“Bir şeylerle imtihan edeceğiz… (Bakara, 155)


Var oluşumuzun bir tek sebebi vardır. O da en güzel davranışı sergilemek. Yani Kur’an’ın tanımı ile “Ahsen-ü amel.” Sözün de davranışın da en güzeli:

“Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve: "Ben gerçekten Müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? Hem iyilik de bir değildir, kötülük de. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. O zaman seninle kendi arasında bir düşmanlık olan kişinin, sanki samimi bir dost gibi olduğunu görürsün.” (Fussilet, 33-34)



Hayatımızın gayesi her an iç içe olduğumuz hatta içimizden dışımıza sarmal halinde olduğumuz niyetlerimiz ve tercihlerimizin ıslahıdır. “Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve …” diye devam eden ayeti kerimeler bize Allah’a davet görevi veriyor. Bu görev imanı içimize yerleştirmek, onu süslemek, yakin haline getirmek ve dışımıza taşırma süreçlerini de içine alır. Bu süreçler tam bir rıza sürecidir. Benliği terk, marifetullah ve fena fillah sürecidir.


Allah’a davet eden kişi, Allah’ı tanıyan kişidir. Onun rızasına kendini teslim etmiş, arzularını onun rızası için terk etmiş kişidir. Bu davetin faturalarını ödemeye peşinen razı olmuş kişidir. Cenabı Hak, kullarını bollukla ve darlıkla sınar. Ragıp El Isfahanı Hz. Ömer radıyallah-u anhın "Sıkıntı ve güçlüklerle imtihan edildik sabrettik. Ama bolluk ve genişlikle imtihan olduğumuzda şükredemedik" dediğini rivayet eder.



Bolluk ve nimet türünden bir imtihan kolay gibi görünse de kazanılması zor bir sınavdır. "Allah bir kasabayı size örnek verir ki, o kasaba korkudan emin ve sakindi. Rızkı da, kendisine her bir yandan bol bol geliyordu. Fakat bu kasaba halkı, Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etti de, Allah onlara, işledikleri kötülükler yüzünden açlık ve korku elbisesini giydirip, acıları tattırdı" (Nahl, 112).



Son zamanlarda belki de ümmet bolluğun verdiği şımarıklıklarla hayat imtihanını kaybediyor. Bolluğun verdiği şımarıklıkla çağdaş, modern ve batıcı görünmek için, dininden, imanından ve ahlakından tavizler veriyor. Yılbaşı etkinlikleri, Noel kutlamaları, adları altında Müslüman toplumlarla hiçbir ilişkisi olmayan şeytani kutlamaların yapılacağı günler kapıdadır. Bu süreçte gayrimüslim yani Müslüman olmayanların adetlerini İslam toplumlarında Müslüman için de gayet normalmiş gibi kutlayanlar türetildi. Oysa Müslüman’ın bollukla imtihanı işte tam da böyle olur. Tıpkı sahilde yaşayan Yahudilerin avlanma yasakları olan cumartesi gününde balıkların çok gelip onları imtihan etmesi gibi, Cuma saatinde müşterinin bol gelmesi gibi. İslam’a inanmayanların ve şeytanın manevi çocuklarının eğleneceği iffetsizlik ve hayâsızlığın ayyuka çıkacağı bir günah gecesi olan yılbaşı kutlamaları gibi.



Bugün yılbaşı, Noel kutlamaları ve karnavallar diye İslam dünyasında pazarlanmak istenen rezaletler, putperest inancından Hıristiyanlığa girdirilip orada İsa aleyhisselamın doğum günü safsatası gibi bir kılıfa sokulmuştur. Bu gün yapılan çalışma ise ehli kitap maskeli din düşmanı putperest Avrupalıların ve onların yerli işbirlikçilerinin çağdaş ateistlik çalışmalarıdır. Müslüman’ın bollukla imtihanı şımarıklık dostlarının böyle uçuruma sürüklemesi ile olur.


Şeytanın davetine uyup kahvehane oyunlarıyla imtihanı kaybediyoruz, piyango çekilişleriyle imtihanı kaybediyoruz, Peygamberimizin; "Şarap içen puta tapan gibidir." Hadisini bile bile felekten bir gün çalıyoruz diye diye imtihanı kaybediyoruz.


“Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. Doğrusu insana koşuşturmasının karşılığından başka bir şey yoktur. Ve koşuşturduğu da yakında görülecektir. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.” (Necm, 38- 41)


Çabalarımıza bakalım, çalışmalarımız ekmek parası kazanmanın ötesine geçti ise, çocuklarımızı bırakın, torunlarımızı da müreffeh bir hayat yaşatacak bir servete kavuştuysak ve hala şükredemiyorsak! Lütfen yeniden bir kelime i şahadet daha getirelim. Rabbimizin “… Rızık olarak verdiklerimizden infak ederler” (Bakara, 3) ayetine uyup etrafımızdaki mü’minlere yardımcı olalım. İşte imtihanı tam da burada kaybediyoruz. Nasıl mı? Kapımıza kadar gelmiş ihtiyaç sahibine “ALLAH VERSİN.”diyerek. Rabbimiz biz uyarısına rağmen;“ Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir? Köle azat etmek Veya salgın bir kıtlık gününde yakınlığı olan bir yetime Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula. Yemek yedirmektir, Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.” (Beled, 11-17) Vazifemizi yapmayarak, Allah’ın kullarının elinden tutmayarak, onları boynu bükük göndererek, bir şeylerle imtihan olduğumuzu bilemedik.


“Kişi kazancının rehinidir.” (Müddessir, 38) Kazandıklarımıza bakalım. Her gün dünya ve ahiret dengemizin hangi yöne doğru olduğunu hesaplayalım. Bizi dünya kuşatmışsa biz dünyanın esiri olmuşuzdur. Bizi ahiret kuşatmışsa ahiretin esiri olmuşuzdur. Bizi kötü ve kötülükler kuşatmışsa biz kötü ve kötülüğün esiri olmuşuzdur. İyi ve iyilik kuşatmışsa iyiliğin esiri olmuşuzdur. Lütfen kendimizi iyi hesaba çekelim ve sağlıklı değerlendirmeler yapalım. Dünyaya razı olup ahireti erteleyenlerden olmayalım.



Rabbimiz bu kimseleri; “… İnsanlardan kimisi: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver!" der. Onun için ahirette hiçbir kısmet yoktur.” diye tanımlar ve onları “Bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin bulunmuşlardır. O kimseler ki onlar Bizim ayetlerimizden gafillerdir. İşte onların varacakları yer, kazandıklarının karşılığı olan ateştir.” (Yunus, 7) cehennemlik olarak vasıflandırır.



Oysa mü’min kişi her halinde bir imtihanda olduğunu ve gerçek hayatın ahiret hayatı olduğu bilinci ile hareket eder ve en azından beş vakit namazında şöyle dua eder.“…Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardır. İşte onlar için, kazandıklarından bir nasib vardır. Allah, hesabı çok çabuk görür.” (Bakara, 200-202)



Evet, duamızdan fiilimize bir imtihandayız ve bu dünyada da ahirette de kazanmak mecburiyetindeyiz.



Yazar: Selim Armağan Köşe:
Kur'an İklimi