İSTANBULUN FETHİ

Sultân Mehmed Han, tahta geçtiğinde en büyük iş olarak İstanbul'un fethini görüyordu. Onun için hiçbir tedbiri geri bırakmayıp her türlü hazırlığa girişti.

İstanbul o tarihlerde dünyanın en büyük ve kalabalık şehirlerinden biri olup kalesi ise hepsinden sağlam idi. Zira üç tarafında deniz; karadaki batı tarafında ise üç sur bulunup her bir surun arasında deniz suyu hendekleri var idi. Her bir hendek arasında müstahkem müdafaa mevkileri bulunmaktaydı.

Sultan önce Bizans kralından bir sığır derisi mikdarında yer vermesini istedi. (1452) O bunu pek az görüp, "Bunu ne yapacaklar", deyip verdi.

Sultan hemen birçok bina ustası ve zanâatkâr hazırladı ve Anadolu Hisarının tam karşısında boğazın en dar yerine sevketti. Orada sığır derisini incecik şerit şeklinde kesip yere yaydılar. Kapladığı sahaya pek sağlam ve gâyet yüksek bir hisar inşâ ettiler ki buna Rumelihisârı dendi. Buraya toplar yerleştirdi. Böylece boğazın iki yakası tutulmuş ve Karadeniz'den İstanbul'a her türlü geçiş kontrol altına alınmış oldu.

Sonra Edirne'ye geçti. Beşer imkânı ile yapılması mümkün olan her türlü harb aletini ve askerini hazır ettikten sonra derya gibi askeriyle İstanbul üzerine yürüdü. Elli bir gün deniz ve kara tarafında pek şiddetli harb oldu. Gemiler karadan yürüdü. Nihayet Akşemseddîn'in duası ve evliyânın imdâdı ile şehir Müslümanlar eline geçti. O gün bütün islâm aleminde umûmî bir bayram oldu. Kâhire'de ve diğer İslâm beldelerinde şenlikler yapıldı. (Târîh-i Selâtîn-i Âl-i Osmân, Karamânî)