Dört Kavmin Dört Bayramı Birinci Bayram
İbrahim aleyhisselâmın kavmine ait bayramdır.
Allah'ü Teâlâ, bu bayrama şu âyet-i kerime ile, İbrahim aleyhisselâmın durumunu anlatmak sureti ile işaret etti:
- "Yıldızlara bir göz attı; sonra şöyle dedi:
- Ben hastayım." (es-Sâffat, 37/88-89)
İbrahim aleyhisselâmın böyle demesine sebeb şöyle idi:
İbrahim aleyhisselâmın kavmi, kendilerine ait bayramlarına çıktılar. Ama, İbrahim aleyhisselâm, bir sebep buldu; onlarla beraber çıkmadı. Zira, kendisi onların yolunda değildi.
Onlar, kendi bayramlarına gittikten sonra, İbrahim 168
aleyhisselâm eline bir balta aldı; onların bütün putlarını kırdı.
Daha sonra baltayı getirdi; büyük putun boynuna astı.
Onlar bayram yerinden döndükten sonra, durumu birbirlerine sordular:
- Putlarımızı bu hale getiren kim? " (el-Enbiya, 21/59)
İbrahim aleyhisselâm dahi onlara söyleyeceğini söyledi ki; hikâyesi uzundur.
İbrahim aleyhisselâm, Yüce Rabbı için gayrete gelmişti. Onun için yoruldu. Hatta canını dahi tehlikeye attı. Bundan maksadı, sırf Yüce Hakkın sevgisi idi.
Bunun üzerine Yüce Rabbı ona:
- Halil. Ünvanını verdi.
Ölü kuşları, onun eli ile diriltti.
Risalet ve nübüvvet ehli peygamberleri, onun soyundan getirdi.
Yaratılmışların hayırlısı Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz Mustafa'nın babası kıldı. .
İkinci Bayram
Kelimürrahman Musa'nın a.s. kavminin bayramıdır. Allah'ü Teâlâ onların bayramına şu âyet-i kerime ile işaret etti:
-"Sözleşme zamanınız zinet günüdür." (Tâ-hâ, 20/59)
O gün için:
- "Zînet günü." (Tâ-hâ, 20/59)
Adının verilmesine sebep şu idi: Onların düşmanları olan Firavun ve kavminin helak olması ile, Musa a.s. ve kavmi o gün süslendiler. Bayram ettiler.
FİRAVUNUN SİHİRBAZLARI
Musa aleyhisselâm ile Firavun ve sihirbazlarının hikâyesi şöyledir:
- Firavun; bir rivayete göre yetmiş iki, bir başka rivayete göre de yetmiş üç sihirbaz çıkardı.
Sihirbazların yanında, yedi yüz tane ip ve asa vardı.
Sihirbazlar, iplerle sarılı asaların ortasına civa koymuşlardı. Seyirciler de ayakta sihirbazların neler yapacaklarına bakıyorlardı. Hem de güneşin sıcağında.
Güneşin sıcağından, cıvalar eriyince; ipleri sürüklemeye başladılar.
Halk, iplerin bu şekilde yerde süründüğünü görünce, onları yılan sandı.
Ama aslında yürüyen bir şey yoktu.
Musa aleyhisselâm bu durumu görünce, içinden kavmi için şöyle geçirerek korktu:
- Ya onlar da, bunların yaptıklarını gerçek sanırlarsa. O zaman imanları azalır; mürted olurlar.
Sihirbazlar, kendi işlerini bitirdikten sonra, Musa aley-hisselâma sıra geldi. O zaman, Allah'ü Teâlâ Musa aley-hisselâma şöyle vahyetti:
- "Asanı yere bırak." (en-Neml, 27/10)
Musa aleyhisselâm asasını bırakır bırakmaz; koca bir yılan gibi oldu. Koca bir erkek deve büyüklüğünde oldu.
İki gözleri varadı ki: Onlardan ateş fışkırıyordu. Heybet içinde soluyarak, yürüyordu.
Sihirbazların yaptıkları şeylere doğru atıldı; onlann hepsini bir lokma gibi yuttu. Onları yutmakla, kendisine hiç bir değişiklik olmadı. Ne karnı şişti; ne de hareketinde bir eksiklik oldu. Eninde ve boyunda bir artma da olmadı.
Bu arada, sihirbazlar ayıktılar; durum hiç de kendi yaptıklarına benzemiyordu. Kendi yapatıklan bir oyundu; ama Musa aleyhisselâmın yaptığı bir mucize idi. Bunu anlar anlamaz, yaptıklarını Allah'ü Teâlâ bize şöyle bildirdi:
-"Sihirbazlar, hemen Allah için secdeye kapandılar." (el-A'râf, 7/120)
Bu sihirbazların en büyüklerinin ismine: - Şem'un.
Diyorlardı. Secdeye kapanırken, Allah'ü Teâlâ, onların şöyle dediklerini bize anlattı:
-" Musa'nın ve Harun'un Rabbına iman ettik." (el-Â'râf, 7/121-122)
Daha sonra, ejderha olan Musa aleyhisselâmın asası, Firavun'un adamlarına ve askerlerine saldırdı. Hepsini perişan etti.
Bu manâda denilmiştir ki:
- O gün, onlardan elli bin (50.000) kişi öldürüldü.
Bunun daha çok hikâyesi vardır; anlatılsa uzun olur.
Üçüncü Bayram
İsa aleyhisselâmın ve kavminin bayramıdır.
Allah'ü Teâlâ, onların bayramını İsa aleyhisselâmın dili ile bize şu âyet-i kerimede anlattı:
-"Meryemoğlu İsa şöyle duâ etti:
- Allahım, Rabbımız bize bir sofra indir. Semadan insin ve evvelimiz, âhirimiz bayram etsin.
Ve, bu: Senden gelen bir âyet, (benim için bir mucize) olsun." (el-Mâide, 5/114)
Bunun oluş sebebi aşağıda anlatılacaktır. Havarileri İsa aleyhisselâma şöyle dediler:
- Ya İsa, şayet Rabbından dileyecek olsan; semadan bize yemek sofrası indirmeye gücü yeter mi?
İsa aleyhisselâm ona şöyle dedi:
- Allah'tan korkun; eğer inanmış kimseler iseniz ondan belâ istemeyiniz. O, sofrayı indirdikten sonra, yalanlar iseniz, sizi cezaya uğratır.
Bunun üzerine şöyle dediler:
- Biz, o gelecek sofradan yemek istiyoruz; zira acıktık. Sonra, o gelecek sofra, kalbimizde bir gelişme meydana
getirir. Bilhassa, inanıp tasdik etmemizi istediğin şeye karşı.
Sonra böyle bir şey gelir ise; seni: Allah'ın gönderdiği Rasûl (Peygamberi) olduğunu bilip tasdik ederiz.
Ve, İsrailoğullarımın yanına vardığımız zaman, sofranın geldiğini söylersin; biz de şahitlik ederiz.
Burada anlatılan:
- Havariyyun.
İsa aleyhisselâmın davetini kabul eden kimselerdir.
Bunlar o zaman, Beyt-i Makdis'de (Kudüs'te) bulunuyorlardı. Oradaki işleri çamaşır ağartmak idi. Nabtıye dilinde:
- Havariyyun.
Demek, bez ağartanlara verilen isimdir. Bunların hepsi on iki kişi idi.
Kur'an-ı Kerim'de anlatıldığı üzere; İsa aleyhisselâm onların yanına gitti ve şöyle dedi:
- "Allah için, bana kim yardım edecek?" (Âl-i İmrân, 3/52)
Daha açık manâsı ile onlara şöyle demek istedi:
- Ben kâfirleri ve azgınları Allah'ın taatına ve onun birliğine çağırıyorum. Bu işi yaparken, bana yardımcı gerek. Bu hususta, bana kimler yardım edebilir?
Âyet-i kerimenin devamı şöyledir:
- "Havariyyun, İsa'ya şöyle dediler:
- Allah için sana yardımcı bizler oluruz." (Âl-i İmrân, 3/52)
Böyle dedikten sonra, bütün işlerini bıraktılar; İsa aley-hisselâma tâbi oldular.
İsa aleyhisselâm, her nereye gidecek olsa; onlar da kendisi ile beraber giderlerdi.
Bu arada, İsa aleyhisselâmın elinden çıkan şaşırtıcı mucize işleri görürlerdi.
Bunlar her ne zaman açlık hissetseler; elini cebinden çıkarır yere sokardı. Oradan havarilerinin her birine iki ekmek çıkarırdı. Kendisi için dahi, iki ekmek çıkarırdı.
Cebrail aleyhisselâm dahi, İsa peygamberle beraber giderdi. Ona hayret veren şeyler gösterir; kendisine kuvvet verir ve yardım ederdi.
İsa aleyhisselâm, İsrailoğullarına devamalı olarak, şaşırtıcı mucizelerini gösterirdi. Ama, onun bütün bu gösterdikleri; daha çok onların uzaklaşmalarını kendisine uymamalarını artırdı.
Hatta bir keresinde, İsrailoğullanndan beş bin kişi önder olarak, İsa aleyhisselâmın karşısına çıktılar ve Havarilerle birlikte yemek yemelerini istediler.
İşte bundan sonradır ki, İsa aleyhisselâm şu duâyı yaptı:
-"Allahım, Rabbımız, bize bir sofra indir. Semadan insin ve evvelimiz, âhirimiz bayram etsin." (el-Mâide, 5/114)
Şöyle demek istiyordu:
- Sofra indiği zaman, zamanımızda hazır olanlar bayram etsinler. Keza bizden sonra gelenler de.
Sonra devam etti:
- "O sofra, senden bir âyet olsun." (el-Mâide, 5/114)
Yani: Senin varlığını ve birliğini anlatsın; benim peygamber olduğuma da açık bir mucize olsun.
İsa aleyhisselâm şöyle devam etti:
- "Bizi rızıklandır; sen rızık verenlerin hayırlısısın."
(el-Mâide, 5/114)
Allah'ü Teâlâ, İsa aleyhisselâmın bu dileği üzerine şöyle buyurdu:
- "O sofrayı size indireceğim. Amma o sofra indikten sonra, bir kimse inkâr edip küfre girer ise, ona öyle bir azab ederim ki: Âlemde kimseye öyle azab etmiş olmam."
Allah'tı Teâlâ onlara bu sofrayı, bir pazar günü yolladı. Sofradakiler şunlar idi: Taze pişmiş balık, yufka ekmek ve hurma.
Denilmiştir ki:
- Gelen sofrada şunlar vardı: Pulsuz ve kılçıksız balık kızartması; bu balığın baş kısmında tuz, kuyruk kısmında da sirke vardı.
O sofrada, beş tane de ekmek vardı. Her kemeğin üzerinde de zeytin vardı.
Yine sofrada, beş tane nar ve beş tane hurma vardı.
Sofranın çevresi de, çeşitli yeşilliklerle süslenmişti; ancak pırasa yoktu.
Bir başka rivayete göre de, bu sofranın gelişi şöyle anlatıldı:
İsa aleyhisselâm, arkadaşları ile bir gün bir bahçede oturuyorlardı. Onlara şöyle dedi:
-Yanınızda yenecek bir şey var mı?
Onun yanında bulunanlardan Şem'un iki küçük balık, beş tane de ekmek getirdi.
Bu arada, bir başkası da Arab aşı getirdi.
Bundan sonra, Hazreti İsa o iki balığı küçük parçalara ayırdı. Ekmekleri de böldü. Arab aşını da ortaya koydu.
Bundan sonra abdest aldı; iki rekât namaz kıldı; Rab-bına duâ etti.
Bu sırada, Hazreti İsa'nın arkadaşlarına uyuklama geldi.
Arkadaşlarından uyuklama geçtiği zaman, gözlerini açtılar. Gördüler ki: Yemekler artmış. Oradakilerin hepsine yeter hale gelmiş.
Bundan sonra İsa a.s. cemaate şöyle dedi:
- Allah'ın adını anarak yiyiniz; ama bundan bir şey götürmeye kalkmayınız.
Oradakilerin hepsine halka halka olup oturmalarını söyledi.
Hepsi de aynı şekilde oturdular. Allah'ın adını anarak yiyip doydular.
Oradakilerin hepsi beş bin kişi idi. Bir rivayete göre; onlar için:
- Bin sekiz yüz kişi idi.
Denilmiştir. Aralarında erkek, kadın, fakir, aç, bir ekmeğe veya daha fazlasına muhtaç olan dahi vardı.
Oradakilerin hemen hepsi de yiyip içip doydular ve Rablanna hamd ettiler. O sofra yine olduğu gibi kaldı.
Daha sonra, o sofra semaya doğru yükselip çıktı. Sofra çıkarken, onlar da peşinden bakıp kaladılar.
Bu rivayeti anlatan demiştir ki:
- O gün, o sofradan yiyen her fakir zengin oldu. Ölünceye kadar kendisine artık fakirlik gelmedi.
Yine o sofradan yiyen her kötürüm ve hasta şifa buldu. Bu manâda, Mutakil şöyle bir rivayet anlattı:
- Yemek yendikten sonra, İsa a.s. onlara sordu:
- Yemeğinizi yediniz mi? Hep birden:
- Evet, yedik.
Dediler. İsa a.s. onlara tekrar şöyle dedi:
- Bu sofradan bir şey alıp götürmeyesiniz. Onlar da:
- Olur, bir şey götürmeyiz. Dediler; ama alıp götürdüler.
Ondan götürdükleri mikdar da, on dört sa'idi ki: Yirmi dört ölçek eder.
Bundan sona, İsa peygambere iman ettiler; onu tasdik ettiler.
Daha sonra onlar; kendi kavimleri İsrailoğlu Yahudilere gittiler. Yanlarında da yemeklerin fazlasını taşıyorlardı.
Ancak, kavimleri arasında kaldıkları süre, onları İslâm'dan çıkardılar.
Bu arada, Allah'a küfür ettiler; sofranın gelişini de inkâr ettiler.
Onlar bu hale gelince; kendileri uykuda iken, Allah'ü Teâlâ hepsini domuza döndürdü.
Bu domuza dönenler arasında kadın ve çocuk yoktu; hepsi de erkek idi.
Denilmiştir ki:
- O bir sofra idi; üzerindeki yemekler de sınırlı idi. Amma, ondan nice cemaat yiyip doydu; nice kâfile yiyip geçti. Amma o: Olduğu gibi kaldı.
İşbu manâdan, rıza sofrasını ve rahmet yaygısını hesab eylemeli. Ki onun ne önü vardır; ne de sonu.
Bir hadis-i şerifte, Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurmuştur:
- "Yüce Allah'ın yüz rahmeti vardır. Onun bir tanesini dünyaya indirdi. Kulların birbirine olan şefkati, merhameti, iyiliği o bir rahmet dolayısı iledir.
Doksan dokuz rahmetini âhiret için katında sakladı; orada onunla kullarına merhamet eyleyecektir."
Bir başka hadis-i şerifte ise, Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurmuştur:
- "Kıyamet günü, Şanı Büyük Celil Allah Mecd yaygısını yayacaktır. Onun içine evvellerin ve âhirlerin günahlarını dolduracaktır. Yine de o yaygı boş kalacaktır.
Hatta, kendisine de o rahmet yaygısından bir şey ulaşır ümidi ile İblis boynunu o yana uzatacaktır."
Durum böyle olmasına rağmen, her akıllıya düşer ki: Bu anlatılana kanmaya; sonra aldanmış olur. Ümit tarafı dahi kendisinde ağır basmamahdır. Sonra helâk olur.
Bütün gücünü kuvvetini harcamalı; emirlerin yerine gelmesi, yasaklardan da kaçınmak için ciddî çaba har-camalıdır. Olan işlerde dahi, Yüce Allah'a teslim olmalıdır.
Her hali ile kul; tevbeyi, istiğfarı çoğaltmalıdır. Daima sakınır olmalıdır.
Bu arada, Allah'ın rahmetinden ümit kesecek kadar da korkuya kapılmamalıdır. Kendisini harama sokacak kadar da ümide kapılmamalıdır; ilâhî emirleri ihmal etmemelidir.
Kul, daima korku ile ümid arası bir yol tutmalıdır. Nitekim, üstte anlatılan manâda şöyle denmiştir:
- Mümin kulun korkusu ve ümidi tartılacak olsa, ikisi aynı gelir.
Bir mümin kulun korkusu ve ümidi, kuşun iki kanadı gibi olmalıdır. Zira, bir kuş tek kanatla uçamaz.
Dördüncü Bayram
Bu Muhammed ümmetinin bayramıdır. Ona salât ve selâm olsun.
Bu bayrama ait meseleleri, meclisin evvelinde anlattık.