İnsan, beden gibi bir madde, rûh gibi bir mâna taşıyan, Allah'ın yeryüzünde kendine halife kılmak için en güzel bir biçimde, ahsen-i takvim üzere, mükerrem olarak yarattığı bir varlıktır.
İnsan bedenî yapısı itibarıyla, maddî şeylere ihtiyaç duyar ve bu ihtiyaçların karşılanması duygusu, insanda fıtrî olarak mevcuttur. İnsan rûhî yapısı açısından da mânevî gıdalara ihtiyaç hisseder. Selim bir fıtrat sahibi bir insan, bu ihtiyaçlarını farkedip karşılanması yollarını araştırır. Bizim tebliğimizin konusu günümüz insanının bu mânâdaki ihtiyaçlarını, mânevi ihtiyaçlarını kapsamaktadır.
Şu bir gerçek ki, Ondokuzuncu Yüzyıl'da gerçekleştirilen sanayi ınkılâbı ve onunla birlikte bütün dünyaya ağırlığını hissettiren materyalist düşünce, insanın mânevî dünyasını allak bullak etti. Gelişen teknoloji karşısında şaşkına dönen bir takım düşünürler, insanların aradığı ve dinlerin va'dettiği cenneti, dünyada gerçekleştirebilecekleri iddiasına kalkıştılar. Materyalist düşünce ve özellikle Marksist akım, bu anlayışla bütün dünyayı sarstı. Doğu bloku ülkeleri ile Batı ve Amerikan insanı maddeyi ilâhlaştırdı, Allah ve âhireti inkâra kalkıştı. Bu yolla aradığı mutluluğa ereceğini sandı. Ancak bir türlü bu mutluluğa erişemedi. Çünkü insanı fıtratına ters bir yönde yürüten bu sistemler, neticede tıkandı. Marksizm sistem olarak iflas etti. Materyalist ve kapitalist düşünce de insan konusunda bir şeyi noksan bıraktığını farketmeye başladı. Çünkü elinde maddi güç ve teknoloji vardı ama, Batı insanı can çekişiyordu, mutsuzdu, uyuşturucu müptelasıydı. Nüfus geri saymaya başlamış; teknolojiyi eline geçiren insan, manevi açlığı sebebiyle iyice gaddarlaşmıştı. Çünkü insanın mânevi hayatı ihmal edilmişti.
Dünyamızın karşı karşıya kaldığı bu tablo karşısında, insanın yeniden kendini ve ihtiyaçlarını gözden geçirmesi gerekiyor. Bu gözle insanın mânevi ihtiyaçlarını incelediğimiz zaman onların iki boyutlu olduğunu görüyoruz:
a. Ferd Planında
b. Toplum Planında
I. Ferd Plânında
İnsanın ferd planında en önemli mânevî ihtiyacı, temiz bir gönüle sahip olmaktır. Peygamberlerin temel görevleri arasında sayılan tezkiye, insanların kalp evlerini, gönül dünyalarını temizlemektir. Bugün kültürel kirlenme, düşünce sistemlerindeki tıkanma, gönülleri ve kafaları kirlettiğinden günümüz insanının ilk muhtaç olduğu şey, gönlünü arıtmaktır.
Bunu yolu da:
1. Tevhide dayalı sağlam bir iman,
2. Derin bir ibadet hayatı ve
3. Bunlara bağlı bir sanat anlayışıdır.
1. Sağlam bir inanç
İnsanoğlu, rûhî yapısı, yaratılış gayesi itibarıyla inanmak ihtiyacında olan bir varlıktır. Çünkü, Allahu Teala: "Ben insanları ve cinleri başka bir maksatla değil, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." buyurmaktadır. (Ez-Zariyat, 51/56)
Ayette geçen "bana kulluk etsinler" ibaresi, "Beni tanısınlar, benim teklifimi kabul etsinler diye yarattım." şeklinde tefsir edilmektedirler. İnsan kulluk için yaratıldığı için, mutlaka bu ihtiyacını tatmin etmek üzere, yüce varlığa teslim olmak durumundadır. O yüce varlığa kul olmadığı, onu tanımak şerefinden mahrum kaldığı zaman ise, mutlaka bir başka şeye kul olmaktadır. Tabiat boşluğu kabul etmediği için, insan Allah'a inanmak ve ancak ona açılmak üzere yaratılmış bulunan kalbini başka şeylere açarak bu ihtiyacını tatmin etmeye çalışır.
Üstün sayılan bazı varlık ve kişilere âdeta tanrıymış gibi gösterilen saygı ve bağlılık, bu duygudan kaynaklanmaktadır. Tevhid ilkesinden koparak gerçek imandan mahrum kalan insanların gönülleri, yeni tanrılarla dolmaktadır. Bugün bizim toplumumuza kadar giren, bazı sanatçıları ilâh sayma anlayışı da bu tür bir sapmadır.
İnanmak, hava kadar, su kadar bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç iyi bir tevhid eğitimiyle karşılanabilir. İnsan kimin Rab, kimin kul olduğunu bilirse, kula kulluktan, nefse ve dünyaya kulluktan kurtulur. Çünkü, insanın nefsini de tanrılaştırdığı, Kur'an'ın belirttiği bir gerçektir.
2. Derin bir ibadet hayatı
İbadet de inanç gibi insanın fıtrî bir ihtiyacıdır. Bu fıtri ihtiyaç, fıtrat dini olan İslâm'ın gösterdiği usûllerde tatbik edilmediği için, insanlar kendi putlarına ve tanrılarına ibadete ve tapınmaya kalkışmaktadır. Son zamanlarda ülkemizde futbol maçları sırasında, stadyumlarda görülen ve seyircilerin taraftarı olduğu takıma hitâben yazılan pankartlardaki "Sana tapıyorum!" ifadeleri, bu gerçeği seslendirmektedir. Belki akl-ı selîm ile konuşulduğunda bu yaptığının bir çılgınlık olduğunu kabullenecek insanlar, kendilerini bu tür sözler sarfetmekten alamamaktadır.
İbadet ve inanç insan ruhunda kendine güven duygusunu geliştiren en müessir etkendir. Dr. Alexis Carrel, İnsan Bu Mechul adlı eserinde, ibadet hayatının hastalıkların tedavisinde bile son derece etkili bir rol oynadığını itiraf etmektedir. İnsandaki sığınma ihtiyacı ancak ibadetle doyurulabilir. Çünkü ibadet insana huzur ve sukûn verir. Bedeni, mâlî ve mânevî ibadetler insanda kemal yolunu açar. Mânevî ibadet denince genellikle, insan ruhu ve kalbi ile ibadete iştirâkini, kulluğun ihlâs, huşû, takvâ ve ihsan boyutunu kasdediyoruz.
3. San'at ilgisi
İnsanda rûhî doyuma katkıda bulunan rûhî gıdalardan biri de san'attır. Asıl san'at, Sâni-i Hakîm'in sun'-ı mutlakını temâşâ ile hüsn-i mutlaka ermek ve onu insan eliyle eşyaya nakşetmektir.
İnsanoğlu bu âleme ekmek yemeye değil, güzel sevmeye gelmiştir. Güzel sevmek Cemâl'e ilgi duymakla başlar.
II. Toplum Plânında
Bilindiği gibi Asr Sûresi'nde insanın zarardan, ziyandan ve hüsrandan kurtulup aradığı mutluluk ve hayra erişmesi dört şarta bağlanmış bulunmaktadır: inanç, ibadet, hakkı ve sabrı tavsiye. Bunlardan ilk ikisi insanın Allah ile ilişkilerini düzenleyen ve ferdî hayatta mutluluğunu sağlayan şeylerdir. Geri kalan ikisi ise, toplum hayatını düzenleyen ve sosyal hayatta inanç ve güzellikleri hakim kılmayı amaçlayan prensiplerdir. Biz bunları bugünkü ifadelerle iki başlık altında toplamak istiyoruz:
1. İnsanlara Ulaşmak ve Paylaşım
İnsan paylaşmak ihtiyacında olan bir varlıktır. İnanç ve düşüncelerini, sevinç ve tasalarını paylaşacak dost arar. Kardeşçe sıcak bir nefese ve yumuşak bir sese daima ihtiyaç duyar. Böyle bir dost çevresi bulmak, yoksa kurmak ister. Sağlam bir inanç, iyi bir ibadet hayatı insanı bireysellikten kurtarıp toplumsallaştırır. Bencillikten kurtarıp daha özverili bir hale getirir. İnsanları ve varlıkları sevmeyi öğretir. Bugün toplumumuzda insanlar olarak birbirimizi sevmeye her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var... Kanayan yaraların sarılması bu duyguyla mümkündür.
Bugün batı toplumunun en fazla şikayetçi olduğu konu, yalnızlıktır. Batı insanı yalnızdır. Aile içinde, iş yerinde, toplumda Batı insanı bu yalnızlık psikozundan kurtulamamaktadır. Batı'da İslâm'a yönelen insanların bu yönelişleri, genellikle Batı insanının içine düştüğü yanlızlık duygusunudan kurtulmak ve İslâm'daki sevgiye dayalı paylaşım ortamına kavuşmak şeklinde izah edilmektedir. Sosyal hayattaki en önemli ihtiyacımız bize gönlünü açacak, her şeyini bizimle paylaşacak bir dosttur. İnsan özellikle elinden tutup, kendisine yol gösterecek, problem ve sıkıntılarını kendisi ile hasbi olarak paylaşacak bir rehber şahsiyete daima muhtaçtır.
2. Güzel Ahlâk
Ahlak, insanın manevî hayatının bir tezahürüdür, inanç sisteminde toplumun tasvib ettiği güzel davranışların insanda meleke haline gelmesidir. İnsanın her hal ve durumda vicdanının sesine kulak vererek, doğru dürüst, tutarlı ve kişilikli olmasıdır. İnsanda ahlâk motivasyonu Allah korkusundan kaynaklanır. Allah'tan korkan, kullardan utanmasını da bilir. Bu yüzden ahlâkın başı hayâdır. İnsanda insanî davranışların bir göstergesi de hayâdır. İnsanoğlunun hayâ denilen ve ahlaki davranışları düzenleyen bu duyguya sahip olması gerekir. Nitekim, Peygamberimiz SAS: "Utanmadığın takdirde dilediğini yap!" buyurarak hayasını kaybeden kişinin, ahlaki erdemlerini de kaybettiğini ifade etmektedir. Mevlana da insanla, hayvan arasındaki sınırı "edep ve haya" olarak belirlemektedir.
Batı'nın emperyalist zihniyeti, kültür emperyalizmi ile istilâ etmek istediği ülkelerde, insandan önce hâyâyı kaldırmayı amaçlamaktadır. Çünkü hâyâ ortadan kalktıktan sonra, bütün moral değerler çökecek ve toplum kişiliğini yitirecektir. Bugün televizyonlardaki pembe dizilerle, diğer erotik yayınların insanımızdaki yaptığı en önemli tahribat bu noktadadır. Yani insanımızı hâyâ duygusundan soyutlamakta, âile ilişkilerini ve toplum ahlâkını tahrip etmektedir.
En yüz kızartıcı sahneleri devamlı olarak seyreden insanlarda onlara bir bağışıklık meydana gelmesi tabiîdir. Bu tür bir bağışıklık ise insanı etkisiz hale getirir. Zaten amaç da budur. Batı, insan plânında tükenmişliğini başkalarına bulaştırmak istiyor. Adetâ tüberküloz hastasının, hastalığını başkalarına bulaştırmak için onların kaplarına, eşyalarına dokunması, hatta tükürmesi gibi. Batı kendi mikrobunu bize taşımak istiyor. Toplum ahlâkını ve âileyi bitirmek istiyor.
Özetleyecek olursak, bugünün insanı, bireysel plânda gönül temizliğine; bunun için de tevhid inancıyla derin bir ruh hayatına, ibadete; toplum plânında dostluk ve paylaşım ile ahlak ve hayaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyacı karşılayacak da tevhid inancında birleşmektir. Rabbımızdan tevhid ikliminde arı, duru gönüllerle ahlâken yücelmiş toplumlara erdirmesi niyazıyla