+ Cevap Ver
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Hicri dört yüz yilindan sonra ictihad kapisinin hanefilerce kapatilmasi

 Güncel Yazılar Ve Haberler Katagorisinde ve  Sizin Yazdıklarınız Forumunda Bulunan  Hicri dört yüz yilindan sonra ictihad kapisinin hanefilerce kapatilmasi Konusunu Görüntülemektesiniz.=>HİCRİ DÖRT YÜZ YILINDAN SONRA İCTIHAD KAPISININ HANEFİLERCE KAPATILMASI VE OSMANLI DEVLETİNİN BU HUSUSU KORAMAKTA BULUNMASININ, HİKMETİN TA KENDİSİ OLMASI Bütün bunlardan sonra, bir sahsin ictihad derecesine ulasabilmesi icin acikladigimiz sart ve vasiflari dikkat nazarinda alarak düsündügümüzde, simdiye kadar ve hatta bundan sonra da bu sart ve vasiflari kazanarak hüküm ...

  1. #1
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    46
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Hicri dört yüz yilindan sonra ictihad kapisinin hanefilerce kapatilmasi

    HİCRİ DÖRT YÜZ YILINDAN SONRA İCTIHAD KAPISININ HANEFİLERCE KAPATILMASI VE OSMANLI DEVLETİNİN BU HUSUSU KORAMAKTA BULUNMASININ, HİKMETİN TA KENDİSİ OLMASI

    Bütün bunlardan sonra, bir sahsin ictihad derecesine ulasabilmesi icin acikladigimiz sart ve vasiflari dikkat nazarinda alarak düsündügümüzde, simdiye kadar ve hatta bundan sonra da bu sart ve vasiflari kazanarak hüküm cikarabilecek gücte zatlarin bulunabilecegini akilca mümkün olan seylerden görürüz. Fakat H. 400 ylindan beri ictihad kapisinin kapali olduguna dair hanefi alimlerinin sözleri de inkar kabul etmez.

    Bunun aksini söyleyenler inceden inceye düsünmüs olsalar dogru ve hikmete uygun bulunan bir gercegi kabul etmemis olduklarini anliyabilirlerdi. Evet, akla gelebilir ki, kaydedilen sart ve vasiflari tamamliyabilmek her zaman mümkün oldugu icin her zaman bulunabilmelidir. Fakat ince düsünenler, zamanin durum ve degismelerini görüp, Muhammed ümmetinin isleri hakkindaki Allah´in sirlarini da anladiklari icin Islam milletinin cogunlugunca verilen bu hükmü dogru ve hatta hikmet geregi sayarak hic de cigirdan cikarmazlar.

    Cünkü H. IV. Yüzyildan sonra mutlak müctehidin gelmiyecegini kestiren büyük din alimnleri, sahabe tabiiler ve teba-i tabiin zamanlarindan ibaret bulunan üc asir adaminin durumlarina bakarak, onlarin, dini ilimleri ögrenmeye pek önem vermekte ve ictihad maddelerini kavriyarak Kur´an ve rivayet tefsirleri ve diger hadisleri ile sahabenin sözlerinden hüküm cikarma hususunu pek dikkatlice ele almakta olduklarini gördüler. Bu devir alimlerinin ictihad derecesine ulasmasina yariyan ehliyet ve güclerini, baslica Hz. Peygamber´in devrine pek yakin bulunmalari sebebiyle bizzat kendisini veya onunla görüsüp agzindan ilim alanlari görmüs olmalarina yordular ki, hususun iyi tesirleri, müslümanlarca tereddütle karsilanamaz.

    Bu yüce devirlerin alimlerini bu üstün dereceye layik ve muktedir kilmaya Allah´in lütfu gercekleserek, din islerini tamamlama hususunda gerekli sebepler mükemmel olarak kendilerinde birlesmisti.

    O feyizli zamanda Kur´an toplanip ezberlenerek degistirilip bozulmaktan korundugu gibi, Hz. Peygamber´in hadisleri de toplanip yazilmis ve bu maksadi tamamlamak icin hadis ravileri tarafindan, geregince aylarca mesafesi bulunan ülkelere seyahatlerde bulunulmus oldugu da sabittir. Bu iki büyük asildan hüküm cikarma vazifesini bütün güclerini harciyarak yerine getirmede pek cok yorulmuslardir. Artik bu sayede dinin hükümlerinde ümmetin ihtiyaclari karsilanip, bir kac yüzyilda bir defa ortaya cikacak kadar az bulunan olaylarda baska aciklamaya muhtac hic bir sey kalmamistir.

    (Bu ihtiyac da mükayyed müctehid tarafindan karsilanir.). Demek oluyor ki, daha ilk üc asirda din isleri en güzel sekilde ve en dogru metodla tamamlanmis bulunuyor. Bu durumda sonra gelenlere, bu müctehidlerin cikardilari hükümleri yazip, aciklayip anlatmak, ümmete yayip teblig etmek vazifesi kalmis oluyor. (Burada fakihlerin yedi tabakasini ögrenerek her tabakanin durum ve vazifelerini bilmek cok faydalidir. Mevahibu´r-Rahman adli kitabimizda bunun tafsilati vardir.).

    Hem de Allah´in hikmetiyle o devirlerden sonra din ilimlerini ögrenmeye vakit ayirarak tam bir ciddiyetle calisanlar azaldi. Gayretlerde gevseklik bas gösterdi. Bu durum ise gittikce artarak son yüzyillarda son dereceye ulasti. Bu husus, Islam milletinin tarihini bilenlerce bilinip kabul edilmektedir.

    Hatta bugün en büyük alimleri görüyoruz ki, müctehidler hakkinda sart oldugunu gördügümüz derin ilimlerin bazisinda ehliyet kazanmis olduklari halde digerlerindeki eksiklikleri gizlenemiyecek derecededir.

    Eski alimler kadar ayetlerin lügat ve dini manalarini bilip kavriyarak, hakikat ve inceliklerini anlamaya yariyan sarf, nahiv, maani, bedi, beyan dallarinda tam bir kabiliyet kazanmis ve Kur´an ilimlerini tamamen yutarak gecen bütün kisimlarini ve hele nasih ile mensuhu farkedip birbirinden ayirdedebilmek gücünü elde etmis zatlar bu devirlerde asla bulunmadigi gibi, dini kiyaslarin her cesidini ve icma-i ümmet bulunan din meselelerini iyice kavrayip kaydedenler ve her delilin hükmünü inceleyip belirtme gücüne sahip olanlar, metin ve senetce hadislerle ilgili ilimlerin hepsine tam bir alaka göstermis bulunan dahi hemen hemen hic yoktur, denecek olsa sasilmamalidir.

    Bu sartlari tam olarak elde etmis olmak iddiasinda bulunanlardan delil istenecegi tabiindir. Sadece artip savurmakla kabul edilmezler.

    <Kendisinde olmiyan seyi iddia eden her kim olursa olsun, onu imtihan sahitleri yalanlar.> Zannederiz ki, Ebu Hanife´nin arkadaslarindan Ebu Yusuf, Muhammed b. el-Hasen, Zufer, Hasen b. Ziyad gibi büyük zatlarin mutlak ictihad iddiasina kalkismadiklarini bilen bir alim, kendini ne kadar begense yine o dereceye ulasma iddiasini ortaya atmaktan utanir.

    (Bu zatlar, hanefi mezhebinin ileri gelenleri olduklari icin, hayat hiyayelerinden birer parca sunmak gerekiyor.
    İmam-i A´zam efendimizin ise hayat hikayelerine dair Hayrat-i Hisan kitabini terceme ve pek cok güzel notlar ilave ederek iki büyük cilt halinde uzun zamandan beri yazip tamamlamis oldugum halde simdiye kadar bastiramadim. Muvaffakiyet Allah´tandir.

    İmam-i Ebu Yusuf, Yakub b. Ibrahim b.Habib el-Kufi, Hz. Imam-i A´zam´in en büyük arkadaslarindan olup, hanefi mezhebinde ikinci imam sayilir. Sahabeden Sa´d b. Habte´nin torununun ogludur. Kufe´de H. 113 tarihinde dünyaya gelmistir. Kendisini anasi babasi ticaret ve kazanc yoluna sürükliyerek ilim tahsilinden men ettikleri icin Hz. İmam-i A´zam´a siginarak onun arkadasligina ve lütuflarina ermisti. İmam-i A´zam´dan fikih ilmini ögrendigi sirada gerek ondan, gerek diger büyük cagdaslarindan hadis ve kiraat ilmini de tamamlamis ve hadis hafizlari sirasina gecmisti.

    Hayat hiyakeleri ve ince buluslari sonsuzdur. Halifelerce de degeri büyük olup, hep yanlarinda bulunurdu. Abbasi halifelerinden Mehdi, Musa el-Hadi ve Harun er-Resid zamanlarinda kadi olmus ve harun er-Resid zamaninda daha cok saygi görerek <kadilar kadisi> adiyla ilk olarak o anilmistir. Hanefi mezhebine göre usul ilmini ilk yazan ve meselelerin yazdirilmasi yoluyla dünyanin her tarafina ilimleri yayan odur.

    Fikih ilminde sahip bulundugu yüksek derecenin yaninda tefsir, hadis, arablarin meshur günleri ve diger edebiyat ilimlerinde de tam bir ehliyet sahibi idi. İbadete cok önem vererek günde 100, bir rivayete göre 200 rekat namazi kilar, receb ve sa´ban aylarda oruca devam ederdi. Yasak olan seyleri ortadan kaldirmaya cok dikkat ederdi.

    Harun er-Resid´in halifeligin 12. (H. 188) yilinda Rebiu´l-evvel ayinda vefat etmistir. Maruf-u Kerhi, rüyasinda onun güzel bir köske girip yüksek bir derecede ulastigini görmüs ve bunun sebebini de, ilim tahsili hususdunda cok yorgunluklara katlanmis olmasindan ibaret oldugunu ögrenmis. Bunun icin cenaze namazinda bulunamadigina cok üzülürmüs.

    İmam-i Muhammed b. el-Hasen es-Seybani de, Ebu Hanife´nin büyük arkadaslarindan olup, ücüncü imam imam sayilir. Yazdigi büyük kitablarla hanefi mezhebini tesbit edip yasatmistir. Fesahat sahibi ve son derece akilli olup, esine az rastlanan melek gibi bir zatti. Bunca faziletlerinin yaninda kendisi cüsseli ve sisman oldugu icin Imam-i Safii: <Sisman olan hic bir kimse felah bulmamistir. Meger ki, Muhammed b. el-Hasen olsun.> diyerek onu harikalardan saymis ve sahip oldugu belagat ve fesahat derecesini göstermek icin: <Kur´an´i Allah, Muhammed b. el.Hasen´in diliyle indirmistir, desem yanilma. Cünkü onun gibi düzgün dil sahibi görmedim.> demistir. İmam-i Muhammed´in arabca ilimlerinde Imam-i Sibeveyh´e denk bir zat oldugu merhum Asmai´den de nakledilmis ve mefhum-u muhalefet (aksi mana) konusunda Tarsusi´nin hasiyesinde kaydedilmistir. İmam-i Muhammed, merhum Imam-i Safii´nin hocasi ve yetistiricisidir. İmam-i Safii´nin babasi vefat ettikten sonra annesini Imam-i Muhammed nikahladigi icin kendisi de gece gündüz evinde bulunup faydalanmis ve vaziyeti geregince öldükten sonra kitablarina da sahip olmustu. Binaenaleyh her zaman: <Benim alim olmam, Muhammed b. el-Hasen´in eserleri sayesinde ve onun gayretiyledir.> diye onun faziletini itiraf ederdi.

    Dogumu Vasit sehrinde H. 135 yilinda olmustur. Kendisi Imam-i Ebu Yusuf´un vefatindan sonra önce bir müddet Rakka´ya kadi tayin edilip sonra Bagdad´a alindi.

    Daha sonra kadi iken Harun er-Resid ile beraber Horasan´a giderek, uzun süren bu seferlerinde Rey sehrinde H. 189 yilinda Imam-i Kisai ile ayni günde vefat etmislerdir. (Allah rahmet eylesin!.).

    Zufer b. Huzeyl b. Sabbah el-Kufi de Imam-i A´zam´in taninmis talebelerinden ve fikih kitablari yazan on imamdan biridir. Asli Isfahan´dan olup, Kufe´de yerlesmisti.

    Babasi bir aralik Basra valisi ve kardesi Tamim kabilesi taraflarinda kaymakam ve pek hatiri sayilir ve mal sahibi olduklari halde ikisinin de yanlarina varmaz ve bir sey istemezdi.

    Dünya cikarlarina calismayip kanaat ederdi. Hatta dünyaya ait lakirti olan toplatidan hemen kalkip giderdi. İsi gücü, ögrenip ögretmek ve ahiret islerine ait konusmalardan ibaretti. Allah´tan o kadar korkardi ki, durumun bakanlar <Allah´in gazabindan korkarak ölecek.> derlerdi. Süpheleri halletmede ustalik sahibi idi. Zor konulari Imam-i Ebu Yusuf´tan daha güzel anlattigi icin Ebu Hanife´nin arkadaslari arasinda anlasilmazlik cikinca ona basvurmak tercih edilirdi.

    Davud-u Tai ile kardeslik kurmuslardi. Fakat kendisi zühd ve ibadette Davud´a ayak uydurdugu halde ilim ögrenmekten de vazgecmis degildi. İmam-i Zufer akil ve zekada da essiz olup, Imam-i A´zam´in herkesten cok teveccühünü kazanmis ve hakkinda büyük medihlerde bulunulmustur. Eger daha yasamis olsaydi süphesiz bütün akranini gececekti. Fakat yasi 50´yi bulmadan vefat etmistir. Uzun zaman kendisine israrla kadilik teklif edildigi halde kabul etmez ve gereginde uzun müddet gizlenirdi. Ama sonradan halkin ricasi ile Basra kadisi olmus ve orada H. 158 yilinda vefat etmistir. Ancak vefat ettikten sonra hic bir mirasbirakmamistir. (Allah rahmet eylesin!.).

    Hasen b. Ziyad da Ebu Hanife´nin tanimis arkadaslarindan olup fazilet ve zekasi herkesce kabul edilmektedir. Sonradan Kufe kadisi olmustu.
    Hadis ilminde de selahiyet sahibi idi.
    Hasen b. Ziyad, Imam Safii´nin vefat ettigi H. 204 yilinda vefat etmistir. (Allah rahmet eylesin!.).

    Denirse ki: Hele bu zamanlarda Kur´an tefsirleri ve hadis aciklamalarindan en makbul olanlari basilarak nüshalari cogalmis ve ictihad derecesinin en büyük sarti olan diger kitablar da gogalarak bnüzul sebeblerini ve nasih ile mensuhu bilmek pek kolaylasmis oldugu halde sart kilindigi söylenen ilimleri bir sahsin saglam olarak ögrenmesine ve bu cesit kitablara basvurarak hükümler cikarip belli basli bir müctehid olmasina ne engel gösterilebilir? Islam´in ilk zamanlarinda ilim ve fenlere dair kitablar henüz yazilmis degil iken ictihadda bulunmak gercekten pek güc imis. Bununla beraber yine oluyormus. Simdilerde bu kolayliklara göre pek kolaylasmasi gerekirken hic bunun gerceklesmemesi kabul edilebilir mi?.

    Deriz ki: Evet, bakilsa, ictihad hala bulunmali hem de görünen sebeblerle hatta cogalmali. Fakat Allah´in gizli hikmetleri sebebiyle din ilimlerinin kitablara gecmeye basladigi sirada alimlerin azaldigi gibi basili eserler cogalali beri de hemen hemen tamamen satirlara gecmis ve kafalarda kalmamis gibidir. Müctehid olacak zatin, bütün ilimleri kafasinda toplamis bulunmasi sart kosulmuyorsa da her seyin hususi kaynagini bilmesi gerekir ki, basvurmak gerektikce verecegi her dini hükmün kaynagini belirtebilsin ve ona göre davransin. Biraz insaf edilince bu iktidar sifatina sahip olan bir sahsin da son zamanlarda bulundugu iddia edilmez.

    Yukarida gecen sartlari dikkat nazarina alan ilim sahipleri, ictihad kabiliyetinin bu zamanlarda bulunmadiginda tereddüt edemezler.

    H. 400 yilinda sonra ictihad kapsinin kapanmis oldugunu kabul eden Islam alimlerinin cogunlugunun sözünü desteklemek ve buna dair acik delilleri kuvvetlendirmek maksadiyla ayrica bir kitab yazmaya lüzum görmekteyiz.

    (Evet, bazi konulardaki dini deliller kavranarak müctehidlerin metoduyla ictihad edilebilecegi, her zaman icin itiraf ediliyor. Fakat buna mutlak ictihad denilemeyecegi yukarida hatirlatilmistir. Son zamanlarda kolaylasan, iste budur. Mutlak müctehidin bahsetmedigi bir teferruat hükmüne ait ictihad selahiyeti meydana getirmenin ise, bütün asil ve teferruatla ilgili dini deliller bilebilmeyi gerektirmiyecegi süphesizdir. (Risale-i Hamidiyye Sf.429-434/Huseyin Cisri Efendi)

    Burada sözü kisa kesmekle beraber konuyu aciklamaya yardim edecek ve her insafli vicdana kanaat verecek degerli bir makale sunarak yetinmek daha uygun gördük.

    Naledecegimiz makale ise meshur allame merhum Ibnu´l-Hacc´in Medhal adli kitabindan alinmistir. (Bu büyük kitabin adi Medhalu´s-Ser´i-s-Serif Ale´l-Mezahib olup, Ibnu´l-Hacc adiyla alemce taninmis olan yazari Fas alimlerinden Maliki mezhebinin büyüklerinden Muhammed b. Muhammed el-Abderi´dir. Bu eser onun ve en güzel eseridir. Bu zat, hakikat ehlinden Buhari Muhtasari sahibi ve sarihi Muhammed b. Ebi Cemre´nin talebelerinden olup, bu eserini onun ve tavsiyesi ile kaleme almistir. Halkin kücümsemiyerek islemekte olduklari bid´at ve kötü isleri tamamen aciklayarak din ve dünyaca zararlarini izah etmis ve hemen hemen hic bir kitabta bulunmiyan güzel notlarla dolu essiz bir eser meydana getirmistir. Kendisi 80 yildan fazla yasiyarak Imam-i Suyuti´nin Husnu´l-Muhadara kitabinda aciklandigina göre H. 738 yilinda Kahire´de vefat etmistir. Üc cilt halindeki o kitabi ise H. 1293´te Iskenderiye´de basilmistir.

    ICTIHAD KAPISININ KAPANMIS OLDUGUNA DELIL OLMAK ÜZERE IBNU`L-HACCİ´İ N MEDHAL´DEKI DEGERLİ SÖZLERİ

    İbnu´l-Hacc:
    <Nesillerin en hayirlisi benim icinde bulundugum nesil, sonra onlari takip edenler, sonra da takib edenlerdir.> (Buhari, K. es-Sehadet, Bab; Muslim, K. Fedaili´s-Sahabe, Bab: 52.) hadisini inceleyip aciklarken diyor ki: Bu hayirli olus, o nesillerin cogunluguna göredir. Zira onlarin icinde de kendisine uyulamiyacak olanlar bulunuyordu. Ancak Hz. Peygamber´in ilim ve ictihadi kasdetmis oldugu süphesizdir.

    Bak yüce Peygamberimizin sahip bulundugu yüce hizmete!...
    Diger nesillerde de bunca hayir ve bereket görülecegini bildigi halde eski nesilleri fazilet ve üstünlükle nasil imtiyazlandirmistir!

    Sakin zannetme ki, bu hikmetli söz ölcüsüz olarak söylenmis bir sözdür! Hasa! Aksine, büyük bir gercege isaret buyurmuslardir ki, su sekilde aciklanabilir: Gercekten bu üc neslin adamlari, sonra gelenlerin kendilerine esit ve denk olamiyacaklari pek büyük bir faziletle digerlerinden ayrilmislardir.

    Cünkü Allah, dinin essaslarini kurup mübarek sözlerini yüceltmek hususunda onlari secmis ve degerlerini hizmetleri nisbetinde arttirmistir.

    İlk devir adamlarinin ilimce topuklarina cikmak kimseye nasib olmaz. O fazilet meydaninin süvarilerinin yollarinin tozuna erisilmez.

    Bu gercegi itiraf etmek icin su hususiyetlerle imtiyaz sahibi olduklarini düsünmek kafidir ki: Allah, onlari sanli Peygamber´ini görmek, vahyin inisi aninda hazir ve yakin bulunmak ve her ayet sureyi hemen nazil oldugu anda anda ezberleyip okumak seref ve bahtiyarligi ile iftihara layik kilmis ve hic bir harfi kaybolmiyarak Kur´an´in muhafazasini onlarla saglamistir.

    Sahabeler bu yüce vazifeyi hakkiyle yerine getirerek Kur´an´i toplayip kavradiklari ve sonra gelenlere mükemmel kolayliklar gösterdikleri gibi hadisleri de tertemiz gönüllerinde yanilma ve gafletten uzak olarak tesbit, klahn ve hatadan salim bir sekilde teblig ve buna ne kadar dikkat etmis olduklari ilim sahiplerince bilinmektedir.

    İmam-i Malik ikinci nesil adamlarindan bulundugu halde hadislerin birinde süphe ve tereddüt edince onu birakip rivayet etmezdi. Artik insanlarin en hayirlilari ve en temiz kullar olan zatlarin dikkat derecelerini buna kiyaslamali!...

    Onlarin Allah vergisi zekalari ve ezberleyip tesbit etme ile ilgili vasiflari ise akillari sasirtacak ve ulasilamayacak derecededir. (Allah onlari hayirli kasilasin.)

    Tam bir samimiyetle hak dine davet ve delillerde yardim ederler, onu korurlardi.
    Abdullah b. Mes´ud diyordu ki: Tabi olmaya layik ancak sahabe ve Peygamber Efendilerimizdir. Ümmet arasinda onlarin üstünlükleri her yönden anlasilmistir. Onlardaki gönül huzuru, kalb temizligi, ilim genisligi, anlayis coklugu, külfet azligi, dogru gidis, hakikatten ayrilmayis, ciddi durum ve diger hareketlerin baskalarinda bulunmasi mümkün müdür ki, hikmet sahibi olan Allah, onlari sevgili Peygamber´ine ashab ve arkadas etmis ve dini ayakta tutma gibi önemli vazifeye onlari secmistir. (Abdullah b. Mes´ud, Hz. Ömer´in sahadetiyle Hz. Peygamber´in ashabinin büyüklerinden ve ilk müslümanlardan sanli bir zattir. Daha Hz. Ömer´in kizkardesi Fatima ve enistesi Said b. Zeyd –ki cennetle müjdelenen on kisiden biridir-- Islam dinini kabul ettikleri sirada Ibn-i Mes´ud da kabul serefini kazanmisti. Binaenaleyh Islam dinine girenlerin altincisi oldugu Ibn-i Esir´in Usdul´l-Gabe Fi Ma´rifeti´s-Sahabe adli kitabinda kaydedilmistir.

    Hz. peygamber´e hizmet imtiyazini kazaanlardandir. Peygamber Efendimizden sonra ilk önce Kur´an´i müsriklere karsi acikca okuyup teblig eden, yine Bedir savasinda Ebu Cehl´in yaraliolarak yere düsmesi üzerine basini kesen bu zattir. Kendisi, Hz. Peygamber´in sahadetiyle cennetliktir. Ondan diger sahabiler ilim ögrenip hadis rivayet ederlerdi. Savaslarin hepsinde bulunmus ve Ridvan Bey´ati ashabina dahil olmustu. Bazen kendisine Hz. Peygamber Kur´an okutturup dinlerdi. Babasi Mes´ud, Islam dini ile bahtiyar olamadi. Fakat annesi Umm-u Abd müslümanlik serefini kazanarak vaktinin cogunu Hz. Peygamber´in evinde gecirirdi. Hatta Peygamber Efendimiz Hz. Abdullah´in anasina nispet ederek Ibn-i Umm-i Abd (Umm-u Abd´in oglu) diye cagirirdi. Kücük yasinda beri hidayette ve sohbet ve lütfu kavusmus olmasi sebebi ile ilim ve diger faziletlerce en yüksek dereceye ulasmis ve her sözünün, Allah´in rizasina uygun oldugu müjdelenmisti. Hz. Ali´nin de son derece medhini kazanmis ve Hz. Osman´in halifeligi zamaninda H. 32 yilinda Medine´de vefat etmis oldugu Ibn-i Esir´in adi gecen kitabinda yazilidir. Vefat ettigi sirada 60 yasini gecmisti.
    Hastaliginda Hz. Osman ziyaretine gelince aralarinda söyle bir konusma gecmisti:
    Hz. Osman <Rahatsizliginiz ne yüzdendir?>

    --Günahlarimdan.
    <Ne arzu ediyorsunuz?>
    --Rabb´imin rahmetini.
    --Bir doktor göndereyim mi?

    <Beni hasta eden, doktordan baskasi degildir.> Yani ben sifayi istiyecek olsam gercek sifa veren Allah´a basvururum. (Tesir edecegi süpheli olan seylere basvurmaya bazi büyük zatlar tam tevekküle uygun görmezlerdi.
    Bunlar, duayi da sirf emre uymus olmak icin yaparlar.

    Fakihlerimiz de bedenin zaruri rizki olacak kadar yiyip icmeyi farz saydiklari halde <tedavi farz degildir.> derler. Yani tercübe ile ilacin tesiri kesin olmadigi hallerde tedaviyi birakan kimse günahkar olmaz. Yemeyi ve icmeyi birakarak öen kimse ise intihar etmis sayilir.)

    -- Birikmis olan tahsisatimizi vereyim mi? (Ilk müslümanlardan olan veya Bedir ashabindan bulunan sahabenin tahsisati var idiyse de, Hz. İbn-i Mes´ud, Allah rizasi icin ondan vazgecmisti.)
    --Hayir! Ben onlara muhtac degilim. Gercek rizik veren Allah, rizkimi veriyor.
    --Kizlariniza verilir de faydanirlar.

    --ben kizlarima Vakia süresini ögrettim. Onlar her gece bu süreyi okuduklari müddetce fakir olmazlar. Peygamber Efendimizden bizzat böyle isitmistim. Babalar cocuklara böyle mal birakirlarsa korkmasinlar. Ben baska türlüsünü begenemem.)

    (Peygamberlerin en üstününe insanlarin en üstünleri arkadas etmek ve serefli hizmete en seckin kullari tayin etmek hikmet geregi degil midir?).

    Sahabenin kadirlerii bilen ve izlerinden ayrilmayin. Onlarin hepsi tam bir hidayet üzere idi. (Ibn-i Mes´ud´un sözünün sonu)

    Onlardan sonra tabiiler kendilerini en iyi sekilde temsil ettiler ve ayri ayri olan hadisleri toplayip ögrenmeye gayret gösterdiler. Bu gayreti son dereceye ulastirdiklarinin acik delili midir ki, onlar bir hadis veya dini bir mesele icin bir iki aylik yerlere kadar giderlerdi? İste bu sayede dinin hükümleri en mükemmel ve eksiksiz bir sekilde tesbit edildi ve tefsir ve hadis ilimleri en yüksek dereceye cikarildi. Tabiilerin din ilimlerini – ki baslicasi Kur´an tefsiri ve hükümlerin aciklanmasina dairdir-- Hz. Ali´den Abadile-i Erbaadan (Ashabdan Abdullah adinda dört zat demektir ki, hadiscilere su sekilde sayilirlar: Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Zubeyr ve Abdullah b. Amr, Ama fakihlerce fikih ve ictihad hususunda akranlarindan üstün olmalari dikkate alindigi icin Abdullah b. Amr b. el-As yerine Abdullah . Mes´ud kaydedilir. (Allah hepsinden razi olsun.) ve Hz. Peygamber´in fazilet ve ilimle vasiflandirdigi diger büyük sahabeden ögrenmis olmalari sebebiyle her yönden üstün ve imtiyazli bulunduklari sabit olur.

    Hz. Ali gibi ilim sehrinin kapisi olan feyizli zat ki, daima <Aranizda bulundugum müddetce bana sorunuz.> diyerek halki irsad etmeye dikkat ederdi ve Hz. Abdullah b. Abbas gibi hakikatleri bilen bir zat ki, Hz. Peygamber´in agzindan Tercuman-i Kur´an adini kazanmisti, onlarin okutup ögrettikleri ve Peygamber Efendimizi gören gözlerin lütuf gözüyle baktiklari ikinci devir fert ve adamlarinin Islam dinini ayakta tutmaya ne kadar ihtisas kazanmis ve ilimde ne kadar yükselmis olacaklarini hakkiyle düsünüp tahmin etmekten aczimizi itiraf etmiyecek olursak pek büyük haksizlik etmis olmaz miyiz?

    Vallahi, bundan daha büyük haksizlik ve haddini bilmezlik olamaz.
    İste bu aciklamalarimizla tabiilerin de kendilerinden sonra gelenlere nisbetle daha hayirli ve faziletli olduklari anlasiliyor.

    Bunlarin arkasindan yeryüzünü süsleyen ücüncü devir adamlari ki, teba-i tabiin (tabiilerin tabiileri) adiyla anilmaktadirlar, sahabeden ilim ögrenip, edep ve terbiye tahsil eden tabiilerin sohbetine kavusup onlara tabi olma serefini kazanmis bulunan bu yüce nesil arasinda ortaya cikan müskilleri halleden ve meseleleri incelemede insanlarin kendilerine basvurdugu büyük fakihler yetismis, asil teferruatla ilgili dini hükümler mükemmel olarak yazilmistir.

    Zira bu devrin adamlari, Kur´an´i toplanmis ve siralanmis bulduklari gibi hadisleri de bir dereceye kadar toplanip incelenmis buldular. Kendileri tarafindan da biraz gayret sarfedilerek parca parca olan hadisler tamamen toplanip tesbit edilebildi. Daha sonra dini faydali hükümler cikarma hususunda güc ve gayret sarfederek akli ve nakli gerceklere uygun dini meseleleri icine alan kitablar yazdilar.

    Kolayliklar gösterdiler ve nice müskilleri hallettiler. İste bu zatlarin teferrati asillardan cikararak her meseleyi aslina götürüp alim ve cahilleri parlak delillerle ikna etmeye muvaffak olmalari sebebiyle ümmetin türlü halleri düzene girdi ve onlarin sayesinde dini hükümler tam yerini buldu.

    Din islerini ayakta tutmak hususunda onlarin ihtisas ispat etmeleri ise, Peygamber Efendimizin ashabinin yaninda yetisen ve sayelerinde din ve hakikat ilimlerinden nasiblerini alan tabiilerle karsilasmalari sebep ve bereketiyledir. (Nitekim <Ne mutlu beni görenlere, beni görenleri görenlere ve beni görenleri görenleri görenlere!> hadisiyle bu gercege isaret buyurulmustur.)

    Bu bakimdan ücüncü devir adamlari sonra gelenlere, dince yapacak bir sey birakmadilar. Milli ihtiyaclari mükemmel olarak karsiladilar. Binaenaleyh artik diger nesillerin fertlerinin, onlari taklid edip yollarini takib etmeleri gerekiyor. Onlarin fikhina aykiri fikih, yerlesmis hükümlerine aykiri hüküm her kim tarafindan ortaya atilacak olsa, reddedilmesi lazim geliyor.

    Evet, Islam´in kararlastirilmis hükümlerine ilave bir hüküm meydana getirmek veya onun icinden bir hükme eksiltme arzusunda bulunmak icma ile batil oluyor. Fakat esasla ilgili hükümlere ait olmiyan bazi hükümler cikarmak her zaman mümkün ve makbuldür. Cünkü Kur´an hakkinda Peygamber Efendimiz buyurmuslardir ki:

    <Kur´an´in güzellikleri bitmez, ne kadar tekrar edilse ve üzerinden sonsuz zaman gecse de eskimez, parlaklik ve inceligi bozulmaz.> (Baska sözler ise ne kadar saglam olsa, birkac yüzyil gecince gözden ve gönülden düser. Bu gercekte süphe edilebilir mi ya? Düsünülsün ki, dünyadan bunca filozof ve sair gecmis, ne kadar güzel sözler söylemis ve hakikatler aciklamislardir! Fakat bugün hangi filozof veya saair sözü, bütün ilim sahiplerince makbul ve onlarla amel edilmektedir? Kur´an ise 13 yüzyil önce, hem de ilimlerden nasibsiz bulunan bir mille arasinda ortaya ciktigi halde, ilimler gelistikce saglamligi anlasiliyor ve <Ona ne önünden, ne ardindan (hic bir süretle) batil yaklasamaz.> (Fusilet Suresi, Ayet: 42) ayetinin ifadesince kendisine hic bir sekilde bozukluk ve eksiklik isnad edilemiyor. Artik insan sözü olmadigina bundan daha acik delil aranir mi?).

    Kur´an´in güzellikleri kiyamete kadar tükenmez. (Hadisler de ondan alinmis olmak veya ayrica ilahi vahy eseri olmak bakimindan – ehlince bilindigi gibi-- böyledir.) Kur´an´a mahsus ve onda toplanan hüküm ve sirlari her devrin adamlari anlayislari nisbetinde ögrenip faydalanmaktan geri kalmazlar. Bu durum sonuna kadar devam edecektir ki, Muhammed ümmetinin layik oldugu yüce bereketler devam edebilsin. (Bunun icin de Allah´a hamd olsun.)

    Her ne yönden olursa olsun, Kur´an´in hazinelerinden harcayip umumun faydalarini saglamak kadar büyük bir hizmet olamaz. Maddeten ve manen Kur´an´dan faydalanmaliyiz ki, bahtiyar olalim.

    Peygamber Efendimiz
    <Ümmetimin durumu yagmura benzer ki, basi mi, sonu mu, neresi daha faydalidir, kestirilmez.> hadisiyle sonraki nesillerin hizmetlerini de takdir buyurmamislar midir? (Yani acaba adalet ve takva yolunu tutup tam bir sadakat ve samimiyetle dinin hümüklerini yaymaya gayret etmeleri sebebiyle ilk devirlerde gecen zatlar mi daha cok ecir ve sevap kazanacaklardir, yoksa zamanin bozulup taraftarlarin azalmasina ragmen sünnet yolunu elden birakmamalari sebebiyle sonra gelenler mi? Fakat herhalde bu umumi farkliliktan, derecelerinin üstünlügü bilinen yüce zatlar harictir.
    <Nesillerin en hayirlisi benim icinde bulundugum nesil sonra onlari takip edenler...> hadisi arasinda zidlik bulunmiyacagi süphesizdir. Cünkü eski nesillerin sohbet serefi, hizmet hakki ve cok ibadet hususlarindan dolayi digerlerinden üstün ve daha hayirli oldugu sabit ve muhakkak iken, sonra gelenler de bazi yönlerden üstünlük ve hususiyetleri muhakkak oluverince Allah katinda sevaplarin coklugu ve yüce derecelere ulasmanin hangi tarafta olacagi bilinemez.

    Merhum Teftazani bu incelemeyi Telvihu´l-Usul´den baska Serh-i Makasid´in sonunda da kaydetmis ve orada cesitli ilimlerin gelismesine ve bir takim yaygin kötülüklerin ortadan kaldirilip yok edilmesine gayret etmeyi de son zamanlarin adamlarinin faziletlerince saymistir.).

    O hadisten ümmetin bütün fertlerinin hüküm cikarma selahiyetine sahip olduklari anlasimaz. Yanliz bazi az rastlanan meseleler olabilir ki, o devirlerde rastlanmadigi icin sözle veya fiile aciklanmamis, binaenaleyh onlarin acikca izah ettikleri hükümlere dair bulunan kaide ve metodlari geregince bu türlü meselelerin hükümlerini cikarmamis gerekiyor ve bu sekilde cikarilan hükümler, süphesiz ki, her zaman kabul olunur.

    Kisacasi, o üc devirden sonra gelen büyük alimler dince bir eksiklik ve yapilacak bir vazife bulamadilar ki, o yönden tam bir ihtisas kazansinlar. Aksine, din islerini en mükemmel sekillerde bulduklari icin, cikarilip yazilmis bulunan delil ve meseleleri muhafaza edip iyi bellemek ve onlari okuyup aciklama vazifelerini benimsediler.

    İste bu hikmet sebebiyle o devirlerin adamlari hayirli ve üstün olarak vasiflandirilmis...
    <Nesillerin en hayirlisi benim icinde bulundugum nesil...> hadisiyle bu üstünlükleri aciklandi. H z. Peygamber´in bu aciklama ve sehadetine layik olan büyük zatlara uymak gerektigi, digerleri hakkinda kesin hükümler seklini aldi.
    Bu kulak verilmesi gereken emir ise o yüce zatlarin sayisiz fazitler kazanmis olmalarina ve kendilerine uyan bütün ümmet fertlerinin ecir ve sevaplarini da kazanacaklarine delalet etmektedir. (Ibnu´l-Hacc´in sözleri burada sona erdi.).

    Her kim bu faziletli alimin bu sözlerini insaf gözüyle bir daha gözden gecirir ve layikiyle düsünürse mutlak ictihadin kapisinin sonradan kapandigina dair hanefi alimlerinden nakledilen o saglam sözlerin dogru olduguna itiraf etmek zorunda kalir, bu husustaki Allah´in sir ve hikmetini de mümkün oldugu kadar anliyabilir. (Risale-i Hamidiyye Tercemesi Sf. 434-440/Huseyin Cisri Efendi)
    Konu ALI25 tarafından (02-03-2017 Saat 01:17 AM ) değiştirilmiştir.

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 02-15-2013, 01:46 PM
  2. Hicri Yılbaşı nedir? Hicri Yılbaşının Anlamı Nedir?
    By Karani in forum Soru ve Cevaplarla İslam
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-14-2012, 08:18 PM
  3. Hicri Yılbaşı nedir , Hicri Yılbaşının anlamı ve önemi nedir
    By Karani in forum Soru ve Cevaplarla İslam
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-05-2011, 02:52 PM
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-23-2011, 01:42 PM
  5. Dört Kavmin Dört Bayramı Birinci Bayram
    By Furkan in forum Üç Ayların Fazileti
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06-27-2010, 01:52 AM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379