Yusuf Aleyhisselam hakkında sesli anlatım - sesli sohbet dinle
[MP3]http://www.mehmetalidemirbas.com/Ses/Yusuf_Aleyhisselam.mp3[/MP3]
Sual: Yusuf aleyhisselamın başına kardeşleri yüzünden çok sıkıntı gelmiş. Nasıl oldu?
CEVAP
Hazret-i Yusuf ile kardeşi öksüz kalınca, babaları Yakub aleyhisselam onlarla daha çok ilgilendi. Diğer kardeşleri, onları kıskanmaya başladı. Babası, Yusuf’u, küçük olduğu için, halasının yanına bıraktı. Ama ayrılığına dayanamayıp istedi. Halası ise, Yusuf’tan ayrılamıyor, onun bereketlerinden mahrum kalmak istemiyordu. Dedesi İbrahim aleyhisselamdan kalan kuşağı, Yusuf’un uyuduğu sırada gömleğinin içine bağladı. Yakub aleyhisselam gelip, kız kardeşini çok üzgün gördü. Sebebini sorunca, kuşağın kayıp olduğunu söyledi. Aradılar, bulamadılar. Yakub aleyhisselamın arzusu üzerine, Yusuf’un üzeri de arandı. Kuşak orada bulundu. İbrahim aleyhisselamın dinine göre, bir şeyi çalan, mal sahibine bir süre hizmet ederdi. Yakub aleyhisselam, onu bir müddet daha halasının yanında bıraktı.

Bir gün Hazret-i Yusuf, babasına gördüğü rüyayı anlattı. "Onbir yıldız, güneş ve ay bana secde etti" dedi. Yakub aleyhisselam dedi ki: (Oğulcuğum, rüyanı kardeşlerine anlatma! Sana kötülük yapar, tuzak kurarlar. Şeytan, insanın elbette apaçık düşmanıdır.)

Kardeşleri, "Ya Yusuf’u öldürürüz veya onu çok uzak bir yere bırakırız" diye düşündüler. Yusuf’u gezmeye götürmek için, babalarından izin istediler. Yakub aleyhisselam, rüyasında on kurdun Yusuf’a hücum ettiğini gördü, kardeşlerinin Yusuf’a bir şey yapmalarından korkmaya başlamıştı. Oğullarına, "Onu götürmeniz beni mahzun eder. Siz ondan habersiz iken onu kurt yemesinden korkarım" dedi. Onlar da "Biz kuvvetli kimseler iken, onu kurda yedirirsek, bize yazıklar olsun" dediler.

Babalarından izin alıp pikniğe gittiler. Hazret-i Yusuf’u kuyuya attılar. Gömleğini, kana bulayıp getirdiler. Eve yaklaşırken, yalancıktan ağlamaya, feryat etmeye başladılar.

Hazret-i Yakub, bunları işitip dışarı çıktı, hepsini üzüntülü görüp (Ne oldu, Yusuf nerede?) dedi. Onlar da kanlı gömleği gösterip (Yarış edecektik, Yusuf’u da eşya ve elbiselerimizin yanına bırakmıştık. Onu kurt yemiş) dediler. Hazret-i Yakub inanmadı. (Nefsiniz sizi aldatıp böyle bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen sabr-ı cemildir) dedi.

Yakub aleyhisselam, oğlunun kanlı gömleğini yüzüne gözüne sürdü. Gömlekte hiç yırtık olmadığını görünce, "Kurt Yusuf’uma karşı sizden fazla şefkatli imiş. Vallahi böyle yumuşak kurt görmedim. Oğlumu yemiş de, sırtındaki gömleğini hiç yırtmamış" dedi. Onu kurdun yemediğini anlamıştı.

Hazret-i Yusuf’un atıldığı kuyunun yanına bir kervan geldi, içlerinden biri, kovayı kuyuya saldı. Hazret-i Yusuf kovaya yapışıp dışarıya çıkınca, o kimse, "Müjde, bir genç" dedi. Onu bir ticaret malı olarak sakladılar. Kervancılar, Hazret-i Yusuf’u Mısır’a götürüp köle pazarına çıkardılar. Alıcı çoğalınca, fiyatı çok yükseldi. Yüzündeki nurdan dolayı herkes onu satın almak istiyordu. Mısır hükümdarı Reyyanın Maliye bakanı Aziz, onu satın aldı. Eve varınca hanımına dedi ki: (Ona izzet ve ikramda bulun, belki, bize faydası olur. Yahut onu evlat ediniriz.)

Aziz’in hanımı Zeliha [farsçası Züleyha], gençti. Aziz ise iktidarsızdı. Hazret-i Yusuf’un akıllara durgunluk veren güzelliği, yüzünde parlayan peygamberlik nuru herkesi hayran bırakırdı. Bu hâl, Zeliha’nın ona aşık olmasına yol açtı. Çok süslenmişse de, Hazret-i Yusuf hiç iltifat etmedi. Zeliha, bir gün kapıları kapayıp, Hazret-i Yusuf’un üstüne yürüdü. Hazret-i Yusuf, bu işin çirkinliğini bildiği için kapıya doğru kaçtı. Zeliha peşinden koştu. Ona yetişince, arkasından gömleğini yakalayıp çekti. Gömleğin arkası yırtıldı. Bu halde kapıdan çıkınca, Aziz ile karşılaştılar. Zeliha, Azizi görünce, "Senin hanımına kasdedenin cezası ne?" dedi. Sonra da kocasının onu öldürmesinden korkup cevap vermesine fırsat vermeden, "Onun cezası, hapse atılmak veya dövülmektir" dedi. Kısa bir müddet cezalandırılmasını istiyordu.

Zeliha’nın akrabası hakime durumu anlattılar. O dedi ki: "Eğer Yusuf’un gömleği önünden yırtılmışsa, Zeliha haklı, arkasından yırtılmışsa, Yusuf haklı" dedi. Beşikteki bir bebek de aynı şeyi söylemiştir. Neticede Hazret-i Yusuf’un haklı olduğu anlaşıldı.

Bu olay, Mısır eşrafının hanımları arasında yayıldı. Zeliha’nın bir köleye gönül vermesini çok ayıpladılar. Zeliha, mazur olduğunu göstermek için, bir ziyafet tertip etti. Bu kadınları da davet etti. İkram edilen meyveleri bıçakla kesip yemeye başladılar. Zeliha, Hazret-i Yusuf’a, kadınlara görünmesini söyledi. Hazret-i Yusuf, Zeliha’dan çekindiği için, itiraz etmedi. Hazret-i Yusuf’u gören kadınlar, cemalinin heybeti, güzelliği karşısında kendilerinden geçip bıçakla ellerini kestiler. Hazret-i Yusuf için, "Bu kerim bir melektir" dediler. Zeliha, "İşte şimdi sizin benden daha çok ayıplanmanız gerekir. Onu bir defa görmekle kendinizi kaybedip ellerinizi kestiniz de farkında olmadınız" dedi.

Zeliha, Hazret-i Yusuf’tan ümidini kesince, kocasına, "Beni rezil eden bu köleyi hapset" dedi. Aziz, dedi-kodunun son bulması için onu zindana attırdı. Uzun zaman zindanda kaldı.

Mısır hükümdarı, acayip bir rüya gördü. Bütün rüya tabircilerini topladı. Hepsi de bunun tabirini bilmediklerini söylediler. Hazret-i Yusuf’un zindan arkadaşı olan şerbetçi, hükümdara, "Zindanda ilmi çok, salih biri vardır. Rüyanızın tabirini ancak o bilir" dedi. Hükümdarın izni ile zindana gidip dedi ki: (Ey Yusuf, ey sıddık, yedi zayıf ineğin, yedi semiz ineği yediği, yedi kuru başağın da yedi yeşil başağı yok ettiği şeklinde görülen rüyanın tabiri nedir?) [Yusuf 46]

Şerbetçi, Hazret-i Yusuf’un tabirini anlatınca, hükümdar tabiri beğenip "Onu bana getirin" dedi.

Hazret-i Yusuf, hükümdarın çok hoşuna gitti. Onu kendisine müsteşar tayin etti. (Yusuf 54)

Hazret-i Yusuf dedi ki: "Bolluk senelerinde çok ekip, ekinleri sap ve başakları ile beraber anbarlara koyun. Hem ekinler bozulmaz, hem de saplar, hayvanlar için yem olur. Kıtlık zamanı civar yerlerden, yiyecek almak için gelirler. Yiyecekleri satarak devlet hazinesi mal ile dolar."

Bu tavsiyeler hükümdarın çok hoşuna gitti. "Bu hususta bana yardımcı gerekir" dedi. Hazret-i Yusuf (Bu işi ben hakkıyla yaparım) dedi. (Yusuf 55)

Aziz ölünce, hükümdar, Hazret-i Yusuf’u Maliye bakanı yaptı. Mücevherlerle dolu hazinelerin anahtarlarını teslim etti. Bütün yetkilerini ona verdi. Her tarafta, onun emri geçer oldu.

Zeliha, kocasının ölümünden sonra bir köşeye çekilip, Hazret-i Yusuf’tan bahseden herkese kocasından kalan, altını, gümüşü, ziyneti dağıtmaya başladı. Nihayet hiçbir şeyi kalmadı. İyice fakir düştü.

Müslüman oldu, ibadetle vakit geçiriyordu. Bir gün sokakta Hazret-i Yusuf’u görünce "Sultanı, emrine isyan ile köle eden, köleyi emrine itaatle sultan eden Allahü teâlânın şanı çok yücedir" dedi. Bu sesi duyan Hazret-i Yusuf, onu tanıdı. Allahü teâlânın emri ile onunla evlendi.

Hazret-i Yusuf, devlet işlerinde bütün yetkileri alınca, kıtlık seneleri için çeşitli tedbirler aldı. Ekilmedik hiç bir yer bırakmadı. Bu işe yedi sene devam etti. Depolar yaptırdı. Toplanan yiyecekler, ekinler, depolandı. Nihayet büyük bir kıtlık baş gösterdi. Civar yerlerde de kıtlık başlamıştı. Kıtlık için tedbir alınmadığından Mısır’dan başka hiç bir ülkede buğday kalmadı. Halk, Mısır’a akın etmeye başladı. Bütün servetlerini buğdayla değiştiler.

Yakub aleyhisselam, oğullarına, "Mısır’a gidip biraz buğday getirin" dedi. Çocukları, Mısır’a varınca, Hazret-i Yusuf’un huzuruna çıktılar. Hazret-i Yusuf onları tanıdı. Onlar ise onu tanıyamadılar. (Yusuf 58)

Hazret-i Yusuf, her şahsa, bir deve yükünden fazla buğday vermezdi. Onlara da birer deve yükü verdi. Babalarının hizmetinde kalan kardeşleri Bünyamin için de, bir deve yükü zahire verip dedi ki: "Babanızın, o kardeşinizi sizden çok sevdiği anlaşılıyor. Çünkü sizler bu kadar faziletli iken, onu daha çok sevmesi, onun daha faziletli olduğunu gösteriyor. Onu ben de görmek istiyorum. Onu bana getirmezseniz size zahire vermem" dedi.

Yakub aleyhisselamın yanına varınca, "Mısır Maliye nazırı çok iyi bir insandır, bize çok ikramda bulundu" dediler. Bir daha gidişte Bünyamin’i götürmezlerse zahire verilmeyeceğini söylediler. Hazret-i Yakub, zahire alabilmek için Bünyamin’i de göndermeye mecbur kaldı.

Mısır’a gelince, Hazret-i Yusuf, bunları yemeğe davet etti. Her sofraya iki kişi oturttu. Bünyamin yalnız kalınca, Yusuf abisini hatırlayıp ağladı. "Yusuf abim sağ olsaydı, ben de onunla otururdum" diye söylendi. Hazret-i Yusuf, "Bu yalnız kaldı" dedi. Onlar, "Onun bir kardeşi vardı, öldü" dediler. Hazret-i Yusuf, "Öyleyse onun yanına ben oturayım" dedi. Bünyamin, yemek yerken sık sık Hazret-i Yusuf’a bakıyordu. Hazret-i Yusuf, "Niçin bakıyorsun?" dedi. O da, "Ölen kardeşim size çok benzediği için" dedi.

Akşam olunca, yatmak için iki kişiye bir oda gösterildi. Bünyamin yine tek kalınca, ağlayıp "Kardeşim ölmeseydi, ben de onunla kalırdım" dedi. Hazret-i Yusuf, "Gel benim odamda kal, ölen kardeşin yerine, ben kardeş olayım" dedi. O da, "Senin gibi bir kardeş bulunmaz. Fakat senin baban Yakub değil, sonra seni annem de doğurmadı" dedi. Hazret-i Yusuf ağlamaya başlayıp Bünyamin’in boynuna sarıldı. "Ben kardeşin Yusuf’um. Bunu kardeşlerine söyleme" dedi.

Mısır’dan ayrılacakları sıra, Hazret-i Yusuf, Bünyamin ile anlaşarak altın bir maşrabayı, onun yükünün içine koydu. Hazret-i Yakub’un oğulları, zahirelerini alıp giderlerken, bir münadi, "Ey kafile halkı, hükümdarımızın bir altın maşrabası çalınmış. Siz çalmış olmayasınız?" dedi. Onlar, " Biz hırsız değiliz, gelin, yüklerimizi arayın" dediler. Hepsinin yükü arandı. Bünyamin’in yükünde maşraba çıkınca, kardeşleri ona " Bizi rezil ettin" dediler. "Hayret etmiyoruz. Daha önce onun kardeşi de çalmıştı" dediler. "Onun yerine birimizi alıkoy" diye çok yalvardılarsa da, Hazret-i Yusuf kabul etmedi. Bünyamin’i alıkoydu. Babalarının yanına dönünce, Hazret-i Yakub’un üzüntüsü bu haberle daha da arttı.

Tekrar zahire almak için Mısır’a geldiklerinde, Hazret-i Yusuf, kendisini tanıttı, babasının hâlini sordu. Onlar da, "Senin için çok ağladı, gözleri görmez oldu" dediler. Hazret-i Yusuf, gömleğini çıkarıp "Bunu babama götürün yüzüne sürsün" dedi. Babasına mektup yazıp, Mısır’a davet etti, bütün hanedanı ile teşriflerini istedi. Yakub aleyhisselam aile fertlerinden 73 kişi ile Mısır’a yaklaşınca, Hazret-i Yusuf, Mısır hükümdarı Reyyanla onları karşıladılar. Hazret-i Yusuf, babası ile üvey annesini tahtına oturttu.