Başkasının Derdiyle Dertlenmek
Halife Reşîd, Bermekîlere karşı tutumunu değiştirdiği bir dönemde veziri Salih'i çağırarak:
- Mansûr b. Ziyâd'a git ve bize borçlu olduğu on milyon dirhemi vermesini söyle. Akşama kadar tahsil ede-mezsen onun kafasını bana getir. Sakın beni olaylara müdahale etmek zorunda bırakma! dedi. Salih der ki: Halife bana bunları tembih ettikten sonra yanından ayrıldım. Mansûr'un yanına vardım ve Halife Reşîd'in bana tüm söylediklerini ona anlattım. O:
- Ben mahvoldum, dedi. Yemin ederek: "Şayet bütün malımı mülkümü satsam yüz bin dirhem etmez; on milyon dirhemi nereden bulayım?" dedi. Ben:
- Bu işin çözümü için iyi düşün ve halletmeye bak. Çünkü ben sana ne fazla mühlet verebilirim ne de halifenin emrinden cayabilirim, dedim. Mansûr:
- O zaman beni evime götür de çoluk-çocuğuma veda edeyim; akrabalarıma da gerekli vasiyeti yapayım, dedi. Mansûr ailesine veda edince evinden ağlama, yalvarış, feryat sesleri yükselmeye başladı. Ben ona dedim ki:
- Çoğu zaman insanlar Bermekî ailesinden yardım görmüşlerdir. Bizi ona götür, dedim. O hâla ağlıyor ve feryat ediyordu, nihayet Bermekî reislerinden Yahya b. Hâlid'e geldik. Ben ona, olanları ve bu konuda geldiği-
226
YÖNETİCİLERE ALTIN ÖĞÜTLER
miz noktayı anlattım. Yahya buna çok üzüldü. Bir müddet sessizce başını öne eğip düşünceye daldı. Sonra başını kaldırarak hazinedarın çağırılmasmı emretti. Gelen haznedara:
- Hazinemizde ne kadar para var? diye sordu. Hazinedar:
- Bir milyon dirhem var, dedi. Yahya onların hepsinin getirilmesini emretti. Daha sonra Oğlu Fazl'a birisini göndererek ona:
"Babanız büyük bir ticari atılıma girecek, bunun için sizde ne kadar para varsa istiyor" demesini söyledi. FazI da iki milyon dirhem gönderdi. Başka birisini de Cafer'e göndererek ona:
"Babanızın paraya ihtiyaç duyduğu bir mesele var; onun için sizden para istiyor," demesini emretti. Cafer de iki milyon dirhem gönderdi; böylece beş milyon dirhem toplandı, fakat beş milyon daha lazımdı. O zaman Mansur, Yahya'ya hitaben:
"Ey Efendim! Ben bu işin çözüm için size sarıldım; sizin borcun kalan kısmını tamamlayarak beni kurtarmanızdan başka bir kurtuluş yolu bilmiyorum!" dedi. Yahya başını yere eğdi ve ağlamaya başladı. Sonra hizmetçisine dönerek:
- Hârûn Reşîd, benim cariyeme kıymeti çok büyük mücevherler vermişti. Şimdi ona git, üzerendeki mücevherleri bize vermesini söyle, dedi. Hizmetçi gitti ve cariyeyle beraber huzura geldi. Yahya:
İMAM GAZALİ
227
t
Hedef ve niyet yüksek olunca, gayret ve çaba da o derece yüksek olmalıdır
- Ey Salih, ben bu cariyeyi Emir'ul Müminin için iki yüz bin dirheme satın almıştım. Emir'ul Müminin onu pek çok altın dinar karşılığında hibe etti. O, bu kadını görünce tanır. Şimdi Man-sûr'un ödemesi gereken miktar tamam oldu. Ey Salih, sen de Emir'ul Müminin'e söyle Man-sûr'u bize bağışlasın" dedi.
Salih der ki: Ben, malları ve mücevherleri alarak Mansur'la beraber yola çıktım. Yolda yürürken Man-sur'un bir şiir söylediğini işittim, o şiirle durumunu anlatmaya çalışıyordu. Onun bu kötü ve çirkin davranışına çok şaşırdım. Şiir şuydu.
Bana yapışıp beni geri istemedin; Fakat sen, ok acısından çekindin.
Bu sözleri duyunca ona dönerek: "Yeryüzünde Ber-mekliler kadar iyi insan, senin kadar da kötü insan yoktur. Onlar seni satın aldılar ve ölümden kurtardılar. Sen ise onlara bir teşekkür bile etmedin, hür insanlar gibi davranmadın; bir de söyleyeceğini söyledin!" dedim. Sonra Halife Reşîd'in yanına vardık. Bütün olanları olduğu şekliyle anlattım. Fakat Mansûr'un Bermekilere karşı olan o kötü tavrını anlatmadım. Anlattığım takdirde Reşîd'in onun canına kıyacağından korkuyordum.
228
YÖNETİCİLERE ALTIN ÖĞÜTLER
Bütün bu olanlara çok şaşıran Reşîd, mücevherin geri verilmesini emretti ve şöyle dedi:
"Bizim hîbe ettiğimiz şeyin bize geri dönmesi uygun değildir." Ben de o mücevheri Yahya'ya götürdüm ve Mansur'un yolda söylemiş olduğu çirkin şeyleri anlattım. Yahya bana:
"insan, canı sıkılmış, kafası dalgın ve çaresiz olduğu zaman ne dediğini bilemez. Öyle tahmin ediyorum ki, o, söylediği hiçbir şeyi kalpten söylememiştir," dedi ve Mansur'un kusurunu kabul etti. Ben ağlamaya başladım ve ona: "Bu dünyaya senin gibi bir insan daha gelmez. Eyvahlar olsun! Senin gibi güzel ahlaka sahip insan nasıl toprak altına girer?" dedim."