Önemine binaen şefaat konusunda da özlüce bir bilgiye ihtiyaç vardır. Zira insanlardan bir kısmı, hakkında hiçbir delil olmadığı halde, yücelttikleri bazı kimselerin şefaat edeceğine inanarak, onlar ölmüş olsun veya diri olsun , kendilerinden şefaat isteyerek Allah'a şirk koşarken, birileri de şefaati hepten reddetmektedir.

ŞEFAAT
Şefaat; bir kimsenin başkası adına iyilik istemesi, cezanın kaldırılması için aracı olması demektir. Bu türden aracılıklar insanlar arasında sosyal olarak vaki olup, ayrıca insanların birbiri için Allah'a dua etmesi de şefaat olarak isimlendirilir.
Tevhid ve şirk konusunu ilgilendiren şefaat ise ahirette vuku bulacağına inanılan şefaatlerde söz konusu olmaktadır. Nitekim Kur'an-ı Kerimde müşriklerin putlarını şefaatçi kabul etmeleri kötülenmiş ve Allah'ın şefaat için izin vereceği müstesna şefaatçi kabul edilen bütün varlıkların put olduğu, bu inanışta olanların da putperest oldukları için ebedi cehennemliklerden olacakları bildirilmiştir.
Önemine binaen şefaat konusunda da özlüce bir bilgiye ihtiyaç vardır. Zira insanlardan bir kısmı, hakkında hiçbir delil olmadığı halde, yücelttikleri bazı kimselerin şefaat edeceğine inanarak, onlar ölmüş olsun, diri olsun fark etmez, kendilerinden şefaat isteyerek Allah'a şirk koşarken, birileri de şefaati hepten reddetmektedir. Birinci inanç ve amel şirk iken ikincisi inkardır, küfürdür. Çünkü gerek Kur'an ayetleri, gerek sahih hadisler gayet açık olarak şefaatin ahirette vaki olacağını bildirmektedir.
Şefaat Allah'ın affetmeyi dilediği kulları için bir sebeptir ki bu sebeple kullarından bir kısmını azaptan kurtarır, şefaat izni verdiklerini de bu makama eriştirip, günahkarlardan üstün tutarak taltif eder. Şefaatle ilgili ayet ve hadislerden anlaşılacağı üzere, şefaat müşrik ve kafir olanlar için değildir.
Şefaat Allah'ın günahını bağışlamayı dilediği cehennemde azap gören kulları içindir ki kullarının durumunu ve affedilmeye layık olanı en iyi bilen Allah'tır.

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنْ ارْتَضَى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ (28)

Allah onların geçmişlerini de bilir, geleceklerini de. Onlar ancak Allah'ın rızasına ermiş olanlara şefaat ederler. Onların hepsi de Allah korkusundan titrerler.

Şefaat edecek olan kimseleri ancak Allah bilir. Bir kimsenin şefaatçidir diye yüceltilmesi, onun şefaatine güvenilmesi ise Allah'ı terk etmek, O'ndan başkasına güvenmektir.
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمْ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاءُ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُمْ مَا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ (94)
Onlara şöyle denecek: "Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiklerimizi arkanızda bıraktınız. Allah'ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi yanınızda göremiyoruz. Andolsun ki, aranızdaki bağlarkopmuş, ilâh sandığınız şeyler sizden ayrılıp gitmiştir."

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلَاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللَّهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللَّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (18)
Onlar, Allah'ı bırakıp, kendilerine zarar ve fayda veremeyen putlara tapıyorlar ve: "Bunlar Allah katında bizim, şefaatçilerimizdir." diyorlar. Sen de ki: "Allah'ın göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz" Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzak ve yücedir.

Şefaat iznini adım diye iddia eden kimse hiçbir delil gösteremeyeceği bu sözü ile yalancıların en büyüğüdür ve ona aldanan kimseleri de hüsran beklemektedir. Şefaat izni ahirette verilecek ve şefaatçiler orada belli olacaklardır.

يَوْمَئِذٍ لَا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَانُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا (109)
O gün Rahman olan Allah'ın izin vereceği ve sözünden razı olacağı kimselerden başkasının şefaati fayda vermeyecektir.

Her ne kadar şefaatle ilgili hadislerde Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şefaat edeceğinden bahsetmişse de, kendisinin "Makam-ı Mahmud'a" eriştirilmesi için ümmetinin dua etmesini istemesi ile Allah'ın iznine dikkat çekmiş ve ümmetini Allah'a yalvarmaya, şefaat için Allah'a el açmaya teşvik etmiş kendisi de bu makamı dua ederek istemiştir.
وَمِنْ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا (79)
Gecenin bir bölümünde kalk ve senin için (beş vakit namaza) bir fazlalık olmak üzere teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni övgüye lâyık bir makama, (şefaat makamına) ulaştırır.[1]

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hayattayken hiç kimse kendisine, ahirette bana şefaat et demediği gibi onun vefatından sonra da hiçbir sahabe Ya Rasulallah bana şefaat et, şefaat Ya Rasulallah dememiştir. Çünkü şefaat asıl itibariyle Allah'a aittir ve Allah'tan istenir.
Ezan okunurken insanların söylediği "Aziz Allah, şefaat Ya rasulallah" sözü sünnette yeri olmayan bir bidattır. Ya rasulallah ey Allah'ın peygamberi demektir. Halbuki insanların çoğu "Ya Rasulallah" derken "Ey Allah'ım" dediğini zannetmektedir. Bu bilmemenin de bu bidattın yerleşmesinde etkisi olmuştur. Aslolan ezan okunurken müezzinin dediğini tekrar etmekve ezan bitince de ezan duasını okumaktır ki asıl şefaatle ilgili kısım bu duanın içindedir. Ezan duasında peygamberimizin seçkin bir makama (Allah'a hamd ederek şefaat izni isteme makamına) erdirilmesi için dua edilmesini Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) öğretmiştir. Fakat namaz kıldıran imamların bile terk ettiği bu sünnet unutulmuş, halkın dilindeki "aziz Allah, şefaat Ya Rasulallah" uydurması ezberlenmiştir. Her bidat bir sünneti iptal eder, insanlar ezan duasını da bu bidat söz yüzünden terk etmişlerdir.

Rasulullahın insanlar arasındaki yeri Allah'ın kulu ve Allah'ın mesajını onlara ulaştıran, o mesajı açıklayan bir elçi olmasıdır. Bundan öte yüceltmeler, onun mesajına da aykırıdır. Nitekim o, "Hrıstiyanların Meryem oğlu İsa'yı övmede aşırı gittikleri gibi, beni övmede aşırı gitmeyin, sadece Allah'ın kulu ve rasulüdür deyin." buyurmuştur. Bir defasında Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) e bir kişi Allah ve sen dilersen deyince "Beni Allah'a denk mi yaptın, Allah dilerse de" buyurmuştur. İşte tevhid peygamberinin kendi konumunu tarifi böyle iken ümmetin dinini ifsad eden nice deccaller vardır ki kendisinden şefaat istenmesinden ve Allah'a denk sayılmalarından son derece razıdırlar.

قُلْ لِلَّهِ الشَّفَاعَةُ جَمِيعًا لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ (44)
Deki: "Bütün şefaat Allah'a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra siz yalnız O'na döndürüleceksiniz."
Allah kullarından hiçbirinin şefaat edeceğine dair isim bildirmemiştir. Birilerinin peygamber torunu (seyyid) olduklarını bu sebeple şefaatçi olduklarını iddia etmeleri kendilerine tapılmak üzere boy göstermektir ki onlar sahte ilahlardır ve Kur'an onlara put demiştir. Put edinmenin gayesi manevi, tezahürü ise puta tapıcılık olarak cismidir. Her putun arkasında gücü kuvveti olduğuna inanılan fayda umarak yüceltmeye sebep olan bir inanç vardır. Yoksa insan ormanda yürürken rastladığı bir ağaca, dağda gördüğü bir kayaya tapmaz. Şefaati istenen kimselerin dirisi put iken, onların kabirlerine gidip dilenmek de o kabirde yatanı ilah edinmek, kabrini de put edinmektir. Allah'ın ölülere put ismini vermesi bu durumu isbat için yeterlidir. “Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır. Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.”


وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلَاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللَّهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللَّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (18)
Onlar, Allah'ı bırakıp, kendilerine zarar ve fayda veremeyen putlara tapıyorlar ve "Bunlar Allah katında bizim, şefaatçilerimizdir" diyorlar. Sen de ki: "Allah'ın göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz" Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzak ve yücedir.

وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمْ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاءُ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُمْ مَا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ (94)
Onlara şöyle denecek: "Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizde Allah'ın ortakları olduğunuiddia ettiğiniz şefaatçilerinizi yanınızda göremiyoruz. Andolsun ki, aranızdaki bağlarkopmuş, ilâh sandığınız şeyler sizden ayrılıp gitmiştir."
ŞEFAAT İÇİN DUA ETMENİN ÂDÂBI
Şefaati isterken Kur'an-ı Kerimde tehdit edilen müşriklerin tehlikeli durumlarına düşmemek için azami gayret sarfedilmeli, hem bu husustaki inançlar tashih edilmeli (sıhhate kavuşturulmalı) hem de kullanılan cümleler sahih inanca aykırı olmamalıdır. Bir insan kendisine ahirette Muhammed (Sallallahu aleyhi ve selem) in şefaat etmesini arzuluyorsa, Ya Rabbi kulun ve rasulün Muhammed'i şefaat makamına eriştir ve bana da onun şefaatini ulaştır demelidir. Ya da bütün şefaatleri kastederek, Ya Rabbi şefaat izni verdiğin her kimsenin şefaatini bana ulaştır demelidir. Şefaat isterken bir insandan veya melekten istemek şirktir, çünkü kimse Allah'tan bağımsız değildir ve kendi başına şefaat yetkisine sahip değildir.
وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِنْ بَعْدِ أَنْ يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضَى (26)


Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve hoşnut olduğu (şefaat olunacak) kimseler için şefaat izni vermedikçe onların (meleklerin) şefaati hiç bir fayda sağlamaz.
Şefaati bir kişinin ismini zikrederek istemek de kesinlikle doğru değildir, çünkü Allah'ın hakkında hiçbir delil indirmediği, şefaatçi olup olamayacağı belli olmayan birinin şefaatinin olduğuna inanmak yasaklanmıştır.
ا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنْ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَانِ عَهْدًا (87)

Rahman olan Allah katında söz almış olan kimselerden başkaları, şefaat hakkına sahip olamazlar.

Allah odur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O diri olup, daima yarattıklarını koruyup yönetir. Onu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde bulunanların hepsi O'nundur. O'nun izni olmadıkça huzurunda kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. Kullar ise O'nun dilediğinden başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun kürsüsü, saltanatı, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları koruyup gözetmek kendisine ağır gelmez. O çok yücedir, çok büyüktür.





Buhârî (ter. 6015)

Bakara Sûresi (Ayet 255) Yunus Sûresi (Ayet 3) Meryem Sûresi (Ayet 87) TaHa Sûresi (Ayet 109) Enbiya Sûresi (Ayet 28) Secde Sûresi (Ayet 4) Sebe Sûresi (Ayet 23) Zümer Sûresi (Ayet 44) Zuhruf Sûresi (Ayet 86) Necm Sûresi (Ayet 26) Müddessir Sûresi (Ayet 48) İsra Sûresi (Ayet 79) Hadis Kaynaklarını da açalım


Enbiya 28

En’am 94

Yunus 18

TaHa 109

la havle ve la kuvvete illa billah denecek kısmıda zikredip delillendirelim.

Ezandan sonra yapılan dua Tirmizi (211) Ebu Davud (523-529) İbn-i Mace 722
Allahüamme Rabbe hazihi’d da’veti-t tâmmeti ve’s salatil kâimeti, âte muhammedenil vesilete vel fazilete, makamen mahmudenillezi veadteh.
(Manası) Bu davetin ve ikâme olunan namazın Rabbi olan Allah vesileyi, fazileti ve vaat ettiğin Makam-ı Mahmudu (hamd edip şefaat isteme) makamını Muhammed'e (S) ver.




Zümer 44

Nahl Suresi (20-21)


Yunus 18

En’am 94

Necm 26

Meryem 87

bakara255