek gölgeleniyordu. Ordunun sevk ve idaresinde, maneviyatlarının yüksek tutulmasında bu mescitler bir karargah vazifesi görüyorlardı. Tebük Seferi sırasında Hz. Peygamber'in bina ettiği on beşten fazla mescidin adını İbn Hişam ve Vakidî nakletmektedir. Bedir Savaşı sırasında da orduyu yönettiği ve duada bulunduğu Mescit el-Ariş (Çardak mesciti) halen bilinmektedir. Bugün aynı adla yeniden inşa edilmiştir.c) Yine Devletin idare merkezi olma özelliğine bağlı olarak Mescit'in bir takım iktisadî görevleri yüklendiğini görmekteyiz, İslâm'ın kendine has iktisadî sisteminin öğretildiği bir yer olmanın dışında bir devlet hazinesi (Beytü'l mal) olarak da mescitler görev yapmışlardır. Mescit-i Nebî'ye bitişik iki katlı bir binanın "meşrebe", "ğurfe","hızane" gibi adlarla anılan ikinci katında bir odanın hazine dairesi olarak kullanıldığı rivayet edilmektedir. Buranın idaresi Bilal tarafından yürütülüyordu. Vilayetlerin bir kısmında Beytü'l-mal'in mescit içinde yer alması uzun müddet devam etmiştir. Ayrıca müslümanlardan alınan zekat ve gayr-i müslimlerden alınan cizye haraç vb. gelirler Mescit'e getirilir, oradan ihtiyaç sahiplerine pay edilirdi. Bu görev sonradan Divan'a intikal etmiştir.d) Adalet hizmetlerinde Mescit'in yeri oldukça önemli idi. Bilindiği üzere İslâm'ın kendine has bir hukuk sistemi vardır. Mescit başlangıcından beri bu sistemin kaynak ve metodolojisinin okutulduğu, öğrenildiği bir yer olmuştur. Mescitlerin ilmî ve kültürel fonksiyonları içinde "Fıkıh Meclisleri"nin ayrı bir yeri vardır. Medreseler kurulduktan sonra bile bu önemini yitirmemiştir. Mezheb imamları gibi bir çok büyük İslâm hukukçusu Mescit'de yetişmiş ve orada ders vermişlerdir.Adlî konularda mescitlerin önemli bir görevi uzun yıllar davaların görüldüğü bir yer olmalarıdır. Bazılarına göre bunun Hz. Davud aleyhisselam'a uzanan bir geçmişi vardır. Hazreti Peygamber zaman zaman davaları Mescit içinde halletmiş, husumetleri orada gidermiştir. Dört halife ve ilk defa Hz. Ömer zamanında tayin edilen kadılar da kaza görevini mescitlerde görmüşlerdir. Davacıları evinde kabul eden kadılar hoş karşılanmamıştır. Merkezî yerlerde kurulmuş olmaları, kuvvetli zayıf, büyük-küçük, kadın-erkek herkesin oraya kolayca ulaşabilmesi sebebiyle mescitlerde kazaî faaliyetleri, İmam Malik çok yerinde bir davranış olarak görmüştür. Bu konu tartışılmış olmakla beraber gayr-i müslimlerin davalarına da mescitde bakılmıştır.Rivayete göre ilk Adliye Sarayı (Daru'1-kaza) Hz. Osman tarafından bina edilmiştir. Bununla beraber kazaî faaliyetler mescitlerden eksik olmamıştır.Camilerin adalet hizmetlerinde kullanılması Osmanlılar zamanında da devam etmiştir. İlk Osmanlı Başkenti olan Bursa'daki Orhan Bey, Murad Hüdâvendigâr ve Yeşil Camileri Kazaî ve diğer idarî faaliyetlerin kolayca yürütülebileceği bir tarzda planlanmışlardır. Osmanlılarda kadılık görevi birine verildiği zaman görev yapacağı yerin camiine götürülür, tayini ile ilgili berat okunur, merasim yapılırdı. Kadılar davalara camide bakarlardı. Celal Esad Arseven, Türk sanatı Tarihi adlı eserinde "Mimarî Saikler" başlığı altında şu bilgileri vermektedir:"Cami Türklerde sadece dînî bir ihtiyaca hizmet eden ve yalnız Allah'a ibadete mahsus olan bir mabed değildir. İlk Osmanlı hükümdarları camide halka hitabede bulunur, davalar orada görülür, memleketin idaresi ve siyasete ait meseleler orada hal olunur, harp kararları orada verilirdi. Bu itibarla ilk camiler aynı zamanda millet meclisi vazifesi de görürlerdi. (Bk.1,216)3- Mescit'in İlmî ve kültürel fonksiyonlarıMescit ilk kurulduğu andan itibaren bir ilim ve kültür merkezi olmuştur. Bu özelliği çok iyi bilindiği için müsteşriklerce hazırlanan İslâm Ansiklopedisinde, Medreseler, Mescit içinde mütalaa edilmişlerdir."Muallim" olarak gönderildiğini bildiren Hz. Peygamber (s.a.) kadar hiç bir insan ilmi teşvik etmemiştir. Bu konudaki ayet ve hadislerin sayısı oldukça fazladır. Kadın olsun erkek olsun ashabın ilme büyük ilgileri bu sebepledir. İlimde bugün insanlığın ulaştığı seviyede, üniversitelerin çekirdeğini oluşturan, Mescit'in talebeleri ve ümmetin hocaları olarak onların rolü büyüktür. Mesciti Nebî'nin arka tarafında seksen kadar öğrenciyi barındıran Suffa, ilk yatılı üniversite örneğidir. Ders gören öğrencilerin sayısı gündüzlü olanların da katılmasıyla dört yüzü aşmaktaydı. Hatta onların sayısı hakkında dokuz yüze varan rakamlar verilmektedir. Öğrenciler Hz. Peygamber'in O'nun tayin ettiği hocanın etrafını daire şeklinde çevirdikleri için derslere "halaka" tabir ediliyordu. Bu kelime sonradan "kurs, akademik konferansların verildiği mahal" anlamına da kullanılmıştır. Daha sonraları "halaka" yerine "meclis" teriminin de kullanıldığını görüyoruz. "Mecliste kürsüsü olmak" tabiri, bugün kullanılan "üniversitede kürsüsü olmak" tabiriyle aynı anlama gelmektedir. Okutulan ders veya hocaya göre isimler verilen halkalardan aynı anda bir kaçı bir Hadis, İslâm Hukuku, Arap Dili ve Edebiyatı, Tıb, Felsefe, Riyaziye (Matematik) vb. sayılabilir. Hadis derselerine iştirak edenlerin kalabalık olması sebebiyle hocanın yanında "müstemli" adı verilen yardımcı elemanlar dersi tekrarlardı. Bazı mescitlerde şiir inşadı için bölümler de ayrılmıştı. Bazılarında ise derslerden ayrı olarak akademik tartışmaların yapıldığı "Meclisü'n-nazar" veya "meclisü'l-münazara" denilen halakaları mevcuttu. Daha geç dönemlerde camilerin kütüphane olarak da hizmet verdiklerini görmekteyiz.Özet de olsa verilen bilgiler caminin geçmişte fonksiyonları hakkında bir fikir vermektedir. Mescit bir çok müesseseyi bünyesinde toplamıştı. Hz. Peygamber'in müşahhas tatbikatlarıyla Mescit-i Nebi en azından fonksiyon olarak bir çok müessesenin temelini oluşturdu. Zamanla Mescit'e sığmaz hale gelen müesseseler, ana müessese olarak hemen onun kanatları altında yerlerini aldılar ve böylece ruh ve beden ihtiyaçlarının her çeşidine cevap veren siteler, külliyeler oluştu.Zamanımızda camilerimiz sadece namaz vakitleri açılmanın hüznünü yaşamaktadırlar. Zamanın ilmî ve teknik imkanları da nazarı itibara alınarak camilere başta ilmî olmak üzere diğer fonksiyonlarının yeniden kazandırılması, camiden hayat sunulan yenilenme çağrısı açısından büyük önem taşımaktadır.MİHRABLügatte oda, köşk ve başköşe anlamına gelir. Camilerde namaz kılınırken yönelinecek tarafı gösteren ve imamın tek başına bulunmasını sağlamak üzere kıble cihetinde yapılan hücre veya çıkıntılı oyuğa denir.İslâmın ilk yılarında kıble mihrab ile değil, renkli çizgiler ve özel taş levhalarla gösterilirdi. Emevîler devrinden itibaren bugünkülere benzer tarzda mihrablar yapılmaya başlandı. Mihrabın girinti şeklinde yapılması dinî bir zaruret değildir. Ancak camide imamın cemaatın önünde müstakil olarak bulunması esas olduğundan bir saf kazanmak maksadıyla mihrablar duvara girinti şeklinde yapılmıştır. Arap alemindeki camilerin çoğunda mihrablar girintili değildir.Mihrabların kıble yönünü gösterdiğinin bilinmesi açısından, üzerlerine genellikle meâlen "Yüzünü Mescit-i Haram tarafına çevir! "(el-Bakara, 144) ayet-i kerimesi yazılır. Bazı mihrablarda Kur'an'da "Mihrab" kelimesinin geçtiği ayetler yazılı ise de bu yanlıştır. Çünkü Kur'an'da geçen "Mihrab" kelimesi, "oda" anlamındadır. Camideki mihrab ile ilgili değildir.MİNBERLügatte yüksek yer anlamına gelir. Camilerde, girişe göre sağ kıble tarafında bulunan ve hutbe okumak için kullanılan Merdivenli yapıya bu ad verilir. Minber an'anesi Asr-ı saadetten beri devam ede gelmektedir. Hz. Peygamber (s.a) Medine mescidinde hutbe okurken önceleri bir burma kütüğüne yaslanırdı. Sonraları bu kütüğün yerine üç basamaklı minber yaptırdı. Peygamberimiz konuşmalarını bu minberden yapar, hutbelerini buradan okurdu. Asr-ı saadetten sonra minberin mimarî şekli, basamaklarının sayısı değişmiş olsa bile, fonksiyonları değişmeden devam etmiştir.

  2. #2
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yaş
    30
    Mesajlar
    2.114
    Tecrübe Puanı
    13

    Standart Cevap: Asr-ı Saadette Mescit ve Fonksiyonları

    Allah sizden razı olsun

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Cemaat nedir - Cemaatin temel fonksiyonları
    By Karani in forum Cemaat Ve Tarikat
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 03-14-2013, 06:48 PM
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-23-2011, 01:38 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379