AHİRET SAADETİNİN BİZİM OLMASINA RAZI DEĞİL MİSİN?

Hazret-i Ömer (r.a.) anlatıyor:
Resûlullâh'ın (s.a.v.) yanına girdiğimde altında kuru bir hasırdan başka bir şey yoktu. Başının altında içi lif dolu bir meşin yastık vardı. Ayaklarının ucuna da selem ağacı yaprakları dökülmüştü. Başucunda ufak bir su kırbası asılı idi. Mübârek vücudunda hasırın izlerini görünce ağlamaya başladım.
Resûlullâh (s.a.v.); "Neden ağlıyorsun?" diye sordular. Ben de,
"Yâ Resûlallah! Kisra ve Kayser, dünyanın ni'meti ve zineti içinde yüzüyorlar. Siz ise Allâh'ın Resûlüsünüz. (Bu ni'metlere onlar değil siz layıksınız) dedim. Buyurdular ki,
"Yâ Ömer! Dünya ni'metinin onların, âhiret saâdetinin bizim olmasına razı değil misin?" (Sahîh-i Buhari, Tecrid Terc: 11/211)
TIB İLMİNDE İKİNCİ LOKMAN AKŞEMSEDDİN (K.S.)
Fâtih Sultan Mehmed'in hocası Akşemseddin hazretleri tıb ilminde de mâhir olup hastalıklara hangi bitkilerin ilaç olduğunu bilirdi. Bu husustaki ilmi pek meşhûr idi.
Hastalıkların gözle görülmeyecek kadar ufak canlı tohumlar (mikroplar) ile yayıldığından ilk olarak bahseden odur. Akşemseddîn hazretleri, kanseri de araştırmıştır.
Tıptaki şöhreti o dereceye vardı ki birkaç defâ Edirne sarayına çağrıldı.
Hakkında Evliyâ Çelebi şu malumatı verir:
"Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a.) neslindendir. Hacı Bayram-ı Velî'nin meclislerinde bulunmuş, İstanbul'un fetih gününü haber vermişlerdir. Fetihten sonra Anadolu'da Torbalı Göynük'te (Bolu) vefat etmişlerdir. 66 sene ömür sürmüştür. Yüzlerce cilt eser yazmıştır. Tıp ilminde ikinci Lokman'dır."