+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası
Like Tree2Beğeniler
  • 1 Post By ALI25
  • 1 Post By ALI25

Hakimiyet Ve Kanun Koyma

 Güncel Yazılar Ve Haberler Katagorisinde ve  Sizin Yazdıklarınız Forumunda Bulunan  Hakimiyet Ve Kanun Koyma Konusunu Görüntülemektesiniz.=>HAKİMİYET VE KANUN KOYMA Egemenlik kanun koyma yetkisi arasinda büyük bir baglanti bulunmatadir. Herhangi ülke veya bölgeye hakim oldugu kabul edilen güc, oranin hayat sistemini belirler ve bu sistem de yasa kabul edilir. Cahili topluluklarda, hakimiyetin insanlara ait oldugu düsüncesi egemen oldugundan, kisilerin yasam sistemlerini belirleyen kanunlari, ya bir diktatör ...

  1. #1
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    46
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Hakimiyet Ve Kanun Koyma

    HAKİMİYET VE KANUN KOYMA

    Egemenlik kanun koyma yetkisi arasinda büyük bir baglanti bulunmatadir. Herhangi ülke veya bölgeye hakim oldugu kabul edilen güc, oranin hayat sistemini belirler ve bu sistem de yasa kabul edilir.

    Cahili topluluklarda, hakimiyetin insanlara ait oldugu düsüncesi egemen oldugundan, kisilerin yasam sistemlerini belirleyen kanunlari, ya bir diktatör tagut veya halkin temsilcileri sayilan parlamenter tagutlar tayin ederler.

    İslam´da ise, kanun koyma yetkisi, sadece Allah Teala´ya aittir. Cünkü İslam hukuku dini bir hukuktur. İlahi vahye dayanir. Bu dine göre Hakimiyet (egemenlik) kayitsiz sartsiz Allah´indir. Egemenlik Allah´in disinda herhangi bir yaratiga ne tümüyle, ne de bölünerek kismen devredebilir.

    Bu husus İslam´da ittifak konusudur. Bütün müslümanlar, gercekte hakimiyetin yanliz Allah´a ait oldugu ve Allah´in disinda her hangi bir aciz yatagin Allah´a has olan bu sifata sahip olmadigi, bu itibarla kanun koyma yetkisinin de yanliz Allah´a ait oldugu hususunda icma etmislerdir.

    Bu mesele Kur´an´da acik ve net sekilde zikredilmektedir. Konulari veciz bir sekilde ifade eden Kur´an, bu meselenin önemine binaen üc ayetinde;

    “Hüküm ancak Allah´indir”(1) buyurmustur.

    İki ayetinde de: “Aralarinda Allah´in indirdigi ile hükmet, onlarin heva ve heveslerine uyma. Allah´in sana indirdigini bir kismindan seni saptirmalarindan sakin. Eger Allah´in hükmünden yüz cevirlerse, bilki Allah, bir kisim günahlari sebebiyle onlari musibete ugratmak ister. Muhakkak ki; insanlarin cogu fasiktirlar. Yoksa onlar cahiliye hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak bilen bir topluluk icin Allah´tan daha güzel hüküm veren kim vardir”(2) buyurmustur.

    Ayrica üc ayette de “Allah´in indirdigi ile hükmetmeyenler iste onlar kafirlerin ta kendileridir”(3) “Allah´in indirdigi ile hükmetmeyenler, iste onlar zalimlerin ta kendileridir”(4) “Allah´in indirdigi ile hükmetmeyenler iste onlar fasiklarin ta kendileridir”(5) buyurmustur.

    Zaten İslam hukukunda hükümler tarif edilirken egemenligin ve dolayisiyla hüküm (kanun) koyma yetkisinin yanliz Allah´a ait oldugu vurgulanarak ser´i hükümler su sekilde tarif edilmektedir:

    “Şer´i hükümler, Allah Teala´nin yükümlünün fiil ve davranislarini; yapilmasi veya terk edilmesi gerekli olan fiiler, yapilip yapilmamasi serbest birakilan ve sebeb veya sart yahut engelle irtibatlandirilan fiiler seklinde vasiflandirmasidir.”

    Evet, yükümlü olan kullar, kendileri icin neyin gerekli, neyin gereksiz, neyin serbest ve neyin yasak olduguna karar veremezler. Buna karar verecek merci, onlari yaratan, denetimi altinda bulunduran, bütün ihtiyaclarini karsilayan, analarindan daha merhametli olan ve kendilerine sah damarlarindan daha yakin olan yüce Allah´tir. Kullarin hayat sistemlerini belirleme, Allah´a aittir. Aksam verdigi karardan sabahleyin dönebilecek kadar tutarsiz, beseri hirs, kin ve arzularindan uzak olamayan aciz insanin hakki ve yetkisi degildir. İslam´in simgesi olan -La ilahe illallah Muhammedun Rasullah- kelimei tevhidinin “Allah´tan baska hicbir ilah yoktur” kismi, hüküm koymanin Allah´ait oldugunu, kullugun yanliz Allah´a yapilacagini, boyun egmenin sadece ona olacagini ifade etmekte, “Muhammed Onun Peygamberidir” bölüm ise, Allah´a kullugun yapilma seklinin Peygamberden ögrenilmesi gerektigini beyan etmektedir. Bu nedenle, İslami bir topluluk “egemenligin yanliz Allah´a ait oldugunu ve her hususta Allah´a boyun egilecegini bastan kabullenen bir topluluktur. Zaten “İslam” kelimesinin manasi teslim olmak ve verilen ilahi emre boyun egmek demektir. “Şeriatin kestigi parmak acimaz” vecizesi de bunu ifade eder.

    Görüldügü gibi kisi itikadinda, ibadetinde ve hayat sisteminde Allah´in mutlak hakimiyetini ve yanliz O´na boyun egilecegini kabullenmek zorundadir. Binaenaleyh;

    a.İnancinda Allah´in tek ilah olduguna inanmayan, baska bir kisim esya veya zatlarin da uluhiyette paylari olduguna inanan bir insan “Allah´tan baska hicbir ilah yoktur” ifadesini dolayli da olsa reddettigi icin müslüman degildir. O, ya bir kafir veya müsriktir. “Allah üc ilahin ücüncüsüdür diyenler, süphesiz kafir oldular. Halbuki tek bir ilahtan baska ilahtur...”(6) “Allah dedi ki: “İki ilah edinmeyin, süphesiz ki O bir tek ilahtir...”(7) “Sizin ilahiniz tek bir ilahtir, O´ndan baska ilah yoktur...”(8) “Eger göklerde ve yerde Allah´tan baska ilahlar olsaydi, her ikisi de fesada ugrarlardi. Arsin Rabbi olan Allah onlarin sifatlandirmalarindan uzaktir.”(9)

    b.Yine ibadetini yanliz Allah´a yapmayan, ibadette herhangi bir seye veya zata pay vermeye calisan kisi, Allah´a ortak kosma durumuna düstügü icin müslümanlik dairesi disina cikar. O ya bir müsrik veya bir münafiktir. En hafifi ile gösteris yapan ve yaptigi ibadetten hic bir fayda göremeyen bir riyakardir.

    “De ki: Şüphesiz benim namazim, ibadetlerim, hayatim ve ölümüm, Alemlerin Rabbi olan Allah´a aittir. Onun hicbir ortagi yoktur. Ben böyle emrolundum. Ve ben müslümanlarin ilkiyim.”(10)

    c.Hayat sistemini Allah´in bizlere peygamberi araciligiyla ögrettigi ilahi nizamdan (İslam seriatindan) almayan kisi, Allah´a boyun egmis ve müslüman olmus sayilamaz. Böyle bir insan ya cahili bir hayat yasayan kafir ve zalimdir. Veya en hafifinden Allah´in nizamindan ayrilan bir fasik ve asidir. “Yoksa onlarin Allah´in kendilerine izin vermedigi bir dini kendilerine mesru kilan ortaklari mi var?”(11)

    Ne yazik ki, günümüzde, nüfus sayimlarina ve hüviyet kayitlarina göre müslüman sayilan milletlerin olusturduklari topluluklar, ilahi nizam olan İslamdan hayat sistem olarak tamamen koplumlardir. Bu gibi topluluklar, İslami bir topluluk degil, cahili topluluklardir. Bunlarin İslami topluluk sayilmamalari, inanclarinda Allah´tan baska ilah olduguna inanmalarindan veya ibadetlerini Allah´la birlikte baska ilahlara yaptiklarindan ziyade, İslam´i hayat sistemi olarak kabul etmemelerindendir. Cünkü bunlar, uluhiyetin en özgün sifatlarindan olan “egemenligi” Allah´tan koparip, kanun koyan parlamenterlere ve onlari secen avam halka verirler. Bunlarin hukuk sistemlerini, kanunlarini, deger ölcülerini, davranis bicimlerini ve bütün yasanti sistemini, secip millet meclisine gönderdikleri aciz kullar belirlerler.

    Hatta bu cahili topluluklardan bazilari o kadar ileri gitmistir ki, acikca laik olduklarini ve dinin kendilerini baglamadigini söyleme ve tescil etme cesaretini kendilerinde bulmuslardir. Müslüman olanlari aldatmak icin de yeri geldiginde müslüm kesilmisler, “ezan, bayrak” sloganlari atmislar ve mitingler Kur´an-i Kerim´i temiz olmayan elleriyle tutmaya ve agizlariyla öpmeye kalkismislardir.

    İslam görünümlü olan bu cahili topluluklardan bazilari ise, “devletin resmi dinin İslam oldugunu anayasalarin ilk maddesi olarak yazmislar, dine saygili olduklarini iddia etmisler, fakat fiilliyatta İslam nizamini yürürlükten kaldirmislar, yerine ya heva ve heveslerinden kaynaklanan düsüncelerini veya frenklerin hukuklarini koymuslardir. Artik bunlarin İslam´la ne alakalari vardir?

    İslam bu gibi topluluklarin müslüman toplum olmalarini red eder ve bunlara “cahili topluluklar” damgasini vurur. Bu gibi topluluklari yönetenlere “Allah´in indirdigiyle hükmetmeyenler, iste onlar kafirlerin ta kendileridir”(12) diye seslenmektedir. Bu yöneticilere kendi iradeleriyle boyun egenlere de: “Sana indirilene ve senden önce indirilen kitablara iman ettiklerini iddia edenleri görmüyor musun? Onlar tagutun önünde muhakeme olunmak istiyorlar. Halbuki o tagutu inkar etmekle emrolunmuslardi...”(13) “Rabbine yemin olsun ki, aralarindaki anlasmazliklarda seni hakem secip sonra da verdigin hükme, iclerinde bir sikinti duymadan, tamamen boyun egmedikce iman etmis olamazlar”(14) diye seslenmektedir.

    Bu naslar karsisinda İslam´da egemenligin kime ait oldugunu anlamamak mümkün degildir. Hangi akli selim sahibi kabul eder ki, Allah Teala, bütün kainatin yaraticisi, sahip ve idare edeni olsun, insanlari yeryüzünü imar ettirmek icin orada halifeler olarak yaratsin ve onlara sadece kendisinin emirlerine uymalarini, baska varliklari dinlememelerini emretsin, bununla birlikte egemenlik halife olarak gönderdigi insanlara ait olsun.

    Böyle bir carpik mantigi ancak Allah´in varligina, kainati yarattigina ve bütün yaratiklari sevk ve idare ettigine inanmayan kafirler kabullenebilirler. Allah´in varligina, birligine mülkün sahibi olduguna ve bu mülkü sevk ve idare eden tek güc olduguna inanan akli selim sahibi insanlar ise, yoktan var etmede, kainati sevk ve idarede egemenlik ve hakimiyet sadce Allah´a ait oldugu gibi, yeryüzünde halifeler olarak yarattigi insanlarin hayat sistemlerinin nasil olacagini belirtmede de egemenligin yanliz Allah´a ait olduguna iman ederler ve O´nun gönderdigi ilahi nizamla sevk ve idare edilmelerini isterler. Nitekim Kur´an´in ayetleri bu gercegi haykirmakta ve “Rabbin tarafindan sana vahyolunan tabi ol. Ondan baska ilah yoktur. Allah´a ortak kosanlardan yüz cevir.”(15) “Rabbinizden size indirilene uyun. O´ndan baskalarini dost edinip de kendilerine uymayin. Ne kadar az ögüt aliyorsunuz”(16) seklinde müslümanlarin dini kurallara baglanmalarini emretmektedir.

    Bununla birlikte bazi insanlar “Biz Allah´in indirdigi Kur´ana da parmeterlerin koyduklari kanunlara da uyariz, hangisi isimize gelirse, onu aliriz.” tavrini takinmaktadirlar. İste bu, hakki batila karistiran bir düsüncedir. Aslinda hak baskadir batil baska. Bunlardan herhangi birinin digerine karismasi mümkün degildir. Fakat bir kisim saskinlar bunlari karisrir ve kendilerinin de feylesof olduklarini sanilir. Aslinda onlar cahiliye batakligina gömülmüs gafillerdir.


    Kur´an-i Kerim bizlere “... dogrusu Biz seni, bir müjdeci ve uyarici olarak hak ile gönderdik...”(17) “Ey Muhammed! Allah sana gecmis kitablari tastik eden hak bir kitab indirdik...”(18) “Hakkin disinda sapikliktan baska ne vardir?”(19) buyurmaktadir. İlahi nizamin disindaki rejim ve sistemler kullarin heva heveslerine dayandiklarindan batildan baska bir sey degillerdir. “Eger onlar senin davetini kabul etmezlerse, bilki onlar heva ve heveslerine uymaktadirlar. Allah tarafindan bir yol gösterme olmaksizin heva ve hevesine uyandan daha sapik kim olabilir.”(20)

    Evet hakimiyet sifati yanliz kendisine ait olan Allah Teala, bize hayat sistemi ve hukuk nizami olarak Hz. Muhammed´e (sav) indirdigi Kur´ani göndermistir. Bundan baska bir sistem arama cehalettir, gaflettir. Şaskinliktir, nefsin zebunu olmaktir ve İslam´in disina cikmaktir. Bu konuda suskun kalmak veya tavizkarane konusmak yahut kullari tanri edinenlere yaranmak icin gercekleri saptirmak müslümana yarasmayan hallerdir.

    Hülasa; istenilse de istenilmese de İslam´da egemenlik Allah´indir. Hicbir zaman milletin veya belli bir ferdin, yahut kitlenin degildir. Otorite kaynagi yüce Mevla oldugu icin kanun koyma hakki da O´na aittir. Kullar, ancak O´nun koydugu kurallar isiginda fikir beyan edebilirler. O´nun serbest biraktigi sahalarda ictihad yapabilirler. “Nas ile birlikte ictihada yol yoktur.”

    İste İslam´in bu esprisini kavrayamayan ve İslam´dan yeterince nasibini almayanlar 4 Nisan 1926 tarihinde İslam Hukukunu yürürlükten kaldirip yerine hayrani olduklari İsvicre Medeni Kanunu koymuslardir.

    Vakia; bu kanun, bugün nüfuzu yedi milyon ulasamayan cografi durumu 22 egemen ve 6 yarim egemen eyalete ayrilan ve her egemen eyaletin kanunu bir baskasindan farklilik arzeden İsvicre´nin Neuchatel eyaletinden basma kalip tercüme edilerek alinmistir. Bu kadar kücük ve karmasik yapiya sahip olan bir devletin, bu devlette de en kücük eyaletlerden birinin kanununu Fransizca´dan cevirip asirlarca dünyanin üc kitasini sevk ve idare eden bir ümmete uygulamaya kalkismak kadar gülünc bir hadise olamaz. Bunun tarihte emsaline rastlanmamistir. Bunu yapanlarin kendilerine güvenden yoksun Frenk mukallitleri olduklarini göstermektedir. Öyle ki adi gecen eyaletin kanununu, ülkede yasayan insanlara faydali olup olmayacagi düsünüerek alinmamistir. Tercüme eden zatin Fransizca bildigi ve bu eyaletde Fransizca konusuldugu icin alinmistir.

    Aslinda İsvicre´nin oturmus bir hukuku yoktur. Katolik, prostestan ve diger mezheblerin uzun zaman cekismelerinden sonra İsvicreliler her cografi bölgeyi bir eyalet kabul etmisler ve her eyalete kendi örfüne ve adetine uygun yasalar belirlemislerdir. Kanunlarinin ana kaynagi ise, borcunu ödeyemeyen borclulari alacaklilara teslim ettirip köle olarak sattiran veya vücutlarini parcalatarak kapilarindan asmalarina ruhsat veren ilkel “Roma hukuku”dur.

    Böyle bir karisik devletin kücük bir eyaletinden alinan ve kökü pirimitiv olan bir hukuku alip İslam ümmetine jop ve dipcikle zorla uygulayan frek mukallitleri, bu hukuku överek ayyuka cikarmislar ve İsvicre´nin dünyanin en medeni ülkesi oldugunu iddia etmislerdir. Yürürlükten kaldirmaya cesaret ettikleri ilahi nizam olan İslam´i ise, her münasebette yermeye ve asagilamaya calismislardir.

    Batililarin maddeten kalkinmalarindan öte yasam bicimlerine hayran olan ve asagilik kompleksine kapilan bu insanlar, İsvicre Kanununu almalarina gerekce olarak özetle sunlasri serdetmislerdir.

    1.Günümüzde (1926´da) Türkiye Cumhuriyeti´nin “Mecelle disinda derlenmis bir medeni (yurttaslar yasasi) yoktur.”

    Bu iddia sahibinin hayrani oldugu Avrupalilarin dahi kücümseyemedikleri yüce İslam hukuku bulundugu halde, böyle bir iddiada bulunmak gercekleri görmemezlikten baska bir sey degildir. Bu hukukun her hükmünün basina bir rakam koyarak onu maddelestirmek pek kolay oldugu gibi, bunun maddeler haline getirilmemesi onun icin bir eksiklik degil, aksine bir zenginliktir. Onun asaletini göstermektedir.

    Vakia bütün hak mezhebler gözönünde bulunduruldugu takdirde İslam hukukunda bir beserin karisilacagi bütün sorunlarin cözümünü bulmak mümkündür. Nitekim bu hukuk, asirlardan beri yeryüzünde yasayan müslümanlara ve gayri müslimlere uygulanmis ve bütün yurttaslar tarafindan sayginlik görmüstür.

    Ortaya cikaabilecek her türlü hadisenin cözümü icin bütün detaylariyla uygulanacak hükümleri belirleyen böyle zengin ve mükemmel bir hukuku hice saymak akil isi degildir. Ne var ki zamanin adalet bakani Mahmud Esad Bozkurt ve arkadaslarinin gözleri döndügünden bu gibi karalamalara girismeleri beklenilen bir olaydir.

    2.”Mecelle 1869 yilinda yazilmaya baslanmis ve 1876 yilinda tamamlanarak yürürlüge konmustur. 1851 maddedir. Yanliz sözlesmelerin kücük bir bölümüne deginmektedir. Sadece 300 maddesi bugünkü ihtiyaca uygundur. Geri kalan bölümü yurdumuzun gereksinmelerini karsilamayacak ölcüde ilkel bir kisim kurallardan olustugu icin uygulananamaktadir.”

    İslam hukunu yanliz mecelleden ibaret degildir. Kaldi ki Mecelle de kücümsenecek kadar basit bir eser degildir.

    Aslinda basima kalip tercüme edilen İsvicre derleme medeni kanununun, İspanyanin fethi neticesinde İslam hukukundan kopya edilen bölümleri disindaki diger bölümleri tamamen ilkel ve bölgesel tüzüklerdir. Yüce İslam´i kaldirip yerine böyle kirk yamali bohcaya benzeyen ve birbiriyle celisen tüzükler mecmuasini koymak akil kari degildir. İslam´a duyulan kinden ve kuru taassubtan kaynaklanmaktadir.

    3.”Mecellenin temeli ve ana cizgileri dindir. Dinler degismezler. Oysa insanlik hayati her gün, hatta her an köklü degisimlerle karsi karsiyadir. Bu degisim hicbir zaman durdurulmaz. Yasalari dine dayali devletler, dinler degismediginden hayat sistemi de devamli degistiginden kisa bir zaman sonra yurdun ve milletin isteklerini karsilayamazlar. Din yasalari ilerleyen hayat karsisinda sekilcilikten ve ölü sözcüklerden ileri bir deger, bir anlam tasiyamazlar. Dinler degismediginden onlarin yanliz bir vicdan isi olarak kalmasi, cagdas uygarligin temellerinden biridir.”

    “Dinler degismezler” ilkesi izaha muhtactir. Cünkü:
    Allah Teala insanlari yaratip yeryüzünde yerlestirdigi ilk günden beri, onlara din göndermistir. Bu dinlerin Allah´in sifatlari, gecmis ve gelecekle ilgili haberler gibi bölümleri degismemislerdir. Buna karsilik insanlarin hayat sistemini düzenleyen ser´i hükümlerin, insanligin gecirdigi evrelere göre degistigi varittir. Mesela yahudilerin cumartesi günü avlanma yasaklari İslam gelince kaldirilmistir.

    Fakat Allah Teala´nin yürürlükten kaldirdigi bu dine mensub olan yahudi ve hristiyanlar eski dinlerinin aynen devam ettiginde inatla israr etmislerdir. Bu ayip, kaldirilmis dinleri gecerli sayanlarin ve sigira tapma gibi gülünc dinler icad edenlerin kusurudur. En son ilahi din olan İslam´i kabullenenlerin kusuru degildir. Zaten İslam´in disinda herhangi bir dini gercek din saymak, inat ve cehaletten kaynaklanan bir taassubtur. “Kim, İslam´dan baska bir din ararsa, onun dini asla kabul edilmeyecektir. O kimse, ahirette hüsrana ugrayanlardan olacaktir.”(21)

    Hülasa insanlik hayatinin degismesini gerektirdigi ölcüde, Allah Teala gönderdigi ser´i hükümleri, bizlerin hikmetini idrak edemeyecegimiz diger sebeblerle birlikte, dinden dine yeterince degistirmistir. En son gönderilmis ola İslam dininin Kur´an, sahih sünnet ve ümmetin icmaina dayanan kesin ser´i hükümlerinin degismesini istemek ise, bunlarin koruma altina aldiklari esaslarin önemini idrak edememekten kaynaklanmaktadir. Mesela İslam ceza hukuku, insanlarin canlarini, mallarini, akillarini, namuslarini ve inaclarini koruma altina almayi hedeflemektedir. Bu nedenle bir insani haksiz yere kasitli sekilde öldürenin öldürülmesini, hirsizlik yapanin elinin kesilmesini, zina edene bekar olmasi halinde yüz adet sopa vurulmasini, evlenmis ise hayatina son verilmesini, icki icene seksen sopa vurulmasini ve İslam´a saldiran kafirlere karsi savasilmasini emretmektedir. İslam´in bu gibi hükümlerini degistirmeye kalkismak, bu yüce hedefleri hice saymak olur.

    Şimdi “nicin İslam, hirsizin elinin kesilmesini emrediyor? Bunu degistirelim. Hirsiza hürriyeti kisitlayan hapis cezasi verelim. Cünkü hayat degisti, hirsizlar cogaldi. Kimin kolunu keselim. Önce benim kolumu kesmeniz gerekir. Ben de bu hatayi isledim” diyen bir insan, insanlarin malini emniyet altina alma yerine, hirsizlari tesvik etmis olmaz mi? Hele de hirsizla, günümüzde oldugu gibi, devlet ricali olursa, İslam´in degismezligini bir nakise sayarak hirsizi oksamasinin altinda nelerin yattigi iyice belli olur. Bir tarihte Misir parlementosunda fuhus yuvalarinin kapatilmasi teklifi ileri sürüldügünde bazi parlementerler: “ya biz nereye gidecegiz” seklinde ititazlarda bulunmuslardir.

    Yine altmisli yillarda İngiltere parlamentosunda erkekler icin fuhus yuvalari acilip acilmamasi tartisilirken, lordlar kamarasi mensublarinin bu hastaliga mensub olduklari icin böyle bir kurumun kurulmasini savunduklari, orta doguda gazetelerin gündemini isgal etmistir. Keza bir tarihte Türkiyede iktidari devirip yerine oturan bir pasaya: “efendim rüsveti önleyin ”Alan razi veren razi ben ne yapayim” cevabini vermistir. Ayni soru herkese sevgi dagitan bir basbakana soruldugunda da “Benim memurum isini bilir” cevabini vermistir. Elbetteki İslam´in tedavi etmek istedigi hastaliklarin devam etmesini isteyenler, İslam´in degismesini isteyeceklerdir. Böylece kendi cinayetlerine care bulsunlar, neticede hem kendilerini hem de tüm toplumu helak etsinler.


    Hülasa Mahmud Esadin İsvicre Medeni kanununu kopya etmesini gerekceleri arasinda “dinin degismezligini” zikretmesi, aslinda akan hayat sistemine ayak uydurmak degil, bir kisim ahlaksizliklara ve cinayetlere mesru mazeretler bulmaktir. Yoksa 1926´dan beri jopla ve dipcikle uygulanan bu kanun, kimin hangi derdine care olmustu? Sadece ahlaksizliklarin, eskiyanin ve sömürenlerin önünü acmistir. Buna inanmayanin günlük herhangi bir gazetenin bas sahifesini okumasi kafidir. Ne varki bir kisim iyi niyetli insanlar, bu cikarcilarin tezlerinde samimi olduklarini sanirlar, onlarin düsüncelerini canla basla savunurlar. Kraldan cok kralci olma pozisyona düserler. Bunlara tavsiyemiz, fikirlerini savunduklari bu insanlarin karsi ciktiklari İslam´i okuyup anlamalaridir. Bu taktirde hakki batildan ayirabileceklerdir.

    “Dinlerin bir vicdan isi olarak kalmasi” meselesine gelince, bu tez, semavi olmayan Brahmanizm, Budizm gibi ilkel dinler icin, bir de mensublari tarafindan degistirilen yahudilik ve hristiyanlik icin gecerli olabilir. Cünkü bu dinlerde, insan hayatini düzenleyen hükümler, yok denecek kadar az kalmistir. Geri kalan hükümler, mensublarinin heva ve heveslerine ters düstügü icin kitablardan cikarilip yok edilmislerdir. Fakat bu tez, hem din ve hem de devlet sistemi, hem yasa hem de ahlak düsturu, hem dünya hem de ahiret plani olan İslam icin elbetteki gecerli degildir. Zaten bu tez, dinlerinde hayatlarini tanzim eden hükümler bulamayan hristiyanlar tarafindan ileri sürülmüs, fakat “Avrupalilar ne derse dogrudur” kompleksine kapilan hafif mesrep insanlar da, bu tezin İslam icin de gecerli oldugunu sanmislar ve bunu savunmaya koyulmuslardir.

    İnsanin ana rahmine düsmesinden, kabirde topraga verilmesine kadar, bütün hayat safhalarini en dakik bir sekilde düzenleyen, gecimisten ibret almak icin onu en veciz bir sekilde özetleyen ve gelecekteki perde arkasinda nelerin olacagini filim gibi gözler önüne seren İslam´in sadece bir vicdan isi olarak kalmasi nasil söylenebilir? Söylense de bu düsünceleri kim dinler? Zira İslam´in hükümleri, insanlarin gözlerini kamastiracak kadar parlak, akillarina pes dedirtecek kadar güclü ve ruhlarini huzura kavusturacak kadar tedavi edici bir hukuk sistemidir. Onun her yönü ve her dali mutluluk bahseder. Örnek olmasi acisindan su misalleri zikretmek mümkündür.

    Kisinin yiyip icmesi hususunda Allah (cc) söyle buyurmaktadir: “Yeyin, icin fakat israf etmeyin, cünkü Allah israf edenleri sevmez.”(22)

    Giyim kusam hususunda sunu emretmektedir: “Ey Ademogullari, her mescide girdiginiz zaman temiz ve güzel elbiselerinizi giyin.”(23)

    Yolda yürümenin adabi hakkinda söyle buyurmaktadir: “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Cünkü sen elbetteki yeri yaramazsin, boyca da daglara ulasamazsin.”(24) “Rahman olan Allah´in kullari yeryüzünde sükunetle (tevatu ve vakar ile) yürürler.”(25)

    Alis-veris hususunda sunu emretmektedir: “Bir seyi ölcerken tam ölcün, tartarken de dogru terazi ile tartin.”(26) “İnsanlardan bir sey ölcüp alirken tam alan; onlara bir seyi ölcüp veya tartarken de eksik tutan hilekarlarin vay haline”(27)

    Birbirimizle olan mali iliskilerimizde su yasaklari koyar: “ Birbirinizin malilarini haksiz yere yemeyin, insanlarin bir kisim mallarini bile bile günaha girerek yemek icin onlari hakimlerce aktarmayin.”(28)

    Fakir ve yoksullara yardimda bulunma hususunda da: “Mallarinizi Allah yolunda harcayin da kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayin, iyilik yapin. Cünkü Allah iyilik yapanlari sever”(29)

    İyiligi emretme, kötülüge mani olma hususunda da söyle buyurmaktadir: “İcinizde hayra davet eden, iyiligi emredip, kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. Kurtulusa erenler iste onlardir.”(30)

    Anaya babaya, akrabaya, yetime, yoksula, komsuya, arkadasa ve yolda kalanlara nasil davranilacagini hususunda sunlari emretmektedir: “...anaya babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komsulara, yakin komsulara, yaninda bulunan arkadasa, yolda kalanlara ve sahip oldugunuz kölelere iyi davranin. Şüphesiz Allah kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.”(31)

    İdarecilerin insafli ve adaletli davranmalari hususunda: “Ey iman edenler! Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizlige sevk etmesin. Adaletli olun...”(32) “Şüphesiz ki Allah adaletli davranmayi, iyilikte bulunmayi ve akrabaya yardim etmeyi emreder. Kötülügü, hayasizligi ve zulmü yasaklar...”(33) buyurmaktadir.

    Haksiz yere kan akitmayi yasaklayarak söyle buyurmustur: “Allah´in öldürülmesini haram kildigi bir cana hakli bir sebeb olmadikca sakin kiymayin. Biz haksiz yere öldürülenlerin velisine bir yetki vermisizdir. O da öldürmede haddi asmasin...”(34) “Ey iman edenler! Öldürülenler hakkinda kisas size farz kilindi...”(35) “Ey akil sahipleri kisasta sizin icin hayat vardir...”(36)

    Malinizin himayesi icin: “Erkek ve kadin hirsizlarin yaptiklarina karsiligi ve Allah tarafindan bir ceza olarak ellerini kesin...”(37) buyuruyor.

    Aklin muhafazasi icin: “Ey iman edenler! İcki, kumar, putlar ve fal oklari sadece seytanin isinden birer pisliktirler. Bu piskiten kacinin ki kurtulusa eresiniz. Şüphesiz ki kumar ve icki ile araniza düsmanlik ve kin sokmayi, sizi Allah´in zikrinden ve namazdan men etmeyi ister...”(38) buyurmaktadir.

    Irz ve namusun muhafazasi icin: “Ey Peygamber, hanimlarina, kizlarina ve müminlerin hanimlarina söyle, her hangi bir ihtiyac icin disariya cikarken bas örtülerini üzerlerine alip örtsünler. Bu onlarin baskalari tarafindan taninip rahatsiz edilmemeleri icin daha uygundur...”(39) “İffetli kadinlara zina isnad edip de sonra bu iddialarini dogrulayacak dört sahid getiremeyenlere seksen degnek vurun...”(40) “Zina eden kadin ve erkegin her birine yüzer degnek vurun. Allah´a ve ahiret gününe iman ediyorsaniz Allah´in dinini tatbik hususunda onlara merhametiniz tutmasin. Müminlerden bir topluluk da onlarin cezalarina sahid olsun.”(41) diye emretmektedir.

    Dinimizi koruma hususunda ise Allah Teala sunlari emretmektedir: “Ey iman edenler! Cevrenizde bulunan kafirlerle savasin. Sizi sert ve kuvvetli bulsunlar. İyi bilin ki Allah kendisinden korkanlarin yanindadir.”(42) “Fitne ortadan kalkip din yanliz Allah´in oluncaya kadar o kafirlerle savasin.”(43)

    Şimdi bunun gibi yüce semavi emirleri uceren bu ulvi seriati kaldirip yerine beyefendilerin heva ve heveslerinden kaynaklanan ve gün gecmeden degistirilmeleri teklif edilen bir kisim tüzükleri koymak ilericilik midir? Yoksa ilkellik midir? Toplumun menfaatlerini mi yoksa sömürücülerin cikarlarini mi düsünmektir?

    4.”Köklerini dinlerden alan yasalar, uygulandiklari toplumlari gökten indikleri ilkel caglara baglar ve ilerlemeleri engelleyici basli neden ve etkenler arasindan bulunurlar. Türk ulusunun alin yazisini, bu günkü cagda bile, ortacagi düzen ve kurallarina baglamada dinin degismez kurallarindan ilham alan ve Tanri katiyla iliskili durumda bulunan kanunlarimizin, en güclü etken olduklarindan kusku duyulmamalidir.”
    Konu ALI25 tarafından (02-03-2017 Saat 12:28 AM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    46
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Cevap: Hakimiyet Ve Kanun Koyma

    Vakia İslam dininin müslümanlari geri biraktigini iddia etmek, tamamen gercekleri alt üst eden bir iddiadir. Cöllerde bedevi bir hayat sürdüren arablar, İslam sayesinde yüzlerce yil yasamis Pers imparatorlugunu ortadan kaldirmayi, Bizansi sikistirip kabuguna hapsetmeyi basarmislar ve fethettikleri yerlere İslam seriatini tattbik ederek oralarda yasayan insanlari kula kulluktan kurtarmislar, yanliz Allah´a kulluk edilecegini ögrenmislerdir. Fethedilen bu ülkelerin halki, kendi iradeleriyle putperestligi, yahudiligi ve hristiyanligi birakip İslam dinine girmisler ve onun rahmetine ulasmislardir. Maddeten ilerleme bakimindan zamanlarinda insanligin zirvesine ulasmislardir ve karanlik caglari geride birakmislardir.

    Keza İslam sayesinde, daglarda göcebe halinde yasayan Türkler ve diger kavimler, Osmanli devleti gölgesi altinda bir arada kardes olarak yüzlerce yil yasamislar, zamaninin ikinci büyük imparatorlugu olan Bizans ortadan kaldirmislar, Avrupa´nin icine girip İslam´in sefkat ve merhamet esaslarindan hristiyanlari da faydalandirmislardir. Onyedinci asirlarda papazlarin bile “Allah müslümanlari basimizdan eksik etmesin. Cünkü onlar geldikten sonra mezhebi catismalarimiz sona erdi ve huzur icinde yasar olduk” demelerine ortam hazirlamislardir.

    İstanbul fethedilirken Bizans´da uygulanan hukuk, bugünkü İsvicre hukukunun da temelini teskil eden Roma hukukudur. Roma hukuku insanlari ilerletiyor idiyse, nicin Bizanslilar müslümanlarin toplari karsisinda dehsete kapildilar da teslim oldular ve o ileri hukuklari sayesinde icadlar yapip müslümanlara karsi koymadilar?

    Diger yandan, 1926´dan sonra İslam hukukunu kaldirip önüne gelen her devletten cesitli hukuk dallarini kopya eden Türkiye Cumhuriyeti, bugüne dek ne kadar ilerleyebilmistir. Aksine her gecen gün, biraz daha geriye gitmektedir. Öyle ki, İslam´in kaldirilmasindan önce, bütün Avrupalilara meydan okuyacak gücte iken, bu gün onlardan yardim dilenir hale gelmistir. Hatta bir tasima aracinin motorunu imal edemeyecek kadar gerri kalmistir. Bu hususta Kore gibi uzak dogu ülkelerinden bile geridir. İlac sanayisi bile dis ülkelerin ruhsatlari ile yürütülmektedir.

    Memleketin ileri gelenleri, daha dün 1948 yilinda zulüm ve gasb üzerine kurulan, korsan İsrail devletinden bile medet beklemektedir. Batililari her ziyaretlerinde “Bize yardim edin, yoksa korktugunuz İslam gelir” seklinde onlara yalvarip yakinmakta ve kendilerine bir lütufta bulunsunlar diye onlara karsi her zilleti kabulleneceklerini dilleriyle ifade etmektedirler. Şimdi Esad beye sorulmalidir “Senin İsvicre´de tahsil yapman neticesinde oranin Neuchatel eyaleti kanununu oldugu gibi kopya edip alman, bu memleketin neyini ilerletmistir?”

    Bir memleket, fahiselere göz yummakla veya hirsizlari himaye etmekle yahut insanlari alkolik yapmakla mi ilerler? Yoksa calisip üretmekle, ahlak ve istikrari saglamakla mi? Devlet ve millet isbirligiyle ve beseri gücleri seferber etmekle mi olur? Eger bunu yapamazsan hangi kanunu getirirsen getir durum degismeyecektir, Nitekim öyle olmustur da... O halde neden İslam´a bu kadar kin besliyorsunuz? Onu tahkir icin her iftirayi ileri sürüyorsunuz?

    5.”Türk hakimleri, derme catma fikih kitablarindan ve din ilkelerinden kural bulup cikarmak yoluyla yargi görevi yapmaktadir ve yargic hükümlerinde belirli bir görüs, dini bir deyis veya temel bir kaide ile bagli degildir. Bu nedenle benzeri meseleler hakkinda verilen kararlar ülkenin cesitli yerlerinde cogu kez farkli ve celiskili olmaktadir. Sonucta Türk halki adalet dagiliminda tutarsizlik ve devamli bir karisiklik la karsilasmaktadir. Halkin alinyazisi belirli ve oturmus bir adalete degil, rastlantiya, sansa ve birbirleriyle celiskili ortacag fikih kurallarina bagli bulunmaktadir. Cumhuriyet, Türk adaletinin bu karmasikliktan, yokluktan ve pek ilkel durumdan kurtarilmasini, devrimin ve cagdas uygarligin gereklerine uygun yeni bir Türk medeni kanunun, medeni kanunlar arasinda en yeni, en kusursuz ve halkci olan İsvicre medeni kanunundan alinmasini gerekli kilmistir.”

    Görüldügü gibi Mahmud Esad,
    -Fikih kitablarinin derme catma oldugundan bahsetmektedir. Vakia en basit fikih kitabi bile, bugüne kadar yazilan uydurma medeni kanun kitablarindan daha oturmus ve daha asaletlidir. Bizlere, okuyacagimiz hangi medeni hukuk kitabini tavsiye edebilirler? Hepsi bos laflarla, yaldizli sözlerle doludur. Fiili degeri keci boynuzu kadar bile degildir.

    Yine bakan, “o zamanda Türk yargicinin önünde belli kurallar olmadigini, ülke capinda yargi birligini saglamanin imkansiz oldugunu, bu nedenle adalete güvenin sarsildigini” iddia etmektedir. Aslinda İslam hukukunu uygulan hakim, ciddi ve kavranmasi zor olan meselelerde bile hangi hükmün uygulanacagini önünde bulunan fikih kitablarindan aninda iktibas edebilir ve bunda herhangi bir zorluk cikmasi sözkonusu degildir. Yeter ki hakim cahil biri olmasin fikhi ögrenen biri olsun. Elbetteki carsi pazardan tutulup getirilen bir yargic İslam´in ne oldugunu bilmez.

    Mahmud Esad “Türk milletine adalet dagitmak ve onu kesmekeslikten kurtarmak icin en yeni, en kusursuz ve halkci olan İsvicre medeni kanununu getirdiklerini” söylemektedir.

    Vakia, Mahmud Esad´in “en yeni” diye övdügü İsvicre Medeni Hukukunun temelini, Alman medeni hukuku, onun temelini ise Roma hukuku olusturmaktadir. Roma hukuku ise, en köhnemis ilkel hukuklardan biridir. Fakat hristiyan alemi, atalarinin hukuku olarak bu kokusmus hukuku isitip isitip insanlarin önüne sürmüslerdir. Hristiyanlarin teknik yönden ilerlediklerini gören bazi müslüman isimli kisiler, onlarin her söylediginin ve yaptiginin dogru olduguna kanaat getirerek söylediklerini tekrar edip durmuslardir. İste Mahmud Esadb ve arkadaslari da bu güruhdan olan insanlardandir.

    Nasil olur da İsvicre hukuku, en yeni hukuk olabilir? Alinan bu hukuk, bugün nüfusu yedi milyona ulasmayan, milli birligini tam olarak saglamadigi icin 22 tam begimsiz 6 da yarim bagimsiz kantonlardan (eyaletlerden) meydana gelen, her kantonuna özel bir hukuk sistemi taniyan ve nüfusunun % 70 Alman, % 20 Fransiz geri kalani İtalyan ve Cingenelerden olusan İsvicre tarafindan yepyeni bir hukuk olarak mi ortaya cikarildi? Yoksa protestan ve katolik mezheblerinin catismasini önlemek icin, bütün hristiyanlarin müsterek hukuku olan Roma hukukunun bir kisim düzeltmelerle kabul edilmesimiydi? Elbetteki ikincisi idi. Peki, 523-565 yillari arasinda Dogu Roma İmparatoru Justinianus tarafindan hazirlatilan, adina Corpus juris civilis(44) denen ve 533 de tatbikine baslanan bir kanundan iktibas edilen İsvicre kanununun neresi yepyenidir? Borclarini ödemeyenleri, esir edip alacaklilara teslim eden, onlari köle olarak sattiran, hatta alacaklilara borclularini öldürüp paylari oraninda parcalara bölerek evlerinin önünde asmalarina izin veren (45) Roma kanununun neresi üstün ve neyi halkcidir? Sizin aldiginiz kanun, iste bu ikel kanunun yumusatilmis seklidir. Orta caglara degil, karanlik caglara dayanmaktadir.

    VII. Yüzyildan itibaren, İslam fetihlerinin neticesinde, müslümanlarin İspanya´yi feth etmelerinden sonra, yüce İslam hukuku karsisinda gözleri kamasan Avrupalilar, kendi benlikleri kaybetme kuskusuyla XII. Yüzyillarda özellikle İtalya ve Polonya üniversitelerinde üzeri küllenmis Roma hukukunu tekrar hortlatarak İslam hukukuna karsi direnmek istemislerdir.

    Kokusmus bir hukukdan mülhem olan kanunu, degil ki İslam´dan üstün saymak, onu İslam ile kiyaslamak bile insafsizliktir. Ne var ki devrim adina konusanlar, her zaman hakli gösterilmislerdir. İste mesele budur.

    6.”İlkeleri yabanci bir ülkeden alinmis olan Türk Medeni Kanunu tasarisinin yürürlüge konulmasindan sonra <ülkemizin ihtiyaclariyla bagdasmaz> tezi yerinde görülmektedir. Cünkü;

    a.Cagdas medeniyet ailesinden olan uluslarin gereksinmeleri arasinda köklü bir ayrilik yoktur.

    b.İsvicre devleti, farkli tarih ve geleneklere bagli olan Alman, Fransiz ve İtalyan soylarindan olusmaktadir. Bu kadar ayri irklardan ve farkli kültürlerden olusan bir topluma uygulanma esnekligi gösteren bir yasanin Türkiye Cumhuriyeti gibi yüzde doksani bakimindan türdas bir soyu barindiran bir devlette uygulama olanagi bulabilmesinde kusku yoktur.”

    Esad beyin “cagdas medeniyete sahip olan uluslarin gereksinmeleri arasinda köklü bir fark yoktur” seklindeki iddiasi, ayni dine ve benzer örflere sahip olan Avrupa hristiyan devletleri icin kismen gecerlidir. Cünkü bunlar, asil orijinal esaslarindan herhangi bir iz kalmayan hristiyanlikta, insanlarin hayatini düzenleyen hükümler bulamadiklari icin, atalari olan putperest Romalilarin ilkel hukukundan ilham almislar, kendi arzulari ve gelenekleri dogrultusunda bir kisim kurallar belirlemis ve bunlarin adina Hukuk (kanun) demislerdir. Bu itibarla bunlarin hukuk sahasindaki gereksinmeleri birbirine yakindir.

    Şimdi bunlarin gereksinimleri birbirine yakinsa, bütün insanligin da bunlarin ihtiyac hissettikleri seyleri ihtiyac hissetmeleri mi gerekir? Eger böyle ise, örflerini putlastirip asil hukuk kaynagi sayan İngilizlerin hukuku neden farklidir? Japonlar neden İsvicre´nin hukukunu almamislardir? Bugün dünyanin en büyük sömürücüsü olan ABD´nin hukuk sistemi nicin İsvicre´nin aynisi degildir?

    Demek ki, Esad Bey´in bu tezi, sadece körü körüne Avrupa hayrani olmasinin bir neticesidir.

    Şimdi Esad Bey ve arkadaslarina soralim: İnsanlar üzerindeki hegomunya ve sömürülerin sürdürmek icin, bütün canlilari yok eden hidrojen ve etleri cürüten Napalm bombalarini yapmayi gereksinme sayan, insanligi tehdit eden nükleer denenmelerde israri bir zaruret kabul eden, emperyalist devletlerin gereksinmeleriyle “zarar vermek de yoktur, zarara karsi zararla mukabele etmek de”(46)hadisini esas alan bir ümmetin gerekli gördügü ve ihtiyac hissettigi seyler nasil yaklasik seyler olabilir?

    Yine, toplum icin zarrarli da olsa, piyasada pazar bulabilen cesitli ickiler ve kumar araclari gibi esyalara, degerli bir mal gözüyle bakan, bunlari imal etmeyi iktisadi bir ihtiyac sayan bir zihniyetin gereksinmeleriyle, insanlara zararli olan her seyi yasaklayan bir inanca sahip olan insanlain gereksinmeleri nasil ayni olabilir?

    Keza kadinlari, fuhus yuvalarina tikayip esir tutan, onlari serseri erkeklere peskes ceken, vücutlarini sattirip elde edilen kazanctan belediyelerine vergi saglayarak bunu da bir gereksinme sayan ve bu cinayeti isleyeni, yer yer vegi rekortmeni kabul eden bir güruhun hukuk anlayisiyla, bir kadinin namusunu korumak icin gerektiginde savas acan bir asil ümmetin hukuk anlayisi, nasil bir olabilir? Eger Esad bey ve arkadaslari irz ve namuslarini ayaklar altinda cignetmeye reva görüyorlarsa, diger müslümanlara böyle bir adiligi zorla yaptirmaya elbetteki haklari yoktur.

    Hülasa, İslam´da egemenlik, dolayisiyla yasa koyma hakki yanliz Allah Teala´ya aittir. O bizlere, kisilerin hirslarindan, heva ve heveslerinden uzak olan, hakkaniyet ölcülerini esas alan, ifrat ve tefritten uzak olan, tertemiz bir seriat göndemistir. Biz ancak onu kabullenir ve ona uyariz. Kendimiz icin istedigimiz bu iyiligi baskalari icin de isteriz.

    Dipnotlar:
    (1)En´am, 75; Yusuf, 40, 70.
    (2)Maide, 49, 50.
    (3)Maide, 44.
    (4)Maide, 45.
    (5)Maide, 47. Bir kisim müfessirler son iki ayette gecen “zalim” ve “fasik” ifadelerinin de kafir anlaminda olduklarini, kafirler yaptiklari davranislarina göre kafir, zalim ve fasik olarak vasiflandirildiklarini beyan ederlerken, diger bir kisim müfessirler, Allah´in indirdigi İslam´i birakip baska kanunlarla insanlari idare edenlerin inanclari idare edenlerin inanclarina göre vasidlandirildiklarini söylemislerdir. Bu izaha göre Allah´in nizamiyla hüküm vermeyen kisi, ayni zamanda bunun hak olduguna da inanmiyorsa, iste bu kafirdir. Sayet hak olduguna inandigi halde ona göre hükmetmiyorsa yerine göre zalim veya fasik olur. Bu da tehdit altinda kalma neticesinde mümkündür. Yoksa ilahi nizami keyfi bir sekilde birakan kisinin dinle alakasi zedelenmistir.
    (6)Maide, 73.
    (7)Nahl, 51.
    (8)Bakara, 163.
    (9)Enbiya, 22.
    (10)En´am, 162,163.
    (11)Şura, 21.
    (12)Maide, 44.
    (13)Nisa, 60.
    (14)Nisa, 65.
    (15)En´am, 106.
    (16)Araf, 3.
    (17)Bakara, 119.
    (18)Ali İmran, 3.
    (19)Yunus, 32.
    (20)Kasas, 50.
    (21)Ali İmran, 85.
    (22)Araf, 31.
    (23)Araf, 31.
    (24)İsra, 37.
    (25)Furkan, 63.
    (26)İsra, 35.
    (27)Mutaffifin, 1-3.
    (28)Bakara, 188.
    (28)Tevbe, 105.
    (29)Bakara, 195.
    (30)Ali İmran, 104.
    (31)Nisa, 36.
    (32)Maide, 8.
    (33)Nahl, 90.
    (34)İsra, 33.
    (35)Bakara, 178.
    (36)Bakara, 179.
    (37)Maide, 38.
    (38)Maide, 90-91.
    (39)Ahzab, 59.
    (40)Nur, 4.
    (41)Nur, 2.
    (42)Tevbe, 123.
    (43)Bakara, 193.
    (44)Corpus juric civiles: Kanun külliyesi dört ana bölümden olusmaktadir:
    a.İnstitutiones: Bu bölüm Justinianus´un emri ile hazirlanmis ve 533 yilinda yürürlüge konmustur.

    b.Digesta veya Pandectae: Bu da Justinianus´un hukukcularin eserlerinden alinti yaptirdigi toplama bir bölümdür. Bu da 533 yilinda yürürlüge konmustur.

    c.Codex: Bu da imparator emirnamelerini iceren bir bölümdür. Justinianus hazirlatmis ve 534 yilinda yürürlüge konmustur.

    d.Novellae: Bu bölüm önceki üc bölümün kaleme alinmasindan sonra Justinianus´un yeni emirlerinden ibarettir. İste Corpus juris civiles adli Roma kanun külliyesi bu dört parcadan meydana gelmektedir. Bu külliyenin tümüne ilkellik hakimdir.

    (45)”XII levha kanunundaki Manus İniectio (el koyma) yoluyla icra uslune göre alacakli borclusu üzerine el koyardi. Onu altmis gün zincire vurup hapsettikten sonra borc yine ödenmedigi takdirde, isterse onu öldürebilir, isterse Roma disinda köle olarak satabilirdi. Hatta alacaklilarin birkac kisi olmasi halinde borclunun vucudunu aralarinda taksim etmelerine dahi müsaade edilmisti.” (Konu ile ilgili olarak bakiniz Dr. Türkan Radu, Roma Hukuku Borclar Hukuku s. 22 İst. 1974; Dr. Ziya Umur: Roma Hukuku sh. 168 İst. 1973.)

    (46)İbn Mace, Kit. Ahkam, Bab: 17; İmam Malik, Muvatta, Kit, Akdiye, Bab: 31; İmam Ahmed, Müsned, c. 5, sh. 327.) (Fikih Usulu Sf. 19-34/Hasan Karakaya)
    Konu ALI25 tarafından (02-03-2017 Saat 12:30 AM ) değiştirilmiştir.

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Hakimiyet kayitsiz ve şartsiz Allahındır
    By Karani in forum Fıkıh
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-26-2013, 09:49 PM
  2. Teşrii (kanun koyma) hakkinin tesbiti
    By LeBBeyK in forum Fıkıh
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-14-2013, 02:57 PM
  3. Teşrii kanun koyma hakkının tesbiti nedir
    By Furkan in forum Dinimiz ve diğer dinler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-05-2010, 06:42 PM
  4. hakimiyet
    By islaMseli in forum İslami Sözlük
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-20-2009, 09:42 PM
  5. Sehzadelerin hakimiyet mÜcadelesi
    By EhLiSuNNeT in forum Osmanlı Tarihi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-23-2009, 05:59 PM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379