Bir Suikast


Hişam ve Ayyaş´m İslam´dan döndüklerini açıklama*ları, sürekli akan göçleri durduramadığı için ezilen Ku-reyş´in kazandığı küçük bir zaferdi. Artık Mekke´deki bü*yük evlerden bazıları sahipsizdi; diğerlerinde ise birkaç yaşlıdan başka kimse kalmamıştı. Sadece on yû kadar ön*ce, çok zengin ve ahenkli görünen şehri bir" tek adam de*ğiştirmişti. Fakat bu tür gelip geçici üzüntü ve eseflerin yanısıra Mekkeliler, kuzeyde, dinleriyle çatışınca hiç bir akrabalık bağını tanımayan bu insanların toplandığı Yes-rib´de, kendileri İçin büyük bir tehlikenin geliştiğinin far*kındaydılar. Peygamber Cs.a.vJ´in: «Ey KureysJiler, sizi yerle bir edeceğim* sözünü unutmuyor ve görünürde hiç korkulacak bir şey yokken korkuyorlardı. Gözlerini onun üzerinden hiç ayırmadıkları halde O, Yesrib´e kaçmanın bir yolunu bulmuş ve artık bu söz sadece bir tehdit olmak*tan çıkmıştı.

Peygamber (s.a.v.)´in koruyucusu Mut´îm´in oimesı meydanı onlara bıraktı, meydanı daha da temizlemek için. Kureyş liderleri mecliste toplandığında Ebu Leheb orada bulunmadı. Uzun tartışmalardan sonra, -bazılarının istek*siz olmasına rağmen- Ebu Cehil´in bu tehlikeyi kökten hal*letmek için öne sürdüğü plân kabul edildi. Her kabile, r lı, güvenilir ve silahlandırılmış bir genç seçecek ve bu ; çilen adamlar aynı anda Muhammed (s.a.v.)´e sa´dıracak-lardı. Hepsi onun kanını akıtacak, böylenB de hiç bir kabile tek basma cinayetten sorumlu tutulmayacaktı. Çünkü Be*ni Haşim, bütün Kureyşli kabilelerle uğraşamazdı, onların öne sürdüğü diyeti de ödeye rdi. .Böylece bütün kabi´ îeler, yaşadığı sürece kendiler: rahat vermeyecek olan bu adamdan kurtulacaklardı.

Cebrail fa.s.), Peygamber (s.a.v.)´e gelmiş ve ne yapma*sı gerektiğini söylemişti, öğle vakti, ziyaret için uygun ol*mayan bu vakitte, Peygamber (s.a.v.) doğruca Ebu Bekir (r.)´in evine gitti. Ebu Bekir onu kapıda görür-görmez önemli bir oîay olduğunu anladı. Peygamber (s.a.v.) gel*diğinde, Aişe ve ablası Esma babalarının yanındaydılar. Peygamber ts.a.v.) : «Allah, bu şehirden ayrılıp, hicret et*mem için izin verdi» dedi. Ebu Bekir: «Benimle mi?» diye sordu. «Evet, seninle» dedi Peygamber (s.a.v.). Aişe o za*man yedi yaşındaydı. Daha sonraları şöyle derdi: «O güne dek, Ebu Bekir´in bu sözleri duyduğunda ağladığı gibi, bir kişinin sevinçten ağlayabileceğin! bilmiyordum.

Plânlarını yaptıktan sonra Peygamber (s.a.v.) evine döndü ve Ali fr.)´ye Yeszib´o gideceğini, onun kendisin*deki emanetleri sahiplerine verinceye kadar Mekke´de kal*ması gerektiğini söyledi. Peygamber (s.a.v.) hâlâ «el-Emîn» deniyordu ve kafirler bile hiç kimseye güvenmedikleri mal*larını ona emanet ediyorlardı. Peygamber (s.a.v.), Ali´ye, Kureyşlilerin kendisine suikast hazırladıklarını Cebrail´in haber verdiğini de söyledi.

Onu öldürmek için seçilen genç adamlar, geceleyin onun evinin dışında buluşmak üzere sözleşmişlerdi. Fakat sayılarının tamamlanmasını beklerken evden kadın sesle*ri Şevde, Ümmü Eymen, Ümmü Gülsüm ve Fatuna´nın seslerini duydular. Bu, onların düşünmesine sebep oldu, içlerinden biri, eğer eve tırmanıp girerlerse, kadınların giz*liliğine saldırdıkları için tüm Arabistan´da kötü anılacak*ların] söyledi. Bu yüzden kurbanlarının, her sabah «uleti olduğu üzere dışarı çıkmasını beklemeye karar verdiler.

Peygamber (s.a.v.) ve Ali (r.) onların varlığından ha*berdardılar; Peygamber (s.a.v.) her zaman üstünde uyu*duğu Örtüyü Ali´ye verdi ve: «Benim yatağıma yat ve benim bu yeşil Hadrâmi örtüme bürûn. Uyu, sana onlardan bir zarar gelmeyecek» dedi. Daha sonra Ya-sin diye baş*layan sureyi okumaya başladı.

«Biz onların önlerinde bir sed, arkalarında da bir sed çektik Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler». (Yasin: 9).

Âyetine gelince evden çıktı. Allah onların görmesini engelledi ve Peygamber (s.a.v.) aralarından geçti gitti.

Karşı taraftan bir adam geliyordu, Peygamber (s.a.v.)´i farketti. Biraz sonra Peygamber (s.a.v.)´in evinin yanından geçerken kapının önünde yığılan gençleri görünce, onla*ra Muhammed (s.a.v.) ´İ arıyorlarsa, onun evde olmadığı*nı, kısa bir süre önce dışarı çıktığını söyledi. «Bu nasıl olur?» diye düşündüler. Suikastçılardan biri erken gelmiş ve arkadaşlarını beklerken Peygamber Cs.a.v.)´in içeri gir*diğini görmüştü. Hepsi, oradan kimsenin ayrılmadığından da emindiler. Fakat yine de şüpheye düştüler; içlerinden biri Peygamber (s.a.v.)´in yattığı yeri biliyordu, pencere*den baktı ve Peygamber (s.a.v.)´in örtüsüne sarınmış bi*rinin uyuduğunu gördü. Arkadaşlarını Peygamber´in hâlA orada olduğu konusunda ikna etti. Fakat şafak vakti Ali Cr.) kalktı ve hâlâ örtüye sarılı bir halde dışarı çıktı. Onun kim olduğunu görünce, kandırıldıklarından şüphelendiler. Biraz daha beklediler; geçen Safer ayından kalan ince hi*lâl doğudaki tepelere yükselmişti. Ve aydınlık çıktıkça ren*gi soluyordu. Hâlâ Peygamber (s.a.v.)´den bir işaret yok*tu; ani bir dürtüyle, herbirinin alarm vermek için kendi kabilesine gitmesi gerektiğine karar verdiler