Bir Kıyamet Sahnesi

Kıyamet, kalkış, diriliş anlamına gelmektedir. Biz inanıyoruz ki, bir gün üzerinde bulunduğumuz şu yeryüzü ve hayatiyetimizi sağlayan şu gök sistemi fevkalade yıkımlar yaşayacak; kâinatın düzeni tamamen bozulacak, bütün canlı varlıklar canlılıklarını yitirecektir. Bu büyük olaydan sonra yepyeni bir solukla, bir kalkış ve diriliş vuku bulacak, sabah aydınlığı gibi taze bir başlangıç yaşanacaktır.

İşte bu, gerçekleşmesi kaçınılmaz olan, bilgisi Yüce Yaratıcının indindeki Büyük Kıyamet Günü'dür. İlâhi kitabın her fırsatta insanın gündemine taşıdığı, varoluşundan asla bağımsız görmediği zaman(saat)dır. Kıyamet dehşetle kopacaktır. Güneş dürülecek, ışığını kaybedecektir. Yıldızlar kararacak, gezegenler yerlerinden fırlayacak, gök yarılacaktır. Denizler fokur fokur kaynayacak, dağlar hallaç pamuğu gibi savrulacak, vahşi hayvanlar toplanıp gelecektir. Yerin derinliklerinde neler varsa, fışkırıp çıkacaktır...

Bütün bunlar, Kur'an'da bütün canlılığıyla tasvir edilen kıyamet tabloları. Hem öyle canlıdır ki bu tablolar, onları ibretle seyreden insan dehşete kapılmadan edemez. İçine derin bir korku dolar; koyu bir hüzün bulutu çöker yüreğine.

İşte, bir kıyamet sahnesinin ilk perdesi! "Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki bütün yeryüzü kıyamet günü O'nun avucundadır. Gökler de kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve çok yücedir." O gün Yüce Allah dilediği tasarrufta bulunur yeryüzünde. Artık yeryüzü, kendisine verilen rolü oynamış, milyonlarca yıldır sürdürdüğü deveranı tamamlamıştır. Eşsiz güzelliklerini ve akıllara hayranlık veren hassas dengesini yitirmiştir. Göklerin ince ayarı, yüce kudret eliyle kaybolmuş, ahenk bozulmuş, anarşi, sistemi yerle bir etmiştir.

Bu fevkalade olaylar yaşanırken, müthiş bir ses duyulur.Bu, İsrafil'in üflediği sûrun sesidir. "Ve sûra üflenmiştir. Göklerde kim var, yerde kim varsa, Allah'ın dilediği kimselerden başka hepsi çarpılıp yıkılmıştır." Kulakları sağır eden o sesle,artık canlılık sönüp gitmiş; asırlardır, eken biçen, savaşlar yapan, ölen öldüren, medeniyetler kuran, evler, saraylar, hanlar, hamamlar inşa eden, sevip sevilen, kederlenen neşelenen insanlık tükenip bitmiştir. En ufak bir fısıltı bile yoktur şimdi! Sessizlik, sessizlik, sessizliktir!

İkinci perde: "Sonra ona bir daha üflenmiştir. Bu defa da onların hepsi kalkmış bakıyorlardır." Bu ikinci üfürüşten sonra yüzyıllardır kabirlerinde uyuyanlar yerlerinden kalkmışlardır. Çürüyüp toz toprak olmuş, adları sanları çoktan unutulmuş, yeryüzünün doğusundan batısına metfun bulunan bütün topluluklar İsrafil'in nefhasıyla yeniden hayat bulmuşlardır. Sonsuz kudret sahibi Yüce Allah, bir solukta diriltmiştir milyarlarca insanı.

Yerinden kalkan insanlar, uykudan uyanmışlığın mahmurluğu içindedirler adeta. Birbirlerine bakar kalırlar. Büyük bir şaşkınlıktır ilk etapta yaşanan. Sonra kendi aralarında fısıltıyla konuşmaya, birbirlerine sorular sormaya başlarlar: "Eyvah bizi kim kaldırdı uyuduğumuz yerden? Bu, çok bağışlayıcı (Allah'ın) vaat ettiği gün! Meğer Peygamberler doğru söylemişler!"(Yasin 36/52) Bu bekleyiş bilemiyoruz ne kadar sürer; derken bir ses daha duyulur ve bütün insanlık Allah'ın huzuruna toplanıp getirilir(haşr).

Bu arada insanlar nerede toplanacaklardır; başından onca felaket geçmiş yeryüzü ne durumdadır? Güneş paramparça olup, yıldızlar, ay infilak ettiğine göre insanlar nasıl aydınlanacaktır? Bu, gerçekten önemli bir noktadır çünkü ısının ve ışığın kaynağı güneşin yokluğuyla ne müthiş bir soğuk, ne zifiri bir karanlığın olacağı havsalamıza sığmıyor. "Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanacaktır." Evet, göklerin ve yerin nuru/aydınlatıcısı Allah, nuruyla aydınlatacak kıyamet gününü. Yeryüzünün ve göklerin veçhesi ise tamamen değişmiştir o gün. Yeryüzü dümdüz olmuştur mesela, ne iniş vardır ne de yokuş. "O gün ki yer başka bir yere, gökler de (başka göklere) dönüştürülecektir. (İnsanlar) bir ve kahhar olan Allah'ın huzurunda toplanacaklardır." (İbrahim 14/48)

Düşünelim ki milyarlarca insan bir araya gelmiştir. Bir kargaşa, bir curcuna bir hercümerç olmalıdır değil mi? Ama yok, hiç biri yoktur. Derin bir sükut vardır sadece. Derin bir sükut ve müthiş bir korku: "O gün davetçiye -kendisine muhalefet etmeksizin- uyup izinden gideceklerdir. Çok esirgeyici (Allah'ın heybetinden) sesler kısılmıştır. Artık bir uğultudan başka bir şey işitmezsin." (Taha 20/108)

Yine süresini bilmediğimiz bir zaman zarfından sonra hesap başlayacaktır. Kur'ân-ı Kerim'in diğer ayetleri ve hadis-i şerifler bunu teferruatlı bir biçimde anlatırsa da burada gayet veciz ifadeler yer almaktadır: "Kitap konulacak, Peygamberler ve şahitler getirilecektir. (Allah'ın kulları) arasında hakkaniyetle hüküm verilecek ve onlar asla haksızlığa uğramayacaklardır."

Kitap yani amel defterleri açılır bir bir. Sonra "Oku amel defterini!" denir. Neredeyse küçük dilini yutar insan, şaşkınlıktan: "Bu nasıl bir kitap, der; büyük küçük ne varsa sayıp dökmüş!" Sonra hakikatin habercileri peygamberler huzura getirilir ve son nefeslerine kadar Allah'a kulluğa çağırdıklarına şehadet ederler. Bir mazereti kalmaz artık kulun. Dahası diğer şahitler de çağrılır huzura. Bunlar yazıcı meleklerdir. Bunlar, insanın uzuvları, elleri, ayaklarıdır. Ve belki insanın görüp dolaştığı toprak taş ağaç gibi canlılardır. Hepsi doğruyu dile getirirler bütün çarpıcılığıyla. Lehte veya aleyhte.

Sorgu suâl biter, insan zerre miskal zulme uğramaz. "Her kim ne yaptıysa (karşılığı) tamamen ödenecektir. Ne yapıyor idiyseler (zaten) O, çok iyi bilmektedir." Şimdi sıra mükafat ve cezadadır. Gün, herkesin amelinin, işlediğinin karşılığını göreceği gündür.

Üçüncü perde: "İnkâr edenler bölük bölük cehenneme sevkedilmektedir. Nihayet oraya vardıklarında cehennemin kapıları açılır ve bekçileri onlara: "İçinizden size Rabbinizin âyetlerini okuyan, bu gününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran Peygamberler gelmedi mi?" derler. Onlar da: "Evet geldi" derler. Fakat kâfirler üzerine azab kelimesi hak olmuştur." VaktiyleAllah'ı,Peygamberlerin tebliğlerini, ahiret gününü inkar edenler, bu gün müthiş bir pişmanlık içindedirler. Ancak dönüş yoktur geriye. Keşke diye iç çekerler bir taraftan, bir kez daha dönebilseydik yeryüzüne! Dönebilseydik de salih insanlar olsaydık! Ama hepsi nafiledir bu gün. Azap her taraflarından kuşatmıştır onları: "Ebedî olarak içinde kalmak üzere girin cehennemin kapılarından" denir (onlara). Bak, büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!"

Öte yandan muttaki müminler de cennetin yolunu tutmuşlardır. Fevc fevc olmuştur milyonlarca mümin. En önde Fahr-i kâinat Efendimiz vardır. Zira cennete ilk girecek olan O'dur. Sonra Allah'a yakınlığa, en yüksek mertebe ve makama erdirilmiş olan peygamberler, sıddıklar (mukarrabûn); imanlarında sadakat gösteren, erdem sahibi müminler (ebrâr), sonra diğerleri ... Peygamberler peygamberlerle, sıddıklar sıddıklarla, alimler alimlerle; her topluluk kendi grubuyla girecektir cennete. (İbn Kesir III, 231.) Müminler çok uzak yoldan gelmiş, çok çile çekmiş, mükafatı çoktan hak etmiş misafirler edasıyla karşılanacaklardır. "Rablerinden korkanlar da bölük bölük cennete sevk edilmektedir. Nihayet oraya vardıkları zaman cennetin kapıları açılır ve bekçileri onlara: "Selâm sizlere, hoş geldiniz! Artık ebedî kalmak üzere haydi girin oraya!" derler."

Yüz akıyla dünya imtihanını başarıp kurtuluşu ve cenneti hak eden müminin şükretmekten başka yapacağı ne kalmıştır ki artık? Şimdi tarifi imkansız bir mutluluktur yaşadığı. İçi içine sığmayan bir sevinçtir duyduğu. Ağzında hamd vardır sadece. Ağzında hamd, kalbinde hamd. "Onlar: "Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere varis kılan Allah'a hamd olsun. Cennette istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!" derler."

Şair o eşsiz anı yaşamış gibi bakınız nasıl anlatır:

Elini uzattı sofraya

Elini uzattı zeytine ve nara

Elini uzattı yeni aya

Hamd olsun dedi hamd olsun

Yeniden oldum hamd olsun

Bu dağdır hamd olsun

Bu yaz bu insan hamd olsun

Bizi yaratana

Sonra öldürüp

Yeniden yaratana

...

Hamd olsun

Dördüncü ve son perde: Aslında bu sevinç ve heyecan tüm varlık alemini sarıp sarmalamış gibidir. Hamd coşkusu dalga dalga yayılmış gibidir bütün kâinata. Melekler de bu hamd denizine gark olmuşlar; o coşkun sele katılmışlardır. "Meleklerin de arşın etrafını kuşatarak, Rablerine hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Artık halk arasında hak ile hüküm icra edilip "Âlemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun" denilmektedir." (Zümer Suresi 67-75. ayetler)


Kaynak: Altınoluk Dergisi, Haziran 2008
[Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir. Kayıt olmak için tıklayın]