Yeminin çeşitleri nelerdir

ayet-i Kerîme'de: "Allah sizi yeminlerinizdeki lağvden dolayı sorumlu tutmaz" buyurulmuştur. Dolayısıyla önce "YEMİN-İ LAĞV" üzerinde duralım. Esasen Hanefi fûkahası; Allahû Teala (cc) adına yapılan yemini üçe ayırmıştır. Birincisi: Yemin-i Lağv. İkincisi: Yemin-i Gamus. Üçüncüsü: Yemin-i Mün'akide'dir.(60)

YEMİN-İ LAĞV: Lağv yemin; hiçbir şer'i hükmü olmayan yemindir. Hz. Aişe (ranha) validemiz şöyle tarif etmiştir: "Lağv yemin, kişinin hiçbir kasdı olmaksızın "Vallahi böyledir" veya "Vallahi böyle değildir" demesidir. İbn-i Abbas (ra)'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Kişi zan üzere bir şeyin olacağına yemin eder ki gerçekten böyle değildir. Madem ki yemini yapan kişi; olan herhangi bir fiili zannı galip ile bildiğinden dolayı yapmaktadır ve bu iş hiç de onun sandığı gibi değildir. Bu yemin lağv yemindir. Çünkü o bu yemini kandırmak ve hile yapmak için yapmamıştır"(61) Molla Hüsrev: "Bu yemine "Lağv" denilmesine sebeb; ona itibar edilmediği içindir. Zira lağv; faydası olmayan şeyin adıdır. Bir kimse, faydasız birşey konuşsa "Lağv etti" denilir. Yemin-i Lağv; mükellefin doğru zannederek yaptığı, hakikatte doğru olmayan yeminidir. Nitekim yemin eden kimse, bardakta su görerek: "- Bardakta su vardır" diye yemin etse, fakat onun haberi yokken dökülmüş olsa, bu yemin lağv olur"(62) hükmünü zikreder. Sonuç olarak mükellefin; belirli bir bilgiye (Zann-ı Galibe) dayanarak yemin etmesi, fakat verdiği hükmün yanlış çıkmasıdır. Kat'iyyen aldatma ve hile kasdı mevcûd değildir. İslam ûleması; bu şekilde yemin edilmesini de, doğru bulmamıştır. Fakat mükellefin niyyetinin halis olmasını esas alarak ve ayette geçen: "Muaheze etmez" hükmüne dayanarak, afvedileceği umulur demişlerdir.

YEMİN-İ GaMUS:
Bir kimsenin yalan olduğunu bile bile ve kasden yaptığı yemindir. İnsanları aldatmak için; kendisi, aksinin sabit olduğunu bildiği halde, Allah (cc)'ın adını kullanarak yemin eden kimse "Gamus (Büyük, Günaha sokan) yemin" yapmıştır. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Bir kimse yalan yere yemin ederse, Allahû Teala (cc) onu cehennem ateşine koyar"(63) buyurduğu bilinmektedir. Bunun dışında Abdullah b. Amr b. As (ra)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (sav) bir bedevinin büyük günahlarla ilgili sualine cevap verirken, bunlar arasında "Yemin-i Gamus'u" da zikretmiştir. Bedevi, yemin-i gamus'un ne olduğunu sorunca Resûlullah (sav): "- Gamus yemin; müslümanın malını elinden almak için yapılan hileli yemine denir" buyurmuştur. Hanefi fûkahası: "Gamûs yeminin keffareti yoktur. Çünkü keffaret; günahların örtülmesi için, şer'i şerifin koyduğu hududlardır. Dolayısıylae keffaret; bir açıdan, ibadet hükmündedir. Yalan yere (ve insanları aldatmak için) yemin eden kimsenin günahı keffaretle örtülecek cinsten değildir. Tevbe ve istiğfar etmesi gerekir"(64) hükmünde ittifak etmiştir. İmam-ı Şafii (rha): "Gamus yeminde keffaret vardır. Çünkü onu kasıdla yapmış ve Allah'ın ismi ile bağlamıştır. Allahû Teala (cc)'nın isminin hürmetini çiğneme günahını kaldırmak için, keffaret vermesi gerekir" hükmünü zikreder. İbn-i Münzir: "Bir kimse, bilerek yalan yere yemin etse (Yemin-i Gamus), ona keffaret gerekmez. İmam-ı Şafii buna katılmaz ve günahkar olsa bile, onun keffaret vermesi gerektiğini söyler"(65) diyerek; İmam-ı Şafii (rha)'nin dışında,diğer müctehidlerin, yemin-i gamus'ta keffaret olmadığı hususunda ittifak ettiğini kaydeder!.. İmam-ı Kurtubi: "Fakihler, gamus yemin hakkında ittifak etmişlerdir. Fakihlerin cumhurunun ittifak ettiklerine göre bu (Gamus yemin); hile, yalan ve kandırma yeminidir. Bu bakımdan keffaret vermek de farz değildir" hükmünü zikreder. Sonuç olarak; İslam ûleması, yalan yere yemin eden ve insanları aldatan kimsenin, büyük bir günah işlediğinde müttefiktir.

YEMİN-İ MÜN'AKİDE:
ayet-i Kerîme'de: ".. Fakat kalblerinizin azmettiği (Akid yaptığınız) yeminler yüzünden (sizi) muaheze eder" hükmü beyan buyurulmuştur. Fûkaha: "Gerek yapmak, gerek yapmamak hususunda olsun, gelecekteki bir mesele üzerine yemin etmeye "Yemin-i Mün'akide" (Akid yapılmış yemin) denilir"(66) tarifini esas almıştır. Yemin-i Mün'akide; mahiyeti itibariyle dört kısıma ayrılır. Birincisi: İyiliği tamamlamak üzere yapılan yemindir. Emredilen bir ibadeti yapmak veya haram kılınan birşeyi yapmamak üzere yapılan yemindir. Esasen yemin etmese de; mükellef bu hususta mes'ûldür. Yeminle nefsini, daha da mes'ûl duruma sokmuştur. İkincisi: Yapılması caiz olmayan şeyi yapmak veya ibadeti terk etmek üzere yapılan yemindir. Böyle bir yemin (haramı irtikap sözkonusu olduğu için) caiz değildir. Üçüncüsü: Yemini bozup-bozmamak hususunda muhayyer kalan, fakat bozması hayırlı olan kimsenin yeminidir. Bu mahiyetteki bir yemini bozmak mendubtur. Dördüncüsü: Mübah olan birşey hakkında yapılan yemindir. Bu yemini muhafaza etmek daha evladır. Mebsut'da da böyledir.(67) Bir kimse ailesiyle ilgili bir yemin eder; bu yemin sebebiyle ailesi zarar görürse, yeminini bozarak keffaret vermesi gerekir. Zira Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Vallahi birinizin ailesi hususundaki (Ona zarar veren) yemininde ısrarı: kendisini Allah katında Allah'ın farz kıldığı keffareti vermekten daha günahkar yapar"(68) buyurduğu bilinmektedir. Ma'siyet üzere yapılan her yeminde; yemini bozup keffaret vermek müstehabtır. Bazen insan hislerine mağlup olarak; "Falan kimseyi, insanlar içerisinde rezil-rüsvay edeceğim, hem Vallahi, hem billahi" diyebilir. Bu çeşit bir yemin; mü'minlerin kardeşliğini tahrip edeceği için caiz değildir. Ayrıca: "Vallahi Ramazan ayında oruç yiyeceğim veya içki içeceğim" diye yemin eden bir kimse; derhal bundan derhal vazgeçmek zorundadır. "Vallahi Namaz kılmayacağım" veya "Vallahi Babamla konuşmayacağım" diyen kimse için de durum aynıdır. Bu gibi durumlarda yeminden vazgeçmek ve keffaret vermek gerekir.(69) Çünkü Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Bir kimse yemin edip; o yeminden başkasını (yani dönmeyi) daha hayırlı görürse; derhal hayırlı olanı yapsın (Yemininden vazgeçsin, bozsun). Daha sonra yemini için keffaret versin"(70) buyurduğu bilinmektedir.

Kur'an-ı Kerîm'de: "Allah, yeminlerinizin (keffaretle) çözülmesini size farz kılmıştır"(71) hükmü beyan buyurulmuştur. Dolayısıyla ibadeti terk veya ma'siyeti (Haramı) irtikap üzere yapılan yeminin derhal bozulması gerekir. Esasen mü'minler mümkün mertebe, yemin etmemeye gayret etmelidirler. Feteva-ı Hindiyye'de: "Allah adı ile yemin etmek mekrûh değildir. Fakat az yemin etmek, çok yemin etmekten daha evladır"(72) hükmü kayıtlıdır. Mecbur kalınmadığı süre içerisinde yemin etmemek esastır. Dil alışkanlığı teşekkül etmişse; yeminine "İnşaallahu Teala" sözünü ilave etmelidir. Zira Resûl-i Ekrem (sav): "Bir kimse yemin edip, inşaallah dese, şüphesiz ki o kimse istisna yapmıştır. Bir kimse istisna yapsa, ona yemininden dönmek yoktur, keffaret de yoktur. Lakin ittisal (Birbirine bitişik olması) gerekir"(73) buyurduğu bilinmektedir. Bu rivayet Abdullah İbn-i Mesûd, Abdullah İbn-i Abbas ve Abdullah İbn-i Ömer (ranhüm)'den mevkûfen ve merfûan gelmiştir. Bilindiği gibi her üçü de; fakih olan sahabedendir. Ancak ayrı olarak söylenirse, istisna meydana gelmez.