Bedir ve Çanakkale zaferleri hakkında

TAM 96 yıl oluyor.
9 Ocak 1916 tarihi, Çanakkale Zaferi'nin asıl yıldönümüdür. Bu tarih Çanakkale cephesinden son düşman askerlerinin kaçtığı tarihtir. Mağlubiyeti kabul etmiş olarak, yanilmezlik ünvanalarını bırakarak, Mehmetçiğin süngüsünü öperek ve bütün dünyaya rezil olarak...
Zaferin kısa bir özetini verelim:
19 Şubat 1915'te denizden geldiler. 1 ay uğraştılar geçemediler. 18 Mart 1915'te denizde mağlup olup kaçtılar. 37 gün sonra bu sefer donanmanın yanında kara ordularını da getirdiler. Kumkale'de, Arıburnu'nda, Seddülbahir'de, ilk gün şokunu yaşadılar. Kirte, Kerevizdere, Zığındere ve Kanlısırt'ta hücum üzerine hücum yaptılar, her seferinde bir öncekinden daha beter tokat yediler, geçemediler. 6 Ağustos 1915 tarihinde yeni bir kolordu getirerek Suvla ve Anafartaları kana buladılar. Defalarca saldırdılar ama Mehmetcik cihad şuuru ve Çanakakle Ruhu ile düşmanı her defasında mağlup ve perişan etmeyi başardı. Ordularının yarısını 19 Aralık 1915'te, kalanını da 9 Ocak 1916 da gece karanlığında gemilere bindirip kaçtılar.
Çanakkale zaferi Mehmetciğin, üzerine düşen her görevi büyük bir fedakarlık, kahramanlık, gayret ve aşkla yerine getirmesi üzerine; Allah'ın Kur'an'ında vaadetteiği yardımları alması ile kazanılabilmiştir.

Bu zaferin Bedir Zaferi ile benzerlikleri vardır. Bedir'de Müşrikler kazanmış olsalardı, Efendimizi ve Müslümanları şehit edecek, İslam'ın başkenti Medine'yi tahrip ve yağma edecekler, böylece İslam yeryüzünden silinecekti. Miladi 624 yılında bunu yapacaklarından emin olarak hem sayı, hem de silah itibariyle Müslümanlardan daha güçlü bir orduyla Bedir'e gelmişlerdi.
Çanakakle'de Haçlılar kazanmış ve boğazı geçmiş olsalardı, Halifei Müslimin ve Osmanlı Padişahı şehit edilecek, Müslümanların ordusu dağıtılacak, İslam'ın başşehri İstanbul ele geçirilecek, sonra da Kudüs, Medine ve Mekke istila edilecek, böylece İslam fiilen yeryüzünden kaldırılacaktı. Miladi 1915 yılında Haçlılar bunu yapacaklarından emin olarak hem sayı, hem de silah, cephane, araç, gereç itibariyle Osmanlı ordusundan daha güçlü bir orduyla Çanakkale'ye gelmişlerdi.
Bedir'de Efendimiz ve Müslümanlar cihad şuuru ile ve Allah'tan zafer dileyerek, tüm kıt imkanlarını kullanmak ve zorluklara göğüs germek suretiyle, sabırla, fedakarlıkla, kahramanlıkla Müşriklere karşı savaştılar. Allah onlara öyle yardım etti ki, Müşrikleri öldürdüklerinde, aslında Allah öldürüyor, ok attıklarında aslında Allah atıyor ve kılıç vurduklarında Allah vuruyordu. Enfal Suresi 17. Ayet'te bu açıkça beyan buyurulmuştur.
Cepheden Cepheye Bir Ömür adlı hatıralarında, Çanakkale'de askerlerimizi eğiterek savaşa hazırlayan Yüzbaşı Mehmet Hilmi Bey'in ifadesine göre, askerlerimiz Bedir ruhu ile savaşa hazırlanıyorlardı. Kıt cephane, demode silah ve imkansızlıkların ancak Allah'ın yardımı ile telafi edilebileceği, bunun için de cihad şuuru ile savaşılması gerektiği ve de ahlaken de sahabe ahlakının alınmasıyla, Enfal Suresi 17. Ayet'teki Allah'ın yardımının alınabileceği askere eğitim olarak veriliyordu. Bu eğitimlerden sonra topçu askerlerimizin abdestsiz ve besmelesiz top başı yapmamaya özen gösterdikleri, besmelesiz top doldurulmadığı ve toplar ateşlenirken mutlaka besmele çekildiği, Ezan, Kur'an ve zikrin asla terk edilmediği, bu ruhla savaşıldığı yine yüzbaşımız tarafından ifade ediliyor.
Bunun içindir ki, Çanakkale savaşı boyunca askerlerimizin bu ruhla olağanüstü kahramanlıklar gösterdikleri, insan aklına sığmayan olayların vuku bulduğu ve Allah'ın başta Enfal Suresi 17, Muhammed Suresi 7, Ali İmran Suresi 160, Hacc Suresi 78 Tevbe Suresi 14. âyetleri ve benzeri âyetlerde vaad ettiği yardımları aldıkları ve zaferi böyle kazandıkları anlaşılmaktadır.
Mehmet Akif Ersoy:
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid'i
Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi!
Mısralarını boşuna yazmamıştır. Yüzbaşı Mehmet Hilmi Bey ve birçok askerimizin yazmış oldukları hatıralarında bütün bu hususlar açıkça görülmektedir.
Bizler tarihi ibret almak için öğreniriz. Müsbet yönlerini kullanmak, hatalarını tekrar işlememek için. Böylece Bedir ve Çanakkale zaferleri bize çok önemli ipucları vermektedir.
Özet olarak ifade edecek olursak:
Önce sağlam bir iman.
İslam ahlakı ve kurallarını benimsemek, nefsimizde tatbik etmek.
Emir komuta zincirine tam riayet.
Cihad ruhu ile görevlerimiz hususunda elimizden gelen tüm çabayı ortaya koymak.
Bütün gücümüzle gayret etmek.
Aradaki sayı ve güç dengelerinden katiyen moral bozmamak.
Allah rızasından başka herhangi bir gayeyi taşımamak...
Elbette başka kurallar da var.
Milli Görüş Lideri Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın da sık sık dile getirdiği gibi, adına cihad diyebileceğimiz çalışmalarımızda böyle kurallara riayet ederek yolumuza devam edersek, attığımızı Allah atmış, vurduğumuzu Allah vurmuş, yaptığımız işleri de Allah yapmış olacaktır. O Allah ki, O yapıyorsa, O vuruyorsa, O atıyorsa; isabet etmeme, ya da başarmama gibi bir sonucu olabilir mi? Allah bizden yanaysa ancak biz galip geliriz. Kimse bizi mağlup edemez.
Bedir'de mağlup edemedi, Çanakkale'de mağlup edemedi.