Sikke-i Tasdik-i Gaybi-Bölüm 5

Sûre-i Ve’l-Asr’in dağ meyvesi namındaki nüktesine bir haşiyedir.

’daki ahirdeki ta’lar, ekseriyetçe vakfa rastgelmesiyle, cifirce sayılabilir. Bu noktada beraberdir (1358); bu zamanımızı gösterir Ve telâffuzca okunmadığından kalabilir. Bu noktadan şeddeler sayılmazsa ve beraber değil iki yüz küsur sene zamana kadar iman ve amel-i salihle beraber bir taife-i azime, hasârât-ı azimeye karşı mücahedeye devam edeceğine işaret edip, Fatiha’nın ahirinde -1- gösterdiği zamana; hem -2- birinci cümle, bin

1 "Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerinin ve onlara tabi olan sâlih kullarının yolu." Fâtiha Sûresi, 1:7.
2 "Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar [yani kıyâmetin kopmasına kadar] galibâne hak üzerinde devam edecektir." Bu hadis-i şerif hadis kaynaklarında bu lafızlarla rivayet edildiği gibi, aynı manayı ifade eden farklı lafızlarla da rivayet edilmiştir. Buhari, İ’tisam: 10; Müslim, İman: 247, İmâre: 170, 173, 174; Ebû Dâvud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 27, 51; İbn-i Mâce, Mukaddime: 1, Fiten: 9; Müsned, 5:34,269, 278, 279; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:449-450, 550.

beş yüz makamıyla ahirzamanda bir taife-i mücahidînin son zamanlarına ve ikinci cümle, bin beş yüz altı makamıyla, galibane mücahedenin tarihine ve üçüncü cümle, bin beş yüz kırk beş makamıyla, pek az bir farkla hem Fatiha’nın, hem Ve’l-Asri Sûresinin iki cümlesinin gaybî işaretlerine işaret edip, tevafuk eder. Demek, bu hadis-i şerifin üç cümlesinden herbirisi, bin beş yüz tarihine ve mücahedenin ne kadar devam edeceğine dair işaretlerine, aynen bu -şedde sayılmazsa-bin beş yüz altmış bir makamıyla, hem -şedde sayılır fakat ’da lâmdır-bin beş yüz altmış makamıyla iştirak edip, o taife-i azimenin mücahedatları ne kadar devam edeceğini mana-yı işârî ve cifriyle gösterirler. Ve Fatiha ve hadisin irae ettikleri tarihe, makam-ı ebcedleriyle takarrüp edip, farklı bir derece tevafuk ederler ve manalarıyla da, tam tetabuk ederek, parlak bir lem’a-i i’câziye-i gaybiyeyi gösteriyorlar.

BİRDENBİRE KALBE GELEN BİR NÜKTE-İ İCAZİYEDİR
Kur’an’a ait en cüz’î, en küçük bir nüktenin de kıymeti büyük olduğundan, İşârât-ı Kur’aniyenin bu zamanımıza temas eden küçük bir şuası, bugün, Sûre-i ve’l-Asrî nükte-i i’câziyesi münasebetiyle, Sûre-i Fil’den, mana-yı işârî tabakasından, tevafuk düsturuna istinaden bir nüktesini beyan etmem ihtar edildi. Şöyle ki:
Sûre-i meşhur ve tarihî bir hâdise-i cüz’iyeyi beyânla küllî ve her asırda efradı bulunan o gibi ve ona benzeyen hâdiseleri ihtar ve tabakat-ı işariyeden her tabakaya göre bir manayı ifade etmek, umum asırlarda, umum nev-i beşerle konuşan Kur’an-ı Mucizü’l-Beyânın belağatının muktezası olmasından, bu kudsi sûre, bu asrımıza da bakıyor, ders veriyor. Fenaları tokatlıyor. Mânâyı işârî tabakasında bu asrın en büyük hâdisesini haber vermekle beraber, dünyayı her cihetle dine tercih etmek ve dalâlette gitmenin cezası olarak, cifir ve hesab-ı ebcedle, üç cümlesi, aynı hadisenin zamanına tetabuk edip işaret ediyor.

Birinci cümlesi: Kâbe-i Muazzamaya hücum eden Ebrehe askerlerinin başlarına ebâbil tayyareleriyle semavi bombalar yağdırmasını ifade eden cümle-i kudsiyesi, bin üç yüz elli dokuz edip, dünyayı dine tercih eden ve nev-i beşeri yoldan çıkaran medeniyetçilerin başlarına semavi bombalar ve taşları yağdırmasına tevafukla işaret ediyor.
"Onlara taşlar attılar." Fil Sûresi, 105:4.

İkinci cümle: -1- kelime-i kudsiyesi, eski zaman hâdisesindeki Kâbe’nin nurunu söndürmek için, hilelerle hücum edenlerin kendileri yokluk, zulümat dalâletinde aksü’l-amelle aleyhlerine dönmesiyle tokat yedikleri gibi; bu asrın aynen hilelerle, desiselerle, zulümlerle edyan-ı semaviye kâbesini, kıblegâhını dalâlet hesabına tahribe çalışan cebbar; mağrur ehl-i dalâletin tadlil ve idlâllerine semavi bombalar tokadıyla cezalanmasına, aynı tarihî kelime-i kudsiyesi bin üç yüz altmış makam-ı cifrîsiyle tevafuk edip işaret ediyor.