+ Cevap Ver
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

İslam Hukukunun Delilleri

 Güncel Yazılar Ve Haberler Katagorisinde ve  Sizin Yazdıklarınız Forumunda Bulunan  İslam Hukukunun Delilleri Konusunu Görüntülemektesiniz.=>İslam Hukukunun Delilleri İslam hukuku ilahi menseli bir hukuk sistemidir ve hükümleri müctehid denilen hukukculari tarafindan kitab, sünnet, icma ve kiyas denilen dört ana kaynaktan cikarilmaktadir. Kitab, Allah tarafindan Hazret-i Muhammed´e indirildigine inanilan Kur´an´dir. Hukuk kaynagi olarak kitabtan sonra ikinci sirada gelen sünnet ise Hazret-i Muhammed´in belli konulardaki söz, davranis ...

  1. #1
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    47
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart İslam Hukukunun Delilleri

    İslam Hukukunun Delilleri

    İslam hukuku ilahi menseli bir hukuk sistemidir ve hükümleri müctehid denilen hukukculari tarafindan kitab, sünnet, icma ve kiyas denilen dört ana kaynaktan cikarilmaktadir. Kitab, Allah tarafindan Hazret-i Muhammed´e indirildigine inanilan Kur´an´dir. Hukuk kaynagi olarak kitabtan sonra ikinci sirada gelen sünnet ise Hazret-i Muhammed´in belli konulardaki söz, davranis veya tasvipleri demektir. Sünnet baglayiciligini kitabtan alir. İcma, bir devirde yasayan müctehidlerin bir meselenin cözümü hakkinda görüs birligine varmasidir. Artik bu görüs birligi, hem de o devirde yasayan ve hem de daha sonra gelecek kimseler icin baglayicidir. Kitab ve sünneti müctehid denilen ve belli bir ehliyeti tasiyan hukukcular anlayip yorumlarak bunlardan hüküm cikarabilir.

    Müctehid bir hukukcu, önüne gelen bir hukuki meselede, kitab, sünnet ve icma´da bir hüküm bulamazsa veya bunlar yeterince acik degilse, bu takdirde benzer bir meselede verilmis olan cözümü buraya da uygular. Buna kiyas denir. Kiyas yapilirken ayrica baska bir takim hususlar da göz önünde tutulur ki bunlara hukukun tali kaynaklari denilir. İstihsan, maslahat, örf ve adet, Medine halkinin ameli, istishab, sahabi fetvasi, zaruret, serayi-i salife gibi. Hukukcular, nass denilen kitab ve sünnet tefsir ederken ve kiyas ameliyesinde bulunurken iste bu tali kaynaklardan da yararlanir. Sözgelisi hukuki bir meseleyi cözerken, o belde de gecerli bir örf ve adet kurali varsa kiyasi bu yolda yapar. Eski ilahi hukuk sistemlerine ait hükümleri de cogu zaman böyledir. Bunlar serayi´i-salife veya serayi´u men kablena diye bilinir.


    Önde gelen Osmanli hukukcularindan Tasköprüzade, bir ilimler ansiklopedisi mahiyetindeki eseri Mevduatu´l-Ulum´da diyor ki: “Kur´an´daki bilgiler üc kisimdir. Birincisi kisim bilgileri Allahdan baska kimse bilmez. Allahin isim ve sifatlari böyledir. İkinci kisim bilgileri yanliz Hazret-i Peygamber ile ayrica rasih alimler denilen kimselerin anlayabilecegini yine bizzat Kur´an bildirmektedir. Mütesabih ayetler böyledir. Ücüncü kisim bilgiler ise Hazret-i Peygamber´e bildirilmis ve insanlara da bildirmesi emredilmistir. Bunlar gecmis insanlarin hallerini bildiriyorsa kisas, dünya ve ahirette yaratilmis ve yaratilacak olan seyleri bildiriyorsa ahbardir. Bunlar da yanliz Peygamberin bildirmesiyle anlasilir. Ücüncü kisim bilgilerin son dali ise akil, tecrübe ve ilim ile ansilabilir, ki fen bilgileri ile inanilmasi ve yapilmasi gereken seyler, yani ahkamdan ibarettir”.(Tasköprüzade Ahmed: Mevduatu´l-Ulum, Derseadet 1313, 414-415.). Kisas, kissalar; ahkam, hükümler demektir.(Kissalar hakkinda müstakil arastirmalar yapilmis ve bunlarin Islam ilimlerin deki yeri ortaya konmaya calisilmistir. Sözgelisi: Said Simsek: Kur´an Kissalarina Giris, Istanbul 1993; Idris Sengün: Kur´an Kissalari Üzerine, Izmir 1994.). Ahbar ise haberin cogulu olup, kainatin yaratilisindan kiyamete kadar ve kiyametten sonra olmus ve olacak hadiseleri bildirir. İslam hukuku Kur´an´daki ahkamdan, yani hükümlerden meydana gelmektedir. Ancak derin ilim sahibi hukukcular Kur´an´da gecen ve tarihi hadiseleri konu alan kissalardan bile hukuki hükümler cikarma maharetini gösterebilmislerdir. Mesela Kehf suresinde, Hazret-i Musa ile Hazret-i Hizir arasinda gectigi anlatilan hadiseden, yirmiye yakin hukuki hüküm cikarilmistir. Bunlar İslam hukukuna ait kitablarda sayilmaktadir. İste eski seriatlere ait hükümler cogunlukla bu kissalarda nakledilmektedir.

    Bilgi Kaynaklarinda Serayi-i Salife

    Hukukcularin bu kaynaklardan İslam hukuku hükümlerini elde edis yollarina ictihad, istinbat denir. Bunlar usul-i fikh da denilen İslam hukuk metodolojisinin inceleme sahasina girmektedir. Dolayisiyla konuyla ilgili bilgiler öncelikle metodoloji kitablarinda yer almaktadir Usul kitablarinda bazisi etraflica, bazisi da kisa bilgiler vermektedir. Bu da hukukcularin serayi-i salifenin İslam hukukundaki yeri hakkindaki bakis acilari nisbetindedir. İslam hukukunda eski seriatlerin delil degeri, Sirazi (Vefati: 476/1083), Pezdevi (482/1089), Serahsi (483/1090), Amidi (631/1234) gibi hukukcularin kaleme aldigi nisbeten eski usul kitablarinda sünnet babinin sonunda anlatilmaktadir. Bunlar, konuya olabildigince uzun yer ayirmakta; eski seriatlerin İslam hukukunda delil kabul edilip edilmeyecegi üzerine farkli görüsleri verip bunlarin dayandiklari delilleri de zikretmektedir. İmam Gazali (505/1111), İslam hukukunun kaynaklarini ikiye ayirmis; kitab, sünnet, icma ve kiyas asli deliller; eski seriatleri de sahabi kavli, istihsan ve istishab´la beraber usul-i mevhumeden kabul etmektedir; cünkü ilk dördünün delil olma keyfiyeti hukukcular arasinda ittifaklidir; ancak digerlerinin ki muhtelefun fihdir, yani ihtilaflidir. Bu tedkik tarzini, modern yazarlarin da aynen benimsedigi görülmektedir.

    Sonraki devirlerde yazilmis hemen hemen bütün usul kitablarinda, eski seriatlerin delil degeri anlatilirken, bir mezhebin muhtar tuttugu görüs verilerek, bu husustaki ihtilaflara fazla deginilmemis; hatta mümkün oldugunca muhtasar gecilerek, önceki usul kitablarindaki bilgiler özetlenmistir. Bu bakimdan ilk devir usul kitablarindan farklidirlar.

    Ancak bunlarin daha ziyade medreselerde ders kitabi olarak okutulmak maksadiyla hazirlandigini da unutmmamak gerekir. Eski seriatlerin kaynak degeri, bunlardan sözgelisi Ibn Melek´in (801/1399) Menar serhinde, Ibnu´l-Hümam´in (861/1459) Tahrir´inde ve Molla Hüsrev´in (885/1480) Osmanli medresdelerinde cok tutulan eseri Mir´at´ta sünnet bahsinin sonunda tedkik edilmistir. Daha sonraki yillarda yasamis Hadimi (1176/1762) ise, Mecami, adli eserinde, yine sünnet bahsinden sonra yer vermistir. Ancak Hadimi´nin yaklasimi daha önceki usulcülerden iki yönden farklidir. Bir kere Hadimi, konuyu, ilk usulcüler kadar olmasa bile, Molla Hüsrev ve Ibn Melek gibi kendinden hemen önce gelen usulcülere göre daha genis ele almistir. İkinci olarak da, daha önce istishab hakkinda da bilgi vermesi, O´nun eski seriatlerin delil degeri ile istishab arasindaki ince münasebete dikkat cektigini göstermektedir, ki yeri gelince bunun üzerinde durulacaktir.

    Son yillarda ve modern tarzda yazilmis metodoloji kitablarinda ise, eski seriatlere nesh bölümünde veya kiyasdan bahsedildikten sonra tali deliller basligi altinda yer verilmektedir. Zaten usul kitablari disinda da konuyla ilgili müstakil arastirma yok denecek azdir. Abdurrahman bin Abdullah ed-Dervis´in Riyad´da 1410 (1989/1990) yilinda basilmis bulunan ve basildigi ülkenin resmi ideolojisini teskil eden Selefi zihniyetin hususiyetlerini aksettiren es-Sera´iu´-s-Sabika ve meda hucciyyetihi fi´s-Serayi´il-Islamiyye adli eseri zikre deger bir calismadir. Bir de, Fransa´da yasamis ve hayatini Amerika´da tamamlamis Hind asilli yazar Muhammed Hamidullah´in, tercümesi Atatürk Üniversitesi Islami Ilimler Dergisi´nde yayinlanan “Islami Ilimlerde Israiliyyat yahut Gayr-i Islami Menseli Rivayetler” (1977) ve “Islam Kaynaklari Acisindan Kitab-i Mukaddes” (1979) adli iki makalesi de kayda deger. Ayrica bu konuda Ali Osman Ates´in 1989 yilinda Izmir Ilahiyat Fakültesi´nde hazirladigi Sünnetin Kabul veya Reddettigi Cahiliye ve Ehl-i Kitab Örf ve Adetleri adli bir doktora tezi ile Ömer Faruk Altintas´in Samsun Ilahiyat Fakültesi´nde 1994 tarihinde hazirladigi Gecmis Seriatlerin Islam Hukukunda Kaynak Degeri adli bir yüksek lisans tezi vardir. Osman Güner´in “Ibrahimi Dinlerdeki Müsterek Dini Pratiklerin Yorumlanmasi Sorunu” adli makalesi de konu acisindan önemlidir.

    Cessas´in, Ibnu´l-Arrabi´nin, Kurtubi´nin ahkam tefsirlerinde ilgili her ayet geldikce, bunun eski seriatlerin hükmü oldugu ve Islam hukuku bakimindan delil sayilip sayilmayacagi üzerine bilgi verilmistir. Bu calismada bu tefsirler esas tutulmustur. Ayrica Osmanli ulemasindan Nisancizade Mehmed Efendi´nin (1031/1622) yazdigi ve vaktiyle cok tutulan Türkce Mir´at-i Kainat adli tarih kitabi, sark usulünde yazilmis olmakla beraber, eski peygamberler ve onlarin seriatleri hakkinda etrafli bilgiler vermesi, tefsir kitablarindan iktibaslarda bulunmasi, yer yer mükemmel tahkikler yapmasi ve de müellifinin kukukcu olmasi itibariyla degerli ve elverisli bir eserdir. Bu sebeble yeri geldikce, en cok bu tarih kitabindaki bilgilerden istifade edilmistir. (Mehmed Efendi, Medine kadisi iken 986/1578´de vefat eden Ahmed Efendi´nin ogludur. Uzun yillar müderrislik yapan Ahmed Efendi, daha ziyade tefsir ilmiyle ugrasmis ve bu vadide degerli eserler kaleme almistir. Büyük dedesi Ramazanzade Mehmed Efendi (979/1571) Kanuni Sultan Süleyman devri nisancilarindan oldugu icin bu lakanla taninir. Bunun da Nisanci Mehmed Pasa Tarihi diye bilinen muhtasar, ama degerli bir eseri vardir. Bununla, Hazret-i Adem´den Kanuni Sultan Süleyman´in sonuna kadar olan peygamberlerle hükümdarlarin neseblerini bildirdigi Sebhetu´l-Ahyar kitabi Mir´at-i Kainat´in mühim kaynaklarinin basinda gelir.

    Nisancizade, anne tarafindan da Naksibend tarikatinin Anadolu´daki ilk temsilcisi sayilan ve Istanbul-Fatih´te Fevzipasa caddesi üzerindeki türbesi hala duran Emir Ahmed Buhari´nin (922/1516) soyundandir. Kabri de babasi gibi, sur disindaki Emir Buhari dergahi haziresindedir. Uzun yillar müderrislik, Mekke, Yenisehir, (ikiser kere) Üsküdar, Haleb ve Bagdad mollaligi yaptiktan sonra tayin edildigi Edirne kadiligina giderken yolda vefat etmistir. Hazirlanirken asgari ücyüz kitabtan istifade edildigi anlasilan Mir´at-i Kainat, vaktiyle cok taninan, tutulan ve okunan bir tarih kitabiydi. Elyazma nüshalarinin bollugu yanisira, Istanbul´da 1258, 1290 (ve yeni harflerle 1987) yilinda basilmistir. Hukukla alakali baska kiymetli eserleri de vardir.).


    Konu, mukayeseli hukuk arastirmalari acisindan oldugu gibi, hukuk tarihinin gelisimini göstermesi bakimindan da önemlidir. Ele alinan hukuk sistemlerinin ortak özelligi ilahi orijinli olmasidir. Bunlar peygamberler tarafindan getirilmis ve Allah tarafindan gönderildigine inanilan emir ve yasaklardir. Her peygamber, kendisinden önce gelmis peygamberleri ve getirdikleri hukuk sistemini hak, dogru kabul etmektedir. Bu hukuk sistemleri müsterek orijinleri sebebiyle cogu zaman benzer özellikler tasirlar.

    Ancak uzun bir zaman icinde bunlar arasinda esasli farklilik ve degisiklikler meydana gelmistir. Bu da tarihi hadiselerin hukuk sistemleri üzerindeki etkisini göstermektedir. Kaldi ki her peygamberin getirdigi hukuk sistemi, öncekilerin aynisi degildir. Yeni bir takim hükümler yaninda, önceki hükümleri aynen kabul eden veya degistiren hükümler söz konusudur.

    Roma, Cin, Iran gibi ileri medeniyetlerde gecerli bulunan hukuk sistemleri ise beser orijinlidir. Dolayisiyla bunlarla ilahi hukuk sistemleri arasinda esasli farkliliklar vardir. Bunlar hakkinda Islam hukuk kaynaklarinda bir bilgi verilmemektedir. Böyle olunca bunlar arasinda mukayesnin de metodoloji bakimindan pratik bir yarari bulunmamaktadir. Ancak beseri hukuklarla ilahi hukuk sistemleri arasinda mukayeseli arastirmalarda bulunmak hukuk tarihi acisindan ilgi cekici ve önemli sonuclar doguracaktir.

    Bu calismada, önce eski seriatlerden bilhassa Musevi ve Isevi seriatlerinin dogusu ve gelisimi üzerine ansiklopedik tarihi bilgiler verlmis; ardindan bu seriatlerdeki hukuki hükümlerden örnekler zikredilmistir. Bunun icin de Kitab-i Mukaddes esas alinmistir. Kitab-i Mukaddes´in de, Ibrani, Keldani ve Yunanca dillerinden yapilmis tercümesinin Kitab-i Mukaddes sirketince 1958 yilinda Istanbul´da bastirilan nüshasina itibar olunmustur.

    Bugün Hiristiyanlarin kabul edip okudugu Kitab-i Mukaddes denilen metin iki kisimdan mütesekkildir: Birinci kisim Ahd-i Atik (Eski Ahid=Old Testament) denilen Tevrat ve buna mülhak kitablardir. Kitab-i Mukaddes´in ikinci kisminda (Ahd-i Cedid=Yeni Ahid=New Testament) ise Kilise´nin tanidigi dört Incil ile buna mülhak kitablar yer alir. Yahudiler, Kitab-i Mukaddes´in tabiatiyla birinci kismini kabul eder, ikinci kismi kabul etmezler. Her ne kadar mukayeseli hukukla ilgili görünse bile, bu seriatlerdeki hukuki hükümleri eksen almadigindan dolayi, konuyu iyice dagitmamak icin, Talmud ve diger hukuk metinlerine basvurmak gereksiz görülmüstür.(Ibrani hukukunun Talmud ile aldigi sekle dair bilgiler, Mahmud Es´ad Bey´in Tarih-i Ilm-i Hukuk kitabinda türkce olarak özetlenerek verilmektedir. Oraya bakilabilir. İstanbul 1331, 208-221.) Kaldi ki Talmud, Tevrat gibi ilahi degil, tamamiyla beseri bir metindir. Burada üzerinde durulan bu hukuk sistemlerdeki hükümler degil, bunlarla Islam hukukundaki müessese ve hükümler arasindaki baglanti ve benzerliklerdir. Bu sistemlerdeki hükümlerle Islam hukukunun maddi muhteva bakimindan mukayesesi baska bir arastirma konusudur. Ancak semavi dinlere ait hükümlerin benzerligi gercekten ilgi cekicidir. İslam hukukundaki hükümlerin bir cogu, bunlarin ya benzeri, ya daha gelismis seklidir.

    Semavi dinlerin getirdigi inanc esaslari ise istisnasiz birbirinin aynisidir. Ancak bir hukuk sistemi getirme iddiasinda olan her din, kimi zaman birbirine benzer, kimi zaman ise cok farkli ameli esaslar va´z etmistir. İslam hukukunda eski seriatlerde bulunan cok hüküm ve müesseseyi aynen kabul etmis; bazilarini ise yürürlükten kaldirdigini beyan etmistir. Bu da gösteriyor ki her ilahi hukuk sistemi birbirinin bir bakimdan devamidir; hic degilse birbiriyle yakindan irtibatlidir.

    Burada esas olarak hukuki hükümler üzerinde durulmustur. Bunlar seriatlerin sosyal yönü agir basan hükümleridir. Ancak seriat, kavram olarak ibadetleri de icine aldigindan, ayrica klasik kaynaklarda hepsi bir arada ele alindigi icin, zaman zaman ibadete ait hükümlerden de bahsetmek kacinilmaz olmustur. Adem Özen´in Yahudilikte Ibadet adiyla 2001 yilinda yayinlanan kitabi bu konuda etrafli ve önemli bilgiler veren Türkce bir kaynaktir.

    Din, Seriat, Kanun

    Genellikle din ile seriat ayni manada kullanilmaktadir, bununla beraber din kavrami biraz daha genistir. Seriat (Procede), Arabca´da insani su kaynagina götüren yol, yani yol gösterici demektir. İstilahi manasi ise insanlarin inanmasi, yapmasi ve kacinmasi gererken hususlarin tamamidir. Kur´an´da bu kelime sik gecmekte ve her milletin mensup oldugu peygambere indirilen özel hükümler kasdedilmektedir. Mesela bir ayette ”O, dinden hem Nuh´a tavsiye ettigimizi, hem sana vahy ettigimizi, hem Ibrahim´e, Musa´ya ve Isa´ya tavsiye ettigimizi, dini dogru tutup ayriliga düsmeyesiniz size seriat (hukuk düzeni) yapti” (Sura: 13) seklinde gecmektedir. Serayi, seriatin coguludur; serayi-i salife öncekilerin seriatleri demek oluyor. Bu kaynaga seriayi´u men kablena da denilmektedir ki bizden öncekilerin seriatleri demektir. Görülüyor ki seriat kelimesi ilahi menseli hukuk sistemleri icin kullanilmis bir tabirdir, beseri hukuk kurallari icin kullanilmaz ve bunlar hukuk tarihimizde daha cok kanun kelimesi ile tanimlanir.(Osmanli hukuk tarihinde genellikle ser, ve kanun beraber kullanilan bir tabirdir. (Hükümlerde gecen “..ser´i-serefi ve kanun-i münife mugayir..” ifadesinde oldugu gibi) Iste burada kanun tabiri örfi hukuku ifade ederse de genellikle bu sekilde bir kullanimdan bile kacinilmistir. Hatta Sultan II. Mustafa cikarttigi bir fermanla ser´(seriat) yanisira kanun kelimesinin kullanilmasini yasaklayarak, cemiyetin yanlis anlamalarina mahal vermekten kacinmaya calismistir. Osman Nuri: Mecelle-i Umur-i Belediyye, ist. 1337, I/567. Bu da kanun ile ser´ arasinda yürürlük ve baglayicilik bakimindan bir fark gözetilmeyecegini ifade etmektedir. Bununla beraber halk ikisi arasinda fark gözetmis; “seriatinkestigi parmak acimaz!” tabirine mukabil, “padisah yasagi üc gün sürer!”, demistir.).

    İslam hukuku, beseri hükümlere de kendisine aykiri olmamak kaydiyla uygulanma imkani tanir. Kaldi ki pek cok mesele İslam hukukunun kural koymadigi, bosluk biraktigi ve bu bosluklari doldurma yetkisini devlet baskanina verdigi görülmektedir. Devlet baskaninin İslam hukukuna aykiri olmamak kaydiyla getirecegi kurallar elbette beseridir. Dolayisiyla İslam hukukunda diger hukuk sistemlerinin yeri denildigi zaman akla ilahi ve beseri olmak üzere iki türlü hukuk sistem gelmektedir. Yukarida da gectigi üzere -ister İslam hukukundan önce, isterse sonra ortaya cikmis olsun- mevcut siyasi otorite tarafindan konulan beseri hukuk kurallarinin tatbikinde İslam hukuku bir mahzur görmemektedir (bu hukukun genel prensiplerine aykiri olmamak sartiyla).

    Burada üzerinde durulmak istenen ilahi menseli hukuk kurallaridir, bir baska deyisle Hazret-i Ibrahim, Hazret-i Musa, Hazret-i Isa gibi peygamberlere indirildigine inanilan hukuki prensiplerdir. Acaba İslam hukukunun gecerli oldugu yer ve zamanlarda bu kurallarin uygulabilirligi nedir? İslam hukuku bu kurallari tamamen yürürlükten kaldirmis midir, yoksa bunlara kismen veya tamamen uygulanma imkani tanir mi?

    Nesh

    Eski seriatlerin İslam hukukunda delil olarak degeri denince, öncelikle üzerinde durulmasi gereken nesh konusudur. Nesh bir hukuk kuralinin, kendisinden önceki hukuk kuralani yürürlükten kaldirmasi demektir. Bu da iki türlü olur ya o hukuk sisteminin icinde veya ayri hukuk sistemleri arasinda. İslam hukukunda Kur´an ayetleri ve Hazret-i Peygamber´in tatbikati arasinda nesh sözkonusu olmustur.

    Sözgelisi bir ayet, daha önce inmis olan bir ayetin getirdigi hükmü yürürlükten kaldirmaktadir. Hazret-i Peygamber de bazen bir sünnetiyle, daha önceki bir sünnetinin getirdigi tatbikati yürürlükte kaldirmistir. Bazen de Kur´an ve sünnet hükümleri yekdigerinin hükmünü yürürlükten kaldirmistir. Bu vahy devrinin bir özelligidir. Kanun koyucunun kendi va´z etmis oldugu bir hükmü yürürlükten kaldirarak yerine baska bir hükmü getirebilmesi gayet tabiidir. Ayrica Kur´an´da,

    “Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldirir veya onu unutturursak (ertelersek), herhalde daha iyisini veya bedelini getiririz...” mealinde ayet (Bakara: 106) neshe delalet eder. Kur´an, kendisinden önce gönderilen kitablari ve bunlarin va´z eyledigi seriatleri -prensip itibariyla- neshetmistir. Yahudilerden bir grup, bir seriatin kendisinden önceki seriatleri neshedecegini aklen ve sem´an kabul etmezler. Yani, bilgi kaynaklarinda böyle bir delil bulunmadigi gibi, aklen de mümkün degildir. Cünkü neshi kabul etmek, bir hükmün zamanla degisecegini Allah´in bilmedigini kabul etmek demektir ki bu da Allah´a cahillik izafe etmek olur; seriat bir tanedir, o da Hazret-i Musa´nin seriatidir, diyorlar. Halbuki nesh, gecici bir hükmün yürürlük zamaninin son buldugunu beyandan ibarettir.

    Usul kitablarinda yazdigina göre, Yahudilerden bir grup neshin aklen mümkün oldugunu, ancak sem´an mümkün olmadigini, yani bilgi kaynaklarinda böyle bir haberin bulunmadigina inanirlar. Yahudilerin bir kismi da bunu aklen ve sem´an mümkün olduguna inanirlar. İsevilere göre de seriatler arasinda nesh mümkündür. Mu´tezile´den Ebu Müslim de neshin hicbir türlüsünü kabul etmez. Mu´tezile, yukarida zikredilen ayetin, ancak önceki seriatlerin hükümlerinin neshedildigini gösterdigine inanir; buna da “Kur´an´a ne önden ve ne de arkadan batil yaklasamaz, giremez” mealindeki ayeti (Fussilet: 42) delil alir. Onlara göre, Kur´an´da neshin mevcudiyetine inanmak, onda batilin bulundugunu ispat etmek demektir.(Abdulaziz el-Buhari: Kesfu´l-Esrar ala Usuli Imam Pezdevi, Kahire 1307, III/877.).

    Usul kitablarindan anlasildigina göre nesh dört türlüdür:

    1.Kitabin Kitab ile neshi. Bu da dört türlü olur:
    A.
    Ayetin hem tilaveti, hem hükmü neshedilir. Eski semavi kitablarin neshi böyledir. Ahzab suresi önceleri Bakara suresiyle ayni uzunlukta iken sonradan pekcok ayetinin hem tilavet ve hem de hüküm itibariyla neshedildigini rivayet edilir.


    Ashabdan Ebu´d-Derda Kur´an´da Tevbe suresinin uzunlugunda bir surenin bulundugunu; fakat sonra nesholundugu haber vermektedir.

    B. Ayetin tilaveti degil de hükmü neshedilir. Ölen bir erkegin hamini önceleri bir yil iddet beklerdi.(Bakara: 240). Sonra bu hüküm neshedilerek kocasi ölen kadinlara, hamile iseler cocuklarini dogurana kadar; degilseler dört ay on gün iddet beklemeleri emrolunmustur (Bakara: 234). Iffet kadinlara iftira edip dört sahid getiremeyenlere seksan sopa vurulmasina emreden ayetin hükmü (Bakara: 234) eger bu kimse koca ise sahid getiremese bile ceza görmeyecegi, ancak evliligin sona erecegi hususundaki ayetle (Nur: 3) neshedilmistir, artik bu nesh koca bakimindan olup kismidir.

    C.
    Hükmü baki kalip sadece tilaveti neshedilir. Hazret-i Ömer´den rivayet edilen “Evli kadin ve erkek zina ederse ikisini de Allahdan bir azab olarak recmedin” mealindeki ayet böyledir. Yine yemin keffaretini bildiren ayette (Maide: 89) gecen ve Ibni Mes´ud´a ait mushafta bulunan pespese anlamindaki mutetabiat kelimesinin de tilaveti mensuh ise hükmü bakidir.

    D. Asil hüküm neshedilmemekle beraber sifati neshedilir. Mesela asure günü orucunun farz olusu neshedilmis; ancak hükmü mendub olarak devam etmistir. Nassa ziyade de neshdir.


    2.Sünnetin Sünnet ile neshi. Hazret-i Peygamber kendisine üc defa icki haddi uygulanan kimsenin bu sucu dördüncü kez islemesi durumunda öldürülecegini bildirmis; ancak sonra bu hükmü tatbik etmemesiyle nesholunduguna dair icma, meydana gelmistir. Mut´a nikahina, yani bir kadinla sahidsiz, mehirsiz, muayyen bir müddet icin ücreti mukabilinde muvakkat evlilige önceleri cevaz verilmisti; sonradan yine sünnetle yasaklanmistir. Hazret-i Peygamber önceleri kabir ziyaretini yasaklamisti. Sonradan buna izin verdigini aciklanmistir.

    3.Sünnetin Kitab ile neshi. Önceleri kible Kudus´de bulunan Beyt-i Makdis idi. Sonra bu husus, “Yüzünü namazda artik Mescid-i Haram´a (Kabe´ye) cevir!” emrinin bulundugu ayetle (Bakara: 144) neshedilmistir.

    4.Kitabin Sünnet ile neshi. Bu türlü misali cok azdir. Zaten hukukcularin bir kismi da böyle neshi kabul etmezler. Anne ve babaya vasiyette bulunulmasi emreden ayetin (Bakara: 180) hükmü “Varise vasiyet yoktur!” hadisiyle neshedilmistir. Yine müellife-i kulub denilen müslüman olmayip da kalbleri İslamiyete isindirilacak kimselere zekat verilecegini bildiren ayetin (Tevbe: 60) hükmü, ”Zekati müslümanlarin zenginlerinden al, müslümanlarin fakirlerine ver!” mealindeki Mu´az hadisiyla neshedilmistir. (Buhari: Zekat 1, 41, Sadaka 1, 63, Mezalim 9, Megazi 60, Tevhid 1; Müslim: Iman 31; Tirmizi: Zekat 6; Ebu Davud: Zekat 4; Nesai: Zekat 46.) Yine “Biz Peygamberler miras birakmayiz, biraktiklarimiz fakirlere sadakadir!” hadisi, miras ayetlerinin (Nisa: 11) hükmünü Hazret-i Peygamber bakimindan (kismi olarak) neshetmistir. Hukukculardan bu tür neshe karsi olanlar, sünnetin bu ayetlerin hükmünü tahsis ettigi kanaatindedir.

    Nesh, İslam hukukcularinin üzerinde en cok ihtilaf ettikleri hususlardan birisidir. Nitekim mesela yukarida taksim Hanifelere göredir; Safii´iler son iki kisim neshi kabul etmezler. Bu ihtilaflar ise daha ziyade neshin mahiyeti üzerindedir. Bir kere inanc esaslarinda nesh olamaz. Kisas (kissalar) ve ahbarda da (haberlerde) nesh sözkonusu degildir. Nesh ancak hükümlerde olur. Bununla beraber neshedilmeyecegi acikca bildirilen hükümlerde de nesh mümkün degildir. Mesela zina iftirasinda bulunan kimselerin sahidliklerinin ebediyyen kabul edilemeyecegi ayetle (Nur: 66) ve cihad hakkindaki hükmün kiyamete kadar baki oldugu hadisle acikca bildirilmistir, artik burada nesh mümkün degildir. Neshin gecerli kabul edilebilmesi icin nesheden (nasih) kitab veya sünnetle sabit olmasi gerekir; icma veya kiyas ile nesh olmaz. Nesh ancak Hazret-i Peygamber´in hayatinda sözkonusu olur, yani sadece vahy devrine mahsustur. Bir de, eski seriatlerde mevcud oldugu bilinen bir hükmün neshedilmesi, yani acikca yürürlükte kaldirilmasi durumu vardir. Eski seriatlerde bulunup da neshedildigi bildirilmeyen hükümler de vardir. İste esas mesele buradadir. Böyle hükümler Islam hukukunda delil vasfi tasir mi; tasimaz mi konusu ihtilaflidir. Bu calismada üzerinde durulacak olan da budur.

    Umumi kaynaklarda gecen “İslam hukuku eski seriatleri neshetmistir” sözünün manasi, bugün elde mevcud olan mukaddes metinlerdeki hükümleri neshettigidir. Cünkü İslam akaidinde bu metinlerin orijinal metinler olmadigi kabul edilir. Yoksa orijinal metinlerin külliyen neshi sözkonusu degildir. Nitekim bu görüsü ileri sürenler bile eski seriatlere ait bazi hükümlerin, İslam hukukunda da muteber oldugunu kabul ederler. Gerci zaten bu mevzuda ancak İslam kaynaklarinin haber verdigi hükümler deger ifade ettigi icin, bu tesbitin de fazla bir ehemmiyeti yoktur. (Islam Hukuku ve Önceki Seriatler Sf.11-23/Doc.Dr. Ekrem Bugra Ekinci)
    Konu ALI25 tarafından (02-03-2017 Saat 01:33 AM ) değiştirilmiştir.

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-09-2010, 04:19 PM
  2. İslam hukukunun tarifi
    By MuHaMMeD in forum Fıkıh
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-07-2010, 03:26 AM
  3. İslâm hukukunun değişmez yolları
    By MuHaMMeD in forum Köşe Yazıları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05-27-2010, 12:19 PM
  4. İslam hukukunun gücü
    By MuHaMMeD in forum Köşe Yazıları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05-18-2010, 01:39 PM
  5. İslam hukukunun gücü
    By Furkan in forum Köşe Yazıları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05-13-2010, 12:20 PM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379