Namaz ve abdestin şartlarına uygun ibadet yapmak sesli anlatım - sesli sohbet dinle
[MP3]http://www.mehmetalidemirbas.com/Ses/Sartlarina_Uygun_Ibadet.mp3[/MP3]
Sual: Namazın, abdestin şartlarına uymayan bazıları, (Ben yapayım da, Allah kabul eder. Başkaları hiç kılmıyor ya...) diyor. Bu, doğru mu, böyle ibadeti Allah kabul eder mi?
CEVAP
Hayır, doğru değildir. Gelişigüzel ibadet olmaz. Keyfimize, aklımıza göre yahut kolayımıza geldiği gibi ibadet yapamayız. Dinimizin bildirdiği şekilde ibadet etmeli. Kulun vazifesi, kendi aklına değil, dinin emrine uymaktır. İbadet, kulluk da, bu demektir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İnsanlar, yok iken sonradan yaratılmış, zayıf, muhtaç, ayıplı ve kusurludur. Allahü teâlâ ise, sonsuz vardır. Ayıplardan, kusurlardan, uzaktır. Bütün üstünlüklerin sahibidir. İnsanların, Allahü teâlâya, hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce Allah’ın şanına yakışacak bir şükür yapabilir mi? Çünkü çok şey vardır ki, insanlar onları, güzel ve kıymetli sanır. Fakat Allahü teâlâ, bunları kötülük bilir ve beğenmez. Saygı ve şükür sandığımız şeyler, beğenilmeyen, bayağı şeyler olabilir. Bunun içindir ki, insanlar, kendi kusurlu akılları, kısa görüşleri ile, Allahü teâlâya karşı şükür, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükretmeye, saygı göstermeye yarayan vazifeler, Allahü teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler, kötülemek olabilir.

İşte, insanların Allahü teâlâya karşı, kalb, dil ve beden ile yapmaları ve inanmaları lazım olan şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine, (İslamiyet) denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibadeti, Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünkü insanların iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslamiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir. (3/17)

Her Müslümanın kendisine lazım olan ilmihal bilgilerini, doğru yazılmış, nakli esas alan bir ilmihal kitabından öğrenmesi gerekir.

Üç hadis-i şerif meali şöyledir:
(İlimden bir mesele öğrenmek, dünyadaki her şeyden kıymetlidir.) [Taberani]

(Bir kimse amel etmese de, ilimden bir mesele öğrenirse, bin rekat [nafile] namazdan efdal olur. Eğer öğrendiği ilim ile amel eder veya bunu başkasına öğretirse hem bunun sevabını alır, hem de kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabını alır.) [Hatib]

(Bilerek yapılan az bir ibadet, bilmeyerek yapılan çok ibadetten daha iyidir.) [Şir’a]

Elini veren kolunu alamaz
Sual:
Bazen nefsimize uyarak, sünnetleri terk etsek, mekruh işlesek, zararı ne olur?
CEVAP
Bir ihtiyaç veya zaruret olmadıkça, sünnetler terk edilmez, mekruh işlenmez. Zaruret varsa, (Zaruretler yasak olan şeyleri mubah kılar) hükmüne göre, sünnet terk edilebilir, mekruh işlenebilir. Yani, başka hiçbir çare yoksa, haram olan bir şeyi zaruret miktarı işlemek ve farzı, zaruret ortadan kalkana kadar terk veya tehir etmek caiz olur. Fakat, geçerli bir mazeret yok iken, sırf nefsimize ağır geliyor diyerek, sünnetleri terk edip, mekruh işlememelidir. Nefse mağlup olmayıp, bilakis üstüne gitmelidir. Küçük tavizler, sonra daha büyük felaketlere sebep olabilir. Elini veren, kolunu alamaz.

Abdullah ibni Mübarek hazretleri buyuruyor ki:
Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşeklik de, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da, marifete, yani Allahü teâlânın rızasına kavuşamaz. (F.Bilgiler)

Mekruh işlemek de böyledir. Genelde, mekruh tek başına söylenince, tahrimen mekruh anlaşılır. Bu ise, harama çok yakındır. Nasıl farzı terk etmek haram ise, vacibi terk etmek de tahrimen mekruh olur. Bir ihtiyaç olmadıkça, tenzihi de olsa, mekruhtan sakınmaya çalışmalı. Mekruh, kerih olan, yani çirkin, beğenilmeyen şey demektir. Mekruh işlemeye alışan kimseye, zamanla haram işlemek de normal gelmeye başlar. (Alışmış, kudurmuştan beterdir) denilmiştir. Ayrıca, küçük günaha devam etmek, büyük günah olur. Büyük günaha devam etmek ise, insanı küfre kadar götürür.

Birkaç hadis-i şerif meali:
(Günahların küçük görüneninden sakının! Bunlar toplanınca sahibini helak eder. Bu şuna benzer ki, bir kavim bir vadiye iner, çerçöp, odun ne bulurlarsa toplayıp getirirler. Böylece koca bir yığın olur. Bunu yakıp ateşinde yemek pişirirler. İşte küçük görünen günahlardan hesaba çekilen de, helak olur.) [Taberani]

(Uçurumun kenarında dolaşan, her an uçuruma yuvarlanabilir.) [Buhari]

(Mümin, günahını dağ gibi görüp, üstüne düşeceğinden korkar. Münafık ise, burnunun üstüne konan ve hemen uçacak sinek gibi görür.) [Buhari]

Namaza mani olan işte hayır yoktur
Sual:
Toplantılarda, kitap okumalarda, sohbeti yarıda kesmemek için, akşam veya yatsı namazını geciktirerek mekruh vakte bırakmak caiz olur mu?
CEVAP
Hayır, caiz değildir. Ne olursa olsun, namaza mani olan hiçbir işte hayır yoktur. Akşam namazını yarım saat sonraya, yatsı namazını da gece yarısından sonraya bırakmak tahrimen mekruhtur. Maliki’de de yatsıyı gecenin üçte birinden sonraya bırakmak caiz değildir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Bir edebi gözetmek ve tenzihi olsa bile, bir mekruhtan sakınmak, zikirden ve tefekkürden daha faydalıdır. Tahrimen mekruhtan sakınmanın faydasını buradan anlamalıdır. O halde tahrimen mekruh olarak kılınan namazları kaza etmelidir. İmam-ı azam hazretleri, abdestin edeblerinden bir edebi terk ettiği için, kırk yıllık namazı kaza etmiştir. (1/29)

Hâlbuki edebi terk etmek mekruh da değildir. Demek ki, abdest alırken, namaz kılarken, edeblerine de riayet etmeye çalışmalıdır. Hele mekruh işlemek, hiç caiz olmaz.

Namazı doğru kılmak
Sual:
Doğru namaz kılmak çok önemli ki, bir hadis-i şerifte, (Beş vakit namazı doğru kılana, her gün için bin şehid sevabı verilir) buyuruluyor. Namazı doğru kılmak nasıl olur?
CEVAP
Namazın doğru olması için şu şartlara riayet etmek gerekir:
1- Ehl-i sünnet itikadında olmak. Bid’at ehlinin kıldığı namaz sahih olsa da kabul olmaz. Yani doğru namaz olamaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Bir bid’at ehlinin namazı, orucu, haccı, umresi, cihadı, tevbesi, farzı, nafilesi ve hiçbir iyiliği kabul olmaz.) [İbni Mace]

O halde, Ehl-sünnet itikadında olmalı ve bid’at işlemekten çok sakınmalıdır. Bid’at işlenerek kılınan namaz doğru namaz olmaz.

2-
Haramlardan sakınmak. Haramlar çeşitli şekilde işlenir. Elle, dille, gözle, kulakla, ayakla, kalble, mideyle ve elbiseyle olabilir.

Elle:
Haramlara uzanıyorsa,

Dille:
Yalan, gıybet gibi haramlar işliyorsa,

Gözle:
Harama bakıyorsa, kâinata ibretle bakmıyorsa,

Kulakla:
Çalgı veya gıybet gibi günahlar dinleniyorsa,

Ayakla:
Günah işlenen yerlere gidiliyorsa,

Kalbde:
Kin, haset, kibir, suizan, riya gibi kötü huylar varsa,

Mideyle:
Haram şeyler yenilip içilmişse, [Bir hadis-i şerifte, (Bir lokma haram yiyenin kırk günlük
güzel ameli kabul olmaz)
buyuruldu. (Taberani)]

Elbiseyle:
Bir elbisenin sadece bir düğmesi veya bir ipliği haram olsa, bu elbiseyle kılınan namaz kabul olmaz.

3-
İhlâsla kılmak. Yani sırf Allah rızası için kılmalı, riya karıştırmamalıdır.

4-
Namazın doğru olması için, farzına, vacibine, sünnetine, müstehabına, edebine de riayet etmek gerekir.

5-
Namazın doğru olması için guslün ve abdestin de doğru olması şarttır. Abdest ve guslün doğru olması için de, bunların farzına, vacibine, sünnetine, müstehabına, edebine riayet etmelidir.
Bu beş maddeye riayet edilirse, namaz doğru kılınmış olur.