Sikke-i Tasdik-i Gaybi-Bölüm 15

Yirmi Altıncı Ayet

Sûre-i Hûd’da -1- âyetinin iki satır sonra gelen -2- âyetidir. Şu âyetin şeddeli ve şeddeli ve şeddeli ikişer sayılmak ve ’ deki vakıfta olduğundan olmak cihetiyle makam-ı cifrîsi 1352 olmakla, tam tamına Resâili’n-Nur şakirtlerinin en meyusiyetli ve musibetli zamanları olan 1352 tarihine tam tamına tevafukla, o acınacak hallerinde

1 O gün insanlardan şakîler ve saidler vardır. Hûd Sûresi, 11:105.
2 Saidlere gelince, onlar da Cennette kalacaklardır. Hûd Sûresi, 11:108.

kudsî ve semâvî bir teselli, bir beşarettir. Ve âyetin münasebet-i mâneviyesi bir iki risalede, yani Keramât-ı Aleviyede ve Gavsiyede beyan edilmiştir. ’ deki kelimesi ’ deki kelimesine Kur’ân sayfasında tam müvâzi ve mukabil gelmesi, bu tevafuka bir letafet daha katar. Bu âyetin küllî ve çok geniş mânâ-yı kudsîsinin cüz’iyatından Risale-i Nur şakirtleri gibi teselliye çok muhtaç bir cüz’îsi bu asırda 1352’de bulunduğuna tam tamına tevafukla işaret ederek başına parmak basıyor.
Eğer kelimesinde vakfedilmezse ve kelimesiyle raptedilse, o vakit , olmaz. Fakat daha lâtif tesellikâr bir tevafuk olur. Çünkü kaide-i nahviyece müptedâdır. * onun haberidir. Bu haber ise, makam-ı cifrîsi olan 1349 adediyle, 1349 tarihinden beşaretle remzen haber verir. Ve o tarihte bulunan Kur’ân hizmetkârlarından bir taifenin ashab-ı Cennet ve ehl-i saadet olduğunu mânâ-yı işârîsiyle ve tevafuk-u cifrî ile ihbar eder ve bu tarihte Risale-i Nur şakirtleri Kur’ân hesabına fevkalâde hizmetleri ve tenevvürleri ve çok mühim risalelerin telifleri ve başlarına gelen şimdiki musibetin, düşmanları tarafından ihzarâtı tezahür ettiğinden, elbette bu tarihe müteveccih ve işârî, tesellikâr bir beşaret-i Kur’âniye en evvel onlara baktığını gösterir.
Evet ’ de şeddeli , bir sayılmak cihetiyle 400, 600; 1000 eder. İki 100; bir iki , bir 200; diğer 30, ikinci 10, iki 2, bir 3, bir 4, 49 eder ki; yekûnu 1349 eder.
Bu müjde-i Kur’âniyenin binden bir veçhi bize teması, bin hazineden ziyade kıymettardır. Bu müjdenin bir müjdecisi bir sene evvel görülmüş bir rüya-yı sadıkadır. Şöyle ki:
* Cennette sonsuza kadar kalacaklardır. Hûd Sûresi, 11:108.
Isparta’da başımıza gelen bu hadiseden bir ay evvel bir zâta, rüyada ona deniliyor ki, "Resâili’n-Nur şakirtleri imanla kabre girecekler, imansız vefat etmezler."
Biz o vakit o rüyaya çok sevindik. Demek o müjde, bu müjde-i Kur’âniyenin bir müjdecisi imiş. HAŞİYE

Yirmi Yedinci Âyet
Sûre-i Saf’ta -1-’dur. Bu âyetteki cümlesinin makam-ı cifrîsi, 1316 veya 7’dir. Ve bu tarih ise, sabıkan yirmi birinci âyetin hâtimesinde zikredilen inkılâb-ı fikrî sadedinde, Avrupa’nın bir müstemlekât nâzırı, Kur’ân’ın nurunu söndürmesine çalışması tarihine ve Resâili’n-Nur Müellifi dahi ona karşı o inkılâb-ı fikrî sayesinde o nuru parlatmaya çalışması aynı tarihe, hem yedi sûrede yedi defa -2- aynı tarihe, hem -3- dahi aynı tarihe, hem -4- dahi aynı tarihe, hem -5- dahi şeddeli , bir sayılmak ve tenvin sayılmamak cihetiyle aynı tarihe, hem -6- fermanı dahi aynı tarihe, hem dahi aynı tarihe bil’ittifak muvafakatları elbette remizden, işaretten, delâletten ziyade bir sarahattir ki, Risale-i Nur o nur-u İlâhînin bir lem’ası olacağını ve düşmanları tarafından gelen şübehat zulümatını dağıtacağını mânâ-yı işârîsiyle müjdeliyor. Hem bu cifrî ve müteaddit ve mânidar tevafuklar ise, kuvvetli bir münasebet-i mânevîyeye istinad ederler.
Evet, Resâili’n-Nur’un 129 risaleleri, 129 elektrik lâmbalarının şişeleri misilli, Kur’ân nur-u âzamından uzanan tellerin başlarına