+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

İman Artar,Eksilir Mi?

 Güncel Yazılar Ve Haberler Katagorisinde ve  Sizin Yazdıklarınız Forumunda Bulunan  İman Artar,Eksilir Mi? Konusunu Görüntülemektesiniz.=>İman Artar,Eksilir Mi? Bu konuda, imanin asli ve hakikati hakkindaki görüs ayriligina dayannan farkli görüsler vardir. “Amel, imandandir; amel ve taat, imanin hakikat ve mahiyetine dahil olan bir cüzdür” kanaatinda olarak artma eksilme kabul edecegi asikardir. Cünkü imandan bir cüz olan salih ameller arttikca, tasdik ve amelden tesekkül eden imanin ...

  1. #1
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    47
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart İman Artar,Eksilir Mi?

    İman Artar,Eksilir Mi?

    Bu konuda, imanin asli ve hakikati hakkindaki görüs ayriligina dayannan farkli görüsler vardir. “Amel, imandandir; amel ve taat, imanin hakikat ve mahiyetine dahil olan bir cüzdür” kanaatinda olarak artma eksilme kabul edecegi asikardir. Cünkü imandan bir cüz olan salih ameller arttikca, tasdik ve amelden tesekkül eden imanin tamami da süphesiz artmis olacaktir. Bu bakimdan; imanin artma ve eksilme meselesi, amelin imandan bir cüz olup olmadigi konusundan dogan bir problemdir. İki konu arasinda siki irtibat vardir, denilmistir. Bu kanaatta olanlar; Hariciler ile, Mutezile ve itikadda bazi Mutezile görüslere yakin sayilan Şia mezhebleridir. Bunlara göre, amel ve taat imanin hakikatina dahil bir cüz, hatta asli rükün oldugundan; zaman icinde amel ve taat arttikca iman da artar. Günahlar ve isyanlarla da iman eksilir, hatta bazan yok olur. Amel ve taatlarin imanin aslindan degil kemalinden sayildigi, Ehli Sünnet alimlerince kabul ve ispat edilmis, Mutezile ve Haricilerin zikredilen mezhebleri kesin delillerle red ve cerhedilmistir.

    Yukarda aciklanan ve delilleri de etraflica kaydedilen Ehli Sünnet mezheb ve alimlerinin cumhuruna göre imanin hakikati ve asli rüknü; kalpteki iz´an derecesine ulasan tasdiktir. Amel ve taatlar ise, imanin aslindan degil, kemalindendir. Bu manadaki imanda; inanilan esaslar icmali veya tafsili olarak bir bütün oldugundan, imanin hakikati artma ve eksilme kabul etmez. Ancak daha kuvvetli veya daha zayif olmasi sözkonusu olabilir. Bu sebeble Ehli Sünnet alimleri söyle demislerdir: “İmanin hakikati ve mahiyeti, ne artar ne de eksilir, cünkü iman; a. “Mü´minün bih” denilen “iman edilecek seyler” bakimindan da, b. Asli ve hakikat bakimindan da fazlalik ve noksanlik kabul etmez. Halbuki amel ve taatlar, tabiati ve keyfiyeti itibariyle zaman icinde günbegün artis gösterir. Kalpteki tasdik ise, o haliyle bakidir. Esas itibariyle keyfiyeti malum olan böyle bir tasdikte bir degisiklik olmaz. Cünkü iman da aslolan tasdik, inanilacak seylere iz´an ve kabul ile tereddütsüz inanmaktir. İman ve tasdikin kesbi ve ihtiyari olusundan maksat budur. Zira tasdik, bu sekilde kesin ve tereddütsüz olmazsa, o tasdik degil, “tasavvur”dur, “zan”dir. Zan ve süphe ise, kesin imanla bagdasmaz. Bu esasa göre Şer´i iman; ne asli ve hakikati ve ne de taaluk ettigi seyler bakimindan fazlalik ve noksanlik kabul etmez.” İmam-i Azam Ebu Hanife (r.h.a); “İman ne artar, ne de eksilir. Cünkü imanin fazlaligi, ancak küfrün azalmasini; imanin azalmasi da, ancak küfrün artmasini tasavvur etmek suretiyle anlasilir. Bu ise, bir sahsin bir anda hem mü´min, hem de kafir olmasini gerektirir. Bu hüküm batildir, gecersizdir. Cünkü mü´min hakikaten mü´mindir. Mü´minin imaninda sek süphe bulunmaz. Nitekim kafirin de küfründe terreddüdü yoktur” demekte ve bu hususta delalet eden (yukarda zikrettigimiz manadaki) ayetleri zikretmektedir (Ehli Sünnet ve Aliyyu´l Kari Şerhi, s. 78). İman, taaluk ettigi mü´menun bih (inanilacak seyler) bakimindan da artmaz, eksilmez. Cünkü iman edilmesi gereken hususlar, Rasulullah Hz. Muhammed (s.a.s)´in getirdigi ilahi esaslarin tamamidir. Bunlarin hepsine inanmak farzdir. Bazisina inanilir, bazisina inanilmazsa (veya alay konusu yapilirsa) buna iman denmez.

    El-Enfal suresinde gecen; “Allah´in ayetleri onlara okudugu zaman imanlari artar” (8/2) mealindeki ayet-i kerimede artacagi bildirilen imanin kemali oldugu ifade edilir. İmam-i Azam, bu artmayi söyle aciklar: “Ashab-i Kiram Asr-i Saadette, Hz. Peygambere ve Kur´an-i Kerim´e , esas itibariyle icmalen (topluca) iman etmislerdir. Sonra farz kilinan bir hükmün gelisini bir baska farz veya vacib hüküm takip ettikce, onlar da, yeni hükümlere iman etmekte idiler. Yeni hükümlere inaniyorlar, ayrica icmalen anlatilanlar tafsil edilip aciklandikca onlara da inaniyorlar, böylece imanlari da fazlalasiyordu.”

    Dolayisiyla iman edilmesi gereken ser´i hükümler arttikca, iman da artar. Bu ise, Peygamber (s.a.s)´in asrindan baska bir zaman icin düsünülemez. Bu ayet söyle de te´vil edilmistir: İman ve tasdik sabit ve daim olmak, her an iman üzerine bir ziyadeliktir. Yani, zamanin artmasi ile iman da bu manada artmis olur. Cünkü iman, imanla kaim olan bir araz, bir sifattir. Ancak emsalinin yenilenmesi suretiyle varlik ve devamlilik arzeder. Zira bir araz iki zamanda baki olmaz. İmanin artmasi, bereket ve tesirinin artmasi, nurunun parlamasi ve kalb icindeki ilahi isigin kuvvetlenip artmasi anlamina da gelir.

    Sözün özü sudur: Ehli Sünnet´e ve Muhakkik alimlerin cogunluguna göre iman; hakikati ve taalluk ettigi seyler bakimindan, fazlalik ve noksanlik kabul etmez. İmanda ziyade ve noksandan maksat; imanin kuvvetli veya zayif olmasi demektir. Bir müslümanin imani, bu manada, daha kuvvetli veya daha zayif olabilir. Nitekim, mesela müslümanlardan herhangi birinin imaninin, Rasulullah (s.a.s) Efendimizin imani veya Hz. Ebu Bekir (r.a)´in imani kadar tahkik ve yakin bakimindan kuvvetli olmadiginda, ittifak, hatta icma vardir. Mesela , peygamberlerin, Allah Teala´ya ve Meleklere imandaki tasdik ve yakini ümmetten birinin tasdiki ve yakini gibi degildir. İmam Fahreddin er-Razi´ye göre; tasdikte aranan yakinin üc derecesi vardir. Bunlar; ilme´l-yakin, ayne´l-yakin ve hakka´l-yakin´dir. Ücüncüsü ikincinden, ikincisi de biricisinden daha kuvvetli ve yüksektir. Bu yakin derecelerine göre, bir müslümanin imani digerlerinden daha kuvvetli veya zayif olabilir. İman kuvvetinde hakka´l-yakin derecesine ulasmak; peygamberlere, ilim sahibi evliyaullaha ve ilmiyle amil, büyük alimlere mahsustur. Bu esasa göre; imanin kelaminden sayilan amel ve taat (salih amel ve ibadetler)´in fazla olmasi, imana kuvvet; eksik olmasi ise zayiflik verir.

    Önemli bir husus da sudur:
    Şayet amel imanin hakikatindan bir rükün olsaydi, büyük günah isleyen asi müslümanlarin iman dairesinden cikmalari ve tekfir edilmeleri gerekirdi. Bu ise, cogunlugu avam olan ve bir büyük günah islemekten kurtulamayan, ama kalbi imanla mutmain olarak Rabbinin af ve magfiretinden ümidini kesmeyen milyonlarca müslüman icin, cok aci bir son, cok kati ve tehlikeli bir hüküm oludu. Halbuki Ehli Sünnet alimlerine göre; yanilip islenen büyük bir günah, sahibini imandan cikarmaz ve onu küfre sokmaz. Ancak islenen günahi helal saymamak, onu hafife veya alaya almamak sarttir. Nitekim Asr-i Saadetten günümüze kadar, asi müslüman sayilmis iseler de, isledikleri büyük günahlardan dolayi -tevbe etmeseler dahi-, mü´min ve ehli kible sayilarak tekfir edilmemislerdir. Bu gibiler ölünce, namazlari kilinmis, kendileri icin dua ve istigfarda bulunulmus ve müslüman mezarligina gömülmüslerdir. O halde kebire sahibi asi müslümanlarin mü´min olduklarinda, ölünce kendilerine müslüman muamelesi yapilmasi gerektiginde icma vadir.

    Sonuc olarak su gercegi de iyi bilmek gerekir ki; hakiki imana sahip gercek mü´min olandan (ergec) Cennete girmek mümkün olmamakta ise de; Allah´in rizasini kazanarak Cehennem azabindan kurtulmak ve Cennete girerek ebedi saadete ermek te, ancak, yakini imanla beraber, Allah Teala´ya hakkiyla ibadet etmek ve salih amel islemekle mümkün olacaktir. Allah´in rahmet ve magfireti, takva sahibi olan gercek mü´minlerledir. (Şamil İslam Ansiklopedisi Ct. 3. Sf. 149.150/Heyet)

    İMAN ARTMAZ – EKSİLMEZ
    (Gök ve yer ehlinin imani ne artar, ne eksilir.)
    Gök ehlinden kasit, meleklerle cinlerdir. Yer ehlinden maksat, peygamberle, veliler, iyi ve kötü müminlerdir.

    İman, iman edilen seyler acisindan artmaz ve eksilmez. Zira tasdik, gerceklesmis seklinde olmazsa zan ve tereddüt mertebesinde olur. Zan ise inanc makaminda bir sey ifade etmez. Bu konuda Allah Teala söyle buyuruyor:

    “Zira zan, gercegi ifade etmez.”(Necm, 53/28).
    İsin dogrusu İmam Razi´nin de dedigi gibi, iman yönünden degil tasdikin asli yönünden artma ve eksilme kabul etmez. Zira dinin olgunlugunda oldugu gibi yakin ehlinin mertebeleri muhteliftir. Nitekim Allah Teala bu konuya söyle isaret buyuruyor:

    “İbrahim: Rabbim, bana ölüleri nasil dirilttigini göster, demisti. Allah da: İnanmadin mi? buyurdu. İbrahim: Evet, lakin kalbimin tatmin olmasi icin, dedi.”(el-Bakara, 2/260).

    Zira aynel-yakin mertebesi, ilmel-yakin mertebesinden daha üstündür. Bu sebeble, haber, bizzat görmek gibi degildir, buyurulmustur. Her ne kadar bazilari, <Eger perde acilmasaydi, yakinim artmazdi> demislerse de bu söz, görme aninda yakinin artmasina aykiri degildir. Mesela, Kabe´yi giyaben bilen ile bizzat görenin bilgisi gibi. Bizzat görenin bilgisi aynel-yakindir. Giyaben bilenin bilgisi ise, ilmel-yakindir. Buna göre, imanda artma ve eksilmeden maksat, kuvvetlilik ve zayifliliktir. Zira günesin dogdugunu tasdik etmek, bu alemin sonradan yaratilmis oldugunu tasdik etmekten daha kuvvetlidir. Bunlar, tasdik edilen noktasinda her ne kadar müsavi iseler de, kuvvet ve zaaf bakimindan esit degillerdir. Biz kesin bir sekilde biliriz ki, bütün ümmetin fertlerinin imani, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem´in imani gibi, yahut Hz. Ebu Bekir´in imani gibi degildir. Bu husus, Hz. Peygamber´den rivayet edilen su hadisin manasidir:
    <Hz. Ebu Bekir´in imani, bir kefeye konsa, diger mümünlerin imani da öbür kefeye konarak tartilsa, Ebu Bekir´in imani bütün mümünlerin imanindan agir gelir.>

    Buradaki imanin agir gelmesi, imanin semereleri bakimindan degil, Allah´i gercekten tanimasi, yakininin üstünlügü, kalbinin vakari ve imaninin sebati bakimindandir; İman semereleri ve ihsan bakimindan degildir. Cünkü iman ehli insanlarin fertleri; taatlerin coklugu ve isyanin azligi bakimndan muhteliftir. İkan sifatinda ve iman vasfinda imanin asli baki olmakla beraber noksanlik mertebesinde de durum aksinedir. Bilenler arasinda ihtilaf görünüstedir.. esasta degildir.

    Bu sebeble <el-Hulasa> adli kitabta belirtildigine göre, İmam Muhammed rahimehullah söyle demistir: <Bir kimsenin, benim imanim Cebrail aleyhisselam´in imani gibidir demesini cirkin görürüm. Lakin, Cebrail aleyhisselam´in iman ettiklerine ben de iman ettim diyebilir.> Bunun sebebi de, birinci söz, her yönden onun imaninin Cebrail aleyhisselam gibi oldugunu hatira getirir. Halbuki durum böyle degildir. İki iman arasinda fark vardir.

    İmam Azam, <el-Vasiyye> adli kitabinda söyle diyor: <Son iman, artmaz ve eksilmez. Cünkü imanin artmasi, ancak küfrün noksanlasmasi ile, imanin noksanlasmasi da küfrün cogalmasi ile tasavvur edilebilir. Bir sahsin bir durumda mümin hem de kafir olmasi nasil düsünülebilir? Mümin, gercek mümindir. Onun imaninda süphe düsünülemez. Nitekim kafirin küfründe de süphe yoktur. Cünkü Allahu Teala söyle buyuruyor: “İman edip hicret edenler Allah yolunda cihad yapanlarla, onlari barindirip kendilerine yardimda bulunanlar var ya, iste onlar gercek müminlerdir.”(Enfal, 8/74).

    “O kimseler ki Allah´i ve paygamberini inkar ederek kafir oldular, Allah ile peygamberlerinin arasini ayirmak isterler ve peygamberlerin bir kismina inaniriz, bir kismini inkar ederiz, derler. Ve böylece imanla küfür arasinda orta bir yol tutmak isterler. İste bunlar gercekten kafirdirler.”(Nisa, 4/150-151).

    <Ümmet-i Muhammed icinde Allah´a karsi isyanda bulunanlarin hepsi gercekten mümindirler, kafir degillerdir.>

    İmam azam bu sözü ile Allah´a karsi isyanin imana zid olmadigina isaret etmistir. Nitekim Ehli Sünnet vel Cemaat mezhebinin görüsü de böyledir. Haricilerle Mutezile ise bu görüse muhaliftirler. Onlara göre, Allah´a isyan ile iman birarada bulunamazlar. Biz ise bu durumu imanin kemaline hamlederek, isyan ile kamil iman bir arada bulunmaz diyoruz. Zira müminlerden tamamiyla kötülügü ve Allah´a isyani söküp atmak mümkün degildir, muhal gibidir. Allah Teala´nin:

    “Onlara Allah´in ayetleri okudugu zaman, imanlarini artirir.”(el-Enfal, 8,2) ayetinin manasi bize göre, imanlari yakin derecesi bakimindan artar, demektir. Yahut, bu ayetten maksat, inanilacak Kur´an ayetleri indikce imanin arttigi seklinde tevil edilmistir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem´e imanin artip eksilmesiden sorulunca:

    <Evet, iman artar, öyle ki sahibini Cennet´e sokar, Eksilir, öyle ki sahibini Cehennem´e sokar.> seklinde beyan buyurduklari hadis manasi, iman müminin güzel amelleri sebebiyle artar, ta ki onu Cennet´e önce götürür. Kötü amelleri irtikab etmesi sebebiyle noksanlasir, ta ki sahibini önce Cehennem´e, sonra da imani sebebiyle yine Cennet´e götürür, demektir. Nitekim Ehli Sünnet vel Cemaat Mezhebinin düsüncesinin geregi budur. Tasdik, insan icin kalb isidir. Yakin derecesinde kuvvet ve zaaf itibariyla artma ve eksilmeyi kabul eder. Sonra taat ve ibadet imanin meyvesi, yakinin neticesi ve kalbin irfan nuru ile nurlanmasidir. Allah´a isyan degildir. Zira Allah´a isyan kalbi karartir, Allah´a karsi olan sevgiyi zayiflatir. Allah Teala´dan afiyet ve güzel bir akibet isteriz. (İmam Azam Fikh-i Ekber Aliyyul Kari Şerhi Sf. 160-163/Yunus Vehbi Yavuz)

    İMANDA ARTMA-EKSİLME
    Ameli imanin parcasi ve rüknü sayan Hariciyye, Mutezile, Zeydiyye ve Selefiyye´ye göre iman, hem kemiyet (nicelik) hem de keyfiyet (nitelik) yönüyle artar ve eksilir. Bu durumda, islenen iyi fiilerle iman artar, günahlarla günahlarla eksilir. Zira Kur´an-i Kerim´de gecen bir kisim ayetler imanin artip eksildigini göstermektedir.

    “İman edenlere gelince (her inen süre) onlarin imanini artirir.”(Tevbe 9/124).
    “İmanlarini bir kat daha artirsinlar diye mü´minlerin kalplerine güven indiren O´dur.”(Feth 48/4).
    “Mü´minler ancak, Allah anildigi zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah´in ayetleri okudugunda imanlarini artiran ve yanliz Rabbleri´ne dayanip güvenen kimselerdir.”(Enfal 8/2).

    Ehli Sünnet kelamcilarina göre, imanin artip-eksilmesi konusuna iki yönden bakmak geerekir.
    1.İman, inanilmasi gereken hususlar (mü menün bih-iman esaslari) yönünden artmaz ve eksilmez. Cünkü bir kimse, iman esaslarindan Allah´a, kitablarina, peygamberlerine, ahirete inanip da mesela, meleklere inanmasa iman etmis sayilmaz, iman esaslarindan birini kabul etmeme durumunda iman gerceklesmemistir ki, artip eksilmesi söz konusu olsun. Herkes ayni seylere iman etmekle yükümlüdür. İnanilacak esaslar konusunda alimle cahil, peygamberle alelade bir mü´min, kadinla erkek arasinda hicbir fark yoktur. İmanin inanilacak seyler (kemiyet) acisindan artmasi ancak Asr-i Saadet´te konusu edilebilir.

    2.İman nitelik (keyfiyet) yönüyle artma gösterir. Kimisinin imani kuvvetli, kiminin zayiftir. Kiminin kamil, kiminin noksandir. Kimininki ilme´l-yakin seviyesindedir, kiminin de ayne´l-yakin veya hakka´l-yakin seviyesindedir. Yukarida anilan ayetlerde bu cesit bir artma ve eksilmeden bahsedilmektedir. Mesela, İbrahim (a.s.) ölüleri nasil dirilttigini göstermesini Allah´tan istemis, ayet-i kerimede buyuruldugu gibi Allah Teala´nin “inanmadin mi“ sorusuna, Hz. İbrahim “(Gözümle de görerek) kalbim tam yatissin (mutmain olsun) diye”(Bakara 2/260) cevabini vermistir. Böylece O´nun ayne´l-yakin derecesindeki imaninin ilme´l-yakin seviyesindeki önceki imanindan daha kuvvetli oldugu haber verilmistir.( Anahatlariyla İslam Akaidi ve Kelam´a Giris Sf. 52-54/Prof. Dr. A. Saim Kilavuz)

    İmanda ziyade ve noksan
    Şimdiye kadar verilen izahattan, imanin tasdikten ibaret oldugu, dil ile ikrarin ise sadece dünya ahkaminin yürütülebilmesi icin sart bulundugu anlasilmis oldu. O halde tasdikin mevcudiyetiyle iman tesekkül eder; bu imanda ziyade ve noksan (artma ve eksilme, azlik ve cokluk) düsünülemez. İ mam Şafii (r.h.) bu görüse muhalefet ederek amelleri imandan saymis ve amellerin artmasiyla imanin artmasina, onlarin eksilmesiyle de imanin eksilmesine hükmetmistir. Biz bu görüsü bir önceki bölümde reddetmistik.

    Cenab-i Hakkin <... imanlarini artrir...> (el-Enfal, 8/2) mealindeki ayet-i kerimesine gelince, bu nevi ayetlerin bir kac manaya gelmesi muhtemeldir. Bir defa, Peygamber aleyhisselam asrinda, iman mevzularin ayrintilari bakimindan ziyade ihtimali bahis konusu olabilir. Şöyle ki Asr-i Saadette her an bir ayet nazil oluyor, her an yeni bir hüküm vucud buluyordu. Böylece ashab-i kirama, aslinda icmali imanlarina dahil bulunan bu nevi ayet ve hükümlere ayri ayri iman etmek gerekir (ve iman maddelerinde bir nevi ziyade hasil oluyor) du. Saniyen, bahis mevzuu edilen ayetin, diger arazlarda oldugu gibi <teceddüd-i emsali (1)> bakimindan ziyadelesme manasi alinmasi mümkün olmakla beraber imanin bereket ve tesirinin artmasi ve nurunun parlamasi manasina da gelmesi ihtimal dahilindedir. Tevfika erdiren yanliz Allah´tir. (1)el-Kifaye´de söyle denilmektedir. (varak 89b):

    <Benzerlerinin devamli yenilenmesi yoluyla imanin ziyadelesmesi manasi da ihtimal dahilindedir. Cünkü imanin (insan nefesinde) devami ancak bu yolla düsünülebilir. Zira iman bir arazdir, araz iki zaman icinde devam edemez, onun devamliligi ancak benzerlerinin ardarda yenilenmesiyle mümkün olur.>(Nureddin Es-Sabuni Maturidiyye Akaidi Sf. 174.175/Prof. Dr. Bekir Topaloglu)




    İman, Fazlalik ve Noksanlik Kabul Eder Mi?
    Bu konuda da, imanin hakikati hakkindaki fikir ayriligindan dogan cesitli görüsler vardir.

    Hariciler ve Mutezile, ameli imandan bir cüz kabul ettiklerinden, amelin fazla veya noksan olmasiyla, imanin da noksan veya fazla olabilecegini iddia etmislerdir. Fakat amel imanin hakikatindan olmadigina göre, bu iddia da kabule sayan degildir.

    Yukarda mezheblerini izah ettigimiz Ehli Sünnet imam ve alimleri ise; amelin imanin aslindan bir cüz olmadigina inandiklarindan, <İman, fazlalik ve noksanlik kabul etmez.> demislerdir. Cünkü bunlara göre iman, tasdik manasina oldugundan, tasdik, ne hakikati, ne de ilgili oldugu seyler bakimindan, fazlalik ve noksanlik kabul eder.

    Cünkü tasdik, bir seye iz´an ve kabul ile kesin olarak inanmaktir. Tasdik, bu sekilde kesin ve tereddütsüz olmazsa, o, tasdik degil, zandir. Zan ve süphe ise iman ile bagdasamaz. O halde iman, asli ve hakikati bakimindan noksanlik veya fazlalik kabul etmez.

    İmam-i Azam bu hususu söyle izah etmistir:
    <İman ne artar ne de eksilir. Cünkü iman´in fazlaligi, ancak küfrün azalmasini, imanin azalmasi da, ancak küfrün artmasini tasavvur etmek suretiyle anlasilir. Bu ise, bir sahsin bir anda hem mü´min, hem de de kafir olmasini gerektirir. Bu ise batildir. Cünkü mü´min hakikaten mü´mindir. Mü´minin imaninda sek süphe bulunmaz. Nitekim <kafirin de küfründe tereddüdü yoktur.> demekte ve bu hususu ayetle beyan ve te´yid etmektedir.

    İman, taalluk ettigi ve ilgili oldugu sey bakimindan da artmaz ve eksilmez. Cünkü iman edilecek olan sey, Peygamberimizin getirdiklerinin tamamidir. Bunlarin hepsine inanmmayip da, bazisina inanilir, bazisina inanilmazsa, buna iman denmez.

    Hülasa: Ehli Sünnete ve Muhakkiklarin ekserisine göre iman, hakikati ve ilgili oldugu seyler bakimindan, fazlalik ve noksanlik kabul etmez.

    Fahreddin-i Razi de ayni kanaatte olmakla beraber, insanlarin, dinin kemalindeki <yakin> bakimindan olan <Ayne´l-Yakin>, <İlme´l-Yakin>´den <Hakka´l-Yakin> de <Ayne´l-Yakin>´den yüksektir. Bu yakin derecelerine göre insanlar ve imanlari derecelenir.

    Bu esasa göre imanda ziyade ve noksandan maksat; imanin kuvvetli veya zayif olmasidir.

    Bir kimsenin de imani bu manada daha kuvvetli veya daha zayif olabilir. Nitekim, mesela müslümanlardan herhangi birinin imaninin, Peygamber (s.a.v.)´in veya Hz. Ebu Bekir (r.a.)´in imani kadar tahkik ve yakin bakimindan kuvvetli olmadiginda ittifak vardir.

    İman´in kemalinden sayilan, ibadet ve iyi amelin fazla olmasi: imana kuvvet, noksan olmasi ise, zayiflik verir.

    Şunu da iyi bilmek gerekir ki; hakiki imana sahip olunmadan, cehennemde ebediyyen kalinmakta ve cennete girmek mümkün olmamakta ise de, ahiret azabindan kurtularak Allah´in rizasini kazanmak ve ebedi saadete ermek de, ancak Allah´a ibadet etmek, iyi amel islemek ve güzel ahlaka sahip olmakla mümkün olur.(İslam İnanclari Tevhid ve İlm-i Kelam Sf. 170-171/Dr. Ali Arslan Aydin)

    İman; Ne Artar, Ne de Eksilir.
    İmanin hakikati taatlarla artmaz, ziyadelesmez. Masiyetlerle de noksanlasmaz. Bu, amellerin imanin mahiyetinden cikmasinin bir feridir.

    Nitekim Fahreddin´i Razi´den nakl olundugu gibi. Bu Ebu Hanife (Radiyallahu Anh)´in ve ulemadan bircoklarinin İmam-i Haremeyn´inde mezhebidir. Cünkü o, cezm ve iz´an haddine varan bir tasdikin ismidir. Onda ziyade ve noksan tasavvur olunmaz. Cünkü ziddin ihtimalini gerektirir. Halbuki yakini tasdik, ona muhtemel olmaz. Halbuki imanin ziyadesi, küfrün noksan olmasini iktiza eder. Küfrün noksanligi ise küfrün ziyadeligini iktiza eder. Bu ise bir tek sahista muhaldir.

    Es´arilere göre ise -ki bu Şafii (Rahmetullahi Aleyh)´den hikaye olunmustur- iman artar ve eksilir.

    Mevakif Sahibi dedi ki: Hak olan tasdikin, kuvvet ve za´f yönünden ziyade ve noksani kabul etmesidir. Peygamberin ve ümmetinin imani gibi, yine bir delil ile iman edenin ve taklitcinin iman etmis olmasi gibi. Hatta mükasefata ve gözlemler neticesinde vasil olanin imani gibi.

    Allahu Teala İbrahim (Aleyhisselam)´dan hikaye ederek buyurdu ki: ”Fakat kalbimin mutmain olmasi icin..”(Bakara suresi; ayet: 260) demisti.

    Yakini; hakkel-yakin ve aynel-yakin ve ilmel-yakin kisimlarina taksim etmislerdir.
    Fakat Şerif Allame, “Muhtasar-i Adud Ala Iradeti Beyani muradihi” serhinin hasiyesinde, yakini seylerde kuvvet ve zaaf yönünden farkliligin olmayacagini tasrih etmistir. Zanli seyler ise böyle degildir. Hatirdan gecen sey, onun ziyade ve noksani kabil olmasi, onlarin katinda amellerin imana dahil olmasinin fer´i bir mesele oldugudur.

    Onlarin katinda hakikati insanlarin bilhassa müslümanlar bilmelidir ki; ameller imanin aslindan cüz degillerdir. Bilakis onun kemalinden cüzlerdir. Amellerin; imanin kemalinden bir cüz olmalari ise bizim ashabimiz katinda nefy olunmus degildir. Bilakis o ittifakla kabul edilmistir. O halde ayrilik, lafzidir.

    İmamimiz İmam Azam (Rahmetullahi Aleyh)´in Fikh-i Ekber´de tasrih ettigi acikladigi su husus bunu teyid eder.

    Gök ve yer ehlinin imani mü´minün bihin yani kendisine iman edilen yönünden ne artar, ne eksilir. Yakin cihetinden ise artar ve eksilir.

    O halde İmamin; ziyadenin olmamasindan muradi, ancak kendisine iman edilecek olan sey bakimindandir. Yoksa zatinin kuvvet ve za´fi cihetinden degildir. Zikr olunan meselelerden yazdigi sey, imanda kesin karar ve yakini´nin lazim oldugudur. Bu ise Şerh-i Mekaasid´daki seye müvafik (uygun) olandir.

    İtikadi konularda zanni seylere itibar yoktur. Nihaye Sahibi´nden nakl olunan su meseleye de müvafik olandir: İtikadi seylerde asil olan hakk-i yakinidir ki; onun muhalifi yakinen batil olur. Bu Allahu Teala´nin su kavlinin zahirine göredir:

    “Zan ise süphesiz gercegi ifade etmez.”(Necm suresi; ayet: 28).
    Bir de Allahu Teala´nin su ayetine bakalim:

    “Biz kiyamet nedir bilmiyoruz, (isimiz) ancak bir zandan ibaret.”(Casiye suresi; ayet: 32).

    Şunu tesrih etmislerdir (aciklamislardir) ki; kendisiyle birlikte (ziddin) ihtimali kalbe (hatira) gelmeyen zann-i gaalib; hakiki imandir. Taklidi iman ise hakikaten zanna racidir. Fikh-i Ekber Şerhi´nde zikredilmistir ki, meshura itikad, imana dahildir. Onun bundan muradi; onun zanna dair olmasidir.

    Zanni bazi itikadi meselelerde kifayet etmesinde ihtilaf yoktur. Rü´yet, tekvin sifati, bazi enbiyanin bazisi üzerine efdal olusu ve hatta sem´i ve basar sifatinin ve benzerlerini isbati meselesi gibi.

    Yine tasdiki imani ve tasdiki mizaniyi ayni kabul ettiler. Halbuki tasdiki mizani zanna da samildir, zanni da icine alir. Cünkü istidlal ve nazara lazim olan bazan zan olabilir. O halde hakkiyla ve etraflica düsünülmesi gereken bir meseledir.(Berika-Tarikat-i Muhammediyye Şerhi Hadimi Ct. 2. Sf. 32-33/Heyet)
    Konu ALI25 tarafından (02-03-2017 Saat 02:10 AM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Gönüllü Paylaşımcı ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2015
    Yer
    Almanya
    Yaş
    47
    Mesajlar
    50
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Cevap: İman Artar,Eksilir Mi?

    İman´in Artip Eksilmesi
    Bu hususta ehli sünnet arasinda ihtilaf lafzi bir ihtilaf olduguna göre her iki kesimin digerine karsi gösterdigi bir haksizliktan ve bundan dolayi ayriliga düsmekten baska hicbir sakincasi yoktur. Diger bir sakincasi da bunun yerilmis kelam ehline mensub Mürcie ve benzerlerinin bir takim bid´at görüslerinin, fasikligin ve masiyetlerin ortaya cikmasina sebeb teskil etmesidir. Cünkü bu tutuma sahip bir kimse; ben gercekten müslümanim, iman ve İslami kamil bir kimseyim, Allah´in velilerinden birisiyim, der ve isledigi masiyetlere aldirmaz. İste bu anlama gelecek sekilde Mürcie söyle demistir: “İman ile birlikte hicbir günahin o günahi isleyene bir zarari yoktur”, ancak bu görüsün kat´i olarak batil oldugu ortadadir.(el-Akidetu´t-Tahaviyye ve Şerhi İbn Ebi´l-İzz el-Hanefi Sf. 267.268/M. Besir Eryarsoy)

    İmanin Artip Eksilmesi
    Selef alimleri, imanin taat ile artacagini, günahlar ile eksilecegi konusunda icma ettiler. Buradaki eksilme, iman edilmesi gerekenler hakkinda kusku duymak veya bilmemek degildir. Zira bu bir tür küfürdür. Bu artma ve eksilme, iman edilmesi gereken hususun, bireydeki bilgi ile akil ve kalpteki belirginlik derecesidir. Nitekim, hepimiz üzerimize düsen görevleri yerine getirmeye calismakla birlikte, bizim kullugumuz ile Hz. Peygamber´in kullugu derece bakimindan farklidir.(El-İbane İmam Es´ari Sf. 150/Doc. Dr. Ramazan Bicer)

    İman Artip Eksilir Mi?
    İmam Ebu Hanife ve taraftarlarina göre iman artmaz ve eksilmez. İmam Şafii, ise iman artar ve eksilir demistir. İmam Şafii bu görüsünde, “İnananlar ancak o kimselerdir ki, her ne zaman Allah´tan söz edilse kalpleri korkuyla titrer ve kendilerine her ne zaman O´nun ayetleri ulastirilsa inanclari (artar) ve Rablerine güven beslerler”(el-Enfal 8/2) ayetine dayanmistir. Hz. Peygamberin “Eger Ebubekir´in imani ile ümmetin imani karsilastirilsa, Ebubekir´in imani daha agir basar”(Sahavi, el-Mekasidu´l-hasane, 1/555.)hadisi de konuyla ilgili bir referanstir. Ayni sekilde Ebu Hureyre, Enes b. Malik, Ebu Said el-Hudri ve Abdullah b. Abbas (r. anhum) Peygamber Efendimizin söyle buyurdugunu rivayet etmislerdir: “Kalbinde arpa tanesi kadar iman olan kisi, cehennemden cikar”(Buhari, “İman”, 33). Baska bir rivayette “zerre kadar” denilmistir. Bu veriler, imanin artip eksildigini göstermektedir.

    İmam Maturidi yolunda gidenlerin bu konudaki görüsü ise, iman tasdikten ibaret olup artma ve eksilmeyi kabul etmez seklindedir. Konuyla ilgili olarak “İmanlarina iman katsin diye” seklindeki ayette söz konusu edilen durum, sahabeyle ilgilidir. Cünkü Kur´an her an iyiyor ve indikce ona iman ediyorlardi. Bu ikinci tasdiklerine de inen ayet, ondan öncekine nazaran ziyadelik sagliyordu. Ayetin Maturidilere göre böyle bir anlam ilgisi yoktur. Cünkü vahiy kesilmistir. “İnananlar ancak o kimselerdir ki, her ne zaman Allah´tan söz edilse kalpleri korkuyla titrer ve kendilerine her ne zaman O´nun ayetleri ulastirilsa inanclari güclenir (artar) ve Rabblerine güven beslerler” ayetinin anlami ise, burada anlatilanlar, mü´minlerin sifatidir. Mü´minler Allah´a kulluk konusunda birbirinden farkli olup, iman hususunda aynidirlar. “İmanlarini arttirir” sözünden kastedilen ´yakin´ anlamidir. Ebubekir (r.a.) hadisinde ise, onun sevap alaninda bütün ümmetten ileride olduguna isaret vardir. Cünkü o iman konusunda ümmetin önüne gecmistir. Nitekim Hz. Peygamber(s.a.), “Hayra yol gösteren onu yapan gibidir” demistir. Öte yandan “Kalbinde arpa tanesi kadar iman olan kisi cehennemden cikar” mealindeki hadis, bazi rivayetlerde gecen “kalbinde iman olan cehennemden cikar” seklinde gelen rivayetler dogrultusunda yorumlamak gerekir.(Bahru´l-Kelam Ebu´l-Muin en-Nesefi Sf. 67.68/Doc. Dr. Ramazan Bicer)

    İMANIN ARTMASI-EKSİLMESİ
    İman, inanilmasi gereken hususlar, yani iman esaslari bakimindan artmaz ve eksilmez. Bir kimse inanilmasi gereken ilkelerin bütününe inanip tasdik etmedikce mü´min sayilmaz. Bu konuda bilginle, cahil, kadinla erkek arasinda bir fark yoktur.

    İman güclü veya zayif olma bakimindan farklilik gösterebilir. Cünkü kiminin imani güclü, kimininki zayif olabilir. Sadece isitme veya görmeye dayali inanma olabilecegi gibi, yasayarak ve gönülden duyarak inanma da olabilir. Nitekim Hz. İbrahim, inancini pekistirmek icin Allah´in ölüleri nasil diriltecegini anlamak istemis, “İnanmadin mi?” sorusuna, “İnandim, fakat (gözümle de görerek) kalbim tam yatissin diye..”(Bakara, 2/260) cevabini vermistir. Burada, onun imaninin, diriltmeyi gözle görünce daha da güclenecegi aciktir.

    Kur´an-i Kerim´in cesitli ayetlerinde imanin artabilecegi ifade edilir:
    “İman edenlere gelince (her inen sure) onlarin imanini artirmistir.”(Tevbe, 9/124) “İmanlarini bir kat daha artirmalari icin, inananlarin kalplerine huzur indiren O´dur.”(Fetih, 48/4) “Gercekten iman edenler, o kimselerdir ki, Allah anildiginda kalpleri ürperir. Allah´in ayetleri kendilerine okundugu zaman bu onlarin imanini artirir.”(Enfal, 8/2) Bu ayetler ve Hz. Peygamber (s.a.)´in yukarida zikrettigimiz Ammar İbn Yasir´in imaniyla ilgili hadis ve benzerleri imanin kalpte yerlesme gücünün farkli olabilecegini gösterir.(Delilleriyle İslam İlmihali Sf. 103/Prof. Dr. Hamdi Döndüren)

    İmanin Artip Eksilmesi
    İmani, kalbin ve benligin onayladigi ve baglandigi bir durum olarak kabul ettigimizde, bu baglilik ve onayin güclenmesi ve zayiflamasi yönünden de bir artis ve eksilmesi elbette mümkündür. Münafik karakterli kimselerde imanin azaldigi ve küfre yaklastigi görülür. Gercek mü´minlerde ise imanin artisi ve bagliligin güclenmesi, olgunlasmasi göze carpar. Kur´an´da bunu acikca görebiliriz: “Bir sure indirildigi zaman, münafiklar arasinda ´bu sure, hanginizin imanini artirdi?´diyenler vardir. İste o sure iman edenlerin imanini artirmistir ve bunu birbirlerine müjdelerler.”(9/Tevbe, 124); “Onlara bazi kimseler, ´insanlar size karsi birlestiler, onlardan korkun.´demislerdi de bu, onlarin imanini artirmis ve Allah bize yeter, O, ne güzel vekildir.´demislerdi.”(3/Ali İmran, 173); “Ve bu, onlarin ancak imanlarini ve teslimiyetlerini artirdi.”(33/Ahzab, 22); “Mü´mimler o kimselerdir ki, Allah anildigi zaman yürekleri ürperir, kendilerine Allah´in ayetleri okundugu zaman bu, imanlarini artirir.”(8/Enfal, 2); “Kitab verilmis olanlar iyice inansin, iman edenlerin imanini artirsin.”74/Mudessir, 31); “Allah onlarin hidayetini artirmis ve onlara takvalarini vermistir.”(47/Muhammed, 17); “Allah, onlarin küfürleri dolayisiyla lanetlemistir. Bu sebeble cok az inanirlar.”(4/Nisa, 46).

    İman muhteva (icerik) yönünden ise, yani iman edilmesi gereken hususlara parca parca peyderpey inanma gibi bir artis veya bunda bir azalma kabul etmez. Cünkü dogru iman, ancak tam teslimiyet ve bütünüyle kabul etmekle gecerli olur. Kismi iman, kismi küfür demektir. Bir kisimini inkar da tamamini inkar gibidir. İman edilmesi gereken unsurlar birbirine bagli bir bütündür. Dolayisiyla ya tam iman, ya da küfür var demektir. Küfrün az veya cok olmasi küfür olmasini degistirmez. “Siz Kitab´in bir kismina inanip bir kismini küfr (inkar) mi ediyorsunuz? Sizden böyle yapanin cezasi, dünya hayatinda zilet, kiyamet gününde azabin en siddetlisine ugratilmaktir.”(2/Bakara, 85) Hosuna giden seylere iman eden, hoslanmadigi ve zor gelen seyleri inkar eden, ancak arzularini ilah edinen menfaatperest kimsedir.(Müslümanin Akaidi Sf. 516.517/Ahmed Kalkan)

    İMAN ARTAR VEYA EKSİLİR Mİ?
    Ehli sünnetin üc mezheb imamina (r.a.), bu üc mezhebe tabi olan ilim adamlarina ve bütün kelam ve hadis alimlerine göre iman, ziyade ve noksan olabilir. Örnegin: Resulullah (s.a.v.) Efendimizin ve Ebu Bekir Es Siddik(r.a.)´nun imani herhangi bir müminin imani ile kiyaslanamayacak kadar fazla ve kuvvetlidir, imanin kemal ve fazlaliginda, amel ve ibadetin coklugu ve yüce mevlaya tam ve kamil manada inkiyad ve teslimiyetin etkisi büyüktür. Bu ana unsurlarin noksan ve zafiyeti ise, imana zafiyet etkisi büyüktür. Buna dair bir cok ayetin zahiren delalet ettigi aciktir.

    İmam Ebu Hanife (r.a.) ve ona tabi olanlara göre iman kalbi bir tasdik olmasi itibariyla fazlalik ve noksanlik kabul etmez, imam (r.a.) ´Fikhul Ekber´ adindaki eserinde söyle diyor: Sema ehlinin (meleklerin) ve yerdekilerin imani artmaz ve noksan da olmaz. Kesin inanc bakimindan fazlalik ve eksiklik vardir, iman ve tevhid bakimindan esit olan müminler, amel bakimindan birbirlerinden farklidirlar. Bu konu hakkinda ayetler tevil edilir.

    İmam Fahreddin Er Razi (r.a.) ve bir cok kelam alimleri diyorlar ki:
    “Bu konu hakkinda vaki olan ihtilaflar sadece sözdedir. Zira iman ziyade ve noksanligi kabul etmez diyenler -ki, bunlar Ebu Hanife ve etbaidir- hakiki imani kast ederler. İman ziyade ve noksanligi kabul eder diyenler -ki üc mezheb imami ve onlarin vasileridir- imanin semerelerini, parlayan nurunu ve kalbe verdigi aydinligi kast ederler. Bu itibarla imanin taatle artmasinda ve günah islemekle eksilmesinde süphe yoktur.”(El Milel vel Nihel, 1263.)

    İmam Gazali (r.a.) iman konusunda söyle diyor: “Eger dense ki selef ulemasi imanin eksik veya fazla olmadiginda ittifak etmistir. İbadetle fazlalasmadigi gibi günah islemekle de azalmaz, iman tasdikten ibarettir hükmü kabul edildigi takdirde, tasdikte eksiklik ve fazlalik tasavvur edilmez.

    Buna cevaben derim ki: Selef seriat sahibini, Resulullahi gören adil insanlardir. Onlarin sözlerinden hicbir ehli iman dönmez, onlar neyi söylemislerse dogru ve haktir. Ancak ihtilaf, selefin sözünü anlamaktan meydana gelmektedir. O söz de: Salih amel, imanin bir parcasi ve varliginin rükünlerinden olmadigina dair delil vardir. Salih amelin, iman esasina eklenen bir fazlalik oldugu muhakkaktir. Bu fazlalik var oldugu zaman iman artar, olmadigi takdirde de eksik olur. Artan da vardir, eksilen de vardir. Kendi nefsinde bir seyin artmadigi da muhakkaktir. Binaenaleyh insan gövdesinin üzerindeki basiyla artar denilmez. Ancak sakaliyla ve sismanligiyla artar denilebilir. Namaz rükü ve sucutla artar demek dogru olmaz. Ancak namaz, adab ve sünnetlerle artar, iste selef alimlerinin bu hükmü salih amellerden evvel imanin varligini acikca belirtmektedir, iman var olduktan sonra, salih amellerle artar ve tersiyle de eksilir.”(İhya. Cilt: 1, Sf: 559. (Arabca nusha) Cilt: 1, Sf: 90, Misir-1312.)

    Yukaridan beri yaptigimiz alintilardan ve mevcut naslardan anlasiliyor ki: İman, kalbin kesin ve süphesiz derecede yanliz tasdikinden ibarettir. Bununla beraber, Allah Teala´ya devamli ibadet ve itaat eden, zuhd ve takva sahibi bir kimse ile, o yüce yaraticiya isyan eden, nefsinin ve seytanin esiri olan fasik ve facirin imanlarinda-ki temizlik ve kuvvet, elbette ki ayni derecede degildir-, iman gibi büyük varligi muhafaza etmek icin, Allah Teala´nin emirlerine simsiki bir sekilde baglanmak, yasaklardan kesinlikle sakinmak lazimdir. Zira ulema ve muhaddislerin bir coklarina göre; salih ameller kamil imanin bir parcasidir. Her ne kadar dini bir emri tembellik ederek terk eden kimse dinden ve imandan cikmiyor ise de, imanin kemalini kaybeder, onu tehlikeye atmis olur. Allah Teala bizleri salih amel isleyen, günahlardan sakinan, kamil imana sahip olan kullarindan eylesin. Amin.(Ehli Sünnet Akidesi Sf. 51-52/Mehmet Caglayan)

    İmanin artmasi – eksilmesi
    Fikih, hadis ve kelam alimlerinden cumhurunun mezhebi, <iman, kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve organlarla icradir>, (tasdikun bi´l-cenan, ikrarun bi´l-lisan ve amelun bi´l-erkan), seklinde tarif ettiklerinden, Müellif Ömer Nesefi, bunu bunu redde isaret ederek dedi ki:

    <Amel ve taatler esas itibariyla (günbegün, anbean) artis gösterir. Halbuki iman ne artar ne de eksilir>

    Burada iki husus söz konusudur:
    1.Ameller iman (ve akide kavramin)´a dahil degildir. Cünkü yukarida da gectigi gibi imanin hakikati ve mahiyeti tasdiktir. Bunun diger sebebleri de sunlardir:
    a)Kur´an´da ve hadislerde amel imanin üzerine atfedilmistir. Misal: “İman eden ve iyi amel isleyen kimseleri Cennetlerimize koruz”(Nisa, 4/57). Atif, matuf ile matufun aleyhin baska baska olmalarini ve birinin öbürüne dahil olmamasini gerektirir. Bu husus kesindir.

    b)İman, amelin sihhatinin sarti kilinmistir. Misal: “Kim imanli oldugu halde iyi ameller islerse zulme ugramaktan ve hakkinin yenmesinden korkmaz”(Taha, 20/112); Enbiya, 21/94). Mesrut sarta dahil degildir. Zira bir seyin, kendisinin sarti olmasi imkansizdir. (Şartla mesrut arasinda bir ayrilik ve gayrilik vardir). Bu husus da kat´idir.

    c)Amellerden bazilarini terkedenlerin imanlarinin mevcut oldugundan bahsedilmistir. Misal: “Eger müminlerde iki grup birbirleriyle cenk yaparsa...”(Hucurat, 49/9). Yukarda da gectigi gibi, rüknü ve temel unsuru olmadan bir sey gerceklesmez, var olmaz. Bu da kesindir. (Birbirini öldürenlere mümin denildigine göre, haram olan adam öldürme fiili insani mümin olmaktan cikarmamaktadir, demektir).

    Asikardir ki, bütün bu izahlar, <amel ve taat, imanin hakikatinin ve mahiyetinin sartidir. Bunlari terkedene mümin denilmez>, diyenlere karsi delil olmak üzere ileri sürülebilir. Nitekim Mutezilenin (ve Haricilerin) görüsü budur. <Amel ve taat, imanin tam ve kamil olmasinin sartidir. Ameli ve taati terkeden imanin hakikatinin ve mahiyetinin disina cikmaz>, görüsünde ve mezhebinde olanlar icin yukaridaki izahlar delil diye öne sürülemez. Ameli, kamil imanin sarti olarak gören de İmam Şafii´dir. Mutezilenin tutundugu deliller; cevaplariyla birlikte daha evvel gecmisti.

    2.İmanin hakikati ve mahiyeti ne artar ne de eksilir. Nitekim daha evvel de gectigi gibi, <iman, cezm ve iz´an (kesinlik ve boyun egerek kabullenme) haddine ulasan kalbi bir tasdiktir>. Bu manadaki imanda fazlalik ve eksiklik tasavvur edilemez. Hatta, imanin hakikatini elde eden bir kimse, ister ibadet ve taat islesin, isterse günah islesin müsavidir, tasdiki hali üzere bakidir, esas itibariyla bu tasdikte bir degisiklik olmaz.

    (“Allah´in ayetleri okundugu zaman onlarin imanlari artar.”(Enfal, 8/2) mealinde olup da) imanin ziyadelesecegine delalet eden ayetler, Ebu Hanife (r.a.)´nin zikrettigi manaya hamlolunur, te´vil edilir. Şöyle ki: Sahabe Hz. Peygamber(s.a.)´e ve Kur´an´a esas itibariyla icmalen (toptan) iman etmisti. Sonra farz olan bir hükmün gelisini diger bir farz takib etmekte, onlar da bu farza özel olarak inanmakta idiler. (İcmalen anlatilan bir husus tafsil edilince, teferruata inanmak suretiyle imanlari fazlalasmakta idi). Ebu Hanife özetle demek ister ki, iman edilmesi farz olan hususlar arttikca iman da artar. Bu ise, Peygamber (s.a.)´in asrindan baska bir zaman icin düsünülemez. Fakat bu tartisilabilir bir konudur. Cünkü farzlarin tafsilatina (peyder pey) vakif olmak, Peygamber (s.a.)´in asrindan baska zamanlar icin de mümkündür. İcmalen ve özet olarak bilinene icmalen, tafsilatli olarak bilinene tafsilatli olarak iman etmek farzdir. Asikardir ki, tafsilatli olan iman (icmali olandan) daha fazla ve hatta daha da mükemmeldir. <İcmali iman, tasdik derecesinden asagi düsmez>, demeleri, imanin asli ile muttasif olma itibariyladir.
    (İmanin artacagina delalet eden ayetler hakkinda söyle de) denilmistir: İmanda sabit ve daim olma her an iman üzerine ziyadeliktir. Bu sözün de özeti sudur: Zamanin artmasiyla iman da artar. Cünkü iman arazdir, ancak emsalinin yenilenmesi suretiyle baki ve daimi olur. (Zira bir araz iki zamanda baki olmaz).

    Bu da tartisilabilir bir konudur. Zira bir sey yok olduktan sonra onun dengi olan diger bir seyin vucuda gelmesi, o seyde bir ziyadelik va fazlalik sayilmaz. Cismin siyahligi örneginde durum budur.

    Şöyle de denilmistir: İmanin artmasi meyvesinnin, nurundaki parlakligin ve kalb icindeki isigin ziyadelesmesi manasina gelir. Şüphesiz ki (bu manada iman) amellerle artar ve günahla eksilir.
    <Amel imandandir>, kanaatinda olanlara göre, imanin fazlalik ve eksiklik kabul edecegi aciktir. Bundan dolayi, imanin artmasi ve eksilmesi meselesi, amel ve taatin imandan bir parca olup olmadigi konusunun bir dalidir, denilmistir.

    Muhakkiklerden biri (olan Adudiddin İci)´nin kanaatina göre, <tasdikin hakikati ve mahiyeti fazlalik ve eksiklik kabul etmez>, kaidesi kabul ve teslim edilemez. Aksine tasdik, kuvvet ve za´f yönünden degisiklik gösterir. Zira kesinlikle bilinmektedir ki, Peygamber (s.a.)´in (Allah, melekleri...) tasdiki, ümmetten birinin tasdiki gibi degildir. Bundan dolayi (Hz. İbrahim, “Rabbim, ölüyü nasil dirilttigini bana göster”, deyince Hakk Teala <yoksa iman etmiyor musun, ya İbrahim>, demis iste o zaman) İbrahim (a.s.) <Evet iman ettim, ama kalbim tatmin olsun, diye bunu istiyorum> (Bk. Bakara, 2/260) demisti. (Ömer Nesefi Akaid Şerhi Taftazani Sf. 280-282/Prof. Dr. Süleyman Uludag)

    İmanin ziyade ve noksan olamayacagini bilmek gerektir
    Ziyade veya noksanlik fiilerde olur. İmanda ziyade veya noksan tasavvur olunamaz. Zira, eksik veya ziyade mahlukta caizdir. Eger caiz görüyorsa imanin mahluk olmasi gerekir ki büyük tehlikedir.

    Kur´an-i Kerim´deki <ziyade> lafzini müfessirler yakin ile tefsir etmislerdir. Bir de o, ilk devirde olan bir hadisedir. Cünkü Kur´an ayetleri nazil oldukca birer birer, hepsine ayri ayri inanilmaktaydi. Onun icin herkesin imani da artmaktaydi. Fakat, elhamdulillah simdi Kur´an´dan nazil olacak birsey kalmadi. Kur´an tamam oldu. Bundan sonra, imanda artacak birsey kalmadigina göre mü´minin yakini artar ve yakini arttikca da iman, kesb-i kuvvet eder.

    İmanin artmasini bekasiyla da tefsir edenler olmustur. Hanefi ulemasindan hic kimse, iman artar veya eksilir dememislerdir.

    Kur´an mahluk degildir ki bazan artsin ve bazan da eksilsin. İman da öyle degil mi?
    Binaenaleyh, Kur´andaki ayetleri kendi reyi ile tefsir edenler helaka giderler. Her yuvarlagi ceviz sanmak cok abestir. Zerre miktari imani olanin Cehennemden cikacagina dair varid olan haberlere karsi demisler ki iman <la ilahe illallah> dan ibarettir. Bu, degismez bir kanundur.

    Baksaniza, <la ilahe illallah kelimesi terazinin bir gözüne, yerler ve gökler de diger gözüne konsa kelime-i tevhid agir gelir> buyurulmustur.
    Yine, Cehennemden Peygamberlerimizin sefaatiyla, (la ilahe illallah) diyen herkes cikacaktir.
    Eger, imanda amel sart olsa amelsizlerin Cehennemde ebedi kalmalari lazim gelir. Bugün –dün de öyledir-- amelleri tam olan kac müslüman bulmak mümkündür?
    İmanda, insallah demek caiz degildir. İnsallah diyenlerin kasti baskadir. Son nefesteki hal mechuldur. Buna binaen demis olmalari muhtemeldir.

    İman, ziyade veya noksan olur demek de caiz degildir. Eger iman mahluktur derse küfürdür.
    Ebu Hureyre (R.A.)´den vaki rivayette, söyle buyurulmaktadir:

    -- <Bir takim insanlar gelip Resulullah Efendimiz´den imanin ziyade veya noksan olup – olmayacagini sordular; Resul-i Ekrem Hazretleri de: Ziyade veya noksan küfürdür. İman, ziyade veya noksan olmaz buyurdular>.

    Ömer b. Abdulaziz hutbesinde:
    -- <Eger, iman ziyade veya noksan olsaydi Cenab-i Peygamber mirac gecesinde ümmetine emrolunan elli vaktin bes vakte tahfifini istemezdi. Alti ay orucu bir olsun demezdi.>

    Binaenaleyh, iman artmaz ve eksilmez. (Ehli Sünnet Akaidi Sf. 76-78/Mehmed Zahid Kotku)
    Konu ALI25 tarafından (02-03-2017 Saat 02:13 AM ) değiştirilmiştir.

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04-24-2013, 12:01 AM
  2. İşten artmaz, dişten artar
    By Furkan in forum Ata Sözleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-10-2012, 12:39 PM
  3. İnsanın Parası Artıkça Düşmanıda Artar
    By Karani in forum Güzel Sözler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-29-2012, 09:35 PM
  4. İnsanın ilmiarttıkça korkusu artar
    By £laf in forum Serbest Bölüm
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-28-2012, 09:52 PM
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05-03-2011, 03:30 AM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379