Ömer (ra.)'in İlmi Ve Kültürü

Dünya ve din işleriyle ilgili olarak onun ilmi öyle bir mertebeye varmıştı ki, daha sonra gelen halifelerden hiçbiri onun vardığı mertebeyi elde edemedi. Bu*na birçok etken yardımcı olmuştu. Bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz: Fıtraten hazırlıklı oluşu, İslâm'dan önceki ilk çağları, uygun yaşı. Gerek İslâm'ı kabul ettiği gerekse hilâfeti kabul ettiği zaman olarak sayabiliriz. Buna ilâve olarak uzun süren istikrarlı hüküm devresini zikredebiliriz. Bu sırada hiçbir otorite onunla çekişmeye ve tartışmaya girmediği gibi, ona hayatın bütün branşlarında içtihad etmesini sağlamıştı. O bu ilmiyle mücerred teorik daireden canlı tatbik sahasına çıkmıştı.
Bugün dünyanın birçok yerinde "İlim hayat içindir" ambleminin yükseldi*ğini biliyoruz. Gerek hayatında gerekse ölümünden sonra Ömer (r.a.)'in ilmi kadar insanlığa fayda sağlayanını bulmak mümkün değildir. Bu manaya delâlet eden Resulullah (s.a.v.)'tan rivayet edilen hadislerin en meşhurları şunlardır:
Abdullah b. Ömer'in rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Ben uyurken içinde süt bulunan bir kadeh bana verildi. Bu kadehten içtim. O kadar ki tırnaklarımdan sızdı. Geri kalanını Ömer b. Hattab'a verdim."
Kendisine bunu nasıl te'vil edersiniz, diye sordular. Resulullah şöyle cevap verdi:
“İlim”
d- Ebu Said et-Hudrî'nin rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
"Ben uyurken halk kendilerini bana takdim ediyorlardı. Ve üzerlerinde gömlek vardı. Kimisinin gömleği göğsüne kadardı, kimisinin ise daha kısaydı. Ömer b. Hattab geldiğinde gömleği yerde sürükleniyordu."
Kendisine bunu nasıl te'vil ettiniz ey Allah'ın Resulü, deyince şu cevabı verdi:
“Din.”

c- Ebu Ümame el-Bahılî'nin Resulullah (s.a.v.)'dan rivayetine göre şöyle buyurdu:

"Cennete girdim, sonra cennetin sekiz kapısından birinden çıktık. Cennet kapısında iken kendimi terazinin bir kefesine, ümmetimi de diğer kefesine koy*dum. Ben ağır geldim. Sonra Ebu Bekir (r.a.) getirildi. Onu bir kefeye, bütün ümmetimi diğer kefeye koydum. Ebu Bekir (r.a.) ağır geldi. Daha sonra Ömer (r.a.) getirildi. Onu bir kefeye bütün ümmet diğer bir kefeye kondu. Ömer (r.a.) ağır geldi."
Abdullah b. Ömer'in rivayetine göre Resulullah şöyle buyurdu:
"Rüyada kuyudan kovayla su çekiyordum. Ebu Bekir geldi, bir veya iki do*lu kovayı zayıf bir şekilde çekti. Allah onu affetsin. Daha sonra Ömer b. Hattab geldi ve büyük bir kova çekti. Onun gibi güçlü birini görmedim. Öyle ki herkes içti ve çömeldi."
İmam-ı Şafii hazretleri bununla ilgili olarak şöyle der: "Ebu Bekir'in zayıf bir şekilde çekmesi, kısa müddetine, erken vefatına, irtidad edenlerle uğraşması sebebiyle fetihlerden uzak kalmasına; fazlalık ise Ömer'in uzun süren halifeliği esnasındaki icraatına delâlet etmektedir."
Ömer (r.a.)'in kültürünün kaynağı ne idi. Bu soruya cevap vermek üzere de*riz ki, onun kültürü İslâm'dan önce başlamıştı. Okuma yazma bilindiği gibi, il*min ve kültürün anahtarıdır. Sire kitaplarının rivayetine göre, o çocukluk ve gençlik yıllarında kendi çağdaşlarına göre, okuma yazma bilmesi sebebiyle üs*tün özelliğe sahipti ve o zaman bunların sayısı oldukça azdı.
Resulullah (s.a.v.)'a peygamberlik geldiği sırada Kureyş'te sadece on yedi kişi okuma yazma biliyordu.
[36] Belki bu rakamda bile biraz mübalağa vardır. Vahiy kâtiplerinin sayısı, bazı rivayetlere göre kırkı geçiyordu. Ancak bu, onun aynı zamanda ilim ve kültürün anahtarına sahip olan Kureyş'teki azınlıktan biri olduğunu açıklamaktadır.
Ömer delikanlılık çağına gelince şiirden zevk aldığı gibi, bazı rivayetlere göre bizzat şiir de yazıyordu, Ikdü'l-Ferid sahibinin rivayetine göre, bir gün Ömer (r.a.), Nabiga el-Ca'diye şöyle söylüyordu:
“Bana, Allah'ın sana affettiği bazı şarkılarını söyler misin?” dedi. O, ona ait bir parça okuyor ve kendisine bunu söyleyen (yazan) sensin, diyordu. Ömer (r.a.):
“Evet, el-Hattab'ın develerini güderken söylerdim,” cevabını veriyordu. Ömer b. Hattab Ukaz pazarında ve diğer pazarlarda şairleri dinler, onların şiir*lerinden ezberler, hoşuna gidenleri okurdu. El-Hadi, Hassan b. Sabit, ez-Zibirkan ve arkadaşlarıyla konuştuğu bilinmektedir.
Babasından ensap (nesepler) ilmini öğrenmiş, bu sahada yetkili bir kişi ol*duğunu gözler önüne sermişti.
Güzel konuşur ve beyanda bulunurdu. Bütün bu özelliklerinden dolayı, Kureyş tarafını temsilen diğer kabilelere sefir olarak giderdi. Kendisinden önce babasının verdiği hükümler gibi onun hükümleri de çıkan anlaşmazlıklarda rıza sağlardı.
Kureyş gençlerinin büyük çoğunluğu gibi o da, gençliğinde ticaretle uğraş*mış, belki sahip olduğu katılık ticaretin başkalarına sağladığı faydayı kendisine sağlamamıştı. Bu katılığıyla o, taştan su çıkarmayı başarmıştı. Kureyş'in tabi*riyle toprağı altına çevirmesini biliyordu. Kışın ve yazın yapılan ticaret mevsiminde Yemen'e ve Şam'a gitmekle yetinmeyip İran'a ve Rum'a da gidiyordu. Ancak bu gezilerinde ticaret yapmaktan çok kültürünü geliştirmekle meşguldü. Mes'ûdî "Mürucü'z-Zeheb"de, onun cahiliyet devrindeki gezilerine işaret ede*rek bu gezilerde çoğunlukla Arap emirlikleriyle bir araya gelerek görüşmeler yaptığını belirtmektedir.
Büyük ihtimalle o, servet kazanmaktan ziyade Kureyş'in sefirliğini yapıyor, Arapların ensabıyla (atalarıyla) ve yine Arapların günleriyle ilgili olan bilgile*rini asrın kitaplarından edindiği kültürle de ilminin gelişmesi için itina gösteri*yordu.[37]
Ömer (r.a.) İslâm'a girince gerek Mekke'de ve gerekse Medine'de Resul-ü Ekrem'le birlikte idi. Onunla birlikte çalışıyor, din işlerinde ilim öğreniyordu. Bunlardan bazılarını zikrettik. Resulullah hadislerinde kaydetti. Aynı zamanda devlet işleri ile ilgili olarak icraatta bulunuyordu. Yukarıda da belirttiğimiz gi*bi, teorik ilimle tatbikî ilmi bir araya getiriyor, uygulamada ve icraatta bulunu*yordu. Onun ilminin ve kültürünün bazı yönlerini şu şekilde özetlememiz mümkündür: