Unutulmayacak Büyük Sünnet - İtikaf

İtikâf, peygamberimizin hiç ihmal etmediği güçlü bir sünnet olarak, ramazanın son on gününü, fıkıh ve ilmihal kitaplarında detayları anlatılan bazı şartlar çerçevesinde camide geçirmektir. Müminlerin anneleri başta olmak üzere sahabe, bu ibadete devam etmeye özel ihtimam göstermişlerdir.

Günümüzde itikâfın, az sayıda örneklerine rastlanmakla beraber ne yazık ki unutulmaya yüz tuttuğu ve üst düzey, takva sahibi insanlara has lüks bir ibadet olarak telakki edildiği görülmektedir.

İtikâfın halk tarafından gereği gibi bilinmediği rahatlıkla gözlemlenebilir. Dolayısıyla bu ilgisizliğin en önemli sebebinin bilgisizlik olduğunu söylemek mümkündür. İyice anlatılır ve somut örneklerle desteklenirse, ümmetin ihyasında ciddi roller oynayabilme potansiyeline fazlasıyla sahiptir. Zira başlı başına bir ibadet olmasının yanı sıra itikâf, bir tespihin imamesi hükmünde olup birbirinden değerli ve önemli pek çok ibadeti bünyesinde barındırır. Her şeyden önce unutulan bir sünneti ihya etmek söz konusudur ki buna nail olan bir müminin Rabbi katında edineceği değeri anlatmaya çalışmak, en hafif ifadesiyle söz kalabalığı olur. Yine Allah’ın, diğer ibadetlerin aksine, kendine ait kıldığı ve buna bağlı olarak özel bir mükâfat hazırladığı oruç, itikâfın en temel destekçisidir. Üç ayların girişiyle beraber bütün bir yılın getirdiği dünyevî kirlerden arınmaya başlayan insan ruhu, Ramazanla beraber bu temizlenme yolculuğuna son hızıyla devam eder. Son on günde yapılacak bir itikâf, bu süreci güzel bir sonla bitirip tastamam temizlenmiş bir gönülle bayrama ermeye güzel bir vesile olacaktır. Özlemle beklenen, vakti kesinkes belli olmamasına rağmen Ramazanın son on gününde aranmasına yönelik nebevî bir müjde bulunan Kadir gecesini yakalama ihtimalini oldukça kuvvetlendirmesi, itikâfın değerini ve önemini kat be kat artırmaktadır. İbadetlerin en faziletlilerinden Kur’an tilaveti, doğal olarak, itikâfa girenin en önemli amaçlarındandır.

İhmal ettiğimiz ibadetler için itikâf

İçinde yaşadığımız bilgi ve teknoloji çağının, hayata oldukça hareket kattığı ve bireyi tabir caizse makineleştirdiği bir hengâmede, insanın iç dünyasına kulak veremediği, dini aradan çıkarılması gereken şeklî bir yapıya dönüştürdüğü malumdur. Dinimizin temel direği ve Peygamberimizin gözünün nuru namaz, bu şeklîliğin başını çekmektedir.

İşte itikâf ibadeti, hem ümmetin son yüzyıllarda ihmal ettiği en önemli ibadetlerden olan tefekküre özel bir yer vermek suretiyle ruh dünyamızdaki feveranları dinleme imkanı sunmakta, hem de geçiştiriverdiğimiz namazın cemaatle eda edilmesine vesile olarak, daha layıkıyla kılınmasını sağlamaktadır.

Namazı bekleyen kişi namaz kılan hükmündedir. Böyle olunca mutekif (itikâfa giren kişi), bütün bir gününü namaz kılmış gibi geçirmektedir. Arşın gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı günde, bu gölgeden yararlanabilecek yedi sınıftan ikisini, gönlü mescitlere bağlı gençlerle tenhada gözyaşı dökenlerin oluşturduğu düşünülünce, buna zemin hazırlayan itikâfın değeri rahatlıkla anlaşılabilir.

Tefekkür için itikâf

İtikâf, zahiren bedeni caminin sınırları içerisine mahkûm ediyor görünse de, esasında ruhu ilahi sırların sonsuzluğunda özgürce ve özgüven içerisinde uçuracak bir özelliğe sahiptir. Kendisini ziyarete gelen yakınlarının verdiği selamı alabilmesine rağmen sesini duyuramayan, dışarı çıkamayan kabir ehlinin halini anımsatan itikâf, ölmeden önce ölümü yaşatmak suretiyle, hayatımızın geriye kalan kısmına ahiret merkezli bir yön verebilme imkanı sağlayacaktır.

Müslüman toplumlarda bireyler, bir ibadeti kendisi eda edemediğinde bile o ibadeti eda eden mümin kardeşine samimi bazı katkılarda bulunarak onun feyzinden nasiplenebilmeyi umacak bir karaktere sahiptir. Hal böyle olunca, dünya telaşının dışında bir itikâflı olan Hz. Meryem’in, her seferinde yanında bolca rızık bulunuşuna hayret eden ve bunlara nasıl sahip olduğunu soran Hz. Zekeriya’ya cevaben “Allah katından” deyişinin sırrı, bu ibadet vesilesiyle daha iyi anlaşılacaktır. Buna bağlı olarak Allah’ın, kullarına, özellikle Hz. Meryem gibi itikâflı kullarına, ummadığı yerden nasıl rızık gönderdiği hususu, bu süreçte tüyleri diken diken edici bir çıplaklıkla gözlenip tecrübe edilecektir.
Ramazanın son on gününü evinin belki birkaç yüz metre yakınında bir camide geçirmiş olmasına rağmen, ailesine geri dönüşünde, hacdan, umreden döner gibi sevgiyle karşılaşan itikâflı, Allah’a kul olmanın verdiği sonsuz mutluluğu yüreğinde en derin şekilde hissedecektir. Bu mutluluk, onun kendisini sahip olduğu iman nimetinin şükrünü hiçbir şekilde eda edemeyecek olmanın acizliği içerisinde bulmasına sebep olacaktır.

İtikâf üzerine kitaplara ihtiyacımız var

Bireysel dinî tecrübelerin yanı sıra, birkaç gününü Allah’ın evine adayabilecek dostların refakatinde, Ramazanın ve dolayısıyla senenin en bereketli dilimi olan bu zaman aralığını, on günlük sıkıştırılmış bir programla, bir maneviyat okuluna dönüştürmek de mümkündür. Bu vesileyle dostluklar, kardeşlikler bozulmamak üzere pekiştirilir, bir sevgi çekirdeği oluşur.

İtikâf konusunda çok fazla ilmî malzemeye rastlanamaması üzüntü vericidir. Bu konuda, meselenin toplum gündemine girmesini sağlayacak şekilde kitaplar/kitapçıklar kaleme alınmalı, psikolojik ve sosyolojik etkileri araştırma konusu edilmelidir. Cılız birkaç örneği ancak görülebilen ve unutulmaya yüz tutmuş bulunan bu önemli sünnet ihya edilerek gelenek haline getirilmelidir