Sikke-i Tasdik-i Gaybi-Bölüm 12

âyetinin tetimmesi
* âyetinin kuvvetli işaretini hem teyid, hem letafetlendiren üç münasebet birden Ramazan’da kalbime geldi. Kat’î bir kanaat verdi ki, kelimesine tam münasip Said’dir. Bu âyet Risale-i Nur tercümanı olan Said’i unvanıyla göstermesinin bir hikmeti budur ki:
Mevtin muammasını ve tılsımını Risale-i Nur ile o açmış, o dehşetli yüzün altında ehl-i imana çok ünsiyetli, sürurlu, nurlu bir hakikat keşfedip ispat etmiş. Ve mevt-âlûd hayat-ı fâniyede boğulan ehl-i ilhada karşı, bâkiyâne, hayat-âlûd, muvakkat bir mevt-i zâhirî ile galibâne mukabele eder.
sırrına mazhar olan ehl-i ilhad, gayr-ı meşru müştehiyâtının ibâhasıyla süslendirmesine mukabil, Risale-i Nur, mevti o aldatıcı, fâni hayata karşı çıkarıp lezzet ve zînetini zir ü zeber eder. Ve der ve ispat eder ki, "Mevt ehl-i dalâlet için idam-ı ebedîdir. Ve o dehşetli darağacından kurtaran
* Ölü iken îmân ile diriltip nûra kavuşturduğumuz ve halk içinde o nûr ile doğru yolda yürüyen kimse, inkâr karanlıkları içinde kalıp da ondan hiçbir zaman çıkmayacak olan kimse gibi olur mu? En’âm Sûresi, 6:122.
ve mevti mübarek bir terhis teskeresine çeviren yalnız Kur’ân ve imandır." İşte bunun içindir ki, bu hakikat-i muazzama-i mevtiye, Risale-i Nur’da gayet mühim ve geniş bir mevki almış; hattâ ekser hücumunda mevti elinde tutup ehl-i dalâletin başına vurur, aklını başına getirmeye çalışır.
İkincisi: Ehl-i tarikatın ve bilhassa Nakşîlerin dört esasından biri ve en müessiri olan râbıta-i mevt Eski Said’i Yeni Said’e (r.a.) çevirmiş ve daima hareket-i fikriyede Yeni Said’e yoldaş olmuş. Başta İhtiyarlar Risalesi olarak, risalelerde o rabıta, keşfiyatı göstere göstere tâ ehl-i iman hakkında mevtin nuranî ve hayattar ve güzel hakikatini görüp gösterdi.
Üçüncüsü: Bu âyet, cifir ve ebced hesabıyla, her tarafta Said’e hücum eden üç çeşit mevtin temas zamanını ve tarihini aynen gösterip tevafuk eder. Demek, âyetteki kelimesinin efradından medar-ı nazar bir ferdi ve cifirce onun ismi adedine tam tevâfukla hususi işarete mazhar bir mâsadak Saidü’n-Nursî’dir.

Sabri’nin sadâkatinin bir kerametidir.
Ben namazdan sonra bu tetimmeyi yazarken Sıddık Süleyman’ın halefi Emin, Sabri’nin âyetine dair parçayı aldığını ve Ramazan’ın feyzinden onun izahı gibi nurlar istediğini gördüm. Ne yazdığımı Emin’e gösterdim. Hayretle dedi: "Bu hem Sabri’nin, hem Risale-i Nur’un bir kerametidir."
Bu âyetteki esrarlı muvazene-i Kur’ân’iyeyi düşünürken, Sûre-i Hûd’daki -1- fıkrasına karşı -2- ’deki muvazene hatıra geldi ve bildirdi ki: Nasılki bu ikinci âyet ve birinci fıkra Risale-i Nur’un mesleğine, şakirtlerine tam tamına mânen ve cifirce bakıyor. Öyle de, -3- âyeti dahi, Risale-i Nur’un muarızlarına ve düşmanlarına ve onların cereyanlarının mebdeine ve faaliyet devresine ve müntehâsına cifirle, tevafukla işaret eder. Şöyle ki: -4- gibi âyetlerin bahsinde Birinci Şuâ’da yedi, sekiz âyâtın ehemmiyetle gösterdikleri 1316 ve 7
1 Şakîlere gelince... Hûd Sûresi, 11:106.
2 Saidlere gelince, onlar da Cennette kalacaklardır. Hûd Sûresi, 11:108.
3 Şakîlere gelince, Cehennem ateşinde eşeğin anırması gibi nefes alıp verirler. Hûd Sûresi, 11:106.
4 Allah’ın nûrunu üflemekle söndürmek isterler. Tevbe Sûresi, 9:32.

tarihi-ki Kur’ân’a karşı olan su-i kasdın mebdeidir- cifirce aynı tarihi gösteriyor. Eğer şeddeli mim, iki mim sayılsa 1357, eğer şeddeli lâm, iki lâm sayılsa 1347 ki, bu asrın tâğiyâne faaliyet tarihidir. Her iki şeddeli ikişer sayılsa 1387 ki, dehşetli bir cereyanın müntehâsı tarihi olmak ihtimali var. ise 1361, eğer ’deki okunmayan sayılmazsa 1351 tarihini, eğer şeddeli , asıl itibariyle bir , bir sayılsa yine 1331 tarihini ve Harb-i Umumî âfetinin feryad u fîzar içindeki yangınını göstererek Cehennem ateşinde zefir ve şehîk eden ehl-i şekavetin azabını haber verip, ehl-i imanı fitnelere düşüren şakîlerin hem dünyada, hem âhirette cezalarına işaret eder. Aynen öyle de, bu asra da zâhiren bakan, esrarlı olan Sûre-i -1- ’den şu âyetin -2- ifadesi gibi hem İstanbul’un iki harîk-ı kebîri, hem Harb-i Umumînin dehşetli yangınını Cehennem azabı gibi o fitnenin bir cezasıdır diye işaret eder.
Elhasıl: Bu âyet her asra baktığı gibi bu asra daha ziyade nazar-ı dikkati celb etmek için cifirce bu asrın üç dört devresinin tarihlerine ve hadiselerine işaret ve mânâsının suretiyle ve tarz-ı ifadesiyle iki cereyanın keyfiyetlerine ve vaziyetlerine ima eder. Sabri’nin mektubu yolda iken ve gelmeden evvel o mektubun mânevî tesiriyle bu âyeti ve -3- âyetiyle beraber düşünürken hatırıma geldi. Risale-i Nur bu derece kuvvetli işaret-i Kur’âniyeye ve şakirtleri bu kadar kıymetli beşaret-i Furkan’iyeye ve aktâbların iltifatına mazhariyetin sırrı ve hikmeti, musibetin azameti ve dehşetidir ki, hiçbir eserin mazhar olmadığı bir kudsî takdir ve tahsin almış. Demek ehemmiyet onun fevkalâde büyüklüğünden değil, belki musibetin

1 Yemin olsun burçlarla dolu gökyüzüne. Bürûc Sûresi, 85:1.
2 Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara eziyet eden, sonra tevbe de etmemiş olan kimseler için Cehennem azâbıyla beraber bir başka yangın azâbı daha vardır. Bürûc Sûresi, 85:10.
3 De ki: Elbette Rabbim beni dos doğru bir yola eriştirdi. En’âm Sûresi, 6:161.

fevkalâde dehşetine ve tahribatına karşı mücahedesi cüz’î ve az olduğu halde gayet büyük öyle bir ehemmiyet kesb etmiş ki, bu âyette işaret ve beşaret-i Kur’âniyede ifade eder ki, ’Risale-i Nur dairesi içine girenler tehlikede olan imanlarını kurtarıyorlar ve imanla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler’ diye müjde veriyorlar. Evet, bazı vakit olur ki, bir nefer gördüğü hizmet için bir müşirin fevkıne çıkar, binler derece kıymet alır.
İhtar:
Geçmiş ve gelecek âyetlerin işaretleri yalnız tevafukla değil, belki herbir âyetin mânâ-yı küllîsindeki cüz’iyat-ı kesiresinden bir cüz’î ferdi Risale-i Nur olduğuna îmaen, münasebet-i mâneviyeye göre cifrî ve ebcedî bir tevafukla o münasebeti teyiden ve ona binaen hususî ona bakar demektir.
Altıncı Âyet
Sûre-i Hadid’de yani, "Karanlıklar içinde size bir nur ihsan edeceğim, ki o nur ile doğru yolu bulup onda gidesiniz." Lillâhilhamd, Risale-i Nur bu kudsî ve küllî mânâsının parlak bir ferdi olduğu gibi, ’ deki tenvin sayılmak cihetiyle 1318 adediyle Resâilü’n-Nur Müellifi tedristen telif vazifesine ve mücahidâne seyahate başladığı zamanın beş sene evvelki zamanına ve çok âyetlerin işaret ettikleri 1316 tarihindeki mühim bir inkılâb-ı fikrîden iki sene sonraki zamana tevafuk eder ki, o zaman istihzarat-ı Nuriyeye başladığı aynı tarihtir. İşte şu nurlu âyet, hem mânâca, hem cifirce tevafuku ise, umum vücuhu ayn-ı şuur olan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyanda elbette ittifakı tesadüfî olamaz.

Yedinci Âyet:
şu âyet-i meşhurenin küllî mânâsının bu zamanda zâhir bir mâsadakı Risaletü’n-Nur olduğu gibi, lâfzullahdaki şeddeli lâm, bir lâm; ve deki melfuz ya sayılmak şartıyla 998 adediyle Risaletü’n-Nur’un 998 adedine tamtamına tevafukla münasebet-i mâneviyeye binaen remzen ona bakar. Ve bu remzi lâtifleştiren ve kuvvet veren münasebetlerin birisi şudur ki, Risaletü’n-Nur’un eczaları "Sözler" namıyla iştihar etmişler. Sözler ise Arapça "Kelimat"tır ve o kelimat ile Kur’ân’ın
Allah, delil ve mucizeleriyle hakkı ortaya çıkarır. Yûnus Sûresi, 10:82.
hakaikini o derece mahz-ı hak ve ayn-ı hakikat olduğunu ispat etmiş ki, bu zamanın dinsiz filozoflarını tam susturuyor.

Sekizinci Âyet
-1- ’dir. Şu âyet-i meşhure küllî mânâsının bu asırda muvafık ve münasip bir ferdi Risaletü’n-Nur olduğu gibi, cifirle kelimesi, ’ deki tenvin, nun sayılmak cihetiyle Risaletü’n-Nur adedi olan 998’e yine iki sırlı HAŞİYE fark ile baktığı gibi, cümlesinin makam-ı ebcedîsi ile 1316 ederek Risale-i Nur Müellifinin tedrisiyle istihzarat-ı Nuriyede bulunduğu en hararetli tarihi olan 1316 adedine tamtamına tevafuk eder.

Dokuzuncu Âyet
Hem el-Bakara Sûresinde, hem Lokman Sûresinde cümlesidir. Yani, "Allah’a iman eden, hiç kopmayacak bir zincir-i nuranîye yapışır, temessük eder." Risale-i Nur ise, iman-ı billâhın Kur’ânî bürhanlarından bu zamanda en nuranîsi ve en kuvvetlisi olduğu tahakkuk ettiğinden, bu külliyetinde hususî dahil olduğuna teyiden, makam-ı cifrîsi 1347 ederek Risaletü’n-Nur intişarının fevkalâde parlaması tarihine tam tamına tevafukla bakar ve bu on dördüncü asırda Kur’ân’ın icâz-ı mânevîsinden neş’et eden bir urvetü’l-vüska ve zulümattan nura çıkaracak bir vesile-i nuraniye Risale-i Nur olduğunu remzen bildirir.
Onuncu Âyet
-2-

On Birinci Âyet
-3-

HAŞİYE Yani, mertebesine işaret için iki fark var. Risale-i Nur vahiy değil, ilham ve istihraçtır.
1 De ki: Elbette Rabbim beni dos doğru bir yola eriştirdi. En’âm Sûresi, 6:161.


2 Allah hikmeti dilediğine verir de ona hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak gösterir. Bakara Sûresi, 2:269.
3 Onlara Senin kitabını öğretecek, kâinatın yaratılış sırlarını ve gayesini bildirecek ve onları inkâr ve isyan kirlerinden temizleyecek... Bakara Sûresi, 2:129.