+ Cevap Ver
4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Fikhin Kaynaklari

 Güncel Yazılar Ve Haberler Katagorisinde ve  Sizin Yazdıklarınız Forumunda Bulunan  Fikhin Kaynaklari Konusunu Görüntülemektesiniz.=>FIKHIN KAYNAKLARI GIRIS: KONUN ESASI Fikhin; tatbikata dair hukuki hükümler yani ibadetler ve muameleler yönünden mükelleflerin fiileriyle ilgili hükümler oldugunu söylemistik. Fikhin kaynaklarindan maksad; Islam hukukunun istinad ettigi, kuruldugu delillerdir. Kuvvetini onlardan almasi sebebiyle <fikhin kaynaklari> denilmistir. Bazilari bu kaynaklara <Islam´in kaynaklari> (Gercekten bu genel isimlendirme aslinda kabul edilmez. Ancak ...

  1. #1
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    47
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Fikhin Kaynaklari

    FIKHIN KAYNAKLARI

    GIRIS: KONUN ESASI

    Fikhin; tatbikata dair hukuki hükümler yani ibadetler ve muameleler yönünden mükelleflerin fiileriyle ilgili hükümler oldugunu söylemistik.

    Fikhin kaynaklarindan maksad; Islam hukukunun istinad ettigi, kuruldugu delillerdir. Kuvvetini onlardan almasi sebebiyle <fikhin kaynaklari> denilmistir. Bazilari bu kaynaklara <Islam´in kaynaklari> (Gercekten bu genel isimlendirme aslinda kabul edilmez. Ancak müsamahayla karsilanabilir. Cünkü daha önce de dedigimiz gibi Islam dini fikih´tan daha geneldir. İslam, Allah´in, Resulune lafiz ve mana ile – ki, Kur´an´dir– veya yanliz mana ile –ki, Sünnettir– vahyinden baska bir sey degildir. Fikih ise Kitab ve Sünnetteki acik naslarda tesbit edilen hükümleri icine aldigi gibi o naslarin delalet ettigi kaynaklardan re´y ve ictihadla cikarilmis hükümleri de ihtiva eder. Binaenaleyh fikih hükümlerinin hepsi Allah tarafindan gönderilmis, Islam dininden bir parca olamaz. Yukarida da söyledigimiz gibi dogrudan dogruya veya dolayisiyla dinin hükümlerine istinad etmesi sebebiyle ondan bir cüz sayilir.) veya <Islam hukukunun kaynaklari> (Islam hukukundan maksad;. Islami hükümlerin konulmasi yani vaz ve icadi (yapilmasi) dir. Gercekte hüküm koymak yanliz Allah´a mahsustur. Fakat Kitab veya Sünnette hükmün bulunmayisi halinde Islam hukuku kaide ve asillarinin isiginda müctehidlerin ictihadda bulunmalarina, istenilen hükümleri koymalarina müsaade etmistir. Bu durumda müctehidlerin koyduklari hükümler, daha önce de söyledigimiz gibi dinin müsaadesiyle ictihadda bulunduklari, hukuki kaidelere dayandiklari icin insanlar tarafindan tesbit edilmis olsalar bile Islam hukuku hükümlerinden sayilirlar.) demistir. Verilen isim ne olursa olsun fikih kaynaklarinin hepsi Allah´in vahyine ulasir ki ister Kur´an isterse sünnet olsun. Bu sebebten kaynaklari su sekilde taksimi tercih ederiz: Asli kaynaklar; Kitab, Sünnettir. Tabi kaynaklar: Icma ve Kiyas gibi. (Kaynak; bir seyin ciktigi yer, menba manasinadir. Bu bakimdan hukukun kaynagi denilince onun ciktigi yer akla gelir, ayrica hukuktan bahseden eserler ve hukukun tarihi tezahürü de birer kaynaktir. Su duruma göre Islam hukuku kaynaklari: a) Islam fikhinin alindigi yerlere göre kaynaklar, b) Fikha dair yazilmis eserler, c) Islam hukukunun zaman icerisinde devirlere göre tatbiki (M).) Birinci fasilda asli kaynaklardan, ikinci fasilda da tabi kaynaklardan bahsedecegiz.

    BIRINCI FASIL

    ASLI KAYNAKLAR
    KITAB VE SÜNNET

    BIRINCI BAHIS

    KITAB

    Kitab veya Kur´an; Allah tarafindan Resulu Muhammed (s.a.s.)´e gönderilmis, sahifelerde yazilmis, Nebi (s.a.s.)´den bize sek ve süphesiz tevatür yoluyla nakledilmis ilahi bir kitabdir. (Diger tarifler icin bakiniz; el-Amidi; Kitabu´l-Ihkam, c. 1, s. 228. el-Gazali; el-Mustasfa; c. 1, s. 65 el-Izmiri; Mir´atü´l-Usul, c. 1, s. 86-87.)
    Kur´an-i kerim´in tesride birinci kaynak, bütün insanlar icin delil olusunda müslümanlar arasinda ihtilaf yoktur. İnsanlara hüccetligine Allah tarafindan gönderilisi, Allah tarafindan gönderilisine de mucize olusu (icaz) delildir. Herkesin uymasi, naslarindan cikarilan hükümlerden istifade etmesi vacibtir.

    KITABIN HUSUSIYETLERI
    Birincisi: Kur´an´in lafiz ve manasi Allah´dandir. Resulullah´in tebligden baska bir vazifesi, dahil yoktur. Lafzi Arabcadir. Ayette <Biz onu... Arabca bir Kur´an yaptik> (Kur´an, ez-Zuhruf; 3.) Allah Teala Kur´an´da su hükmü de koymustur: <Bu Kur´an muhakkak alemlerin Rabbi katindan indirilmedir. Onu Cebrail (Ruhu´l-Emin) indirdi. Korkutuculardan olasin diye kalbine acik bir Arab diliyle (indirdi)...(Kur´an, es-Suara, 192-195.) Binaenaleyh Resulullah´in hadisleri Kur´an´dan sayilmaz. Cünkü her ne kadar manalari Allah tarafindan vahiy olunmussa da lafizlari Allah´dan degildir. Kur´an´in Arab lisanindan baska bir lisana tercümesi Kur´an sayilmaz.

    İkincisi: Kur´an-i Kerim bize kadar tevatür yoluyla gelmistir. Mütevatiren naklinin manasi; yalan üzerinde birlesmeleri, aklen düsünülemiyen, sayilamayacak kadar kalabalik topluluklarin Peygamber (s.a.s.)´den Kur´an-i alip nakletmeleri sonra da onlari coklugu ve memleketlerinin degisik olusu sebebiyle yalan üzere anlasmalari aklen düsünülemiyen diger topluluklara naklede ede bize kadar ulasmasidir. Kur´an-i Kerim´in naklinin her devrinde tevatür gerceklesmistir. Bu Imam Serahsi´nin sözüdür. Cünkü o, söyle der: <Tevatür yoluyla naklin baslangici, sonu gibi ortasi da iki tarafi gibidir> (es-Serahsi; Usulu´s-Serahsi, c. 1, 282.) Tevatür yoluyla intikal yakin, kesin bilgi ifade eder.

    Ücüncüsü: Her hangi bir ziyade ve eksiltme yapilmaksizin Kur´an zamanimiza kadar gelmistir. Zira Allah Teala korunmasini üzerine almis ve <Hic süphe yok ki, Kur´an-i biz indirdik ve muhakkak ki onu, tahrifle tebdilden (degisiklige ugramaktan) biz koruyacagiz> buyurmustur. (Kur´an, el-Hicr, 9.)

    Dördüncüsü: Kur´an-i Kerim mucizedir ki, insanlik bir benzerini meydana getirmekten acizdir. Mucizelik, Kur´an muhalif Arablari Kur´an´in bir benzerini veya on süresine yahut bir tek süresine benzer süreler yapmalari icin müsabakaya cagirmis, Allah söyle buyurmustur: <Ey Resulum de ki:

    --Yemin olsun, eger insanlar ve cinler bu Kur´an´in benzerini getirmek üzere toplansalar, birbirlerine yardimci da olsalar, yine onun benzerini getiremezler> (Kur´an, el-Isra, 88.) ve <Eger kulumuz Hz. Muhammed´e indirdigimiz Kur´an´dan süphedeyseniz haydi siz de onun benzerinden bir süre getirin ve Allah´dan baska sahidlerinizi de yardima cagirin. Sayet (bu beser kelamidir) sözünde dogru söyleyen kimseler iseniz. Bunu yapamazsiniz – ki hicbir zaman yapamiyacaksiniz-- artik o atesten sakinin ki, onun tutusturucu odunu (kafir) insanlarla, taslardir. O (ates) kafirler icin hazirlanmistir> (Kur´an, el-Bakara, 23, 24.) Muhalifler Nebi (s.a.s.)´in davetini bozmaya ve yalanlamaya siddetli hirsli olmalarina ragmen benzerini meydana getirmek (muaraza) ten vazgecip sustular. Halbuki onlar fesahat ve belagat ehli, güc kuvvet sahibi kisiler olduklarindan muarazadan alikoyucu bir sey de yoktu. Aciz olmasaydilar susmazlardi. Arablar aciz olunca baskalari haydi haydiye aciz kalirlar. Hepsinin aczi bu sxekilde tesbit edilince –ki su zamana kadar da aczleri sabit kalmistir. Kur´an´in Allah´dan geldigi anlasilir. O halde insanlarin rabbindan gelene uymasi gerekir. Binaenaleyh Kur´an kesin ve parlak bir delile herkese hüccet ve tesriin ilk kaynagidir.

    KUR´AN HÜKÜMLERININ NEVILERI

    Kur´an hükümleri birkac nevidir.
    Birincisi: Allah´a, Peygamberlerine, Ahiret gününe iman gibi akideyle ilgili hükümler. Bu nevi hükümlere <el- Ahkamu´l-Itikadiyye (itikadi hükümler)> denilir.

    İkincisi: Nefisleri düzeltmeye, güzellestirmeye, insanlarin almasi icin güzel ahlaki ve uzaklasmalari icin kötü huylari birakmayi aciklamakla ilgili hükümlerdir. Bunlar da <el- Ahkamu´l-Ahlakiyye> (ahlaki hükümler) dir.

    Ücüncüsü: Yukaridaki iki nev´in disinda mükelleflerin sözleri, fiileriyle ilgili hükümler. <el- Ahhamu´l-Ameliyye> denilir ki, fikhin konusuna girer. Bu da iki kisimdir. Birinci kisim ibadetler, ikinci kisim, muamelatdir. Daha önce acikladigimiz gibi umumi ve hususi hukuktaki bütün mes´eleleri icerine alir.

    KUR`AN´IN HÜKÜMLERI ACIKLAMASI
    Hükümleri aciklamak icin Kur´an üc nevide aciklamalar getirmistir:

    BIRINCI NEVI:
    Külli hükümleri izah. Yani hükümlerin dayandigi, cikarildigi esas halindeki umumi prensipleri, kaideleri izah. Mesela; a) Sura ile emir. Ayette <...is hususunda fikirlerini al (müsavere et)...> buyurulmustur. (Kur´an, Ali Imran, 159.) b) Adaletle emir ve onunla karar vermek: <Muhakkak ki Allah adaleti emreder> (Kur´an, en-Nahl, 90.) <Gercekten Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasinda hükmettiginiz zaman adaletle hüküm vermenizi emreder...> (Kur´an, en-Nisa, 58.) c) Bir baskasinin günahindan sorumlu degildir. <Günahkar hic bir nefis digerinin günah yükünü tasimaz...> (Kur´an, el-En´am, 164.) d) Ceza suc miktari kadardir: <Kötülügün karsiligi ona denk bir kötülük (bir misilleme)dir...> (Kur´an, es-Suara, 40.) e) Baskasinin mal ve mülkü muhteremdir: <Aranizda (birbirinizin) mallarinizi haksiz sebeblerle yemeyin ve kendiniz bilip dururken insanlarin mallarindan bir kismini günah (i mucib süretler) le yemeniz icin onlara (o mallari) hakimlere aktarma etmeyin> (Kur´an, el-Bakara, 188.) f) Iyilikte, cemiyete faydali olan seylerde yardimlasmak: <...Iyilik etmek, fenaliktan sakinmak hususunda birbirinizle yardimlasin. Günah islemek ve haddi asmak üzerinde yardimlasmayin...> (Kur´an, el-Maide, 2.) g) Akitlere, ahde, borclara vefa göstermek: <Ey iman edenler, baglandiginiz ahidleri yerine getirin...> (Kur´an, el-Maide, 1.) h) Dinde güclük ve darlik yoktur: <Din (islerin) de üzerinize hic bir güclük de yüklemedi...> (Kur´an, el-Hac, 78.) <...Allah size kolaylik diler, size güclük istemez...> (Kur´an, el-Bakara, 185.) i) Zaruretler memnu olan seyleri mübah kilar: <...Fakat kim bunlardan yemiye muzdar kalirsa (kimseye) saldirmamak ve haddi (ölmeyecek miktari) gecmemek sartiyla, onun üzerine günah yoktur...> (Kur´an, el-Bakara, 173.)

    IKINCI NEVI:
    İcmali (kisa) hükümleri beyan yani aciklamaya, izaha muhtac hükümlerin kisa surette zikredilmesi: Bu hükümlerden bazilari sunlardir:

    a) Namaz ve Zekat emri, faziyyeti: <Namaz dosdogru klin, zekati verin...> (Kur´an, el-Bakara, 110.) Kur´an namaz rek´atlarinin sayilarini, nasil kilinacagini aciklamamistir. Sünnet bunlari aciklamistir. Resulullah (s.a.s.): <Benden gördügünüz sekilde namaz kiliniz> buyurmustur. Yine Sünnet zekat hükmünü aciklayici miktari ve nisbetlerini belirtir sekilde gelmistir. b) Haccin farziyyeti: <...Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hacc ve (ziyaret) etmesi Allah´in insanlar üzerinde bir hakkidir...> (Kur´an, Ali Imran, 97.) Sünnet, haccin rükünlerini aciklar sekilde söylenilmis, yapilmistir. Resulullah (s.a.s.) <Hacc merasim ve menseklerinizi benden ögrenin> buyurmustur. c) Kisasin vücübu: <...Size kisas (misilleme yapmak) farz kilindi...> (Kur´an, el-Bakara, 178.) hükmü konulmus, kisasin sartlarini aciklayan sünnetler gelmistir. d) Alis – verisin helal, faizin haram olusu: <...Allahi helal ve faizi haram kilmistir> ayeti mevcuttur. (Kur´an, el-Bakara, 275.)

    ÜCÜNCÜ NEVI:

    Genis aciklamalar, yani hükümlerin kisaca degil genis sekil ve suretlerde zikredilisidir. Mesela mirascilarin hisseleri, talakin keyfiyeti, sayisi, kar - koca arasinda lian (lanetlesme)´in durumu, nikahi haram olan kadinlar, hadler (hudud) diye isim verilen hadd-i zina, hirsizlik, yol kesme ve iftira cezasi gibi bazi cezalar ve baska genis hükümler Kur´an´da mevcuttur.

    Kur´an´in ekseri aciklamalari, genis izahlari iman ve ahlaki konularla ilgilidir. Fakat tatbiki, ameli hükümleri daha ziyade cüz´i degil külli, tafsili degil icmali sekillerde gelmistir. Bazi mes´elelerde Kur´an genis hüküm koymustur ki birkac örnegini yukarida kaydettik. Allah Teala Resulune, kisa hükümleri aciklama yetkisi vermistir. Ayette <...Ey Resulum sana da Kur´an-i indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara anlatasin...> (Kur´an, en-Nahl, 44.)
    Hakikatte Kur´an´daki bütün hükümleri aciklama onu, ilk maksadi olan hidayet ve irsaddan cikarir, uzaklastirir. Bazi hükümlerin kuvvetli, devamli umumi prensipler, kaideler seklinde gelisi de hukukun umumiligi ve sürekliligine uygun düser. Söyle ki; Onlara istinaden bircok hükümler cikarilir, degisik zamanlarda cüz´i olaylar hakkinda tatbikleri mümkün olur.

    HÜKÜMLERIN IMANLA BAGLILIGI
    Kur´an hükümleri üzerinde düsünülürse onlarin iman konulariyla irtibatli oldugu anlasilir. Mesela Allah´a, ahiret gününe imanla hükümleri cigneyenlerin uhrevi cezasi v.s. kaynasmistir. Bu konuda örnekler cokcadir.

    a) Cezai hükümler hakkinda Allah Teala söyle buyurmustur: <Bekar olup da zina eden kadinla zina eden erkegin her birine yüz degnek vurun. Allah´a ve ahiret gününe inaniyorsaniz bunlara Allah´in dini hususunda (emirlerini getirmekte) merhametiniz tutmasin...> (Kur´an, en-Nur, 2.)

    b) Hirsizlik cürmünün cezasi hakkinda da <Erkek hirsizla kadin hirsizin, yaptiklarina karsilik ve Allah´dan bir azab olmak üzere (sag) ellerini kesin. Allah mutlak galibdir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir> buyurulmustur. (Kur´an, el-Maide, 38.)

    c) Faiz (riba) hakkinda ise: <Ey mü´minler Allah´dan korkun ve (cahiliyette islediginiz) faiz hesabindan arta kalan birakin (almayin), eger gercek mü´minler iseniz. Yok eger bu faizi terk etmezseniz bilin ki, Allah´a ve Peygamberine karsi harbe girmissinizdir. Eger riba almaktan tevbe ederseniz ana paraniz sizindir. Ve böylece ne zalim olursunuz, ne de zulme ugramis bulunursunuz> (Kur´an, el-Bakara, 278-279.)

    d) Yetimlerin malini haksiz yere yeme konusunda ise; <Yetimlerin malini zulmen (haksiz olarak) yiyenler karinlarina ancak bir ates yerler ve yakinda alevli atese gireceklerdir> (Kur´an, en-Nisa, 10.) ayeti mevcuttur.

    Böylece bütün hükümler akideyle (inanc) bitisiktir. Cünkü iman hükümlerinin esasi, dayanagidir. İmanin sartlari ise Allah´a, ahiret gününe.. ve diger iman sartlarina inanmaktir. Hükümlerin bu sekilde irtibatli olusu, onlarin Allah´dan geldigini, uyulmasi icab ettigini, hicbir kimsenin onlari degistirmeyecegini, onlara karsi gelenlerin kiyamet gününde ceza ile karsilasacagini insanlara hatirlatir.

    HÜKÜMLERI ACIKLAMA VE KOYMADA KUR`AN´NIN USLUBU

    Hükümleri tesbit ve izahta Kur´an´in uslubu degisiktir. Onun belagati, mucizeligi, hidayet ve irsad kitabi olusu onu gerektirmistir. İslere tesvik, terketmekten uzaklastirmak olan yerlerde hükümleri genisce koymustur. Bu sebebten ötürü yapilmasi istenilen seylerin emir sikasiyla geldigini buluruz. <Namaz kiliniz> gibi. Bazan, yapildiginda failine verilecek mükafatlarin bahsedilisi seklinde konulmustur. Bazan da yapanin iyi kisi olusunu, ounu öger sekilde ve daha baska uslublarda emirler aciklanmistir. Yapilmasi istenilenler ise bazan nehiy sigasiyla gelmistir ki <...Ve elinizle kendinizi tehlikeye atmayin...> (Kur´an, el-Bakara, 195.) ayet-i kerimesinde oldugu gibi. Bazan da yapilan fiili, yapani kötüleyici veya fiili fisk veya murdar ve benzeri sekilde vasiflandirici uslublarda hükümler konulmus, terki istenilen fiili delalet etmistir. Mubah fiiler ise bazan helal veya izin kelimeleri kullanilarak yahut güclügün, günahin kaldirilmadigi belirtilerek ve benzeri sözlerle konulmustur.

    Bir hüküm ihtar, tekid ve önemini belirtmek icin Kur´an´da bazan birden fazla yerde gelmistir. Son olarak Kur´an hükümlerinin cesitli sürelerde daginikligi düsünülebilir. Hükümler bir yerde toplanilmamistir. Cünkü Kur´an, kanun kitablarinda alistigimiz sekillerden cok ayridir. Hukuki mes´eleleri, kanuni hükümleri getirmesine ragmen hukuk kitabi degil hidayet, irsad, ahlak, ibadet ve kanun kitabidir. Hükümlerinin bir kismi digerleriyle bitisiktir. Mesela genis manada ahlaki hükümler muamelat hükümleriyle, ahiret hükümleri akideyle muttasildir. Hükümlerin bir yerde toplanmayisi, zarar veremez. Kur´an´in cesitli yerlerinde yaygin sekilde bulunusu hükümlerin yeniden, gayet saglam sekilde anlasilmasina onlarla ilgili diger hususlari bilmeye yardimci olur, okuyucu Kur´an´dan herhangi bir parcayi okumaktan usanmaz, doymaz.
    Konu ALI25 tarafından (02-02-2017 Saat 06:41 PM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    47
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Cevap: Fikhin Kaynaklari

    IKINCI BAHIS

    SÜNNET

    <Sünnet> kelimesi lügatte alisilmis yol, takibi gerekli metod manalarina gelir. Kur´an´da bu manada su hüküm vardir: <Dava evvel gecenler hakkinda Allah bu adeti (koymustur). Allah´in adetini degistirmeye ise asla (imkan) bulamazsiniz> (Kur´an, el-Ahzab, 62.)

    Hukuk dilinde Sünnetten maksad; Peygamber´den Kur´an´dan baska sadir olan söz, fiil ve takrir (tasdik) lerdir. (el-Amidi; a.e., c.1, s. 241. el-Izmiri; a.e., c. 2, s. 196.)

    SÜNNETIN HÜCCET VE HUKUNUN KAYNAGI OLUSUNA DELIL

    Sünnet hukukun kaynagidir. Kur´an´da bircok hükümler, degisik ibarelerle bu hususa isaret eder. Bazilari:

    a) Nebi (s.a.s.)´nin kendi heva ve hevesiyle konusmadigini yanliz Allah´dan aldigi vahyi tebligde bulundugunu, Allah´dan gelenlerin ise uyulmasi lazim seyler oldugunu aciklama. Ayette <Kendi (re´yu) hevasindan söylemez O. O, kendisine (Allah´dan) ilka edilegelen bir vahyden baskasi degildir> (Kur´an, en-Necm 3, 4.)

    b) Resule uymayi emir: De ki: <Allah´a ve o peygambere itaat edin> buyurulmustur. (Kur´an, Ali Imran, 32.)

    c) Resulullah´a itaatin Allah´a itaat olduguna dair hüküm konulmasi: <Kim o peygambere itaat ederse muhakkak Allah´a itaat etmistir...> (Kur´an, en-Nisa, 80.)

    d) Peygamberin bizlere getirdigine uymayi emretmektedir. Söyle ki; <Peygamber size ne verdiyse onu alin, size ne yasak ettiyse ondan da sakinin...> buyurulmustur. (Kur´an, el-Hasr, 7.)


    e) Hakkinda ihtilaf edilen hususlarin Allah´a (yani Kitabina) ve Resulüne (yani Sünnete) birakmanin, havale etmenin vucubu: Ayette: <...Eger birsey hakkinda cekisirseniz onu Allah´a ve Peygambere döndürün. Eger Allah´a ve ahiret gününe inaniyorsaniz. Bu hem hayirli, hem netice itibariyla daha güzeldir...> hükmü mevcuttur. (Kur´an, en-Nisa, 59.)

    f) Ihtilafli olaylarda Resulullah´in hakemligine müracatin ve onun kararini kabulun luzumuna dair <Öyle degil, Rabbine andolsun ki onlar arasinda kimi oraya, kimi buraya cektikleri (kavga ettikleri) seylerde seni hakem yapip sonra da verdigin hükümden yürekleri hicbir sikinti duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadikca iman etmis olmazlar> (Kur´an, en-Nisa, 65.)

    g) Allah veya Resulunun vermis oldugu karar ve hükümde müslümanlarin muhayyerlik hakki yoktur, o hükme uymak zorundadirlar. <Allah ve peygamberi bir ise hükümettigi zaman gerek mü´min olan bir erkek, gerek mü´min olan bir kadin icin (ona aykiri olacak) islerinde kendilerine muhayyerlik yoktur. Kim Allah´ve Resulune isyan ederse muhakkak ki, o apacik bir sapiklikla yolunu sapitmistir> (Kur´an, el-Ahzab, 36.)

    h) Resulullah (s.a.s.)´in emrine karsi gelmekle maruz kalinacak azabdan sakindirmak, korkutmak: <...Artik onun emrinde uzaklasip gidenler kendilerine (dünyada) bir fitne (ve bela) carpmasindan yahut (ahirette) onlara pek acikli bir azab (gelip) catmasindan cekinsin (ler)> buyurulmustur. (Kur´an, en-Nur, 63.)

    i) Allah Teala Kur´an hükümlerini aciklama yetkisini Resulüne vermistir. Cünkü Kur´an´da tam bir sekilde yerine getirilmesi, kisilerin mükellef tutulabilmesi icin aciklamaya muhtac kisa hükümler mevcuttur. Bu sebeble Resulullah (s.a.s.) aciklama yetkisi olan hükümleri izah etmistir. Ayette de <...Biz sana da, Kur´an-i indirdik. Ta ki insanlara kendilerine ne indirildigini acikca anlatasin ve ta ki onlar da iyice fikirlerini kullansinlar> buyurulmustur. (Kur´an, en-Nahl, 44.)

    Bütün bu hükümler ve benzerleri Sünnetin delilligini, uyulmasinin lüzum ve vucubunu, Kur´an-i tamamlayici ve hukukun kaynagi olusunu gösterir.

    SENEDINE GÖRE SÜNNETIN CESITLERI

    Senedden maksad; Sünnetin ravileridir. Senedin Peygambere kadar kesintisiz ulasmasi itibariyla üc nevidir.

    BIRINCISI: MÜTEVATIR SÜNNET

    Sayilari bilinmeyen, yalan üzerinde birlesmelerini aklin kabul etmedigi toplulugun Nebi (s.a.s.)´den rivayette bulunduklari, sonra da kendilerini takib eden ayni durum ve vasiftaki topluluklara naklede ede bize kadar ulasan sünnetlerdir. (el – Askalani; Serhu Nuhbeti´l – Fiker Fi Mustalahati Ehli´l – Eser, s. 6 – 8. es- Sevkani; Irsadu´l- Fuhul, s. 46. el-Gazali, a.e., c. 1, s. 90.) Zekatin miktarlarini, haccin seklini, fiilerini, namazin rükümlerini, mahiyetini aciklayan ameli sünnetler bu nevidendir. Mütevatir Sünnet kesin bilgi ifade eder.

    IKINCISI: MESHUR SÜNNET

    Tevatür derecesine ulasmiyan bir veya birkac kisinin Nebi (s.a.s.)´den rivayet ettigi sonra da söhret bulup tabiin ve tebai tabiin zamaninda tevatür ifade eden topluluklarca nakledilen Sünnetlerdir. (Muhibbullah b. Abdi´s-Sekur; Musellemus Subut, c. 2, s. 111. Tabiin asrinda maksad; Sahabe devrini takib eden asirdir. Teba-i Tabiin asrindan maksad ise; Tabiin devrini takib eden ve hicri ücüncü asrin yarisinda sonra eren devirdir. Söhretin bu asirlarla sinirlandirilmasinin sebebi Sünnetin tedvinden sonra yayilmasi ve söhret bulmasidir.) Sünnetin bu nev´i Hanefilere göre kesin bilgi ifade eder. Fakat mütevatir sünneten biraz asagidir.

    ÜCÜNCÜSÜ: AHAD SÜNNET

    Tevatür derecesine ulasmiyan ve daha sonra söhret de bulmayan belirli miktar kisilerin Nebi (s.a.s.)´den yaptiklari rivayetler yani mütevatir ve meshur olmayanlardir. Sünnetin bu nev´i Nebi´ye nisbetinin saglamligi sebebiyle tercih edilen zanni bilgi ifade eder, onunla amel etmek gerekir.

    MAHIYETI YÖNÜNDEN SÜNNETIN NEVILERI

    Zat ve hakikati itibariyla sünnet üc kisma ayrilir. (Yani metni itibariyla, her sünnetin bir metin, bir de sened kismi vardir. Sened; ravilerden ibarettir. Metin ise rivayet olanan sünnetin kendisidir.

    BIRINCI KISIM: KAVLI SÜNNET

    Nebi (s.a.v.)´nin sözlerinden ibarettir. Hadis denilir. (Hadis ismi sünnetin kavli, fiili veya takriri bütün nevilerde kullanilir.) Mesela; <Zarar mukabele bi´z-Zarar yoktur> (Ibni Mace, es-Sunen, K. el-Ahkam, bab 17. Malik b. Enes, el-Muvatta. K. el-Akdiye, Nu: 31. Ahmed b. Hanbel, el-Musned, c. 5, s. 327.) ve <Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle, buna muktedir degilse diliyle düzeltsin. Ona da muktedir degilse kalbiyle bugz etsin ki son durum imanin en zayifidir>. (en-Nevevi; Riyazu´s-Salihin, s. 108. Tirmizi, es-Sunen, Kitabu´l-Fiten bab 11. Ahmed b. Hanbel; el-Musned, c. 3, s. 10, 52, v.s.)

    IKINCISI: FIILI SÜNNET

    Nebi (s.a.s.)´nin yaptiklari, isledikleri seylerdiri seylerdir. Mesela bir sahid ve davacinin yeminiyle hükümetmesi, Hacc menasikini yerine getirmesi v.s.

    ÜCÜNCÜSÜ KISIM: TAKRIRI SÜNNET

    Resulullah (s.a.s.)´in herhangi bir söz veya fiili inkar etmemesi, susmasidir. Bu sukut o söz veya fiili cevazini, mubahligini gösterir. Cünkü Nebi (s.a.s.) yanlis söz ve hareketler karsisinda asla susmamistir. Bu nevinin örneklerinden birkaci: mescidde cocuklarin sopalarla oynasmasina sukut etmesi, onlara mani olmamasi, Bayram gününde kahramanlik sarkilari söyleyen iki kücük cariyenin bu hareketini yasaklamamasi gibi.

    HUKUKI OLAN VE OLMAYAN SÜNNET

    Nebi (s.a.s.)´den sadir olan her sey ümmet icin hukuki degildir. Bir kismi hukuken baglayici, bir kismi ise hukuki sayilmaz. Bu sebeble hukuki olup olmamasi itibariyla sünnet iki kisma ayrilir.

    BIRINCI KISIM: Nebi ve Allah´dan aldigi emirleri yayici olmasi itibariyla kendisinden sadir olan sünnetler. Bu kisim sünnet icin ihtilafsiz hukuki sayilir. Örneklerden bazilarina kavli, fiili ve takriri sünnetler bahsinde temas ettik. Nebi (s.a.s.)´nin sususu daima o fiilin mubahligini gösterdigi düsünülür. Bu sebeble o da ümmet icin hukukidir.

    IKINCI KISIM: Allah´dan bir haberci, emirleri teblig edici olarak degil de insan olmasi veya dünyaya ait bazi islerde tecrübe sahibi sayilmasiyla kendisinden sadir olan seyler. Bu nevi, ümmet icin huhuki sayilmaz. Hukuki sayilmamasi yönünden ikinci kisma Nebilige has seyler de girer. Binaenaleyh asagidaki sekilde birkac ceside ayrilir.

    BIRINCISI: Insan olmasi sebebiyle, yeme, icme, yatma kalkma gibi sadir olan seyler. Bunlar hukuki degildir. Cünkü onlar insanin tabiati icabi yapilanlardir. Fakat yeme, icme, yatip kalkma, uyuma gibi hareketlerinin sekil ve mahiyeti müstahab fiileri icerisine girer. Her müslümanin, Nebi´nin o hareketlerinin keyfiyetine uymasi müstehabtir. Onlari yapmazsa birsey de icab etmez.

    IKINCISI: Dünyevi islerde tecrübeli, mütehassis olmasi icabi yaptigi seyler. Mesela; ordulari tanzim, harb islerini idare, ticaret ve benzerleri. Onlar da hukuki sayilmaz. Bu sebeble, Nebi (s.a.s.) Bedir´de baska bir yere orduyu yerlestirmek istedikten sonra sahabeden birinin muayyen yere yerlestirilmesini belirtince Nebi (s.a.s.) yerin degistirilmesini emreder.

    ÜCÜNCÜSÜ: Peygamberligiyle ilgili, Nebi´lige mahsus hareketleri. Mesela; biribiri pesi sira uzun süre oruc tutmak, dörtten fazla kadinla evlenmek, geceleri teheccüd namaz kilmak, Huzeyfe´nin tek basina sahitligini kabul gibi. Bunlarin hepsi Nebilige mahsus islerdir ki ümmeti onlara uyamaz, müslüman hakkinda biribiri pesine oruc tutmak, dörtten fazla kadinla evlenmek dogru degildir. Geceleri teheccüd namazi kilmamiz farz sayilmaz.

    SÜNNETLE KONULMUS HÜKÜMLERIN NEVILERI

    BIRINCI NEVI: Kur´an hükümlerin uygun onlari te´kid eden hükümler. Mesela; <Rizasi olmaksizin bir müslümanin mali helal olmaz>. (Nesai, es-Sunen, K. Tahrim, Bab 5, 11, 14. Ahmed b. Hanbel, el-Musned, c. 1, s. 61,63,65,70,163. v.s.) Cünkü bu hadis su ayete uygun ve te´kid edicidir: <Ey iman edenler, birbirinizin mallarinizi haram sebeblerle yemeyin. Meger ki, (o mallar) sizden karsilikli bir rizadan (dogan) bir ticaret (mali) ola...>. (Kur´an, en-Nisa, 29.)

    IKINCI NEVI: Kur´an´in mücmel (kisa hükümlerini aciklayici hükümler. Mesela; zekatin miktarlarini, hirsizin elini kesmeyi gerektirici, calinmis mal miktarini aciklayici sünnetler böyledir.

    ÜCÜNCÜ NEVI: Kur´an´in mutlak hükümlerini sinirlayici, umumileri hususilestirici hükümler. Kur´an´daki mutlaki sinirlayici, umumiyi hususilestirici sünnetlerden birincisine örnek, hirsizin elinin kesilmesi ayetde mutlak olarak gelmistir. Sünnet, eli bilekten kesmek suretiyle onu sinirlamistir. İkincisine örnek: ölü etinin yenilmesinin haramligi Kur´an´da umumi sekilde gelmis, <ölü (hayvan eti).. üzerinize haram edilmistir...>. (Kur´an, el-Maide, 3.) Fakat denizde ölmüs deniz hayvanlarinin eti istisna edilmistir. Deniz konusunda Resulullah (s.a.s.) <Onun suyu temizdir, ölüsü de helaldir> buyurulmustur. Yani sünnet <ölü> kelimesi <denizin ölülerinin> disindakilerle hususilestirilmistir. (Yine Sünnette ölü cekirgelerin helalligi konulmustur. Buna göre Kur´an´da mevcut <ölünün> haramligi hükmü, cekirge ölüsü, balik ve yilanlar gibi denizde ölenlerin haricideki seylere tahsis edilmistir.)

    DÖRDÜNCÜ NEVI: Kur´an´da bahsi gecmemis yeni hükümler. Cünkü sünnet hükümler koymada müstakildir. Bu konuda Kur´an gibidir. Resulullah (s.a.s.) tarafindan da yeni hükümler konulmustur. Nitekim hadiste; <Dikkat edin! Kur´an ve benzeri birlikte bana verilmistir>, yani hükümlerine baglanmanin vucubunda Kur´an ve sünnet bana verilmistir, buyurulmustur. Bu nevinin örneklerinden bazilari; ehil esegin, yirtici hayvanlardan köpek disi olanlarin, yirtici tirnakli kuslarin etlerinin haramligi, bir sahit ve davaciya yemin teklifiyle hüküm, yolculuk haricinde rehinin cevazi, akilenin diyet cezasina katilmasinin icab edisi, ninelerin mirasciligi ve benzeri konulardaki hadisler böyledir. (es-Sevkani; a.e., s. 32.) (Burada Sünnetin bazi hükümlerinin umumi kaideler seklinde konuldugu da düsünülür, tipki Kur´an hükümlerine nisbetle külli kaideleri söyledigimiz gibi. Hic süphesiz hükümlerin böyle gelisi dinin tabiatina uygundur. Cünkü o bakidir yeni olaylarla daralmaz. Ayni hususu Kur´an hükümleri bahsimizde söylemistik. Sünnette getirilmis bu prensipler külli kaidelerden bazilari sunlardir:

    a) Zarar mukabele bi´z-Zarar yoktur.
    b) Ameller niyyetlere göredir (Bir isten maksad ne ise hüküm ona göredir.).
    c) Allah Teala ümmetimin hatasini unutmasini, ikrah edildigi seyleri yapmasini affetmis, mesuliyetlerini kaldirmistir.
    d) Müslümanlar kostuklari sartlarla baglidirlar.
    e) Evlilikten dogan cocuklar evlilere (sahib-i firase) aittir.
    f) Iade etmek üzere bir sey alan onu iadeyle mükelleftir.
    g) Davaciya delil, inkar edene yemin.)

    DELIL OLABILMEKTE SÜNNETIN DERECESI

    Sünnetin, hukuka kaynak olusunda süphe yoktur. Fakat Kur´an´in derecesinden sonra burada onu siraladik. Yani Kur´an´la ihticacda bulunmak sünnetle ihticacdan öncedir. Müctehid evvela Kitabta hüküm arastirir, bulursa onu alir, hükmeder. Bulmazsa mesele hakkinda hüküm bulmak icin Sünnete müracat eder.

    Bu hususa Nebi (s.a.s.)´nin Muaz´a söyledigine dair rivayet olunan su hadis delalet eder:
    -- Sana bir hüküm soruldugunda neyle karar karar verirsin? -- Allah´in kitabiyla. --- Allah´in kitabinda bir hüküm bulamazsan? --Resulullah´in sünnetiyle... ve devam eder.
    Ayrica Ömer b. el – Hattab´in Kadi Sureyh´e yazdigi söylenilen su mektub da bir delildir.

    <Sana bir is arz olundugunda Allah´in kitabinda olanla hükmet. Allah´in kitabinda hükmü bulunmayan bir is sorulursa Resulullah´in sünnetindeki hükümlerle hallet>. (Satibi; a.e., c. 4, s. 7-8.) Is bu kaidenin aksine bir sey bilinmemektedir.
    Konu ALI25 tarafından (02-02-2017 Saat 06:55 PM ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    47
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Cevap: Fikhin Kaynaklari

    IKINCI FASIL

    TABI KAYNAKLAR

    BIRINCI BAHIS

    ICMA

    <Icma> kelimesi lügatte; azim, bir hususta gayret göstermektedir. Hukukcular ve usulcular dilinde, Nebi (s.a.s.)´nin vefatindan sonra gelen asirlardan bir asirda hukuki bir hükümde Islam ümmeti müctehidlerinin birlesmesidir. (es-Sevkani; a.e., s. 63. el-Gazali; a.e., c. 1, s. 110.) Icma´da hukukun kaynagi, hükümlerin delillerinden birisidir. Bu husus Kur´an ve Sünnette bircok naslarla tesbit edilmis, haklarindaki görüsler muhtelif usulu fikih kitablarinda belirtilmistir.

    ICMA´IN KAYNAGI

    Icma´da delile dayanmalidir. Cünkü hukuki bir meselede delilsiz konusmak hatadir. (el-Amidi; a.e., c. 1, s. 376.) Nebi (s.a.s.)´den nakledilen bircok hadislerde belirtildigi gibi Islam ümmeti hatada birlesmez. (<Ümmetim hatada ictima etmez> Ibni Mace, es-Sunen, K. el-Filen, bab 8. <Allah Teala ümmetimi bir dalalet üzerinde birlestirmez> Tirmizi, es-Sunen, K. el-Fiten bab 7. Darimi; el-Musned, K. el-Madakkine, bab 8. Ahmed b. Hanbel, el-Musned, c. 5, s. 145. ve <Müslümanlarin güzel gördükleri sey Allah icin de güzeldir> Ahmed b. Hanbel, el-Musned c. 1, s. 379.) Müctehidler hatada olursa halk da hataya düser. Su husus Resulullah´in hadisleriyle yasaklanmistir.

    İcma´in dayanagi, delili; bazan Kitab ve Sünnetten, bazan da kiyas, örf ve adet ve saire ictihad nevilerinden olur. Mesela evladin kizlari derece bakimindan ne kadar asagi inerse insin onlarla evlenmenin haramligi konusundaki icma Kur´an, hükmüne dayanir ki, o da <Analariniz kizlariniz... size haram edildi...> ayetidir. (Kur´an, en-Nisa, 23.) (Ayette; <Ey iman edenler Allah´a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiblerine de itaat edin...> Kur´an, en-Nisa 59 buyurulmustur ki emir sahiplerinden maksad; Islam toplumunun alimleridir.(M.)) <Büyük analarin altida bir miras payi konusunda sahabenin icmainin dayanagi ahad sünnettir. Domuz yaginin haramligi hakkinda icma domuz etinin haramligina yapilan kiyasladir. Zekat vermeyenlere karsi harp ilani konusunda sahabenin icmainin dayanagi ictihad usuludur.> (el-Amidi; a.e., c. 1, s. 379 v.d.)

    ICMA´IN NEVILERI

    Icma iki nevidir: Sarih ve Sukuti:
    SARIH ICMA: Bütün müctehidlerin hukuki bir mesele hükmünde sanki her biri görüsünü acikca beyan eder sekilde ortaya koymasi ve o görüslerin meseleye dair hükümde birlesmesidir.

    SUKUTI ICMA: Bir meselede bazi müctehidlerin görüslerini aciklamalari, digerlerinin o görüsleri bildikleri halde acik sekilde kabul veya inkar edici fikirlerini belirtmemeleridir.

    ICMA´IN MÜMKÜN OLABILIP OLAMAMASI FIILEN VUKUBULABILIR MI?

    Bazilari, tarifteki sartlar karsisinda icmain vukubulamiyacagini iddia ederler. Cünkü müctehidler cok daginik, kendilerini tanimaya, görüslerini bilmeye, toplamiya imkan yoktur. Bu yüzden icmain vukubulamiyacagini, gecmiste de olmadigini söylerler.

    Ekseri alimler, belirtilen sartlarla icmain mümkün olusu, gecmiste de fiilen vukubuldugunu söylerler. Bu konuda izahta bulunmayi tercih ederiz. Dört Halife devrinde özellikle Ebu Bekir ve Ömer zamaninda müctehidler taninir, Medinede otururlardi. Görüslerini bilmek icin kendilerine müracat kolaydi. Bu devirde Icmain vukubulmus oldugunu, bircok icma´larda bulunuldugunu söyleyebiliriz. Zekat vermekten kacinanlara karsi savas acilmasi, Kur´an´in toplanilmasi, büyük analara mirastan altida bir hisse verilmesi, fetholunan topraklarin fatihlere dagitilmamasi, yegenle teyzenin, yegenle halanin birlikte nikahlanip alinamamasi ve benzeri hususlardaki icma böyledir. Fakat bu asirdan sonra müctehidler cesitli yerlere dagilmis, sayilari artmis, icmain vukuundan söz etmek güclesmistir. En fazla denebilir ki, meshur olan bir takim ictihadi hükümler vardir, bunlara bir muhalefet eden bilinmemektedir. Fakat muhalifin bilinmemesi bulunmamalarina delalet etmez.

    ZAMANIMIZDA ICMAIN ÖNEMI

    Saglamligi, muteberligi bilinen icma hukukun kaynagidir. Zamanimizda da yeni yeni olaylarin hukuki hükümlerini bilmekte Icma´dan istifade mümkündür. Kanaatimize göre; bütün Islam ülkelerinden müctehidlerin hepsi bir araya getirilerek Meclis ihdasiyla icma´dan tam olarak istifade edilebilir. Bu Meclisin muayyen bir yeri olur, isini yürütebilmesi icin her türlü imkan hazirlanir, enine boyuna inceleyip görüsmesi, hükümlerini bulmasi icin yeni olaylar, meseleler sorulur. Sonra o hükümler, kararlar özel bir mecmua ve kitab icerisinde, insanlarin duymasi bilmesi ve alimlerin o kouda fikirlerini söyleyebilmeleri icin yayinlanir. Görüsler birlestiginde o hüküm ve kara üzerinde Icma vukubulmus demektir. Böyle bir Icma, fukahaya göre nas kabul edilen, baglanilmasi, icabina uygun hareket edilmesi lüzumlu icmaya cok yakindir.

    IKINCI BAHIS

    KIYAS

    <Kiyas> lügatte takdir ve esitleme, müsavilestirme manasindir. Hukukculara göre; hükmün illetinde iki mesele esit oldugunda hakkinda hüküm bulunmayani hakkinda hüküm bulunana katmak, nastaki hükmü ona da uygulamaktir. (Bak: Taftazani; et-Telvih Seru´t-Tavzih, c. 2, s. 52.) Bu benzetme ve ilhaka <Kiyas> denilir. Hükmü delil kabul edilene <makisu aleyh> veya <asil>, asil hakkinda konulmus hükme <hükmü´l-asl (Aslin hükmü)>, hakkinda hüküm bulunmayan ve asla benzetilmesi istenilene de <feri> veya <makis (kiyaslanilan>, hükmün konulmasina sebeb olan seye de <illet> denilir.

    Nasda hükmü bulnan bir mesele olur ve biz de hükmün illetini bilirsek hakkinda hüküm bulunmayan, fakat birinci mesele hükmünün illetiyle birlesen bir mesele vukubuldugunda ona da birinci meselenin hükmünü uygulariz, ona tabi tutariz.

    KIYASA DAIR ÖRNEKLER

    Birincisi: Hakkinda hüküm oldugundan sarap icmenin hükmü haramliktir. Bu hükmün illeti sarhosluk vermesidir. Su illet bulunan her maddenin hükmü de, sarapa kiyasla haramiyettir.
    İkincisi: Mirasci olarak sahsin murisini öldürmesi. Bu mesele hakkinda nas mevcuttur ki hükmü mirastan mahrumiyetdir. Hükmü sebebi; mirasci olacak sahsin murisini vaktinden önce öldürmüsi, ölümde acele davranmasidir, neticede hukuken mirastan mahrumiyetle cezalandirilir. Lehine vasiyyet yapilan kisinin vasiyyet edeni öldürmesi olayinin hükmü yoktur. Fakat mirasci olacak sahsin murisini öldürmesi olayindaki illetin aynisi burada da vardir. Onun icin yukaridaki hükmün aynisi tatbik edilir. Mirasci olacak sahsin miras hakkinda mahrum kalisi gibi lehine vasiyyet edilen de vasiyyet hakkinda mahrum kalir.

    Varisin murisini öldürmesi <makisu aleyh> veya <asildir> Miras´tan mahrumiyeti aslin hükmü, vaktinden evvel hakkinda ulasmak icin acele davranmasi hükmün illeti, müsalehin müsiyi öldürmesi <makis> veya <feri>dir ki onda da asil illetin aynisi vardir. Binaenaleyh hükmü feri´de de aynen uygulanir. Müsaleyin haktan mahrum ediliste katil mirasciya benzetilmesi (ilhaki) ameliyesine <kiyas> denilir.

    KIYASIN DELILLIGI

    Kiyasin hüccetligi bircok delillerle sabittir. Kitab, Sünnet, Icmain hükümleri ve eskilerin benzer bir nas bulundugunda susma ve inkar yerine kiyasla hareket etmeleri bu delillerdendir. (Kiyasin delilleri; Usulu fikih kitablarinda genisce aciklanmistir. Burada söylemeye lüzum görmüyoruz. Cünkü biz fikhin kaynaklari konusunda sözü kisa kesmek, uzatmamak istiyoruz.)

    ÜCÜNCÜ BAHIS

    ISTIHSAN

    <Istihsan> lügatte bir seyi güzel kabul etmektir. Alimlere göre kiyas-i celiden vazgecip kiyasi hafiye müracat etmek veya vaz gecmeyi (udülü) gerektiren bir delil bulunmasi sebebiyle umumi kaide veya külli asildan bir meseleyi istisna ve ayirt etmektir. Bu tariften istihsanin iki nevisi oldugu anlasilir. Birincisi; kiyas-i hafiyi kiyasi celiye tercih, ikincisi; cüzi meseleyi külli asil veya umumi kaideden istisna etmektedir.

    BIRINCI NEVI: KIYAS-I HAFININ KIYASI CELIYE TERCIHI

    Konu iki kiyasin olmasini gerektirir. Birisi; zihni hemence gelen acik kiyas, digeri; zihne hemence dogmiyan fakat birincisinden daha kuvvetli ve mesele hakkinda düsünüldügünde akla gelen kiyastir. Bu durumda müctehid ona meyleder, acik kiyasi birakir. Mesela; sulama, su yolu ve gecit hakki gibi irtifak haklari satis akdinde söylenilmeksizin zirai topraklarin satisi Hanefilere göre bu haklar mebie tabi olarak satis akdine girmez. Yine bir kimse tarla vakfeder de irtifak haklarini acikca söylemezse, satisa kiyasen vakifta da o haklar dahil olmaz. Kiyasi celi bunu gerektirir. Cünkü satis ve vakiftan her biri malin malikinin mülkiyetinden cikmasi cikmasi demektir. Fakat mesele hakkinda biraz düsünüldügünde vakfin icara benzetilmesi daha uygun olacaktir. Zira vakfedilen sahis (mevkufunaleyh) vakif mala degil menfatina maliktir. Tipki kiracinin, kiraladigi mala degil yanliz menfaatine malik olusu gibi. İs bu kiyas-i hafinin icabi, vakfederken zikredilse de icar akdinde zikredilmedigi halde irtifak haklarinin kira akdine dinde zikedilmedigi halde irtifak haklarinin kira akdine girmesine kiyasla, vakifta da irtifak haklari islerinin icerisine girer. Cünkü vakif maldan istifade irtifak haklari olmaksizin mümkün degildir, vakif araziden menfaatler saglanamaz, aynen arazinin icarindaki durum gibi.

    IKINCI NEVI: CÜZ`I MESELENIN GENEL KAIDE VEYA ASILDAN ISTISNA EDILMESI

    Bazan külli kaide ve asillar umumi hükmün bütün cüz´i kaidelere tatbikini gerektirir. Fakat müctehid o umumi hükümden belirli bir meselenin istisnasini icab ettirici bir delil bulabilir de onun hakkinda hususi hüküm uygular, ayirt eder istisnayi gerektiren delil bazan nas, maslahat-i mürsele, örf ve adet veya baska seyler olabilir. Asagida bazi örnekler verecegiz.

    Birincisi: Bir kimsenin maliki olmadigi seyi satmasinin batilligi külli kaide icabidir. Cünkü olmayan seyi satmistir. Fakat selem akdi (olmayan seyin satisi)na müsaade edildigine dair hükmün bulunusu sebebiyle butlandan istisna edilmistir. Nebi (s.a.s.)´den yapilan rivayete göre; o, söyle buyurmustur: <Kim pesin para verirse malum bir zamana kadar belli bir tarti ve ölcü karsiligi pesin para versin>. (el-Buhari; el-Cami, K. es-Selem, bab 1, 2, 7. Muslim, el-Cami, K. el-Musakat, No: 128. Ahmed b. Hanbel, el-Musned, c. 1, s. 217, 222, 282 v.s.) Hakikat sudur ki selem akdine müsaade veren sey Sünnettir. Ama Hanefi hukukculari selem akdinin istihsanen caiz oldugunu söylerler. Sonra da istihsanin yönü, esasi sünnettir, derler. Onlarin ifadesi bu olmakla beraber sözler arasinda bir ayrilik, münakasa yoktur.

    İkincisi: Sefehligi (akli bulanikligi) sebebiyle hacr altina alinan kisinin bagislamalarda bulunamiyacagi genel esastir, vakf edemiyecegi de bu hükme uyar. Fakat bu asildan vakifta bulunabilmesi bir menfaat oldugu icin istihsanen caiz görülüp istisna edilmistir. İstihsan sebebi ise malini koruma, baskalarina alet edilememesidir.

    Ücüncüsü: Vakifta asil olan ebediliktir. Kaideye göre menkül malin tabiatinda ebedilik, devamlilik olamiyacagindan vakfedilmemesi gerekir. Fakat bazi alimler, örf ve adet bulundugunda menküllerin vakfedilmesini istihsanen istisna etmislerdir. Kitablar ve benzerlerinin vakfi gibi.

    ISTIHSANIN DELIL OLUSU

    Istihsan fikhin muteber kaynaklarindan biridir. Zira izahlarimizdan anlasildigi üzere o ancak kiyas veya baska bir delille olabiliyor. Ama Safii gibi istihsani inkar eden bazi alimler; istihsan ile arzulara tabi olmayi, delilsiz hükümler koymayi kasdetmektedirler; bu dogru hareket degildir. Bunun icin Safii´nin ilim arkadaslari istihsani benimseyenlerin maksadini anladiktan sonra istihsani teslim etmislerdir.

    DÖRDÜNCÜ BAHIS

    MESALIH-I MÜRSELE

    GIRIS

    Hükümlerin konulmasindan maksad insanlarin menfaatlerinin gerceklesmesi, istifade edecekleri seylerin celbi, kötülüklerin önlenmesidir. Sariin gözetmesi yönünden insan menfaatleri üce ayrilir.

    Birinci Nevi: Sariin (kanun koyucunun) gözettigi, tahakkuklari icin hükümler koydugu menfaatler: Cani, mali ve akli muhafaza menfaatleri gibi ki, bunlarin muhafazasi icin Allah Teala kisas, hirsizin elinin kesilmesi ve icki icenin dövülmesi cezalarini vaz etmistir.

    İkinci Nevi: Kanun koyucunun kabul etmedigi menfaatler. Cünkü bu nevi menfaatler daha büyük menfaatleri önler. Mesela; düsmana teslim olmak gibi. Her ne kadar teslim olanin canini koruma menfaati varsa da buna rivayet, daha büyük menfaatler olan vatani düsman istilasindan, vatan evlatlarini yok olmaktan muhafaza menfaatlerini önler. Bu sebebledir ki, düsmanla savasmak, vatan müdafaasi emredilmistir.

    Ücüncü Nevi: Sariin gözetip gözetmedigi, ilga edip etmedigi konusunda delil bulunmayan maslahatlar. İste mesalih-i mürsele yani kabul veya ilga edildigine dair deliller bulunmayan menfaatler bunlardir.

    MESALIH-I MÜRSELENIN TARIFI

    Bu duruma göre mesalih-i mürsele; gerceklesmesi icin sarii tarafindan hüküm konulmamis, kabul veya ilga edildigine dair bir delil de bulunmayan maslahat (menfaat)lardir.

    Maslahatlarini bu nevinin gerceklesmesi icin hüküm koymak dogru mudur? Alimlerin cogu olumlu cevap vermistir. Hakkinda nas, icma, kiyas ve istihsan bulunmayan her olayda insanlarin menfaati mevcutsa, tahakkuku icin müctehidin münasib bir hüküm bulmasi caizdir.

    Maslahata binaen konulan hükümlerin misali: Hz. Ebu Bekir tarafindan Kur´an´in bir mushaf icinde toplanilmasi, Halife Ömer´in divanlar kurmasi, kayitlar yaptirmasi, sahabenin hapishaneleri kabulü, bir kisi yüzünden toplulugun öldürülmesi, sanatkarlarin baskalarina ait mallari helak ettiklerinde ödemeleri, devlet baskaninin zaruret halinde zenginlere vergiler yüklemesi ve benzeri gibi.

    MESALIH-I MÜRSELENIN HÜCCET OLUSU

    Mesalih-i mürsele; hukukun kaynagidir. Muteberligine Kitab ve Sünnetteki hükümler, dinin naslari, sahabe hukukcularin tatbikati delalet eder. Hukukun su kaynagi yeni olaylari, degisik vak´alari icine alir, fikha gelisme ve devamlilik saglar, bir dadde durdurmaz, dondurmaz veya kanun koyucu tarafindan hükmü konulmamis hakiki maslahatlarin karsisinda darlik cektirmez. Her ne kadar bazisi az bazisi coksa, bazisi da da orta sekilde müracaat etmislerse de fukaha bu kaynagi almis, ondan hükümler cikarmislardir.

    Maslahat-i mürseleyi sened bulabildigimiz yeni hükümlerden birisi de gayr-i menkül mülkiyetini tapuya tescil edilmeksizin intikal edemiyecegi, meselesidir.

    BESINCI BAHIS


    SEDD-I ZERAYI

    Zerayi´in manasi vesileler demektir. Vesileler harama, fesada götürse bunlar haram vesilelerdir. Kötülük vesilelerinin madde ve materyallerini düsmanlik olarak men etmek icin o vesilelerin yasaklanmasi vacib olmustur. Eger vesileler hukuken ve dinen istenilen bir seye götürüyorsa o zaman bunlarda istenilen vesilelerdir. Vesileler fesada götürürse kapatilir, önlenilir, iyiye faydaliya müsaadesi, acilmasi gerekir. (el-Karafi; el-Furuk c.2, s. 32-33.) Fakat cogu zaman zerayi ismi ser ve fesada ileten yollar ve fiiler hakkinda kullanilmistir. Bu sebebden <Sedd-i zerayi> denilince ser ve fesada götürücü, sebeb teskil edici fiilerin men´i, yollarin kapatilmasi kasdedilmistir.

    Fesada vesile olan fiil, sahibinin kasdina bakilmaksizin önlenilir. Cünkü bu konuda göz önünde tutulan sey fiilerin hazirladiklari yani sebeb oldugudur. Fiil kötülüge sebeb teskil ediyorsa kötülüklerini önlemek icin yasaklanir. Fail isterse fiiliyle kötülügü kasdetmesin.

    SEDD-I ZERAYIIN DELIL OLUSU

    Sedd-i zerayiin hukuken muteberligine kitab ve sünnetten deliller ve sahabenin tatbikati sahid ve asildir. Kur´an´dan delil: <Allah´dan baskasini (Tanri edinerek) cagiranlara sövmeyin. Sonra onlar da haddi asarak nadaklikla Allah´a söverler...> (Kur´an, el-En´am, 108.) ve <Ey iman edenler, <Raina> demeyin, <Unzurna> deyin (söze iyi) kulak verin. Kafirler icin cok acikli bir azab vardir> . (Kur´an, el-Bakara, 104.) Allah Teala müslümanlari <Raina> kelimesini kullanmaktan men etmistir. Cünkü Yahudiler Nebi (s.a.s.)´ye o kelimeyle sövmek, hakarette bulunmak istiyorlar, bilinen lügat manasini kullanmiyorlardi. İste bu fesadi önlemek icin ondan ney´hye dair hüküm konulmustur.

    Sünnetten delil ise; Nebi (s.a.s.) insanlari darda birakmak olan ihtikari ve ona vesile olan seyleri yasaklamistir. Yine Nebi (s.a.s.) faiz kötülügünü önlemek icin alacaklinin, borclusundan hediyye kabulünü nehyetmistir.

    Sahabenin fakihleri sedd-i zerayi aslindan istifadeyle onu tatbik etmisler, mirastan mahrum etme fesadini önlemek icin ölüm hastaligi aninda bir kisi ailesini kesin sekilde bosadiginda kadini yine mirasci sayarlar. (el-Hudari; Tarihut-Tesrii´l-Islami, s. 118.)

    Su durum karsisinda Sedd-i zerai muteber bir asil ve hukuki kaynaktir. Ondan hükümler cikartilabilir. Müctehid imamlar da kabul etmislerdir. Bu kaynagi en cok benimseyenler; Imam Malik ve Imam Ahmed b. Hanbel´dir.

    ALTINCI BAHIS

    ÖRF VE ADET

    Insanlarin aliskanlik haline getirdikleri ve günlük hayatlarinda, mualemelerinde uyguladiklari söz, fiil ve terk gibi seylerdir. Hukukcularin coguna göre örfe <det> de denilir. Bazilari ise adeti söyle aciklar; tekerrür edet islerdir, örfden daha umumi olup her örf adettir. Fakat her adet örf degildir. Bazi hukukcular ise öffü daha umumi kabul ederler. (Ahmed Fehmi Ebu Sunne; el-Örf ve´l-adet, s. 18-19. Abdulvehhab Hallaf; Usulu´l-Fikih, s. 97-98.) Bizim sectigimiz, tespitte bulundugumuz izaha göre örf ve adet ayni seylerdir. Her ikisi de insanlarin alistiklari, günlük islerinde uyguladiklari seylerdir. Fukahanin aciklamalarindan anlasilan da budur.

    NEVILERI

    Birincisi: Örf, örf-i kavli ve örf-i ameli olmak üzere ikiye ayrilir.

    KAVLI ÖRF: Mesela insanlar <veled> kelimesinin kullanilisinda erkek cocuk manasina alismislar, kiz cocuga da delalet edisini birakmislar. Halbuki lügatte her ikisi icin de kullanilir. Bu manada Kur´an´da su ayet vardir: <Zevcelerinizin cocugu (veledi) yoksa geriye biraktiklari malin yarisi sizindir...>.(Kur´an, en-Nisa, 12.) ve <Allah, evladinizin mirastaki durumu hakkinda size söyle emrediyor. Cocuklardan erkege, iki disi payi kadar vardir...>. (Kur´an, en-Nisa, 11.)

    AMELI ÖRF: Insanlarin alis – veris akdinde sözleri (icab ve kabulu bildiren kelimleri) kullanmaksizin alip vermekle satis akdine alismalari gibi.

    İkincisi: Genel yönüyle de örfler, örf-i amm ve örf-i has olmak üzere ikiye ayrilir.

    UMUMI ÖRF: Herhangi bir zaman icerisinde memleketin her tarafinda insanlarin alistiklari, kabul ettikleri örflerdir. Mesela: icerisinde kalinacak süre, tüketilecek suyun miktarlari tayin edilmeksizin hamamlara girmeye fertlerin alismalari gibi.

    HUSUSI ÖRF: Bazi bölge halkinin örfleridir. Mesela; mehrin bir kismi hemen alinmasina, geri kalaninin iki vadeden birine; ölüm veya bosamaya baglanmasina Irak´lilarin alismasi gibi. Muayyen bir meslek grubuna mensub kisilerin alistiklari örfler de hususi örfdür. Tüccarlarin karsilikli muamele yaptiklari kimselerden alacaklarini ispat icin sahitsiz hususi (hesab-i cari) defterleriyle yetinmeye alismalari. Diyale vilayetinin bazi taraflarinda bostan sahiplerinin, satilan malin miktarina müsteri lehine bir miktar fazla mal vermesi, ilavesi gibi. (Memlekettimizde de benzer sekilde pek cok örf ve adetler vardir (M.).

    Ücüncüsü: örf saglam ve sakatlik yönünden de sahih ve fasid diye ikiye ayrilir.

    SALIH ÖRFLER: Islamin hükümlerinden herhangi birine veya kaidelerinden herhangi bir kaideye muhalif olmayan, cari oldugu konuda hususi bir hüküm de bulunmayanlardir.

    FASID ÖRFLER: Islam dini hükümlerine, sabit kaidelerine muhalif seylerdir. İnsanlarin kötülüklerden coguna alismasi gibi. Mesela faizle muamele yapmak, icki icmek, kumar oynamak ve benzeri seylerdir.

    MUTEBER ÖRF
    Fasid örfün muteber olmayisi konusunda hukukcular arasinda ittifak vardir. Cünkü fasid örf arzulara baglanmaktir ki, arzu ile hareket dini bozar. Aytte de <Eger Allah, onlarin keyiflerine tabi olsaydi göklerle yer ve bunlarda bulunan kimseler muhakkak fesada ugrardi (alem bozulurdu)...>. (Kur´an, el-Mu´minun, 71.).

    Salih örfün muteberligi, onunla amelde bulunulabilmesi konusunda da ihtilaf yoktur. Muhtelif mezheblerin hukukculari örfü kabul ve hüküm cikarmada, cikarilan hükümlerin tatbikinde, insanlar arasinda yapilmis akitlere dair hükümlerin tefsirinde göz önünde bulundururlar.

    Örfün muteberliginin esasi; insanlarin menfaatlerini gözetmeyi, onlardan güclükleri kaldirmaya racidir. İslam dini de hükümlerinde onlari gözetmis, cahiliyyet devri Arablarinin kabul ettikleri adetlerden sahih olanlarini aynen benimsemistir. Diyetin akileye yüklenilmesi, mudarebe, sirket ve benzeri bir kisim muameleri kabulu gibi. Bazi alimler örfün huccetligi hususunda Nebi (s.a.s.)´den rivayet edilen su hadisi delil gösterirler: <Müslümanlarin güzel gördükleri sey Allah nazarinda da güzeldir>. (el-Kasani; Bedaiu´s-Sanai, c. 5, s. 223.). Her hal-u karda örf hukuki bir delil ve fikhin kaynagidir. Ondan hükümler cikarilabilir. Hakimler, müftiler ve müctehidlerin göz önünde bulundurmalari gerekir. Örfün muteberligini gösteren bazi fikhi kaidelere daha önce temas etmistik. (Türk Medeni Kanun md. 1 de ve Türk Ticaret Kanunu md. ½ ve md. 2 de örf ve adetlerin hukuki yeri kanun hükmüyle tesbit edilmistir. Nitekim M.K. md. 1 de <...Hakkinda kanuni bir hüküm bulunmayan meselede hakim örf ve adete göre..., hükmeder> denilmistir. (M.).

    ÖRFÜN DEGISMESIYLE HÜKÜMLERIN DEGISMESI

    Örfler ve adetler degistiginde onlara dayanan hükümler de degisir. Bunu daha önce de aciklamistik. Bu sebebten bir mezhebteki hukukcular arasinda örfe dayanan hususlarda ayriliklarin bulundugunu görürüz. Hukukcular keyfiyeti su sekilde aciklarlar: Böyle bir ayrilik hüccet ve burhanin degismesi degil, asir ve zaman degismesidir. Safii Irak´i birakip Misir´a geldiginde Irak´lilarin örfünden ayri olan Misir´lilarin örfüne göre örfe tabi konularda bazi görüslerini degistirmisti. Sözü, Imam karafi´nin bu manayi aciklayan kiymetli cümleleriyle bitirecegiz. <Adetlere dayanan hükümler adetlerle birlikte degisir, onun butlaniyla hükümler de batil olur... Su esas, adetlere dayanan bütün hukuki hükümlerde gecerlidir. Alimlerce üzerinde birlesilen bir hakikat da budur>. (el-Karafi; a.e., c. 1, s. 176 v.d.).
    Konu ALI25 tarafından (02-02-2017 Saat 06:59 PM ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    47
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Cevap: Fikhin Kaynaklari

    YEDINCI BAHIS

    SAHABI MEZHEBI

    GIRIS
    Usul alimlerinin coguna göre <Sahabe>; Nebi (s.a.s.)´yi gören, ona inanan, örfen sahib (arkadas) isminin verilebilmesi icin yeterli bir müddet onunla birlikte bulanan kimselerdir. Hulefa-i Rasidin, Abdullah b. Mes´ud, Abdullah b. Abbas ve baskalari gibi. Resulullah´a inanan, ona yardim eden, hadisler dinleyen ve onun yolunda yürüyen kimselerdir. Nebi (s.a.s.)´nin vefatindan sonra ilim ve fikhi bilen sahabe-i kiram fetvalar, insanlar arasinda hükümler vermeye basladilar. Bu fetva ve kararlari bize nakledilmistir. Acaba onlar fikhin muteber kaynaklarindan sayilir mi, müctehid, kitab, sünnet veya icmada bir hüküm bulamadiginda onlarla bagli midir, yoksa degil mi?

    ALIMLERIN IHTILAFLI YERLERINI ARASTIRMA

    Sahabi kavlinin hüccetligi konusunda alimlerin ihtilafli noktalarini arastirma sebebiyle konuyu asagidaki sekilde aciklayacagiz.

    Birincisi: Re´ye dayanmiyan hususlardaki sahabi kavlinin hüccet ve hukuka kaynak olusunda ihtilaf yoktur. Cünkü bu sözler peygamberden isitmeye dayanir ve sünnet kabilindendir. Sünnet ise hukukun kaynagidir.

    İkincisi: Ittifak saglanan sahabi kavillerinin de yukaridaki gibi hüccet olusunda, hukuka kaynak teskil edisinde yine ihtilaf yoktur. Önce de dedigimiz gibi Icma ve ittifak da hukukun kaynaklarindan biri sayilir. Ama muhalifi bilinmeyen sahabi sözleri de sukuti icma kabilindendir. Bu fikrin taraftarlarina göre o da hüccettir.

    Ücüncüsü: Bir sahabi kavlinin baska bir sahabiyi (emsalini) baglayici sayilmayan görüsünün hüccet, baglayici olmadiginda da ihtilaf yoktur. Aralarinda ihtilaf ettikleri konuda birinin görüsünün digerini ilzam etmedigini, görürüz.

    Dördüncüsü: Re´y ve ictihaddan dogan sahabi kavli: Iste su kisim sahabeden sonra gelenleri baglayici sayilip sayilmiyacagi ihtilaf olan, hakkinda ihtilaf edilendir.

    Bazilari, sahabi kavlinin hüccetligine, ona uyulmasi gerektiginine taraftardirlar. Müctehid, sahabi sözlerinden Kitab ve Sünnet en yakin gördügünü secme hakkina sahiptir. Diger bazilarina göre ise bu nevi sahabi sözleri delil sayilmaz, müctehid ictihadda bulunabilir, ictihadinin icabiyla hükmeder.

    Birinciler sahabenin ictihadda bulundugu yerde dogruluk ihtimalinin, sahabi olmayanlarin ictihadina nisbetle önemli sayilacak derecede fazla olusunu delil gösterirler. Cünkü sahabeler vahye yetismisler, tesriin sirlarina vakiftirlar. Uzun müddet Nebi (s.a.s.) ile birlikte bulunmuslar. Bu durum onlara hukuki zevk kazandirmistir. Sahabelerde Kitaba, Arab lügatinin sirlarina dair genis kültür mevcuttur. Bütün bunlar sahabe görüslerinin baskalarinin görüslerinden daha olusunu, ictihadlari nin baskalarinin ictihadindan daha fazla dogruya yakinligini saglar, gösterir.

    Digerlerinin delili ise; biz kitab ve sünnetle ve kaynaklardan onlara götürücü olanlarla bagliyiz. Sahabi kavli bu kaynaklardan birisi sayilmaz. Re´yle ictihad her an hata ile karsi karsiyadir. Sahabeye nisbetle hata ihtimali her ne kadar az ise de hata etmekte sahabe olanla olmayan arasinda pek fark yoktur.

    Kanaatimizce; Sahabi kavli baglayici degildir. Fakat Kitab, Sünnet ve hukukun diger kaynaklarinda bir konuya dair hüküm yoksa sahabi kavlini, baglayici oldugu icin degil de tercihen aliriz. (Bu konu icin bakiniz: Ibni´l-Kayyim; I´lamu´l-Muvakkin, el-Gazali; el-Mustafa. Es-Sevkani; Irsadu´l-Fuhul. Biz burada esas olarak müellifin fikrine katilmakla beraber birincilerin delilini kuvvetli, hakli bulmaktayiz. (M.)).

    SEKIZINCI BAHIS

    BIZDEN ÖNCEKILERIN SERIATI (HUKUKU)

    Bizden öncekilerin seriatindan maksad: Allah Teala´nin bizden önceki ümmetlere koydugu, o ümmetlere tebligi icin Nebi ve Resullerine gönderdigi dinler, hükümlerdir.

    O hükümlerin bizi baglayici olup olmadiginda ve dinimizden bir parca sayilip sayilmayacaginda alimler ihtilaflidirlar.

    Alimlerin görüslerini söylemeden önce ihtilafli yerleri arastirmak gerekir. Cünkü bizden öncekilerin dinleri cesitlidir. Bazi nevilerde ittifak bazilarinda ihtilaf mevcuttur. Bu nevileri kaydetmek, ihtilafli olanlarini aciklamak gerekir. Binaenaleyh söyle siraliyabiliriz.

    Birinci Nevi: Kur´an-Kerim´de veya Peygamberimizin sünnetinden varid olmayan, bahedilmeyen hükümler. Alimler, bu nevinin bizim icin hukuki deger tasimadigini ihtilafsiz kabul ederler.

    İkinci Nevi: Kur´an veya Sünnette anlatilan ve hakkinda mensuh olduguna, yani gecmis ümmetlere has bir kaide oldugunu belirten deliller bulunan hükümlerdir. Bu nevinin de bizim icin seriat, uyulmasi gerekli kaide sayilmiyacaginda alimler ittifak halindedir.

    Ücüncü Nevi: Kur´an ve Sünnette gelen ve dinimizde gecmis ümmetlere farz kilindigi gibi de farz olduguna dair deliller bulunan hükümlerdir. Bizim icin o hükümlerin muteber, uyulmasi gerekli oldugunda, o dinin kaynagi sayildigi gibi bizim dinimizin de kaynagi sayildiginda ihtilaf yoktur.

    Dördüncü Nevi: Kitab veya Sünnet hakkinda naslar bulunan fakat naslarin ifadesinden hükmün bize nisbetle baki olup olmadigi anlasilamiyan, delil bulunmayan hükümlerdir. Mesela; <Tevrat´ta Israil ogullari üzerine su farzi da yazdik: Cana can, göze göz, buruna burun, diye dis ve yaralar biribirine kisastir...>. (Kur´an, el-Maide, 45.) Acaba bu nevi bizim icin hukuk olur mu olmaz mi? Iste alimlerin ihtilaf ettikleri nokta burasidir.
    Hanefiler ve baskalari o hükümlerin bize hukuken hüküm ifade ettigi görüsündedirler. Diger bazilari da tam aksi fikirdedirler. Her bir grup kendi görüsünü deslekleyici deliller ileri sürer. (Bak el-Gazali; a.e., s. 132 v.d. el-Amidi; a.e., c. 4, s. 186 v.d.)

    Tercih edilen; bizden öncekilerin hukukunun bizim icin hukuk, seriat olmadigi fikridir. Allah Teala da <...Ey insanlar! Sizden her bir peygamber icin, bir seriat ve bir yol tayin ettik...>. (Kur´an, el-Maide, 48.)

    Bununla beraber mevcut ihtilaf önemsizdir. Cünkü tatbikatta böyle bir ihtilaf yoktur. Allah veya Resulunun gecmis ümmetlerin dini hükümleri hakkinda haber verdiklerinin pesinden hakkimizda o hükümlerin baki olup olmadigina dair (neshi veya bekasiyla ilgili) deliller de dinimizde tesbit edilmistir. Neshine veya bekasina dair delil ister gecmis dinlerin hükmünü anlatan nasla birlikte gelsin, isterse Kitab ve Sünnetin naslarindaki baska yerlerde gelsin yukarida zikrettigimiz <Tevrat´ta Israilogullari üzerine su farzi da yazdik: Cana can...>. (Kur´an, el-Maide, 45.) ayet-i kerimesi hükmünün hakkimizda sabitligi, dinimizin bir parcasi oldugu konusunda ihtilaf yoktur. (Imam Safii, Ahkamu´l-Kur´an, c. 1, s. 280-281. Kitabinda söyle der: Allah Teala Tevrat ehline farz kildigi hükmü <Tevrat´ta Israilogullari üzerine su farzi da yazdik: Cana can, göze göz...> aciklamistir. Allah Teala´nin Islam ümmetine, Tevrat ehline farz kildigini anlattigi kisasin aksine bir kisas koydugunu bilmem. Öldürmede iki hür müslüman arasindaki kisasta ve ölümden gayri kendisine kisas cezasi tatbik edilecek kisinin kisas uzuvlarinin ölüme yol acmadan kisas cezasi uygulanabilecek yaralamalarda bu cezanin tatbiki konusunda bir görüs ayriligi bilmiyorum.

    Bak Ibni Kesir; Tefsir, c. 2, s. 62. Orada bu ayetin hükmüyle amel konusunda Icmain oldugunu anlatir.
    İbni Kudame; a.e., c. 7, s. 702-703. Müslümanlar mümkün oldugunda adam öldürmenin disinda da kisasin tatbik edileceginde icma´da bulunmuslardir.) Bu ayet hükmü, bizden öncekilerin dini hükmü oldugu gibi bizim icin de muteberdir diyenlerle karsi görüste olanlar tarafindan tatbik edilir. Birinciler görüslerine uygun oldugunu; digerleri ise o hükmün bizim icin de gecerli olduguna dair dinimizde deliller bulundugunu ileri sürerler. Delillerden bazilari da:

    Birincisi: Ayette: <Ey iman edenler! (kasden) öldürülmüsler icin size kisas farz kilindi...>. (Kur´an, el-Bakara, 178.) ve <...Kim haksizliga ugrayarak öldürülürse, biz ölünün (geride kalan) velisine bir yetki verdik. O da cana kiyma isinde ileri gitmesin (Ser´i hükümlerin disina cikmasin)...>. (Kur´an, el-Isra, 33.)

    Sünnet mevcut deliller: <Maktulun velisi affetmedikce kasden öldürmenin cezasi kisastir>. (Ebu Davud; es-Sunen, Diyat, bab 5. Ibni Mace, es-Sunen, Diyat, bab 4.) <Kisas hakkina sahip kimse iki seyden biriyle muhayyerdir: Ya fidye alir yahut öldürür>. (Ahmed b. Hanbel; el-Musned, c. 2, s. 182. Tirmizi, es-Sunen, K. ed-Diyat, bab. 13.) ve baska bir hadiste ise; <Müslüman bir kimsenin kani üc seyden biriyle helal olur (öldürülür): Zina yapan evli, kasden adam öldüren, dininden cikip müslüman toplulugundan ayrilan>. (el-Buhari, el-Cami, K. Diyat, bab 6, Ahmed b. Hanbel el-Musned, c. 1, s. 61.) Bütün bu ayetler ve hadisler, kasden öldürmede kisas cezasinin verilecegini acikca göstermektedir. Katile kisas ayetin bir kisminda konulmustur ki, o da <Tevrat´ta Israilogullarina su farzi da yazdik: Cana can... v.s.>. (Kur´an, el-Maide, 45. 63, v.s. Es-Sevkani; Neylu´l-Evtar; c. 7. Ibni Kudame; a.e., c. 7, s. 639, 647.)

    Ikincisi:
    a) Nebi (s.a.s.) yaralarda kisaslarda hükmetmistir. (Imam Abdullah Muhammed b. Fereci´l-Maliki; Kitabu agdiyati Resuli´l-lah (s.a.s.)., s. 12.)

    b) Rebi binti´n-Nadr kisasinda da: Magdure Cariyenin velileri, Nebi (s.a.s.)´den kirilan disten ötürü Rebii´in kisasini istediler. Nebi de isteklerine cevap vermis, <Allah´in kitabi kisasla hükmedilir> buyurmus fakat Cariye´nin velisi affetti, kisas da uygulanmadi. (Ibni Fereci; a.e., s. 13.)

    c) Nebi (s.a.s.)´nin söyle buyurdugu rivayet edilir: <Kim öldürülür veya yara alirsa üc seyden biriyle muhayyerdir; Ya kisas ister ya diyet (mali tazminat) alir veya affeder>. (Ebu Davud, es-Sunen, Diyat bab 3, Ibni Mace es-Sunen, Diyat, bab 3, Darimi, el-Musned, Diyat babi, es-Sevkani; a.e., c. 7, s.7.)

    d) Ayet-i Kerimede <...Onun icin kim sizin üzerinize saldirirsa siz de, tipki onlarin üstüne saldirdiklari gibi, ona saldirin...> (Kur´an, el-Bakara, 194.) buyurulmustur. Alimler <bu ayet yukarida gecen el-Maide Suresi 45. ayet hükmünü, kisasin vucubunu icine alir.>. Ayet hükmüne göze göz, buruna burun, kulaga kulak, dise dis ve baska uzuvlarin kisas edilmeleri de girer.>.(el-amidi; a.e., c. 4, s. 199. el-Gazali, c. 1, s. 134-135.)

    Su ayet ve yukarida zikrettigimiz hadislerin hepsi basta kaydettigimiz el-Maide Suresi 45. ayetinin Islam hukukunun da muteber bir cüz´ü oldugunu, yanliz gecmis ümmetlerin degil Islam hukukunda da delillerle sabit hüküm sayilisini gösterir.

    DOKUZUNCU BAHIS

    ISTISHAB

    Lügatte sohbette bulunmak veya sohbeti devam ettirmek manasinadir. Hukuk dilindeyse; degisikligine dair delil ikame edebne kadar birseyin gecmisteki durumunu koruduguna hükmetmektedir. Veya degistigine dair delil bulana kadar gecmiste sabit hükmün bakiligini aynen kabuldür.

    Bir kimsenin herhangi bir kadinla evliligi sabitse, evliligin sona erdigine dair delil ikame edene kadar aralarinda kari kocaligin devamina hükmedilir. Esya üzerinde kisinin mülkiyeti sabit oldugunda, mülkiyetin baskasina gectigine dair delil ikame edene kadar mülkiyet hakki bakidir. Ve yine bir kimsenin digerine borclu olusu sabitse, ödemekle veya ibra ile borctan kurtuldugu isbatlanana kadar borclu durumunun devamina hükmedilir.

    İstishab üzerine bir kisim hukuki prensipler veya kaideler kurulmustur. Onlardan bazilari:

    a) Degisikligi sabit olana kadar bir seyin bulundugu hal üzere kalmasi asildir. (Mecelle Md. 5.) Binaenaleyh sagligi bilinen kisinin ölümü delille isbatlanana kadar vefatina hükmedilmez. Fikihtaki gaiblere dair hükümler bu kaideye dayanir.

    b) Esyada asil olan ibahaliktir. Her akit, tasarruf, hayvan, bitki veya yiyeceklerin hükmü bilinmiyor, kitabta, sünnette ve diger kaynaklarda bir hükme rastlanmiyorsa onlarin istishaben cevazina, mübahligina hükmedilir ki, o da <esyada asil olan mübahliktir> hükmünün dayandigi istishab prensibi sebebiyledir.

    c) <Sekk ile yakin zail olmaz>. (Mecelle Md. 4.) Mesela varligi kesin sekilde sabit olan seyin mücerred süpheyle yokluguna hükmedilmez. Bir kimse abdest aldigini kesin sekilde bilse sonra da bozuldugunda sekketse abdestin varligina hüküm verilir.

    d) <Beraet-i zimmet asildir> (Mecelle Md. 8.) Yani bir kimsenin zimmetinin herhangi bir seyle (borcla v.s ile) mesguliyeti isbatlanana kadar mesgul olmadigina itibar edilir. Baskasindan alacagi oldugunu söyleyenin iddiasini isbatlamasi gerekir.

    Fakih, bir konuda, daha önce anlattigimiz hukukun kaynaklarinda, hüküm bulamaz ve meselenin hukuki hükmünü bilmek de isterse son müracaati istishabdir. (Islam hukukuyla ugrasan alimler daha bir kisim fer´i kaynaklar sayarlar, aciklarlar ki bunlar üzerinde iyice düsünüldügünde sayilan fer´i kaynaklardan birisiyle dogrudan dogruya veya dolayisiyla ilgili görülür. Bilgi kabilinden olmak üzere bu fer´i kaynaklari su sekilde siralayabiliriz:

    a) Taharri (arastirma).
    b) Bir seyin asliyla amel etmek. Mecelle Md. 5: <Bir seyin hal üzerinde kalmasi asildir>.
    c) Bir seyin hali ile amel etmek (tahkimü´l-hal) b. Mec. Md. 11. <Bir emr-i hadisin akrab-i evkatina izafeti asildir> hükümleri mevcuttur.
    d) Asikar ve apasikar olma keyfiyeti. Mec. Md. 13. <Tasrih mukabelesine delalet itibar yoktur> bunu gösterir.
    e) Ihtiyat: Bu hususa dair yakin esas <Def-i mefasid celb-i menafiden evladir> (Mec. Md.30) hükmüdür.
    f) Mezheb-i Tabiin: Peygamberin <Insanlarin en hayirlisi benim asrimdakiler, sonra ondan sonraki asirdakiler sonra da ondan sonrakilerdir> hadis-i serifidir.
    h) Def-i süphe: <Kelamin i´mali ihmalinden evladir> (Mc. Md.60) bu kaynagi belirtir.
    i) <Sehadet-i kalb; kalbin delili...> Hadisi serifinden alinir.
    j) Kur´a. Bütün bu fer´i kaynaklar hukuki varliklarini Kitab, Sünnet, Icma ve Kiyas´dan alirlar. (M.). (Islam Hukukuna Giris Sf. 275-327/Prof.Dr. Abdulkerim Zeydan)
    Konu ALI25 tarafından (02-02-2017 Saat 07:04 PM ) değiştirilmiştir.

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-20-2010, 03:48 AM
  2. İslÂm fikhi'nin kaynaklari
    By gultanesi in forum Fıkıh
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 08-02-2009, 03:39 PM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379