Helak olan beş kişi

“Onlar Allah ile beraber başka bir tanrı edinenlerdir. Yakında bilecekler.” (Hicr, 96)

Cumhura göre bu ayeti kerime Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e eziyet eden ve onu alaya almakta ileri giden, müşriklerin ileri gelenlerinden beş kişi hakkında nazil olmuştur. Yüce Allah bunları helak etmiştir. Bunların helak edilişi Bedir’den önceydi.

Aralarında Amr b. El-As’ın babası el-As b. Vail de bulunuyordu. El-As, Rasulullah (s.av)’ın arkasından burnuyla ve ağzıyla hareket ediyor, peygamberi alaya alıyordu. Güçsüz ve kimsesizlere yaptığı zulümlerle tanınmıştır. Malını satmak için Mekke'ye gelenlerden satın aldığı malın bedelini ödemezdi. Onun bu gibi haksızlıkları İslâm'ın gelişinden sonra da Müslümanlara karşı devam etmiştir.

Habbab bin Eret -radiyallahu anh- kendi eliyle yaptığı kılıçlardan birkaçını ona satmış, parasını alamamıştı. Borcunu ödemek için Rasulullah Aleyhisselâm'a dil uzatmasını şart koşmuş, o da: "Senin ölüp tekrar dirildiğini görmedikçe bu işi yapmam." diye cevap verince Âs: "O halde ödeşmemiz ahirete kalsın. O gün benim malım ve evlâdım olacak, o zaman öderim." diyerek alay etmişti.

Bunun üzerine Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurdu:"Rasul'üm! Âyetlerimizi inkâr eden ve: 'Bana elbette mal ve evlât verilecektir.' diyen adamı gördün mü? O gaybı mı biliyor, yoksa Rahman'ın katından bir söz mü almıştır? Kesinlikle hayır!

Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız. Onun dediğine biz vâris oluruz ve o bize tek başına yapayalnız gelir." (Meryem, 77-80)

Kur'an-ı Kerim'de "Ebter" diye vasıflandırılan da odur. Müşrikler Rasulullah Aleyhisselâm'ın Kalb-i Nebevî'lerini rencide edecek sözler söylemekten çekinmezlerdi. Oğlu Kasım vefat ettiğinde Âs bin Vâil: "Bırakın şu nesli kesilmişi! Artık ölümünden sonra adını anan bulunmayacak." demişti. Bunun üzerine hakkında Kevser Sûre-i Şerif'i nâzil olmuştur. Allah-u Teâlâ kıyamete kadar anılmak üzere şöyle buyurdu:

"Rasul'üm! Gerçekten biz sana tükenmeyen pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabb'in için namaz kıl, kurban kes! Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan dil uzatan kimsedir." (Kevser, 1-3)

O iğrenç sözleri söyleyenlerin, karşı çıkarak yolunu kestiklerini zannedenlerin gerçekten de zürriyetleri kesilmiş, defterleri dürülmüştür. Dine karşı direniş ve tepkilerini ömür boyu sürdüren Âs, merkebi ile Tâif'e giderken ayağının ayasına diken battı. Dikeni bulamadılar. Bacağı devenin boynu gibi şişti, yerinden kıpırdayamaz hâle geldi. Hicretten birkaç ay önce iniltiler içinde kıvrana kıvrana ve bağıra bağıra ölüp gitti.

Bu beş kişiden birisi de el- Haris b. El- Kays’dır. "Muhammed Ashâb'ını aldatıyor, öldükten sonra dirilmek var diyor, böyle şey mi olur?" derdi. Tuzlu bir balık yemiş, ne kadar su içtiyse kanmamış, su içe içe midesi patlayarak ölmüştür. Esved bin Muttalip, elebaşı kâfirlerin maşalığını yapardı. Kısa zamanda gözlerine bir ağrı saplandı ve kör oldu, çocukların eğlencesi haline geldi.

Allah-u Teâlâ, dinine ihanet edeni ihanetle helâk edeceği şüphesizdir. Nitekim Âyet-i Kerime'sinde Rasul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-e şöyle buyurdu:
"O halde nefsin onlar hakkında bir takım üzüntülere dalarak yıpranmasın. Çünkü Allah onların yaptıklarını çok iyi bilendir." (Fâtır, 8)Onlar yaptıkları kötülüklerin cezâsına kavuşmuş olacaklardır.

Bir üçüncüsü el-Esved b. El- Muttalib b. El- Haris olmuştur. Bu zat bir gün oğluyla birlikte yola çıkar. Bir ağacın altına otururlar. Cebrail (a.s) ağaçla vurmaya başlar. Oğlundan yardım ister. “Oğlum bir adam beni ağaçla dövüyor beni kurtar” der. Oğlu:
“Babacığım, böyle birini göremiyorum sen hayal görüyorsun” der.
Böylece el-Esved denen hain olduğu yerde ölür kalır. Esved ve arkadaşları, Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e kaş-göz işaretleriyle alay ederler, onu gördüklerinde hep birlikte ıslık çalarlardı.

Bu bedbahlardan bir diğeri de Esved b. Abdi Yeğus’dur. Bu adam ailesi ile birlikte yola çıkar. Kendisine öyle şiddetli bir ateş gelir ki sonunda kömür gibi kapkara olur. Bu kişi Müslümanları görünce, sahabeyi alaya alarak arkadaşlarına derdi ki:
“Bakın, bakın Kisraların ve Kayserlerin mülküne varis olacak yeryüzü hükümdarları geliyorlar.”

Beşinci bedbaht ise, el-Velid b. Muğire idi. Bu adam Halid b. Velid’in babası, ebu Cehil’in amcası idi.İslâm’ın büyük kumandanı Halid bin Velid’in babası Velid bin Muğire, müşriklerin akıl hocalarından ve ileri gelen söz sahiplerindendi. Bunun içindir ki, “Biricik” ve “Kureyş’in gülü” diye lâkaplanmıştı. Allah-u Teâlâ ona dünya nimeti olarak bol mal ve çocuk vermiş, onu rızka boğmuştu. Mekke ve Tâif’te deve sürüleri, kısrakları, geniş miktarda bağ ve bahçeleri, köle ve cariyeleri bulunuyordu. Tâif’te bir bahçesi vardı ki yaz-kış meyvesi hiç eksilmezdi. Buna rağmen Allah-u Teâlâ’nın nimetlerinenankörlük etti. Bir gün salınarak ve böbürlenerek yola koyulur. Ok yapan bir adamın yanında durur. Elbisesine bir ok takılır. Kibrinden dönüp o oku üzerinden atmaz. Ridasının ucunu omzuna almak üzere çeker. İşte bu esnada ok, kolundaki damarına rastlar ve hayat damarını keser. Kan kaybından sonunda ölür gider.

Efendimiz (a.s)’ en çok zorluk çıkaranlardandı. Ashabın akrabaca zayıf olanlarına daima işkence ederdi. Böylece: "Onlar yakında bilecekler!" (Hicr, 96) ayet-i kerime'si tecellî etmiş, Allah-u Teâlâ; Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-i ile alay eden, dinini hafife alan, Kur'an-ı azîmüşan'ı küçümseyen münkirlere bir bir cezalarını dünyada da vermiştir. Ahirette verilecek cezalar ise şüphesiz ki daha şiddetlidir.
Bu gibi nankör kimselerin akla hayale gelmedik belâlarla müptela oldukları, verilen mühlet dolunca hâk ile yeksan oldukları, dolayısıyla Âyet-i kerime'nin sırrının zuhur ettiği her asırda görülmektedir.

Yazar: Fatiha Yılmaz Köşe:
İrfan Penceresi