İslam dininde öncelik

Sual: Dinin emirlerini yapmak mı, yoksa dinin yasakladıklarından kaçmak mı önce gelir?
CEVAP
Dinimizde zararı yok etmek, fayda sağlamaktan önce gelir. Yanlış yapmamak, iyi yapmaktan önce gelir. Genelde birçok iyi işimiz unutulur, fakat bir kötü işimiz hiç unutulmaz, daima karşımıza çıkarılır. Ne kadar iyi iş yaparsak yapalım, bunlar görülmez, ama bir hata yaparsak, bu asla unutulmaz. Onun için, yanlış sözden, yanlış bakıştan, yanlış işten çok sakınmalıdır.
İslam hukukunu bildiren Mecelle’de, (Def-i mefâsid, celb-i menafiden evladır) deniyor. (Zararı yok etmek, fayda sağlamaktan önce gelir) anlamındadır. Birkaç örnek verelim:
Günahtan sakınmak, sevab kazanmaktan önce gelir. Yasaklardan, zararlardan kaçmak, iyi, faydalı şeyleri yapmaktan daha önce gelir. Mekruhtan sakınmak, sünnet işlemekten daha önce gelir. Haramdan sakınmak, farzı yapmaktan önce gelir.
Emir ile yasak bir araya gelince, yasaktan kaçmak önce gelir. Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek için, o emir terk edilir, yapılmaz. Mesela namaz kılarken necaseti temizlemek emirdir, başkalarının yanında avret yerini açmak ise yasaktır. Avret yerini açmadan temizleme imkanı yoksa, yasaktan kaçılır, yani avret yeri açılmaz. Emre uymak ise, sünnete, müstehaba, edebe uymaktan önce gelir. (El emrü fevkal edeb) buyurulmuştur. (Emre uymak, edebi gözetmekten önce gelir) demektir. Mesela, bir yere büyüklerden önce girmek edebe aykırıdır. Ama o büyük gir demişse hemen girilir. (Estağfirullah, önce siz buyurun) diyerek ona emir vermek çok yanlıştır.
Dünya sevgisini kalbden çıkarmadan Allah sevgisini koymak mümkün olmaz. Kalbine Allah sevgisini koymak isteyenin, haramlardan kaçarak dünya sevgisini kalbinden çıkarması gerekir. Kalbden dünya sevgisi çıkınca, Allah sevgisi kendiliğinden girer.
Bir de dinimizde, (Ehemmi mühimme tercih) prensibi vardır. Bu, daha önemli olanı, önemli olana tercihtir. Elzem yani daha çok lüzumlu olanı, lazım olana tercihtir. Mesela sünnet işlemek nafileye tercih edilir. Hazret-i Ömer, sabah namazını kıldırınca, cemaat arasında bir genci göremeyip sebebini sorunca, (O her gece nafile ibadet yapıyor. Belki sabahı kılınca uyumuştur) dediler. (Bütün gece uyusaydı da, sabah namazını cemaat ile kılsaydı, daha iyi olurdu) buyurdu. Görülüyor ki bir farzı yaparken, edeplerinden bir edebi yapmak ve bir mekruhundan sakınmak, zikir, fikir ve murakabeden kat kat daha kıymetlidir. Bunlar, o edebleri yapmakla ve mekruhlardan sakınmakla beraber yapılırsa, elbette çok faydalı olurlar. Fakat onlar olmadan, bir şeye yaramaz. Bunun gibi, bir lira zekât vermek, binlerce lira nafile sadaka vermekten daha iyidir. O bir lirayı verirken bir edebini gözetmek, mesela, yakın akrabaya vermek de, o nafile sadakadan kat kat daha iyidir.
Bunun için, önce Ehl-i sünnete uygun iman etmek, sonra haramlardan sakınmak, sonra farzları yapmak, sonra mekruhlardan sakınmak, sonra müekked sünnetleri, daha sonra da müstehabları yapmak lazımdır. Bu sırada, önce olanı yapmayanın, sonra olanı yapmasının hiç faydası olmaz ve önce olanı yapabilmek için, sonra olanı terk etmesi caiz, hatta vacib olur.
Evliya olmak için de, bunları yapmak lazımdır. Sırayla, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi iman etmek, sonra haramlardan sakınmak, farz olan ibadetleri yapmak ve salih olan müminleri sevmek lazımdır. İhlâsla yapılmayan ibadetin faydası olmaz, sevabı olmaz. İhlâs, her şeyi yalnız Allah rızası için yapmaktır. Mesela Tam İlmihal’de bildirilen, kendine farz olan ilimleri öğrenmek farz-ı ayndır. Bir müddet böyle farz-ı ayn ilim öğrenmek, bin sene nafile ibadetten üstündür. Çünkü nafile, denizin yanında damla bile değildir.

Farz-ı ayn ilimden bir şey öğrensen eğer,
Dünyanın hazinesi etmez bu kadar değer.