VEDİA VE EMANETİN MAHİYETİ VE ÖNEMİ NEDİR

Önce "Vedia" ve "Emanet" kelimelerinin lugat manaları üzerinde duralım. Vedia; mutlak manada "bırakmak ve terketmek" demektir.(144) Emanet ise; masdar olarak "Eminlik, başkasının hak ve hukukuna riayet" manasına kullanılır. İslami ıstılahta: "Muhafaza edilmesi için; emin olarak bilinen bir kimseye teslim edilen mala vedia denilir"(145) tarifi esas alınmıştır. Genellikle vedia ile emanet aynı manada kullanılır. Fakat aralarında ince bir fark vardır. Mesela; rüzgar sonucu bir kimsenin evinin bahçesine, komşusunun bir eşyası düşse; aralarında akid olmadığı için, ev sahibinin nezdinde o eşya "Vedia" hükmünde değildir, fakat emanettir. Zira mü'minler; her hakkı, hak sahibine teslim etme hususunda emindirler. Türkçe'de "Vedia" kullanılmamış; genellikle "Emanet" kelimesi yaygınlık kazanmıştır. "Galat-ı Meşhur, lügati fasihten evladır" kaidesine uyarak, emanet kelimesini kullanalım. Esasen emanet; Allahû Teala (cc)'nın gerek kendi hukuku, gerekse bütün yarattıklarının hukuku ile ilgili tekliflerinin tamamına verilen bir isimdir. "Mü'minler emindir" derken; İslam'ın bütün emir ve nehiylerine, hiçbir mazeret ileri sürmeden tabi oldukları kasdedilir.
Emanet'in rüknü; serahaten yahud delaleten icab ve kabûlün gerçekleşmesidir. Emaneti koyan kimse: "- Sana emanet ediyorum, veya emanet koydum" diyerek icab'ta bulunur. Kendisine güvenilen kimse ise: "- Kabûl ettim, aldım veya bunların benzeri bir hükümle" kabul ederse emanet gerçekleşir. Örfen kabul de geçerlidir. Eşyayı koyduğu zaman susmak ve itiraz etmemek gibi!.. Şayet bu işe razı değilse: "- Ben emanet kabul etmiyorum" diyerek, durumu açıklığa kavuşturabilir. Serahaten ve delaleten hükmü, icab sahibi için de geçerlidir.(146) Emanet'in hükmü: Kendisine emanet konulan kimse üzerinde; emanet edilen şeyin korunmasının vacib olmasıdır.(147) Zira icab ve kabûl sonucu; taraflar arasında "Emanet Akdi" gerçekleşmiştir.
Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kendisine emanet konulup; ihanet etmeyen kimse, (Emanetin) zararını tazmin etmez"(148) buyurduğu bilinmektedir. Ancak ihanet ederse veya ihmal sonucu; emanet zayi olursa, ödemek durumundadır. İbn-i Münzir "Emanetçi, vediayı (Emaneti) muhafaza altına alsa, sonra da onun kaybolduğunu söylese, sözü yemin etmesi şartıyla kabul edilir"(149) hükmünde, icma bulunduğunu kaydeder. Hanefi fûkahası: "Herhangi bir kasdı veya kusuru olmadan; emanet eşya kaybolur, çalınır veya telef olursa, emanetçi bunu tazmin etmez. Eğer bu gibi hallerde ödemesi emredilirse; hiç kimse "Emaneti" (Vedia'yı) kabul etmez. Halbuki buna ihtiyaç vardır."(150) hükmünde müttefiktir. İmam-ı Malik (rha) "Emaneti kabul eden kimse; töhmet ve zann altında kalmaktan kurtulmalıdır. Bu da ancak ödemekle mümkün olur"(151) hükmünü zikreder.
Emanet (Vedia) belli bir ücret karşılığı teslim edilmişse; sakınılması mümkün olan bir sebeble, telef veya zayi olursa tazminat gerekir.(152) Ayrıca kendisine emanet bırakılan kimse; bu emaneti, kendisi ve ailesi vasıtasıyla muhafaza etmek durumundadır. Başka birisine (Ailesinin dışında) teslim eder ve emanet telef ve zayi olursa, tazmin etmek durumundadır.(153) Mecelle'de: "Müstevda (Kendisine emanet bırakılan kimse) kendi malını nerede hıfz ederse (Muhafaza ediyorsa) vedia'yı dahi orada hıfz edebilir"(154) hükmü kayıtlıdır. Esasen tıpkı kendi malı gibi muhafaza ederken kaybolursa; zararı ödemesi gerekmez. Nitekim İbn-i Münzir: "Emanetçi, vediayı (Emaneti) sandığında, dükkanında veya evinde kendisi korur iken telef olursa, ödemekle sorumlu olmaz"(155) hükmünde icma bulunduğunu kaydeder. Esasen akid sebebiyle; bizzat kendisinin koruması vaciptir. Aile çevresinin ihanetinden korkarsa; onlardan dahi, saklamak zorundadır.