+ Cevap Ver
4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Kabir Azabi

 Güncel Yazılar Ve Haberler Katagorisinde ve  Sizin Yazdıklarınız Forumunda Bulunan  Kabir Azabi Konusunu Görüntülemektesiniz.=>KABİR AZABI Aise radiyallahu anha´dan söyle rivayet edilmistir: Hazreti Aise demistir ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem (bir kere) ailesi basinda aglasmakta olan bir Yahudi karisinin (mezari) yanindan gecmisti de: “Bunlar ölülerine agliyorlar. Halbuki ölü kabrinde azab olunuyor” buyurmustu. Enes İbn-i Malik´ten Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem´in söyle buyurdugu rivayet ...

  1. #1
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    46
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Kabir Azabi

    KABİR AZABI

    Aise radiyallahu anha´dan söyle rivayet edilmistir:
    Hazreti Aise demistir ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem (bir kere) ailesi basinda aglasmakta olan bir Yahudi karisinin (mezari) yanindan gecmisti de: “Bunlar ölülerine agliyorlar. Halbuki ölü kabrinde azab olunuyor” buyurmustu.

    Enes İbn-i Malik´ten Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem´in söyle buyurdugu rivayet edilmistir:
    (Mümin) kul, kabrine konulup onun ashab ve yarani geri dönüp gittiklerinde –ki meyyit, bunlar yürürken ayakkabilarinin sesini bile muhakkak isitir- ona (Münker ve Nekir adli) iki melek gelir. Bunlar meyyiti oturturlar.

    Ve ona: --- Ha! Şu Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-- denilen kimse hakkinda (ki kanaatin nedir?) Ne dersin? diye sorarlar. O mümin de:

    --- Samimi bildigim ve size de bildirmek istedigim sudur ki, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Allah´in kulu, ve Allah´in Resulu´dur, diye cevab verir. Bunun üzerine melekler tarafindan:

    --- Ey mümin! Cehennem´deki yerine bak, Allahu Teala bu azab yerini senin icin Cennet´ten (yüce) bir makama tebdil eyledi, denilir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem: “O mümin, Cehennem ve Cennet´teki iki makamini birden görür” buyurmustur. Fakat kafir veyahut münafik olan meyyit (meleklerin bu sualine karsi):

    --- Muhammed hakkinda birsey bilmiyorum. Halkin ona (peygamber) dedikleri bir sözü (isitir), ben de kalka uyup söylerdim, diye cevab verir. Bu iki melek tarafindan bu kafir veya münafika:

    --- Hay sen anlamaz ve uymaz olaydin! denilir, sonra bu kafir veya münafikin iki kulagi arasina demirden bir topuzla vurulur. O topuzu yiyince kafir veya münafik siddetli sayha ile bir bagirir ki, bu feryadi ins ve cinden baska bu ölüye yakin olan hersey isitir.

    Ebu Bekr- (-i Siddik) radiyallahu anh´in kizi (Zatu´n-nitakayn) Esma radiyallahu anha´dan söyle dedigi rivayet edilmistir:

    Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem (bir kere) hutbe iradina baslamis ve kisinin kabirde görüp gecirecegi sorgu ve sualleri anlatmisti. Resul-i Ekrem kabir ahvalini böyle tafsilatiyla anlatinca müslümanlar dehsetli bir sürette feryad edip aglastilar.

    Ebu Eyyub (-i Ensari) radiyallahu anh´den:
    (Bir gün) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem´in, günes battiktan sonra (Medine haricine) ciktigi ve bir ses isiterek:

    -- Yahudiler mezarlarinda azab olunuyor, buyurdugu rivayet edilmistir.

    Ebu Hureyre radiyallahu anh´den:
    Nebi sallallahu aleyhi ve sellem söyle dua buyurmaga devam, (ve ümmetine ta´lim) ederdi, dedigi rivayet edilmistir:

    -- Ya Rab! Kabir azabindan, Cehennem azabindan, hayat ibtilasindan, ölüm sedaidinden, mesih deccalin fitnesinden sana siginirim!

    Semure İbn-i Cundeb radiyallahu anh´den söyle rivayet edilmistir. İbn-i Cundeb demistir ki:
    Nebi sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazini kilinca yüziyle bize döner, ve: “Bu gece sizden kim rüya gördü? diye sorar, idi. Birisi rüya görmüsse, rüyasini Resul-i Ekrem´e hikaye ederdi. O Hazret de o kimsenin rüyasini tabir ederdi.
    Yine bir gün bize sordu. Ve:

    --- “Sizden rüya gören var midir?” buyurdu. Biz:
    --- “Hayir, yoktur” dedik. Resul-i Ekrem:
    --- “Lakin bu gece ben bir rüya, gördüm.” buyurdu:

    Gördüm ki, iki melek bana geldi. Bunlar iki elimi tutup beni düz bir fezaya cikardilar. Orada bir kimse oturuyordu, diger bir adam da ayakta duruyordu. Elinde demirden catal bir kanca vardi. Ayaktaki adam bu catal kancayi oturanin sag tarafina, ta kafasina kadar sokuyor ve agzin bu kismini parcaliyordu. Sonra bu adam agzin diger tarafini da bu süretle tahrib ediyordu. Bu sirada agzin sag kismi iyi olmus bulunuyordu. Bu def´a da buraya dönüyor, yine kancayi sokup parcaliyordu. Bu meleklere ben:

    --- “Bu adam kimdir? Ve bu hal nedir?” dedim. Melekler: ---”Hic sorma, ileri yürü!” dediler. Birlikte ileri gittik. Nihayet arkaüstü yatmis bir adamin yanina geldik. Bunun basucunda da bir adam oturmus, elinde yumruk cesametinde bir tas. Bununla yatan adamin basini kiriyordu. Tasi basina her vurdugunda, tas yuvarlanip gidiyordu. O adam da arkasindan tasi almaya kosuyordu. O dönüp gelmeden bunun basi iyi oluyor, eski haline avdet ediyordu. O adam avdet edince yine basina vurup eziyordu. Bu meleklere ben:

    ---”Bu adam kimdir?” diye sordum. Melekler: ---”Hic sorma, ileri yürü” dediler. İleri gittik. Firin gibi alti genis, üstü dar bir delige eristik. Bu deligin altinda ates yaniyordu. Ates, alevlenip yükseldikce icindeki insanlar da yükseliyor, hatta (delikten) cikmaga yaklasiyorlardi. Atesin alevi sakinlestikce de asagi dönüyorlardi. Burada ciplak erkekler, ciplak kadinlar vardi. Bu iki melege ben: ---”Bunlar kimdir?” diye sordum. Melekler bana:

    ---”Hic sorma, ileri git!” dediler. Yürüdük, ta ki kandan bir nehrin icinde ayakta bir adam dikiliyordu. Bu nehrin kenarinda da bir adam duruyordu. Önünde ---nar gibi “yuvarlak” taslar bulunuyordu. Nehrindeki adam yüzerek sahile dogru--- gelip cikmak isteyince sahildeki adam cenesine bir tas atiyor, nehrindekini eski yerine iade ediyordu. Cikmak icin sahile dogru gelmege her tesebbüs ettikce, sahildeki, hemen cenesine bir tas firlatiyor, onu eski yerine reddediyordu. Bu iki melege ben: ---”Bu nedir?” diye sordum. Melekler:

    ---”Sorma, ileri yürü!” dediler. Birlik yürüdük. Yesil bir bahceye vardik. Bu bahcede büyük bir agac vardi. Bunun dibinde ihtiyar bir adamla bir takim cocuklar bulunuyordu. Bu agaca yakin bir tarafta da, birisi, önünde ates yakmakla mesguldu. Melekler benimle bu agaca ciktilar. Beni bir eve koydular ki, ben bundan güzel bir ev görmedim. Burada ihtiyar, genc bir takim erkekler, kadinlarla cocuklar vardi. Sonra melekler beni buradan cikardilar. Benimle agaca yukari ciktilar ve beni eskisinden daha güzel ve daha kiymetli bir eve koydular. Burada da ihtiyarlar, gencler vardi. Meleklere:

    “Beni bu gece ---iyi--- gezdirdiniz. Şimdi bana gördügüm seyleri bildiriniz!” dedim. Melekler:
    Evet (anlatalim) dediler: Hani su agzi parcalandigini gördügün kimse yok mu? Bu bir yalanci idi, o, dünyada daima yalan söylerdi. Bunun nesrettigi yalan afaka yayilirdi. İste bu yalanci kiyamet gününe kadar bu süretle azab olunacaktir.

    Hani su basi ezildigini gördügün adam da yok mu: Cenab-i Hak bunun Kur´an ögrenmesine hidayet etmis de (bu nimetin kadrini bilmeyerek) bütün gece (Kur´an okumayip) uyku uyumustu, gündüz de Kur´an ile amel etmemisti. Bu da yevm-i kiyamete kadar bu süretle azab edilecektir.

    Hani o delik icinde gördügün ciplaklar yok mu? Bunlar da bir alay zanilerdir. Nehirde gördügün de faiz yiyen haramkarlardir. Agacin dibindeki ihtiyar, İbrahim (Halil aleyhisselam)dir.

    İbrahim´in etrafindaki cocuklar da insan evladidir. O ates yakan da Cehennem´in bekcisi olan “Malik”tir. Girdigin birinci ev, bütün müminlerin –müsterek-- kösküdür.

    İkinci gördügün –muhtesem-- saray da suheda sarayidir. Ben Cibril´im, bu da –kardesim-- Mikail´dir. Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, basini yukari kaldir, --dedi--. Basimi kaldirdim, ne göreyim? Yukarida beyaz bayrak misali bir bulut. Melekler: İste burasi senin makamindir.” dediler. Ben: “Beni birakiniz, su makamima gideyim!” dedim. Melekler: “Hayir daha senin tamamlamadigin baki ömrün vardir. Onu ne vakit tamamlarsan, o zaman menziline gelirsin!” dediler.

    Aise radiyallahu anha´dan, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem´in:
    “Müslüman ölülerinin mesavisini zikretmeyiniz. Cünkü onlar ahirete götürdükleri ceza-yi amellerine erismislerdir” buyurdu, dedigi rivayet edilmistir.(Sahih-i Buhari Muhtasari Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi (Bab Cenaiz)Ct.4.Sf. 399.496.581.584.585.597.617/Kamil Miras)

    Bize Kuteybetu´bnu Said, Malik b. Enes´den, ---ona okunanlar meyaninda-- Abdullah b. Ebi Bekir´den, o da babasindan, o da Amra binti Abdirrahman´dan isitmis olmak üzere rivayet etti. Amra, Aise´den isittigini haber vermis: Aise´ye Abdullah b. Ömer´in: <Şüphesiz ki ölen kimse, dirinin aglamasi yüzünden azab görür.> dedigi söylemis. Bunun üzerine Aise söyle demis:

    --Allah, Ebu Abdirrahman´a magfiret buyursun, süphesiz ki o, yalan söylememistir. Lakin unutmustur yahut hata etmistir. (Hakikat sudur ki) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Yahudilerin (mezari) basinda agladiklari bir yahudi karisinin yanindan gecti de:
    (Bunlar, ona agliyorlar. Halbuki o kabirde azab görüyor.) buyurdular.(Sahih-i Muslim Tercümesi ve Şerhi(Kitabu-l Cenaiz Bab: 9)Ct.5.Sf.143/Ahmed Davudoglu)

    Ebu Hureyre (R.A.) den rivayet edilmistir; dedi ki: Rasulullah (S.A.V.) söyle buyurdu: <Ölü -veya <sizden biriniz> buyurdu- defnedildigi zaman ona siyah (tenli) ve mavi (gözlü) iki melek gelir.

    Birine Münker ve öbürüne de Nekir denir. Müteakiben o iki melek sorar: <Bu adam (Muhammed) icin ne demistin?.> Bunun üzerine o, (ölmeden önce) söyledigini aynen söyler: <O, Allah´in kulu ve Rasuludur; Allah´dan baska mabud-i hakiki olmadigina ve Muhammed´in O´nun kulu ve Rasulu olduguna sehadet ederim!.> Sonra o iki melek, <senin bunu söyledigini esasen biliyorduk!> derler. Sonra onun kabri yetmis arsin murabba (kare) olarak genisletilir; sonra aydinlatilir ve sonra kendisine <uyu (istirahat et)!> deyilir. O da <aileme dönüp onlara haber vereyim mi?> der.

    O iki melek, <gelin-güvey gibi uyu ki, onu (gelin ve güveyi) ailesinden elbet en cok sevdigi kisi uyandirir!> derler. O kisi, Allah onu o yatagindan mahsere kaldirincaya kadar (rahat rahat uyur). Şayet münafik ise, <İnsanlarin (O´na Peygamber) dediklerini isittim ve ben de ayni seyi söyledim; (hakikat midir) bilemiyorum!> diyecek. Bunun üzerine o iki melek, <senin bunu söyledigini esasen biliyorduk!> derler. Sonra topraga, <cullan onun üzerine!> deyilir. Toprak onun üzerine cullanir; (bu cullanma neticesinde) yan kaburga kemikleri yerlerinden oynar ve Allah onu yatagindan mahsere kaldirincaya kadar toprakta devamli olarak azab icinde kalir.>

    Bu babda Ali, Zeyd bin Sabit, İbn-i Abbas, El-Berra bin Azib, Ebu Eyyub, Enes, Cabir, Aise ve ebu Said (R. Anhum) den hadis rivayet edilmistir. Hepsi de, kabir azabi hakkinda Peygamber (S.A.V.) den hadis rivayet etmislerdir. Ebu Hureyre´nin hadisi hasen-garib´dir.

    İbn-i Ömer (R. Anhuma) dan rivayet edilmistir; dedi ki: Rasulullah (S.A.V.) söyle buyurdu: <Ölünün dünyadan alakasi kesildigi zaman (ahiretteki) oturma yeri kandisine gösterilir. Cennet ehlinden ise cennet ehlinden olarak ve cehennem ehlinden ise cehennem ehlinden olarak (gösterilir) ve sonra <Allah kiyamet gününde seni mahsere kaldirincaya kadar oturma yerin iste burasidir! Buyurulur.> Bu hadis hasen-sahih´tir.(Sunen-i Tirmizi Tercemesi Cenaze Bab 70.Ct.2.Sf.251.252/Osman Zeki Mollamehmetoglu)

    Enes b. Malik (r.a.) den: Nebi (s.a.v.) söyle buyurdu: < -- Kul (ölüp de) kabre konuldugunda ve yakinlari onu yanliz biraktiklarinda, o, gidenlerin nalin seslerini duyar.> Rasulullah (s.a.v.) devamla buyurdu ki: <Daha sonra iki melek gelir. Onu oturturlar. Ve ona:

    < -- Şu (Muhammed (s.a.v.) denilen) kimse hakkinda ne dersin?> diye sorarlar.
    Eger o mü´min ise:
    < -- Şehadet ederim ki o, Allah´in kulu ve Rasuludur.> der.

    Bunun üzerine (melekler tarafindan) ona: < -- (Ey mü´min) Cehennemdeki yerine bak. Allah Teala bu (azab yeri) nu, senin icin Cennette bir makama cevirdi.> denilir. Nebi (s.a.v.):
    < -- O mü´min, Cennet ve Cehennemdeki iki makamini birden görür.> buyurdu.

    Enes (b. Malik r.a.) den: Nebi (s.a.v.) söyle buyurdu: < -- (Mü´min) kul, kabrine konulup, ashab ve yarini geri dönüp giderlerken, onlarin ayak seslerini duyar, ona iki melek (Münker ve Nekir) gelir. Onu oturturlar ve: < -- Muhammed (s.a.v.) denilen kisi hakkinda ne dersin?> diye sorarlar. O mü´min de:

    < -- Şehadet ederim ki o, Allah´in kulu ve rasuludur.> diye cevap verir. Bunun üzerine (melekler tarafindan) ona < -- Cehennemdeki yerine bak. Allah, o yeri senin icin Cennette hayirli bir makama tebdil etti.> denilir. Rasulullah (s.a.v.): < -- O mü´min, Cennet ve Cehennemdedki yerini birden görür.> buyurdu.

    (Ölen) kafir veya münafik ise, ona: < -- Bu adam Muhammed (s.a.v.) hakkinda ne diyorsun?> diye soruldugunda:

    < -- Onun hakkinda birsey bilmiyorum. Halkin ona (peygamber) dedikleri bir sözü, ben de halka uyup söylerdim.> diye cevap verir.

    Bu iki Melek tarafindan:
    < --- Anlamaz ve uymaz olaydin> denilir. Sonra iki kulagi arasina (ensesine) vurulur. O kisi öyle ciglik atar ki, bunu insanlar ve cinlerden baska ona yakin olan hersey duyar.

    İbn Ömer (r.a.) den: Rasulullah (s.a.v.) söyle buyurdu: < --- Şu (Sa´d b. Muaz), öyle bir kisidir ki, onun icin ars, sallanmis, semanin kapilari acilmis ve meleklerden yetmis bini (cenazesinde) hazir bulunmustur. Kabir onu (önce) cok sikmisti. Sonra genisledi.>

    Kabrin sikmasindan murad, duvarlarinin birbirine yaklasarak, ölünün cesedini sikmasidir. Nesefi diyor ki: Kabrin ölüyü sikmasinin manasi sudur: İnsanin asli topraktir ve ondan yaratilmistir. Uzun zaman ondan uzak kalip da geriye döndügünde, annenin, uzak kaldigi ogluna kavunsunca onu kucaklayip bagrina basmasi gibi, toprak da gelen ölüyü sikar. Eger ölen, mü´min ise, toprak onu, sefkat ve merhametle, sikar. Eger asi biri ise öfkeli ve kizgin bir sekilde sikar.

    Bu hadisde Rasulullah´in (s.a.v.) bahsettigi kisi Sa´d b. Muazdir. Beyhaki, rivayetinde bunu nakletmistir. Ayrica <Delail-un-Nubuvve>de Hasan (r.a.) dan söyle rivayet etmistir:

    <Onun ruhuna kavusmanin sevinciyle ars titredi.> Ayrica Beyhaki ile Ahmed b. Hanbel, Hz. Aise´den su hadisi nakletmislerdir. <Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: Kabir (gelen ölüyü) sikar. Eger ondan kurtulacak biri olsaydi o da Sa´d b. Muaz olurdu.> Ebu´l-Kasim´is-Sa´di söyle diyor: İyi veya kötü, hic kimse kabrin daralip kendisini sikmasindan kurtulamaz. Yanliz müslüman ile kafir arasinda su fark vardir. Kafir icin bu hal devamlidir. Mü´min ise kabre ilk konuldugunda, kabir onu sikar sonra genisler.

    Hakim´ut-Tirmizi söyle diyor: Kabrin ölüyü sikmasinin sebebi, herkesin az da olsa günah islemis olmasidir. Kabrin sikmasi ise, günaha karsi bir cezadir. Daha sonra ise ona rahmet vasil olur ve kabir genisler. Sa´d b. Muaz´i kabrin sikistirmesinin sebebi ise onun, kücük abdeste dikkat etmemesidir.>

    Hakim´ut-Tirmizi bunun la, su hadise isaret ediyor: Beyhaki´nin İbn İshak tarikiyle tahric ettigi bir hadisde, Umeyye b. Abdullah, Sa´d´in ailesinden birine <Rasulullah´in Sa´d hakkinda söylediklerinden ne biliyorsunuz?> diye sorar. Onlar da:

    < --- Rasulullah´a bu soruldugunda, <O, bazan taharet yaparken kücük abdestten sakinmazdi.> buyurdu dediler. İbn Sa´d da <Tabakat> inda su hadisi rivayet ediyor: Said´il-Kuberi (r.a.) den: Rasulullah (s.a.v.) Sa´d´i defnedince, söyle buyurdu: Eger kabrin sikistirmasindan kurtulacak kimse olsaydi, bu elbette Sa´d olurdu. Fakat kabir onu öyle sikistirdi ki, sidik degdigi icin kemikleri birbirine gecti.>

    Beyhaki, Hasan (r.a.) dan su hadisi naklediyor: Sa´d b. Muaz defnedilince, Rasulullah (s.a.v.):
    < --- Kabirde o, öyle sikistirildi ki, kil gibi oldu. Allah´a, Sa´d´den bu azabi kaldirmasi icin dua ettim. Böyle azab olmasinin sebebi ise, kücük abdestten iyice temizlenmemesiydi.

    Hakim: Nebilere gelince, onlari da kabir sikistir mi bilmiyoruz. Fakat ismet sahibi olduklarindan onlara sual yoktur.> diyor.

    Nesefi, <Bahri´ul-Kelam> da: Allah´a itaat eden mü´minlere kabir azabi yoktur. Fakat kabir, onlari sikar. Allah´in nimetlerine hakkiyla sükretmedigi icin o korku ve azabi duyar.> diyor.

    Sa´d b. Muaz, Ensar´in ileri gelenlerindendir. Bedir´de cok büyük yararliklar göstermistir. Hendek savasinda bir okla yaralanmis, önceleri bu yara iyilesmisken, sonra tekrar kanamaya baslamis ve sehid olmustur.


    Rasulullah (s.a.v.) onun vefatinda hazir bulunamamis, Cebrail gelerek: Ya Muhammed bu salih kul kimdir ki ruhu yükselirken semanin kapilari acildi ve Ars-i Rahman titredi> demis, bunun üzerine Rasulullah derhal Sa´d´in yanina gitmis, fakat onu, ruhunu teslim etmis bir halde bulmustur. Yine Sa´d´in cenazesinde, o zamana kadar yere hic inmemis yetmis bin melek inerek, hazir bulunmustur.

    Bera (r.a.) dan: <Allah Teala, kendisine iman eden kullarini, dünya hayatinda da, ahiret hayatinda da sabit bir söz üzere tesbit eder.> ayeti kabir azabi hakkinda nazil olmustur.>

    Ayetteki <ahiret hayati>ndan murad, kabirdir. Cünkü kabre giren mü´minlere iki melek gelip, Rablerini, dinlerini, peygamberlerini soracaklar, onlar da dosdogru cevap vereceklerdir. Ayetteki <Kavl-i Sabit> ten murad Kelime-i Tevhiddir.

    Bera b. Azib (r.a.) den: Nebi (s.a.v.) söyle buyurmustur: <--- Allah Teala kendisine iman eden kullarini, dünya hayatinda da, ahiret hayatinda da sabit bir söz üzere tesbit eder. (İbrahim Suresi: 27) Ayeti kabir azabi hakkinda nazil olmustur. (Kabirde) mü´min kula: <---Rabbin kimdir?> diye sorulur. O da: <--- Rabbim Allah´dir. Dinim de, Muhammed (s.a.v.) in dinidir> der. İste, <Allah, kendisine iman edenleri dünya ve ahiret hayatinda sabit bir söz üzere tesbit eder> ayeti bu demektir.>

    Enes (r.a.) den: Rasulullah (s.a.v.), kabrin birinden bir ses duydu ve:
    <--- Bu, ne zaman öldü?> diye sordu. <--- Cahiliyyet devrinde öldü> dediler. Rasulullah (s.a.v.) böyle olduguna sevindi ve:

    <--- Birbirinizi gömmekten vazgecmenizden endise etmesem, Allah´dan, kabir azabini (yani su sesi) size duyurmasini dilerdim> buyurdu.

    Ebu Eyyub (r.a.) den: Rasulullah (s.a.v.) bir defasinda, günes battiktan sonra disari cikmisti. Bir (takim) ses (ler) isitti. Ve: <--- Bunlar, kabirlerinde azab gören yahudilerin sesleridir.> buyurdu.

    Aise (r.a.) den: Onun yanina, yahudi bir kadin gelip ondan bir hayir ister. Hz. Aise de verir. Bunun üzerine yahudi kadin:

    <--- Allah seni kabir azabindan korusun> diye dua eder. Hz. Aise diyor ki: <--- Onun bu sözü kafama takildi. Rasulullah (s.a.v.) gelince ona meseleyi anlattim. Rasulullah (s.a.v.): <--- Onlar kabirlerinde öyle azab görecekler ki, feryatlarini hayanlar bile duyacak> buyurdu.

    Aise (r.a.) anlatiyor: Yanima, Medine yahudilerinden iki yasli kadin geldi. Onlar: <--- Kabir ehli, kabirlerinde azab görecekler> dediler. Ben, onlarin yalan söylediklerini söyledim. Sözlerini kabul etmek icimden gelmedi. Onlar ciktilar, daha sonra Resulullah (s.a.v.) geldi. Ben: <--- Ya Rasulullah, Medine yahudilerinden iki yasli kadin <Kabir ehli, kabirde azab görecekler> dedi. (Dogru mu?) dedim. Rasulullah (s.a.v.):

    <--- Dogru söylemisler. Onlar orada öyle azab görecekler ki, seslerini bütün hayvanlar duyacak.>
    Bundan sonra, Rasulullah (s.a.v.) i, her namaz kilisinda, kabir azabindan Allah´a sigindigini gördüm.

    İbn Abbas (r.a.) dan: Rasulullah (s.a.v.) Mekke veya Medine bahcelerinden birina ugramisti. Kabirlerinde azab gören iki insan sesi duydu. <--- Bunlar azab görüyorlar, ama kacinilmaz zor bir günahtan degil.> Sonra söyle devam etti: Evet, birisi kücük abdestinden iyice korunmuyordu. Digeri ise koguculuk yapiyordu.>

    Sonra bir agac dali (getirmelerini) istedi. Dali ikiye böldü. Her birini bir kabrin üzerine dikti.
    <--- Ya Rasulullah, (nicin) böyle yaptin?> denilince: <--- Umulur ki, bu kurumadikca veya kuruyuncaya kadar azablari hafifler.> buyurdu.

    İbn Abbas (r.a.) dan: Rasulullah (s.a.v) iki kabre ugradi. Ve: <--- Bu iki kisi azab görüyor. Ama öyle kacilmasi zor bir günahtan degil. Birisi kücük abdestinden iyice temizlenmiyordu. Digeri ise koguculuk yapiyordu.> buyurdu. Sonra yas bir dal aldi. İkiye böldü, herbirini bir kabrin üzerine dikti. Oradakiler: <--- Ya Rasulullah, nicin böyle yaptin?> diye sordular. Rasulullah (s.a.v.): <--- Umulur ki bu iki dal kurumadigi müddetce, azablari hafifler> buyurdu.

    İbn Ömer (r.a.) den: Nebi (s.a.v.) söyle buyurdu: <--- Şunu iyi bilin ki, herbiriniz, öldügünde ona sabah ve aksam (cennet veya cehennemdeki) yeri gösterilir. Eger ölen, cennet ehlinden ise, Kiyamet günü tekrar yaratilincaya kadar cennet ehli gibi, cehennem ehlinden ise, cehennem ehli gibi yasayacaktir.>

    Kurtubi diyor ki: Hadisdeki <cennet ehlinden olan> sözü, imani kamil mümin ile, Allah´in, cehennemden kurtarmayi murad ettigi kisilere hastir. Fakat durumu karisik olanlar yani iyi amellerin yaninda kötü amelleri de bulunanlar, hem cennetteki, hem de cehennemdeki yerlerini bir arada göreceklerdir. Ayrica, hadisdeki <Cennet ehlinden> murad, ne sekilde olursa olsun cennete girecek olanlar manasinadir, denmistir. Kendisine makami gösterilecek seyin, sadece ruh oldugu veya bedenin bir kisminin da buna dahil oldugu, bütün cesedin de görebilecegi söylenmistir. Nasil, kabir suali esnasinda, ruh tekrar cesede giriyorsa, makami gösterilirken de bu sekilde ruh cesede girer ve beraberce görürler denilmistir.

    İbn Ömer (r.a.) den: Rasulullah (s.a.v.) söyle buyurdu: <--- Sizden herbiriniz öldügünüzde, sabah ve aksam ona makami gösterilir. Eger o, ates (cehennem) ehlinden, cehennemliklerin makamlarindan biri gösterilir ve ona: Kiyamet günü, Allah Teala seni tekrar diriltinceye kadar, makamin budur,> denilir, buyurdu.

    İbn Ömer (r.a.) den: Rasulullah (s.a.v.) söyle buyurdu: <--- Sizden biri öldügünde, kendisine, sabah ve aksam, yeri gösterilir. Eger cennet ehlinden ise, cennetliklerin makami, cehennem ehlinden ise, cehennemliklerin makami gösterilir ve ona:

    <--- İste, kiyamet günü, Allah seni tekrar diriltinceye kadar makamin budur,> denilir.(Sunen´un-Nesai Tercümesi Cenaze Bab 109-116.Ct.4. Sf.507.510.513.518.520/Heyet)
    Konu ALI25 tarafından (02-03-2017 Saat 01:50 AM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    46
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Cevap: Kabir Azabi

    KABİR (BERZAH) HAYATI

    İnsan hayati üc bölüme ayrilir. Birincisi dünya hayatidir. İkincisi ölüm anindan baslayip mahserde toplanmak üzere dirilmeye kadar devam edecek olan kabir hayatidir. Buna dünya ile ahiretteki ebedi hayati ayirmasi sebebiyle berzah hayati da denir. Ücüncüsü ise ebedi olan ahiret hayatidir.

    Her insan, ister ölerek topraga gömülsün, ister bogularak denizin dibinde kalsin veya yirtici bir hayvan yahut kus karninda bulunsun, yahut da yanarak külü havaya karissin, mutlaka kabir (berzah) hayatini gecirecek ve kiyamet günü diriltilecektir. Genellikle insanlar ölünce kabre konulduklarindan bu gibi durumlarda da kabir hayati ifadesi kullanilmaktadir.

    İnsan öldükten sonra kabre konulunca, Münker ve Nekir adinda iki melek kendisine gelerek, “Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir?...”diye sorular sorarlar. İman ve salih amel sahipleri bu sorulara dogru cevap verirler. Bu gibi ölülere, cennet kapilari acilir ve cennet kendilerine gösterilir. Kafir veya münafik olanlar ise bu sorulara dogru cevap veremezler. Onlara da cehennem kapilari acilir, oradaki azab kendilerine gösterilir. Kafirler ve münafiklar kabirde azab görecekler, mü´minler ise nimetler icinde, sikintisiz yasayacaklardir. Gercek mükafat ve ceza görme yerinin ahiret hayati oldugunu, kisinin yaptiklarinin karsiligini ahirette zaten görecegini, bu sebeble de kabirde ayrica bir cezalandirmanin ilahi adaletle bagdasmayacagini ileri süren bazi Mutezile kelamcilari, Ehli Sünnet´in kabir hayatinin varligi konusunda delili olarak ileri sürdügü ayetleri yoruma tabi tutmuslar, kabir azabini inkar etmislerdir. Bir kismi Mutezile kelamcisi ise kabirde sürekli degil, özel ve gecici olarak azabin olabilecegini ileri sürer.

    Kabirde nimet ve azabin varligini kabul eden Ehli Sünnet bilginleri bu konuda bir takim ayet ve hadisleri delil olarak getirir.

    1.Bir ayet-i kerimde, “Onlar sabah aksam o atese sokulurlar. Kiyametin kopacagi gün de: ´Firavun ailesini azabin en cetinine sokun´(denilecek)!”(Mu´min 40/46) buyurulur. Ayette kiyametin kopmasindan önce de Firavun´un adamlarinin sabah aksam atese atilmalarindan söz edildigine göre kabirde de azab görülmesi söz konusudur.

    2.”Allah Teala saglam sözle iman edenleri hem dünya hayatinda hem de ahirette sapasaglam tutar. Zalimleri ise Allah saptirir. Allah diledigini yapar.”(14/27) ayetinin kabir azabi hakkinda indirildigini Peygamberimiz´den rivayet edilmistir.(Buhari, Tefsiru sure 14.)

    3.”Onlar: Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de günahlarimizi itiraf ettik. Bir daha (bu atesten) cikmaya yol var midir?´ derler.”(Mu´min 40/11) ayetinin de kabir azabina isaret ettigi kabul edilir. Cünkü ayetteki birinci ölüm, dünya hayatini sonu, ikinci ölüm, kabirdeki birinci diriltmeyi takip eden ölüm, ikinci diriltme de ba´s (Mahserde toplanmak icin diriltilme) diye tefsir edilmistir.(Yazir, Hak Dini Kur´an Dili, V, 4148.)

    4.”Nihayet onlardan (müsriklerden) birine ölüm gelip cattiginda: ´Rabbim! der, beni geri gönder; ta ki bosa gecirdigim dünyada iyi is (ve hareketler) yapayim.´Hayir! Onun söyledigi bu söz (bos) lafta ibarettir. Onlarin gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardir.”(Mu´minun 23/99-100) mealindeki ayetler de ölen kimsenin, ahiret alemine intikal etmeden, dünya ile ahiret arasinda bir ara dönem olan kabir hayatini yasayacagini göstermektedir.

    5.Peygamber Efendimiz bir mezarliktan gecerken, iki mezardaki ölünün bazi ufak seylerden dolayi azab cekmekte olduklarini görmüs, -ki ölülerden biri hayatinda koguculuk yapiyor, digeri ise idrardan sakinmiyordu- bunun üzerine Resulullah yas bir dal almis, ortadan ikiye bölmüs ve her bir parcayi iki kabre de birer birer dikmistir. Bunu gören ashab niye böyle yaptigini sorduklarinda; “Bu iki dal kurumadigi müddetce, o ikisinin cekmekte oldugu azabin hafifletilmesi umulur.”(Buhari, “Cenaiz”,82; Muslim, “İman”,34; Ebu Davud, “Taharet”,26.)

    6.Hz. Peygamber bir baska hadislerinde “Kabir ya cennet bahcelerinden bir bahcedir veya cehennem cukurlarindan bir cukurdur.”buyurmustur.(Tirmizi, “Kiyamet”,26.)

    7.Allah Elcisi bir baska hadiste de söyle buyurmustur: “Ölü mezara konulunca, birine Münker digerine Nekir adi verilen siyah-mavi iki melek gelir. Ona derler ki: ´Şu Muhammed (a.s.) denilen zat hakkinda ne dersin?. O da söyle cevap verir: ´O Allah´in kulu ve Resulu´dur. Ben sahitlik ederim ki Allah baska tanri yoktur. Muhammed O´nun kulu ve elcisidir.´Bunun üzerine melekler, ´biz senin böyle diyecegini zaten bilmekte idik´derler. Sonra onun mezarini yetmis arsin genisletirler. Daha sonra bu ölünün mezari isiklandirilir ve aydinlatilir. Daha sonra melekler ölüye ´yat ve uyu´derler. O da áileme gidin de durumu haber verin´der. Melekler ona ´zifafa giren ve sadece en cok sevdigi kisi tarafindan uyandirilan sahis gibi mahser gününe kadar sen uyumana devam et´ derler. Eger ölü münafik olursa, meleklere söyle der: ´Halkin Muhammed hakkinda bir seyler söylediklerini isitmis, ben de onlar gibi konusmustum. Baska bir sey bilmiyorum.´Melekler ona ´böyle diyecegini zaten biliyorduk´derler. Daha sonra yere ´bu adami alabildigine sikistir´diye seslenilir. Yer de baslar adami cendere gibi sikistirmaya... O kadar ki kemikleri hurdahas olur. Mahser oluncaya kadar mezarda böyle iskence görür.”(Tirmizi, “Cenaiz”,70.)

    Kabir hayati konusunda delil olarak getirilen ayetlerin anlami üzerinde fikir birligi olusmadigi, subut acisindan kesin olmakla birlikte mana acisindan zan ifade ettikleri, ayrica ayni konuya temas eden hadislerin de tevatur derecesine ulasmadiklari icin, kabir hayatini, buradaki sorgulama, nimet ve azabin varligini inkar küfür sayilmaz. Cogunlugun görüsü olan Sünni düsünceye muhalefet olarak degerlendilir.(Anahatlariyla İslam Akaidi ve Kelam´a Giris Sf.339-343/Prof.Dr. A.Saim Kilavuz)

    Kabir Azabina İman Etmek

    Yüce Allah söyle buyurmaktadir: “Firavun hanedanini ise kötü azab kusatti. Atestir o. Sabah, aksam onlar ona arzolunurlar. Kiyametin kopacagi gün de: “Firavun hanedanini azabin en siddetlisine sokun´ (denilecek.) (El-Mu´min, 40/45-46.)

    El-Bera b. Azib -Radiyallahu anh-dan rivayete göre o söyle demistir: Baki El-Garkad´de bir cenaze dolayisiyla bulunuyorduk. Peygamber -Sallallahu aleyhi vesselam- yanimiza geldi oturdu, biz de etrafina gelip oturduk. Baslarimiz üzerinde adeta kuslar vardi. O sirada ölenin de lahdi hazirlaniyordu. Üc defa: “Kabir azabinda Allah´a siginirim” diye buyurdu. Sonra söyle devam etti: “Mu´min kul dünyadan (iliskisi) kopup, ahirete dogru yönelecegi sirada onun yanina yüzleri günesi andiran melekler iner. Beraberlerinde cennet kefenlerinden kefenler, cennet hanut´undan (hos kokularindan) kokular bulunur. Gözün görebilecegi kadar bir mesafede yanina otururlar. Sonra ölüm melegi gelir ve basinin yaninda oturur. Ey hos ve iyi nefis! Allah´tan bir magfiret ve bir rizaya kavusmak üzere cik, der. Bunun üzerine onun cani kaptan bir damlanin akmasi gibi akarak cikar. Ölüm melegi, o ruhu alir. Onu almasi ile birlikte elinde bir göz acip kirpacak kadar bir süre dahi bulundurmaksizin o diger melekler gelir. Onu alirlar, o kefene ve o kokular arasina koyarlar. Ondan yeryüzünde bulunan en güzel misk kokusundan daha güzel hos kokular cikar. O ruhu alip yükseklere cikarlar. O ruhla beraber gectikleri herbir yerde -melekler toplulugunu kastederek- mutlaka: Bu güzel ruhta ne oluyor? Derler. Onlara bu filan oglu filandir deyip dünya hayatinda iken onu adlandirdiklari en güzel isimlerini zikrederler. Nihayet semaya ulasirlar, onun icin kapilarin acilmasini isterler ve ona kapilar acilir. Herbir semadaki mukarreb melekler onu bir sonraki semaya ugurlarlar. Nihayet yedinci semaya ulasinca, aziz ve celil olan Allah söyle buyurur: Kulumun kitabini İlliyyin´de yaziniz ve ona tekrar yeryüzüne iade ediniz. Cünkü Ben onlari oradan yarattim, tekrar oraya iade ederim, ikinci bir defa daha onlari yine oradan cikartacagim.

    Peygamber devamla buyurdu ki: Bunun üzerine ruh´u cesedine geri döndürülür. Ona iki melek gelir, onu oturturlar ve ona Rabbin kimdir? derler. O da: Rabbim Allah´tir der, dinin nedir? diye sorarlar. O da, dinim İslam´dir der. Ona, su aranizda peygamber olarak gönderilen adam nedir? Diye sorarlar, o da: O Allah´in Rasuludur, der. Yine iki melek ona: Senin bilginnedir? diye sorarlar, o: Ben Allah´in Kitabini okudum, ona iman edip tasdik ettim. Bunun üzerine sema´dan bir münadi; Benim kulum dogru söylemistir, ona cennetten bir dösek yayiniz ve ona cennetten bir kapi aciniz, diye seslenir. Bunun üzerine cennetin hos ve güzel kokular ona gelir ve gözünün alabildigi kadar bir mesafe kabrinde ona genislik verilir. Güzel yüzlü, güzel elbiseli, hos kokulu bir adam ona gelir. Bu adam ona: Seni sevindirecek seylerin müjdesini sana veriyorum. İste bugün sana vadolunan gündür, der. Ona: Sen kimsin? Yüzün hayir ile gelen kimsenin yüzüne benziyor, diye sorar. Ona, ben senin salih amelinim der. Bu sefer o kisi: Rabbim kiyameti kopart ki ben de aile halkimin yanina ve malima geri döneyim, diye yakarir.

    Peygamber -Sallallahu aleyhi vesselam- devamla buyurdu ki: Kafir kulun da dünya ile iliskisi kesilip ahirete dogru yönelecegi vakit, onun üzerine semadan siyah yüzlü, beraberlerinde kancalar bulunan melekler inerler. Gözün görebilecegi kadar bir mesafede otururlar, sonra ölüm melegi gelip onun yanibasina oturur. Ey kötü nefis! der, Allah´tan bir gazab ve öfke ile cik! Bunun üzerine ruh´u cesedine dagilir. O da kancalari bulunan bir demir cubuk islak yünden nasil siyrilip, cekiliyor ise ruh´u öylece siyrilip alir. Onu aldiktan sonra elinden bir göz acip kirpacak kadarlik bir süre tutmaksizin diger melekler bu ruh´u o kancalar arasinda tutarlar. Ondan yeryüzünde görülmüs en kötü ve pis bir koku gibi bir koku etrafa yayilir. O ruh ile yukari cikarlar, meleklerden bir toplulugun yanindan gectikleri her seferinde mutlaka: Bu kötü ruh da ne oluyor? derler. (Tasiyanlar) : Dünya hayatinda adlandirildigi en kötü isimlerini zikrederek, filan oglu filandir, derler. Nihayet o ruh ile dünya semasina varirlar. Onun icin kapilarin acilmasini isterler. Ona kapilar acilmaz, daha sonra Rasulullah – Sallallahu aleyhi vesselem- Yüce Allah´in: “Hic sühesiz (onlara) gök kapilari acvilmayacaktir. Onlar deve igne deliginden gecmedikce cennete giremezler,” buyrugunu okudu. (el-Araf, 7/40) Aziz ve celil olan Allah söyle buyurur: Bunun kitabini en asagilik yerde Siccin´de yaziniz. Bunun üzerine ruh´u siddetli bir sekildeatilip birakilir. Sonra: “Kim Allah´a ortak kosarsa o, sanki gökyüzünden düsüp kuslarin kaptigi yahut rüzgarin kendisini uzak bir yere attigi kimseye benzer.”(el-Hac, 22/23) buyrugunu okudu.

    Nihayet ruh´u cesedine geri döndürülür. Yanina iki melek gelir, onu oturturlar ve ona Rabbin kimdir? derler. O da; hi, hi bilmiyorum der. Bu sefer ona: Aranizda peygamber olarak gönderilen bu adam ne idi? Derler. O yine, hi, hi bilmiyorum der. Bunun üzerine semadan bir münadi: O yalan söyledi. Ona cehennemden bir dösek yayiniz ve ona cehennem atesine giden bir kapi aciniz, diye seslenir. Cehennemin o yakici ve kavurucu sicagi ona gelir. Kabri üzerine öyle bir daralir ki kaburga kemikleri birbirine girer. Son derece cirkin yüzlü, cirkin elbiseli, pis kokulu bir adam ona gelerek; Senin hosuna gitmeyecek seyleri müjdelemeye geldim. İste (dünyada iken) sana vadolunan günün budur, der. Sen kimsin? diye sorar. Senin yüzün kötü seyler getiren birisinin yüzüne benzer, der. O da: Ben senin kötü amelinim, der. Bu sefer o kimse: Rabbim kiyameti kopartma! der.”(Musned, IV, 287, 295-296; Ebu Davud, 4753.)

    Bu hadisi İmam Ahmed ve Ebu Davud rivayet etmislerdir. Nesai ve İbn Mace onun bas taraflarini rivayet ettikleri gibi, Hakim ile Ebu Avane el-İsferayini, Sahihlerinde ve İbn Habban da rivayet etmisir.

    Bütün Ehl-i Sünnet ve hadis ehli bu hadisin geregini kabul etmislerdir. Bu hadisin Sahih(-i Buhari)de destekleyici rivayetleri vardir. Buhari -Allah´in rahmeti üzerine olsun- Said´den, o Katade´den, o Enes´ten kaydetigine göre Rasulullah -Sallallahu aleyhi vesellem- söyle buyurmustur: “Kul kabre komnulup da arkadaslari onu birakip geri döndüklerinde henüz daha o onlarin ayak seslerini isitiyorken, yanina iki melek gelir. Onu oturtur ve ona söyle derler: Sen Muhammed -Sallallahu aleyhi vesellem- diye bilinen bu adam hakkinda ne dersin? Mu´min olan kimse: Ben sahitlik ederim ki o, Allah´in kulu ve Rasuludur, diye cevap verir. Bu sefer (melek) ona: (Böyle inanmamis olsaydin) senin cehennemdeki yerine bir bak. İste Allah onun yerine sana cennette bir yer vermistir (der) ve her iki yer bir arada görür.”(Buhari, 1338, 1374; Muslim, 2870.)

    Katade dedi ki. Bize rivayet olunduguna göre onun kabri ona genisletilir... deyip hadisi zikretmektedir.

    Yine Buhari ile Muslim´de, İbn Abbas -Radiyallahu anh-dan rivayete göre Peygamber -Sallallahu aleyhi vesellem- iki kabrin yaninda gecerken söyle buyurmus: “Bu iki kisi azan görmektedirler. Ancak büyük bir günah sebebiyle de azab görmüyorlar. Onlardan birisi sidikten kendisini korumuyordu, digeri ise laf götüür getirirdi. Daha sonra Peygamber kurumamis bir cubuk getirilmesini istetedi. Onu -iki parcaya ayirdi ve bunlar kurumadiklari sürece onlarin azablarinin hafifletilecegi ümit olunur, dedi.”(Buhari, 216, 218, 1361, 1378, 6052; Muslim, 292.)(el-Akidetu´t-Tahaviyye ve Şerhi Sf.329-332/İbn Ebi´l-İzz el-Hanefi)

    Kabir Azabi Sabit Olmakla Birlikte Keyfiyetini Bilemeyiz

    Ehil olan kimseler icin kabir azabi ve kabir nimetinin, meleklerin soru sormalarinin sabit oldugu hususunda Rasulullah -Sallallahu aleyhi vesselem-den gelen haberler tevatur derecesindedir. O bakimdan bunun sabit olduguna itikad etmek ve buna inanmak icab eder.

    Ancak bunun keyfiyeti hakkinda bir söz söylemeyiz. Zira akil bunun keyfiyetine vakif olamayiz, cünkü bu dünyada buna benzer bir sey bulunmamaktadir.

    Şeriat aklin imkansiz kabul ettigi bir hususu emretmemistir. Ancak bazen akillarin hayrete düsecegi türden hükümler getirebilir. Ruh´un bedene geri dönmesi, dünya hayatinda bilinen bir sekilde degildir. Aksine ruh dünya hayatinda alisila gelmis seklinde baska bir surette kula iade olunacaktir.

    Ruh´un beden ile hükümleri birbirinden farkli bes türlü alakasi vardir:
    1.Anne karninda cenin iken ruh´un beden ile alakasi.
    2.Yeryüzüne geldikten sonra ruh´un beden ile alakasi.
    3.Ölüm halinde iken ruh´un beden ile alakasi. Bu halde ruh bir bakima beden ile alakalidir, bir bakima ondan ayridir.
    4.Ruh´un Berzah aleminde beden ile alakasi. Ruh her ne kadar ondan ayrilmis, ondan soyutlanmis ise hicbir sekilde onunla bir iliskisi bulunmayacak bir surette büsbütün ondan ayrilmaz. Cünkü müslümanin selam verisi esnasinda ruh´un bedenine tekrar geri döndürüldügü,(Bu Peygamber´e has bir özellik olarak varid olmustur: Ebu Davud, 2041.)kabirdekinin kendisini gömüp geri dönmeleri sirasinda onlarin ayak seslerini isittigi(Buhari, 1338, 1346; Muslim, 2870.)ne dair rivayetler varid olmustur. Bu geri cevrilis de kiyamet gününden önce bedenin, hayatta olmasini gerektirmeyecek bir sekilde, özel bir geri cevrilmedir.
    5.Cesetlerin diriltilecegi günde ruh´un beden ile alakasi. Bu ruh´un beden ile alakali oldugu sekillerin en mükemmelidir. Bundan önceki iliski türleri ile hicbir nisbeti söz konusu degildir. Zira bu sekildeki alakali olus dolayisiyla artik beden hakkinda bir daha ölüm, uyku veya bozulus söz konusu olmayacaktir. Cünkü uyku ölümün kardesidir.

    Bu hususlari iyice düsündügümüz taktirde, bu konu ile ilgili bir cok icinden cikilamayan mesele kendiliginden cözülmüs olur.

    Şunu belirtelim ki kabir azabi Berzah´taki bir azabtir. Azabi hakederek ölen herbir kimse bu kadir azabindan payina düseni alir. Kabre ister gömülmüs olsun, ister gömülmemis olsun. Onu ister yirtici hayvanlar yemis olsun, ister kül oluncaya kadar yakilmis olsun ve külü de havada savrulmus olsun. İster asilmis, ister denizde bogulmus olsun. Tipki kabre gömülen kimsenin azab görmesi gibi böylelerinin de ruhu da bedeni de azab görecektir.

    Rivayetlerde varid olan kabrinde oturtulup kemiklerinin birbirine girmesi ve buna benzer hallere gelince, bunlarla Rasulullah -Sallallahu aleyhi vesellem-in maksadinin herhangi bir ifrat ve tefrit´e gidilmeden anlasilmasi gerektigi gibi, onun maksadina ve maksad olarak gözettigi hidayet ve beyanina aykiri manalar da cikartilmamalidir. Cünkü böyle bir sey ihmal edilmedigi icin ve bu maksad gözetilmedigi icin pek cok sapikliklar ortaya cikmistir. Yüce Allah´tan baskasinin bilemedigi türden, dogrudan ayrilmalar ve sapmalar meydana gelmistir. Hatta Allah ve Rasulunden gelenlerin kötü anlasilmasi İslam tarihinde görüle gelmis her türlü bid´at ve sapikligin esasini teskil eder. Fer´i ve asli bütün hususlardaki hatalarin temel sebebi budur. Hele bir de buna kötü maksat ta ilave edilecek olursa... Allah´tan yardimini taleb ederiz.(el-Akidetu´t-Tahaviyye ve Şerhi Sf.332-333/İbn Ebi´l-İzz el-Hanefi)

    Kabir Azabini İnkar Eden Mubtedidir

    Tatarhaniye´ye zikredilmistir ki: Kabir azabini inkar eden kimse mübtedi´dir. Cünkü onun delilleri ya Kur´an´in muhtemelleridirler ki, o halde kat´iyyet yoktur.

    Telvih´de der ki; ihtimal ile birlikte hüccet yoktur. Veya (delil olarak gösterilen)haber-i vahidlerdir. Öyle ise yine ihtimalden hali olmaz. Muhtemeli inkar ise küfür olmaz. Fakat Mevakif´da, Tehzib-i Kelam´da ve Şerh-i Akaid´de zikredilenlerle iskal (zorluk) meydana gelir. O da sudur: Tasrih olunmustur (aciklanmistir) ki; kabir azabi ile ilgili hadisleri, mana itibariyla tevatur derecesine ulasmislardir.

    O; yani kabir azabi; Kitab ve Sünnete istinaden muhalifin zuhurunda önce icma ile hakdir. Öyle ise icma tekarur ettigi icin hilafin vaki olmasi zarar vermez. Zira lahik olan ihtilaf, sabik olun icma zarar vermez. Bilakis hilafin kendisi sakittir. Cünkü o icma muhalefettir. İcma muhalefet ise batildir.

    O halde derim ki: Kaidenin geregi olarak kabir azabinin inkari´nin küfür oldugudur. Şuna göredir ki; avam (halk) ve havassin alim (aydinin) kendisini bildigi zarurat-i diniyye kabilinden olmasi uzak bir ihtimal olmaz. Bir de bazi naslarin zahirlerinin, azabin olmamasi üzerine muhtemel olmasi da uzak olmayabilir. Allahu Teala´nin su kavlinde oldugu gibi:

    “Oradan ilk ölümün disinda bir ölümü daha tadmazlar.”(Duhan suresi; ayet: 56)

    Onun mahallinde cevaplardirilmis olmasiyla birlikte, icma ile azabin olmamasi nefyedilmistir.

    Denilmistir ki: Kitab icin zanni delalet; ahad haberler icin kat´Ai delalet ile birlikte farziyet ifade eder. Yine denildi ki: Kitaba uygun olan bütün ahad haberler kat´idirler. Öyle ise onlarla farziyet üzerine istidlal kaidevi olarak konuluvermis demektir. O halde; onu koru ki, muhtelif bircok yer de sana fayda saglamis olsun.(Berika-Tarikat-i Muhammediyye Şerhi Ct.2.Sf.130/Heyet)

    Kabir hayati (BerzahI

    <Kafirler ve asi olan bazi müminler icin kabir azabi haktir>

    Burada özellikle <bazi> kaydinin konulmasi, Allah Teala´nin azab cektirmeyi irade etmedigi bazi (asi) müminlerin, azab görmeyeceklerini belirtmek icindir.

    <Taat ve ibadet sahiplerinin kabirde> Allah Teala´nin bildigi ve diledigi sekilde <nimet icinde bulunmalari haktir>

    Bu ifade umumi olarak kelam kitablarinda yer alan, <kabir azabi haktir>, seklinde nisbeten kisa olan ifadeden daha dogrudur. Naslarin cogunun cehennem azabi ile ilgili olmasi, kabirde azab görenlerin ekserisinin kafirlerle günahkarlarin teskil etmesi, <kabirdeki nimetin> bahis konusu edilmeden, sadece azabtan söz edilmesi icin daha uygundur, seklindeki mülahazalara ragmen, (müellif Ömer Nesefi´ye ait) yukaridaki ifade daha iyidir.

    <Münker ve Nekir´in sual sormasi haktir>

    Münker ve Nekir, kabri girerek, insana rabbindan, dininden ve peygamberinden sorgu ve sual soran iki melektir. Seyyid Ebu Şuca, <Sabi cocuklar (mezarda) sorguya cekilir>, demistir. Bazilarina göre peygamberler (a.s.) de onlar gibi hesaba cekilir.

    <Bütün bunlar sem´i ve nakli delillerle sabittir>

    Ayrica naslarda da ifade edildigi vechiyle, dogru sözlü (olan Nebi (a.s.) tarafindan vukua gelecegi haber verilen, (hadd-i zatinda imkansiz olmadigi icin de te´vil edilemeyecek olan) mümkün islerdir. Allah Teala: <Onlar sabah aksam cehenneme takdim edilirler. Kiyamet vakti gelip cattigi zaman, ´Firavun´un adamlarini azabin en siddetlisine sokun´ denir>(Mu´min, 40/46). <Günahlari yüzündensuda boguldular ve cehenneme sokuldular>(Nuh, 71/25), buyurur. Peygamber (s.a.) söyle buyurmustur: <İdrardan sakininiz. Zira kabirdekilerin cogunun cektikleri azab o yüzdendir.> (Bu hadis Darekutni tarafindan rivayet edilmis olup zayiftir. Bk. Munavi, Feyzu´l-Kadir, III, 29; Camiu´s-Sagir, I, 133. Hz. Peygamber bir mezarliktan gecerken iki mezardaki ölünün bazi ufak seylerden dolayi azab gördüklerini müsahade etti. Bunlardan birinin koguculuk ve fesatla cok yakindan ilgisi vardi. Digeri idrar yaparken ihtiyatli ve sakingan davranmazdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber bir yas agac dali istemis, ikiye bölmüs, birini bir mezara, digerini öbürüne diktikten sonra söyle dedi: <Umulur ki bu yas agaclar kuruyuncaya kadar azablari hafifler>, Muslim, İman, 34; Ebu Davud, Taharet, 26. Kabir azabi konusunda daha baska hadisler de vardir.) Peygamber (s.a.), <Allah müminleri dünya hayatinda ve ahirette hak bir söz üzeirinde sabit kilar> (İbrahim, 14/27), ayeti kabir azabi konusunda nazil oldu>, buyurmustur.

    Kabire konulan ölüye, <Rabbin kimdir? Dinin hangi dindir? Peygamberin kimdir?>, diye soruldugunda, su cevapi verir: Rabbim Allah, dinim İslam ve peygamberim Muhammed (a.s.) dir.

    Peygamber (s.a.) buyurmustur ki: <Ölü mezara konulunca, gözleri mavi olan iki siyah melek gelir. Birine Münker, digerine Nekir denir...>(Tirmizi, Cenaiz, 70; İraki, el-Mugni, I, 97. Hadisin tamami sudur: <Ölü mezara gömülünce, birine Münker, digerine Nekir adi verilen siyah-mavi iki melek gelir. Ona derler ki, ´Şu (Muhammed (a.s.) denilen) zat hakkinda ne dersin´? O da söyle cevap verir: O Allah´in kulu ve resuludur. Ben sehadette bulunurum ki Allah´tan baska tanri yoktur, Muhammed de O´nun kulu ve resuludur´. Bunun üzerine melekler, ´biz senin böyle diyecegini zaten bilmekteydik´, derler. Sonra onun mezarini yetmis arsin genistirler, daha sonra bu ölünün mezari isiklandirilir ve aydinlatilir. Daha sonra melekler ölüye, ´yat ve uyu´, derler. O da; aileme gidin de durumu haber verin´, der. Melekler ´zifafa giren ve sadece en cok sevdigi kisi tarafindan uyandirilan sahis gibi mahser gününe kadar sen uyumana devam et´, derler. <Ölü munafik olursa meleklere söyle der: ´Halkin Muhammed hakikinda birseyler söylediklerini isittim, ben de onlar gibi konusmustum, baska birsey bilmiyorum´. Melekler, ´böyle diyecegini zaten biliyorduk´, derler. Daha sonra arza, ´bu adami alabildigine sikistir´, diye hitap edilir. Yer de baslar adami cendere gibi sikistirmaya... O kadar ki kemikleri hurda has olur. Mahser oluncaya kadar mezarda böyle iskence görür.>.)

    Yine Peygamber (s.a.) buyurur ki: <Kabir ya cennet bahcelerinden bir bahce veya cehennem cukurlarindan bir cukur olur...>(Tirmizi, Kiyamet, 26. Bu hadis Tirmizi´de uzunca bir giristen sonra zikredilir. Tirmizi, <Bu hadis garip ve hasendir, sadece tek bir senedle rivayet edilmistir>, demektedir. Hadisi Tabarani de rivayet etmektedir. Fakat senedi zayiftir. Bk. Acluni, II, 90.)

    Rafizilerden ve Mutezileden bazilari, <Ölü, hayata ve idrake sahip olmayan bir cansiz oldugu icin, ona iskence edilmesi imkansizdir>, diyerek kabir azabini inkar etmislerdir.

    Cevap: Allah Teala´nin, ölünün bütün parcalarinda veya bazilarinda iskencenin acisini veya nimetin tadini idrak edecek ölcüde bir cesit hayat yaratmasi mümkündür. Kabirdeki ölünün bu nevi bir hayata kavusmasi, ruhunun bedenine iade edilmesini, hareket etmesini ve kipirdamasini veya cektigi azabin eserinin üzerinde görülmesini gerektirmez. Hatta suya batarak bogulan, hayvanlar tarafindan parcalanarak yenilen ve idam sehpasinda sallandirilarak havada can veren kimseler de – biz farkina varmasak bile – azab görürler. Allah Teala´nin mülkünde ve melekutundaki acaip ve hayret verici seyler üzerinde düsünenler, kudret ve ceberutunun garip ve akla durgunluk veren yönlerini gözönünde bulunduranlar, bu ve emsali olan seyleri – imkansizligini iddia etme bir yana – yadirgamaz ve uzak bir ihtimal olarak görmezler.(Teftazani Kelam İlmi ve İslam Akaidi Şeru´l-Akaid Sf. 251-253/Prof.Dr. Süleyman Uludag)
    Konu ALI25 tarafından (02-03-2017 Saat 01:53 AM ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    46
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Cevap: Kabir Azabi

    KABRE GİREN İYİ KİMSE OLSA BİLE KABRİN (ÖLÜYÜ) SIKMASI

    İmam Nesai´nin rivayet ettigi hadiste Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, Sa´d bin Muaz hakkinda söyle buyurmustur:

    İste (vefati sirasinda) Allah´in Arsi onun icin (sevincinden) sarsildigi kisi budur. Ona gök kapilari acildi ve onun cenazesine yetmis bin melek hazir bulundular. Vallahi Sa´d´i kabir-bir kez sikti da sonra onu serbest birakti>.(Nesai ile Beyhaki İbni Ömer´den. Ş. Sudur, 45.)

    Hz. Aise´den rivayet edilen baska hadiste Resul-i Ekrem Efendimiz:
    Muhakkak kabrin sikmasi vardir. Eger kabir sikmasindan herhangi biri kurtulsaydi elbette Sa´d bin Muaz (r.a.) kurtulurdu>, buyurmustur.(İmam Ahmed, Hazreti Aise´den. Ş. Sudur, 44.)

    Hafiz Ebu Nuaym söyle rivayet etmistir:
    Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Esed kizi (Hz. Ali´nin annesi) Fatima´nin (r.a.) cenazesini tesri ederken Allah´in Resulu tabutu bazen tasir, bazen arkaya kalir, bazen de öne gecerdi. Sonra (Efendimiz) Fatima´nin kabrine inerek (mübarek) gömlegini cikardi ve onun lahdina yatip uzandiktan sonra cikti. Oradakiler Allah´in Resulunden, gömlegini cikarip Fatima binti Esed´in kabrinin icine yatmasindan sordular. Resul-i Ekrem Efendimiz cevaben:

    <Ben, insallah Fatima´ya ebedi olarak (cehennem) atesinin dokunmamasini ve kabrinin ona karsi genis olmasini istedim ve Esed kizi Fatima´dan baska hicbir kimse kabir sikmasindan muaf tutulmadi>, buyurdu. Bunun üzerine oradakilerden biri tarafindan:

    Ya Resulallah, oglun Kasim da mi kurtulmadi? Diye sorulunca Allah´in Resulu:
    <Onlardan daha kücük (olarak ölen oglum) İbrahim de kurtulamadi>, buyurmustur.(Şarani Muhtasaru Tezkireti´l-Kurtubi Sf. 101.102/Halil Günaydin)

    Kabir azabini inkar edenlerin süphelerini kaldirmak

    Bir cemaatin, kabir azabi hakkinda tereddüdü vardir. Halbuki kabir azabi; Kur´an ayetleri, meshur sahih hadislerle sabit olmustur. Neredeyse onlar, kabir azabini inkar edecekler ve onun muhal oldugunu karar verecekler.

    Onlari bu süpheye düsüren durum da, gömülü olmayan ölülerin hallerini görmeleridir. O, tek hal üzere devam edip durur. Onun bu durumunda, azab ve elem yoktur. Azabin levazimi arasinda, ziplamak ve istirap duymak ve cirpinmak vardir. Halbuki böyle bir sey onda görülmemektedir.

    Bu müskil sualin cevabi sudur ki:

    Kabir yeri olan berzah aleminin hayati, dünya hayati kabilinden degildir. Dünya hayatinda irade hareketler ve ihsas vardir; her ikisi de dünya hayatinin levazimi arasindadir. Zira, dünya hayatinin intizami, bu iki ise baglidir.

    Berzah hayati, dünya hayatinin yarisi gibidir. Ruhun, oradaki bedenle taalluku; dünya hayatindaki taallukun yarisi kadardir.

    Medfun olmayan ölülere gelince. Onlar berzahiyet hayati ile azab acisini duyarlar; amma, bu hayata göre olan cirpinma ve hareket onlarda görülmez.

    Muhbir-i Sadik Resulullah Efendimiz verdigi haberler dogrudur. Ona ve aline salatlarin en tamami, selamlarin dahi ekmeli.

    Bu müskil maddeyi ve benzerini kesip atmak icin, söyle de diyebiliriz:
    Nubuvvet tavri, akil ve fikir tavrinin ötesindedir. O isler ki, akil onlari idrakten yana kusurludur. Onlar, nubuvvet tavri ile sabittir.

    Şu mana dahi aciktir ki: Eger akil yeterli olsaydi; peygamberlerin gönderilmesi neden olacakti?. Onlara salat ve selam olsun. Ve.. neden dolayi, ahiret azabi onlarin gönderilmesi ile baglantili olacakti?.

    Bu manada, Allahu Teala, söyle buyurdu:
    <Biz resul göndermedikce, azab eden degiliz.>(İsra suresi: 15)
    Akil, her nekadar hüccet olsa da, lakin o, tam bir hüccet degildir. Asil hüccet-i baliga (tam hüccet) ancak peygamberlerin gönderilmesi ile tahakkuk etmistir. Mükelleflerin özürleri de onunla kesilmistir. Bu manada Allahu Teala, söyle buyurdu:

    <Sevindirici ve cekindirici peygamberlerdir. Ta ki, resullerin gelisinden sonra, insanlarin Allah´a (arz edecekleri) olmaya. Allah Aziz Hakim´dir.>(Nisa suresi: 165)

    Bazi isleri idrak etmekte, aklin kusuru sabit olduguna göre; bütün ser´i hükümleri, akil mizani ile tartmak iyi olmaz.

    O hükümleri, akla uydurmaya kalkmak, aklin istiklaline hüküm olur ki: Nubuvvet tavrini inkar sayilir. Allahu Teala bizi böyle bir seyden korusun.

    Basta, Resulullah (S.A.) Efendimize imani düsünmek gerek; bir de onun risaletini tasdik etmeyi. Ta ki: Bütün hükümleri tasdik etmek mümkün ola. Onun vasitasi ile de, seklerin ve süphelerin zulmetlerinden halas müyesser ola.

    Önce, asla akil erdirmek gerektir ki: Sonra parcaya akil erdirile. Bir zorlama olmadan da biline. Aslin isbati olmadan, her parcaya akil erdirmek cidden zordur.

    Anlatilan tasdik yollarin en yakini, kalb itminanin husulü Yüce Sultan Allah´in zikridir. Bu manada, Allahu Teala söyle buyurdu:

    <Dikkat ediniz; kalb, Allah zikri ile tatmin olur. Onlar ki, iman edip güzel amel islerler; ne mutlu onlara. Dönecekleri yer de güzeldir.>(Rad suresi: 28-29)

    O yüce matluba nazar ve istidlal yolu ile varmak, cidden uzak görünüyor.

    Şunun da bilinmesi gerekir ki:
    Nubuvvetlerini ispat, risaletlerini tasdik ettikten sonra; peygamberlere uyanlar da istidlal ehli olanlardan sayilirlar. Onlara uymalari ve sözlerini tasdik etmeleri aynen istidlaldir. Misal olarak diyelim ki:

    Bir sahis usullerden bir usul bulmustur. Yani: İstidlal ile.. Bütün teferruat dahi, o asildan olusup gelmistir; istidlale dayanmistir. O aslin istidlali de, bütün teferruata delil olmustur.

    Dua makaminda bir ayet-i kerime meali:
    <Allah´a hamd olsun ki; bizi buna hidayet etti. Allah bize hidayet etmeseydi; biz hidayeti bulamazdik. Rabbimizin resulleri hakki getirmislerdir.>(Araf suresi: 43)(Mektubat-i Rabbani Ct.2.Sf.1376-1378/Abdulkadir Akcicek)

    Münker ve Nekirin Suali


    Malum olsun ki, kabir suali hakkinda o kadar cok hadis-i serifler ve eserler vardir ki, inkar ve tereddüde asla yer yoktur.

    Kabir sualinden maksat, ölümden sonraki ve kiyametten evvelki sualdir. Kabirleri olmayanlar, yani denizde bogulanlar veya buna benzer surette telef olup kabre konulmayanlar icin de sual vardir. Hakikat sudur ki, ruh bedenden cikmakla ondan, idrak ve suur tamamen kesilmis olmaz. Belki ruhun kendi cesedine alakasi olmasi dolayisiyla cesette bir cesit gizli hayat olup suali isitmeye, cevap vermeye kudret bulunur, acilarin ve nimetlerin lezzetini o sebeble irdak eder.

    Sual, ruhla cesedin mecmuuna olur. Bazilari bunun keyfiyeti üzerinde durdular. Allah bilir ki, isin hakikati, hadis-i seriflerde zikr olunur:

    Ölü, kabre vardigi zaman ona iki siyah melek gelir; gözleri gök. Birine Münker ve digeine Nekir denir. Ölüye sual ederler:

    < Şun nubuvvet ve risaletle meshur olan Recul ki, Muhammed (S.A.) dir, sen dünyada onun hakkinda nasil itikad edip söylerdin?>

    Eger ölü, mu´min ise söyler:

    <O zat, Hak Teala´nin kuludur ve Resuludur. Ben acikca müsahede ettim ki, Allah´dan baska hic bir ilah yoktur ve yine müsahede ettim, Muhammed O´nun kulu ve Resuludur.> diye sehadet getirip cevap verir. Melekler derler ki:

    <Hakikat biz, senin böyle cevap veecegini bilirdik.>

    Bundan sonra onun kabri genisletilir. Yetmis arsin uzunlugu ve yetmis arsin genisligi olur. Sonra orasi aydinlanir. Sonra ona, uyu, denir. Ölü der ki:

    <Ben dünyaya varip ehlime bu zevk ve safayi haber vereyim.>Melekler ona derler ki:

    <Uyu, o yeni güvegi uykusu gibi ki, onu ancak ziyade sevgili esi uyandirir.>

    O mu´min kabrinde bu hal ile yatar. Ta ki, Hak Teala, onu, yattigi o kabirden diriltip kaldirana dek.

    Eger ölü, munafik veya kafir ise, der ki:

    <Ben isittim ki, (Resulullah hakkinda) insanlar söylerdi. Ben de onlar gibi söyledim, fakat bilmem.>Melekler derler:

    <Elbette biz bilirdik, muhakkak senin böyle söyleyecegini.>Yere emrolunup sikis, denir. Hemen o munafik veya kafirin üzerine yer sikir. İki yaninda olan kemikleri birbirine girer. Kabirden ba´s olana degin azabda baki kalir.

    Bütün kabirlerde taat ve iyilik sahibi olanlarin erisecekleri nimetler, kötülük ve isyan sahiplerinin ise karsilasacaklari ukubet hakkinda o kadar sahih hadisler varid olmustur ki, bunlarin müsterek manasi tevatur mertebesine ulasmis olup süphe ve teredüdü kabul etmez. Bir hadis-i serif de buyurulmustur ki:

    <Bevilden sakininiz, zira kabir azabinin cogu ondandir.>

    Yine bir hadis-i serif de buyurulmustur ki:

    <Kabir, cennet bahcelerinden bir bahce yahut ates cukurlarindan bir cukurdur.>Bir

    Bir baska hadis-i serif de ise söyle buyurulmustur:

    <Muhakkak kabir, ahiret menzillerinden ilk menzildir. Kim ondan necat bulursa ondan sonraki menziller kolaydir. Eger kabirden necat bulmazsa ondan sonraki menziller cok zorlasip azabi fazla olur.>
    Yerlerin ve göklerin kendisiyle iftihar ettigi Resul-i Ekrem Efendimiz, bir gün iki kisinin kabirlerinin yanindan gecerken buyurdu ki:

    <Muhakkak su iki kimseye azan olunur. Bunlar, büyük günahlardan dolayi azab olunmazlar. Ancak muhakkak ikisinden biri, bevilden sakinmazdi. Öbürü ise halk arasinda koguculuk ederdi. İste bunun icin azab olunurlar.>

    Bu hususta daha pek cok hadis-i serifler vardir.

    Meyyit (ölü), kabre vardigi zaman yer onu sikar, ne kadar mu´min olursa olsun... Nitekim ashabin büyüklerinden Sa´d bin Muaz (R.A.), sayisiz fazilet ve kerametler sahibiydi. Hatta Ahirette gittigi zaman Ars-i Rahman onun icin parlamis iken kabre vardiginda arz onu sikti. Nitekim hadis-i serif de buyuruldu:

    <Muhakkak arz, Sa´d bin Muaz´i sikti. Yerin sikmasi ile ki, iki yaninda olan kemikler birbirine karisti.>

    Ancak kafirler hakkinda yerin sikmasi bir ceza oldugu halde mu´minler hakkinda bir rahmetttir. Mesela bir anne cocugunu kaybedip bir müddet sonra onu bulunca nasil sevgi ve merhametle onu bagrina basip sikarsa öyle... Sait kisilerin büyüklerini arz, lütuf ve tazimle sikar.

    İmam-i Kurtubi, söyle beyan etmistir: <İki melek, bütün halka sual sorarlar. Cünkü Hak Teala, onlara öyle hususiyet ve kuvvet vermistir ki, degisik mekanlarda ve bir anda, cok sayida halka, ayni kuvvetle sual sorarlar. Muhatablari, sözlerini isitir, kendinden baska hazir olani idrak etmez, ancak kendi sualiyle mesgul olur.>

    Fakat bazilarina göre sual melekleri coktur. Hafaza Melekleri gibi. Şafiilerden Şeyh Halimi, bunu ihtiyar edip <Minhac-il-Esma> adli kitabinda söyle der: <Sual melekleri, kalabalik bir cemaattir. Bunlardan bazisina Münker, diger bazilarina da Nekir adi verilir. Her ölü icin bunlardan ikisi gelir.>(Tam Amentu Şerhi Kadizade Sf. 310-315/H.Rahmi Yananli)

    HAKTAN YÜZ CEVİREN BID`ATCİLERİN GÖRÜŞLERİ

    Haktan yüz ceviren ve arzulari dogrultusunda büyüklerini taklid eden Mutezile ve Kaderiyye, acik bir delil olmamasina ragmen, Kur´an´i kendi görüsleri dogrultusunda yorumladilar. Oysaki Allah, onlarin anlayislari dogrultusunda bir huccet ve delil indirmedi. Bu konuda Allah´in elcisi ve Selef-i Salihin, herhangi bir rivayette bulunmadilar. Hatta Allah´in ahirette görülmesi (ruyatullah) hususunda, Allah Resulu (s.a.v.)´nden yapilan sahabe rivayetlerine muhalefet ettiler. Halbuki, konuyla ilgili cesitli kanallarla gelen bazi rivayetler (eser) vardir ki bunlar, tevatur derecesindedir. Haberler ise, birbiriyle uyum halindedir. Yine onlar, Hz. Peygamber (s.a.v.)´in büyük günah isleyenlere yönelik sefaatini inkar etmekle kalmayip, Selef bilginlerinden rivayet edilen malumati da reddettiler. Ayrica onlar, inkarcilarin öldükten sonra azab göreceklerini ifade eden kabir azabinin (azab-i kabir) varligina da karsi cikmalariyla, sahabe ve tabiinin icma ettigi bir konuya ilgisiz kaldilar.(El İbane İmam Es´ari Sf.23/Doc.Dr. Ramazan Bicer)

    KABİR AZABI

    Konuyla ilgli bircok hadis bulunmakla birlikte, Mutezile bilginleri kabir azabini kabul etmemektedir. Sahabenin hicbirinin kabir azabini inkar etmedigi bilinmektedir. Bu nedenle kabir azabi, sahabenin icmai ile kesinlik kazanmistir. Ebu Bekir b. Şeybe, Ebu Muaviye, A´mes, Ebu Salih ve Ebu Hureyre kanaliyla gelen rivayete göre, Hz. Peygamber söyle buyurmustur:

    “Kabir azabindan Allah´a sigininiz.” Ahmed b. İshak el-Hadrami, Vuheyb b. Halid, Musa b. Ukbe, Ummu Halid bint Said b. el-As kanaliyla gelen rivayetw göre, Allah Resulu kabir azabindan Allah´a siginilmasini emretmistir. Enes b. Malik, Hz. Peygamber´in “Eger kendibnizi tutabilseniz, kabirden benim duydugum seslerin size duyurulmasini Allah´tan isterdim.”(Ahmed b. Hanbel, 4/312)

    Kafirlerin, kabirdeki azab cekislerini aktaran Kur´an ayetleri de konu baglamindan baska bir delildir. Nitekim, “Öyle bir) ates ki, onlar sabah-aksam ona sunulurlar. Kiyametin kopacagi günde de, “Firavun ailesini azabin en siddetlisine sokun” denilecektir.”(el-Mu´min, 40/46)ayeti buna bir örnektir. Dünyada sabah ve aksam onlarin maruz kalacagi atesten sonra, kiyamet kopacagi gün Allah, onlarin cezalandiracaktir. Zira O, söyle buyurmustur: “Hem cevrenizdeki bedevilerden munafiklar var hem de Medine halkindan munafikliga calisanlar var. Sen, onlari bilmezsin. Biz biliriz. Biz onlari iki kere azaba ugratacagiz. Sonra da büyük bir azaba itilecekler.”(Tevbe suresi: 101) Bunun anlami, dünyada kilic korkusu, ahirette ise kabir azabiyladir. Büyük azab ise cehennem atesidir. Allah, “Sakin Allah yolunda öldürülenleri ölmüsler sanmayin! Aksine onlar, hep hayattadirlar. Rablerinin katinda riziklandirirlar. Allah´in kendilerine lütfundan verdigi mutluluga sevinc duyarlar ve arkalarindan sehid olarak kendilerine katilmamis olan mucahidler hakkinda: “Onlara hicbir korku yok ve onlar üzüntü de duymayacaklardir.”(Ali İmran suresi: 169-170)ayetiyle sehidlerin, bu dünyada lütuf ve inayetle riziklandiklarini haber vermektedir. Bu seyler, ancak bu dünyada olabilir. Cünkü bu kimseler: henüz kendilerine katilmamis olanlar, henüz ölmemis ve öldürülmemis olanlardir.(El İbane İmam Es´ari Sf.107/Doc.Dr. Ramazan Bicer)

    Kabir Azabi ve Kiyamet Ahvali

    Selef ulemasi, kabir azabinin hak olduguna icma etmislerdir. Buna göre insanlar, kabirlerinde diriltildikten sonra imtihan edileceklerdir. Kabirlerinde sorgulanip, Allah´in rahmet ettigi kimseler dogru cevap verecektir. Bunlardan Allah´in yardimci oldugu kimseler, dogru cevap verecekler ve ölümün acisini duymayacaklardir. Zira O, söyle buyurmustur: “İlk ölümden baska ölüm tatmazlar.”(Duhan suresi: 56)Bunun anlami ise Allah´in lütfuna nail olanlar, kabirde dirildikten sonra ölüm acisini bir daha tatmayacaklar ve kiyamet gününden önce sura üflendiginde, Allah´in özenle koruduklarinin disinda kalan gökte ve yerdekiler, bayilip düsecekler, sonra ikinci defa sura üflendiginde hepsi hayretle bakarak ayaga kalkacaklar ve ilk yaratilista oldugu gibi, yalin ayak, ciplak ve sünnetsiz olarak diriltileceklerdir. Yine kiyamette dirilecek cesetler, dünyada iken itaat ve isyanlarina göre kiyamette sahitlik yapacaklar. İnsanin dünyadaki derisi, dili, el ve ayaklari, sahibi hakkinda sahitlikte bulunacaklar.(El İbane İmam Es´ari Sf.151.152/Doc.Dr. Ramazan Bicer)

    Kabir Azabi Var midir

    Mutezile, Neccariye ve Cehmiye´ye göre kabir azabi, Munker ve Nekir´in sorgulamasi, aklin kabullenemeyecegi seylerdir. Cünkü eger kisi azab görecekse, ya ruhu olmadan et ve kemigiyle azab görecek, ya da Allah Teala kendisine ruh verecek ve böyle azab edecektir. Ruh olmadan et, aci cekmeyecegi icin ete, icinde ruh olmadan azab etmesi mümkün degildir. Ruh verip ona azab etmesi de mümkün degildir. Cünkü bu sefer ikinci bir ölüme ihtiyac duyacaktir. Bu da caiz degildir. Zira Allah Teala, “Her nefis ölümü tadacaktir.”(Ali İmran suresi: 185)diye buyurarak, onlarin ölümü ancak bir kere tadacaklarini haber vermistir. Cünkü ayetteki ´küllü´lafzi eysalarin genelinin bir kere manasini gerektirmektedir. Nitekim bir kimse, “Evlenecegim her kadin bostur” derse, bütün kadinlari kastetmis olur. Onlardan evlanecegi herhangi birisi evlendikten sonra bosanmis olurlar. Bu bosunmadan sonra evlenecegi kadin ise bos sayilmaz. Yukarida siralanan iki secenegin mümkün olamayacagi ortaya cikinca geriye, kabir azabinin olmayacagi anlamina gelen ücüncü secenegin mümkün oldugu belli olur.

    Ehli Sünnet vel Cemaat´e göre kabir azabi, Munker ve Nekir´in suali, mu´min olsun kafir olsun mezarin ölüyü sikistirmasi gercektir. Kabir azabi cekenin cezasi kiyamete kadar devam eder.

    Mu´min de kabir azabi baglaminda ikiye ayrilir. Eger itaat eden bir kul ise kabirde kendisine azab edilmez, ancak kabir kendisini sikistirir, bu sikistirmanin korkusunu ve sikintisini hisseder. Bu sikistirmayi, kendisine nimet verildiginde, nimeti sükretmediginden dolayi duyar. Eger Allah´in emirlerine karsi gelmis ise, kabir azabi da sikistirmasi da onun icin vaki olur.

    Ruh mezarda cesetle beraberdir. Ceset toprak olsa bile ruh o toprakla beraber olur. Ruh o toprakla beraber aci duyar. Perygamber´den gelen su rivayet de buna delalet etmektedir. Peygamber Efendimiz Aise´ye “Kabir seni sikistirdiginda ve Munker-Nekir´in hesap soracagi esnada senin halin nasil olacak? Diye sorduktan sonra söyle buyurmustur: “Ya Humeyra süphesiz kabrin mu´mini sikistirmasi., ananin cocgunun ayagini sikmasi gibidir. Munker-Nekir meleklerinin soru sormasi da; göz kamastigi zaman ona sürme cekmek gibidir.”Yine Peygamberimizin Hz. Ömer´e söyle demistir: “Munker ve Nekir seni hesaba cekmeye geleceginde, senin halin ne olacak? diye sordugunda Hz. Ömer, su an bulundugum halde olacagim ve aklim yerinde olacak degil mi? demis. Peygamberimiz´de “evet” diye cevap vermis. Bunun üzerine Hz. Ömer, “O zaman cok fazla umursamiyorum” demis.

    Kabir azabinin akli delili ise, uyuyan kisinin ruhu cikmasina ragmen, ruhu cesediyle beraberdir. Uyuyan kisinin cani aci duyar, ona aci ilisir, rahatlar bazen de uykudayken konusur. Bütün bunlar ruhu cesediyle birlikte oldugu icin yasar. Uyku da ölümün kardesi olduguna göre, öldükten sonra aci duymasi ve rahatlamasi da mümkündür. Azab veren de rahatlik veren de Allah´tir. Diledigi gibi kabirde istedigine azab eder istedigini de rahatlatir. O her seye kadirdir.

    Peygamber Efendimize “Beden icinde ruh olmadigi halde kabirde nasil aci hisseder?” diye soruldugunda o, “Disinde ruh olmadiginda aci hissetmesindeki gibi aci hisseder” buyurmustur. Görüldügü üzere Peygamber Efendimiz disin icinde ruh olmamasina ragmen, cesetle bitisik oldugu icin aci duyacagini haber vermistir. Kisinin ruhu cesediyle birlikte ve ceset aci duydugunda da durum aynidir. Kabir azabinin hak olduguna delil, Allah Teala´nin, “Onlara iki kez azab ederiz, sonra büyük azab icin döndürülürler.”(Tevbe suresi: 101)sözüdür. Burada Allah Teala, ´merreteyn/iki kere´lafziyla, dünyadaki ve ahiretteki azabi kastetmistir. Cünkü ayette “Büyük azab icin döndürülürler”, yani ´kiyametteki azaba döndürülürler´diye buyurmustur.

    Yine Allah Teala´nin, “O ates ki ona sabah ve aksam sunulurlar” ayeti de kabir azabiyla ilgili bir baska delildir. Rivayete göre, Ebu Hanife, oglu Hammad´a kabir azabini sormus. “Kabir azabi haktir” cevabini alinca, “Hangi delille bunu söylüyorsun?” demis, o da AllahTeala´nin, “Gercek su ki zulüm islemeye sartlanmis olanlari, öteki dünyadaki korkunc azabtan daha yakin bir azab beklemektedir, ama cogu bunun farkinda degil”(et-Tur suresi: 47)sözünde “kabir azabi kastedilmektedir” demis.

    Peygamberimiz, Kabir azabinin nedenleri üctür: Ücte biri giybetten, ücte biri cekistirmeden, ücte biri de idrardandir. İdrardan korunun, kabir azabi genelde onun yüzündendir.” demistir. Yine Peygamber Efendimiz “Kabir cennet bahcelerinden bir bahce ve cehennem cukurlarindan bir cukurdur. Cennet bahcesinde lezzet ve rahatlik vardir. Cehennem cukuru da sikinti ve zorluk mekanidir” buyurmustur. Bu delillere göre, kabir azabi hak olup, Müslüman icin mümkün olabilen seylerden, kafir icin de olmasi gereken bir asamadir.(Bahru´l-Kelam Ebu´l-Muin en-Nesefi Tercemesi Sf.121-123/Doc.Dr. Ramazan Bicer)
    Konu ALI25 tarafından (02-03-2017 Saat 01:58 AM ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    46
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Cevap: Kabir Azabi

    KABİRDE SORU SORULMASI

    (Munker ve Nekir meleklerinin kabirde soru sormasi haktir.)

    Kabire konulan ölüye munker ve nekir meleklei söyle soru soracaklar: <Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir? Buhari ve Muslim´de rivayet edilen bir hadis-i serif´te Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem) kabrin yanindan gecerken söyle buyurdu:

    <Bunlarin ikisi de azab icindedir.>(Buhari, Muslim; Ahmed b. Hanbel, c.I, s. 225.)

    <Allah Teala, iman edenleri hem dünya hayatinda, hem de ahiret hayatinda degismez söz olan sehadet kelimesi üzerine sabit kilar, tevhid inancina bagli yapar.>(İbrahim, 14/27.)

    Buhari, Muslim ve diger Sunenlerde oldugu gibi, bu ayetteki ahiret kelimesinden kasdedilen mana, kabir hayati demektir. İmam Azam, yukaridaki metinde peygamberlerle, cocuklari ve sehidleri kabir sorusundan istisna etmistir. Cünkü Sahih-i Muslim´de nakledildigine göre, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem)´e bu husustan sorulunca söyle buyurdu: <Kilinclarinin pariltisi onlar icin sahid olarak yeter.><Kifaye> adli kitabta nakledildigine göre ise Peygamberler icin kabir sorusu yoktur. Hanefi alimlerinden Seyyid Ebu Şuca söyle diyor: Cocuklar ve peygamberler icin de bazi alimlere göre kabirde soru vardir. Bazilari da demistir ki, müslümanlarin cocuklari kesinlikle affedilmistir. Kabirde sual sorulmasi ise, bilmedigimiz bir hikmet icindir. İmam Azam kafirlerin cocuklarina kabirde soru sorulmasi, Cennete girmeleri ve onlarla ilgili benzeri konularda tevekkuf etmis, bir görüs belirtmemistir. Bu sebeble kafirlerin cocuklarinin Cennet ehline hizmetci olacaklarina hükmedilmistir.(Fikh-i Ekber Aliyyul Kari Şerhi Sf.189/Yunus Vehbi Yavuz)

    KABİR AZABI VE RUHLARIN İADESİ

    (Kabirde ruhlarin kullara iadesi de haktir. Kabrin kafirler icin daralmasi ve gerek kafirlere gerekse müslimlerin bir kismina kabirde azab edilmesi haktir.)

    Kabirde ruhlar cesedin tümüne, yahut bir kismina topluca yahut ayri ayri olarak iade edilecektir. Kabirdeki soru sorulma isi ruhlarin iadesinden sonra olacaktir. Kabirdeki sorulara karsilik mumin: Rabbim Allah, dinim İslam, peygamberim Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)´dir, cevabini verecektir. Kafir ise: Hah hah! Anlamadim, diyecektir. Bu cevabin asli Buhari ve Muslim´de vardir. Ve bu hadis Ebu Davud tarafindan rivayet edilmistir. Bu konuda Mutezile ve Razifilerin bir kisminin muhalefeti vardir. Kabir hayati ve öldükten sonraki hayatin halleri ile ilgili mana bakimindan tevatur derecesine ulasmis hadisler rivayet edilmistir. Bu hadisleri Hocalar hocasi Celaleddin es-Suyuti <Şerh´us-Suduri Fi Ahval Eh´il-Kubur> adli kitabi ile <El-Budur´us-Safire Fi Ahvalil-Ahire> adli kitabina almistir. Ögrenmek ve ihtilaftan kurtulmak istersen bu kitablari okumalisin. Kabir hayatinin varligini delil olarak zikredebilecegimiz ayetler sunlardir:

    <Sabah aksam atese arz edileceklerdir.>(el-Mu´min suresi: 40/46)Bu arz edilis Kiyametten önce kabir hayatinda olacaktir. Bunun delili de su ayet-i kerimedir:

    <Kiyamet koptugu gün, Firavun´in kavmini azabin en siddetlisine atin.>denilecek. Burada daha önce azabin siddetli olmayaninin tatbik edildigi ve bunun da kabir hayatinda cereyan ettigi anlasilmaktadir. Firavun´in kavminin atese arz edilmesinin manasi, Kiyamete kadar atesle yakilmasi demektir. Bu azab da ruhlarina yapilacaktir. Kabir azabina delalet eden ayetlerden biri de sudur:

    <Biz onlara büyük azabdan baska daha hafif bir azabi tattiracakgiz.>(Es-Secde suresi: 32/21)

    Bu ayette büyük azabtan maksat, ahiret azabidir. Yine Allahu Teala söyle buyuruyor:

    <Her kim benim zikrimden (Kur´an´dan) yüz cevirirsin, onun icin de kiyamet günü kör olarak>Her kim benim zikrimden (Kur´an´dan) yüz ceviri dar bir gecim vardir ve onu Kiyamet günü kör olarak hasr edecegiz.>(Taha suresi: 20/124)

    Bu ayetler İmam Azam´in sözlerinin kaynagi olsa gerek.
    Kabrin sikistirmasi haktir. Hatta kamil muminleri dahi sikistiracaktir. Cünkü bu konuda Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem) söyle buyuruyor:

    <Süphesiz kabrin sikistirmasi vardir. Kabrin sikistirmasindan bir kimse kurtulacak olsa, ölümünden dolayi Ars´in titredigi Sa´d b. Muaz kurtulurdu.>

    Kabrin sikistirmasi, önce kabir topraginin ölü üzerine dar gelmesidir. Sonra Allahu Teala mumine gözünün görebildigi kadar, kabri genisletir. Bir söze göre mumine nisbetle kabrin sikistirmasi sefkatli ananin seferden dönen evladini kucaklamasi gibidir.

    Kafirler ve muminlerden bazilari icin kabir azabi gercektir. Muminlerden asi olanlar azab edilecek, itaat yolunda bulunanlara nimet verilecektir. Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem)´den söyle rivayet edilmistir:

    <Kabir ya Cennet bahcelerinden bir bahce, yahut Cehennem cukurlarindan bir cukurdur.>(Tirmizi, c. V, s. 640.)(Bu hadisi Tirmizi ve Taberani rivayet etmislerdir.) Yine bir hadis-i serif´te Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem) söyle buyuruyor:

    <Şüphesiz kabir, ahiret konaklarinin ilkidir. Eger ölü, bu konaktan kurtulursa, ondan sonrasi daha kolaydir. Kabirden kurtulamazsa, ondan sonrasi daha zordur.>(Ahmed b. Hanbel, c. I, s. 63.)(Bu hadis Tirmizi ve Nesai saglam bir senedle Osman b. Affan´dan rivayet etmislerdir.)

    Bil ki, Hak ehli, kabirde iken Allahu Teala´nin taat ve azabi duyacak kadar ölüde bir nevi hayat yaratacagi hususunda ittifak etmislerdir. Ruhun ölüye iade edilip edilmedigi hususunda ihtilaf etmislerdir. Ebu Hanife´den rivayet edilen tevekkuf ettigi, yani bir görüs belirtilmedigidir. Ancak onun buradaki sözü ruhun ölüye kabirde iade edilecegine delalet etmektedir. Zira meleklere cevap vermek ihtiyar ve iradeye dayanan bir istir. Bu is, ruh iade edilmeden yapilamaz. Bu konuda söyle bir görüs de ileri sürülmüstür: Görmüyor musun? Uykuda insanin ruhu bedeninden cikar, fakat buna ragmen cesedi ile ilgisi bulunur. Kötü rüya görünce aci, iyi rüya görünce zevk duyar. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem)´den , ruh olmadan kabirde ölünün etinin nasil aci duydugu sorulunca söyle cevap verdi: <Disinde can olmadigi halde, nasil agriyorsa...> buyurdu.

    Konevi´nin naklettigine göre, Şeyh Ebul-Main <Usul> adli kitabinda söyle diyor: <İster mumin olsun, ister kafir olsun; ister itaatli olsun, ister fasik olsun, kabir azabi haktir.

    Mumin itaatli olursa onun icin kabir azabi yoktur. Ancak, Allah´in nimetlerinden bolca istifade ettigi ve hakkiyla süküretmedigi icin, kabir onu sikistirir, dolayisiyla kabrin korkusunu ve siddetini duyar. Buna su Hadis-i Şerif delalet etmektedir;

    <Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem) Hz. Aise´ye: Kabir sikistirdigi ve Munker-Nekir melekleri soru sorduklari zaman halin nicedir?diye sordu. Sonra Hz. Peygamber söyle buyurdu: Ya Humeyra! Şüphesiz kabrin mumini sikistirmasi, ananin, cocugunun ayagini sikmasi gibidir. Munker -Nekir meleklerinin soru sormasi da göz kamastigi zaman ona sürme cekmek gibidir.>

    Yine Hz. Peygamber´in Hz. Ömer´e söyle buyurdugu rivayet edilmistir:
    <Ya Ömer! Kabrinde iki imtihan melegi sana geldikleri zaman halin nicedir? Hz. Ömer de buna karsilik söyle cevap verdi: Ya Resulullah, o zaman bu halde, aklim basimda mi olacak? Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem)´de: Evet, buyurdu, Bunun üzerine Hz. Ömer: O takdirde hic aldirmam, cevabini verdi.>

    Aciktir ki, itikadi konularda muteber olan kesin delillerdir. Ahad yolu ile rivayet edilen hadisler ise zan ifade eder. Ancak Ahad yolu ile gelen hadisin rivayet yollari birkac tane olur da mana bakimindan mutevatir derecesine ulasirsa o takdir de kesin bir hüküm ifade edebilir.

    Sonra taat ehline kabir hayatinda nimet verilecegi ve isyan edenlere aci cektirilecegine su ayetler de delil teskil ediyor:

    <Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma. Belki onlar diridirler. Rableri tarafundan riziklandirilirlar. Onlar, Allah´in fazlindan kendilerine verdiginden ötürü neseli haldedirler.>(Ali İmran suresi: 169.)

    Nuh aleyhisselam´in kavmi hakikinda da:
    <Onlar hatalarindan ötürü boguldular da atese atildilar.>(Nuh suresi: 71/25.) Cünkü ayette <Udhilu> kelimesindeki fa takibiyedir. Yani bogulur, bogulmaz Nuh kavmi atese sokulmustur. Dolayisiyla Kiyametten evvel kabir azabinin var olduguna delalet etmektedir.

    Kabir azabinin yanliz ruha mi, yanliz bedene mi, yoksa her ikisine mi yapilacagi hususunda da ihtilafa düsülmüstür. Bize göre kabir azabininhem ruh hem de cesede beraber yapilacagi görüsü en dogrusudur. Ancak biz bu görüsün dogruluguna inaniriz, fakat azabin keyfiyeti ile ugrasmayiz.

    Ruhun hakikatinin ne oldugu hususunda da ihtilaf bulunmaktadir. Bir görüse göre, ruh latif bir cisimdir. Yas agaca suyun nüfuzu gibi cesede nüfuz etmistir. Allahu Teala, ruh cesedde kaldigi müddet hayati devam ettirme adetini gecerli kilmistir. Ruh cesedden ayrilinca, ölüm, hayati yok eder.

    Baska bir görüse de ruh, cesed icin günesin isiklari gibidir. Nasil ki Allahu Teala bu alemde günes dogdugu müddet isik yaratmayi adet etmisse, ruh cesedde kaldigi müddet onda hayat yaratmayi da adet etmistir. Sofiye meslegine mensub ilim adamlari bu görüsü kabul etmislerdir.

    Ehli Sünnet vel-Cemaat mezhebine mensub bir topluluk da söyle demistir: Gülsuyu güle sirayet ettigi gibi, ruh da bedene sirayet eden bir cevherdir.>

    Bu son görüs, daha önceki görüse aykiri degildir. Ancak ihtilafa düstükleri nokta ruhun cevher mi yoksa latif cisim mi oldugu hususudur. Dogrusu latif cisim oldugudur. Buna delil <Ruh cesedden ciktigi zaman>, yahut <Ruh cesede girdigi zaman> ve benzeri hadislerde gecen ifadelerdir. Maksadi arastirmada bu söz, Allahu Teala´nin su kavline muhalif degildir:

    <De ki, ruh rabbimin bildigi bir istir. Size bu konuda az bilgi verilmistir.>(İsra suresi: 17/85.)

    Zira bütün islerin gercegini Allah bilir. Yahut ruh bazi yaratiklarda oldugu gibi, acil bir emirle yaratilmistir. Kainatin ekserisi ise tedrici bir sekilde yaratilmistir. Bu sebeble Kur´an-i Kerim´de:

    <Dikkat! Yaratmak da emretmek de O´na mahsustur. Alemlerin rabbi olan Allah ne kadar yücedir.>(el-Araf suresi: 54.) buyurulmustur.

    Bununla beraber bu konudaki söz kisa bir yoldadir. Bu, Allah´in verdigi az bilgidendir. Cünkü Allahu Teala, <Size az bilgi verilmistir> buyuruyor. Sözlerin en iyisi bu konudaki bilgiyi Allah´a birakmaktir. Ehli Sünnet vel-Cemaat alimlerinin cogunlugunun görüsü de budur.

    İmam Azam <El-Vasiyye> adli kitabinda söyle diyor: İkrar ederiz ki, Allahu Teala bu nefisleri öldükten sonra, sevap vermek, ceva vermek ve insanlarin birbirindeki haklarini ödemek icin, uzunlugu ellibin sene kadar olan bir günde yeniden diriltecektir. Cünkü Allahu Teala:

    <Muhakkak Allah, kabirlerde bulunan ölüleri diriltecektir.>(el-Hac suresi, 22/7.)buyuruyor.

    Asagidaki ayetler, cesetlerin tekrar dirilmesini inkar eden filozoflari reddetmektedir: Allahu Teala söyle buyuruyor:

    <İnsanlari, hesap yerine toplayacagiz ve onlardan hic kimseyi birakmayacagiz.>(el-Kehf suresi, 18/47.)

    <Bütün hayvanlar toplandigi zaman.>(Tekvir suresi, 81/5.)

    <Halki ilk yaratan Allah, sonradan iade edecektir.>(Rum suresi, 30/27.)

    <Baslangicta yarattigimiz gibi, yaratiklari sonrada iade edecegiz.>

    (Enbiya suresi, 21/104.)Yani ahirette ilk yarattigimiz yaratiklari dünyada oldugu gibi iade edecegiz.

    <Sonra siz muhakkak Kiyamet gününde diriltileceksiniz.>(Muminun suresi, 23/16.)

    İmam Fahreddin er-Razi bir aciklama babinda hasma karsi yular gevsetme mahiyetinde söyle diyor: Öldükten sonra dirilmege inanip onun icin hazirlandigimiz zaman bir kayibimiz yoktur. Eger dogru ise kurtuluruz. İnkar edenler helak olur. Eger dogru degilse bu inancin bize hicbir zarari olmaz. Nihayet bu cisimle ilgili lezzetler bir gün sona erecektir. Akilli kisiye lazim olan, bu dünyadaki lezzetlerin son bulmasina aldirmamaktir. Cünkü bu lezzetler cok hasistir, degersizdir. Zira bu dünya lezzetleri köpekler, böcekler ve hasereler arasinda müsterektir. Hem sonra bu lezzetler cabuk yok olur ve kolay kesilir. Öyle ise imanda ihtiyat, öldükten sonraki hayata inanmaktir.

    <Ey resulum! O kafirlere) de ki: göklerden ve yerden size rizik veren kim? De ki: rizki Allah veriyor. Her halde siz (ey Mekke halki) veya biz mutlaka dogru yoldayiz, yahut acik bir sapiklik icindeyiz.>(Sebe suresi, 34/24.) Zira öldükten sonraki hayata ihtiyat yolu ile inanmak, itimat makaminda sahihtir. Cünkü muctehid icin mutlaka kesin bilgi lazimdir. Akli ve nakli delillerden hasil olan kesin delillerden elde edilen kesin hükümler de mukallid icindir. Allahu Teala söyle buyuruyor:

    <Yoksa o kölüklükleri isleyip duranlar, kendilerini, iman edip iyi amel isleyenler gibi yapacagiz, hayat ve ölümlerini mi yapacagiz? Sandilar?.>(Casiye suresi, 45/25.)

    Sonra bu meselede makul olan husus sudur: Hikmet, hak yolda olanla batil yolda olanin bir birinden ayrilmasini gerektirir ki batil yolda olan bu durumda süphesi kalmamak icin kendi durumunu bilmeye mecbur olsun... Dünya hayati ise bu mecbur olusun yeri degildir. Cünkü dünya imtihan icin yaratilmistir. Mutlaka bu secimin yapilacagi baska bir dünyaya ihtiyac vardir. Bu hususta Allahu Teala söyle buyuruyor:

    <Şüphesiz o, (hakli ve haksizin) ayrilma günü belli bir vakit olmustur.>(Nebe suresi, 78/17.)

    Yine hikmet, her calisan kisinin calistigi karsiliginda mükafatlandirilmasini gererktirir. Dünya evinde asilere nimet verilir, itaat edenler de imtihan edilir. Bu sebeble mutlaka bir ceza günü lazimdir. Sonra iyi amelin karsiligi nimet olup ona azab karismamalidir. Kötü isin karsiligi da azabtir, ona nimet karismamalidir. Evet, dünya hayatinda nimetler külfetlerle ve azabla karisiktir. Mutlaka bütün amellerin tam karsiligini bulacagi bir dünyaya ihtiyac ve lüzum vardir.

    Yine iyilik yapan da kötülük yapan da yaptiklarinin karsiligini görmeden ölüyor. Öldükten sonra dirilmek ve iyilerin iyilik karsiliginda sevabini, kötülerin de yaptiklari kötülük karsiliginda cezasina görecegi bir toplanma yeri, bir hesap günü olmazsa bu dünya hayati bosuna yasanmis olur. Halbuki Allahu Teala, bu komnuda söyle buyuruyor:

    <Biz gökleri ve yeri ve bunlar arasindaki varliklari bos bir eglence icin yaratmadik. Eger bir eglence edinmek isteseydik, elbette onu katimizdan edinirdik. Yapacak olsak öyle yapardik.>(Enbiya suresi, 21/16.)

    <Biz gökleri ve yeri ve bunlar arasindakileri, bosuna bir eglence icin yaratmadik. Ancak bunlarin hak icin yarattik; fakat onlarin cogu bunu bilmezler. Kiyamete hakli haksizin ayird edilecegi o gün, bütün insanlarin azab vaktidir.>(Duhan suresi, 44/38.)( (Fikh-i Ekber Aliyyul Kari Şerhi Sf. 190-197/Yunus Vehbi Yavuz)
    Konu ALI25 tarafından (02-03-2017 Saat 02:01 AM ) değiştirilmiştir.

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Haramin azabi, helâlin de hesabi...
    By sabır in forum Ölüm Kıyamet Ahiret
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 08-09-2014, 05:05 PM
  2. Kabir azabi ve idrardan sakinmak
    By Karani in forum Ölüm Kıyamet Ahiret
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 10-31-2013, 03:34 PM
  3. Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 08-11-2012, 12:44 PM
  4. Kabir ziyareti ve kabir ziyaretinin faydaları
    By Ahkaf in forum Ölüm Kıyamet Ahiret
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-13-2011, 01:55 PM
  5. Namazi terk etmenin azabi
    By LeBBeyK in forum Namaz ve Abdest
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-31-2009, 07:02 AM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379