1434 Rebiulevvel ayındayız

mehmet talu

23 Ocak 2013 Çarşamba günü akşamı, 12 Rebiulevvel 1434 Mevlid kandilidir. Mevlid kandilini umre ile ihya etmek isteyenler, Diyanet veya şirketler tarafından organize edilen proğramlara katılmaktadır. Bu sebeble kısaca umre hakkında bilgi vermek istiyorum.

Asr-ı saadetten günümüze kadar dünyanın dört bir yanından Müslümanlar, her türlü meşekkati göze alıp kutsal topraklara gelerek umre ibadetlerini sabırla, aşk ve şevkle ifa etmişlerdir. Günümüzde ise diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kontenjan darlığı nedeniyle ikinci kez hacca gidilemediğinden, umre talebi her geçen yıl artmaktadır.

Umre yolculuğu, bir ibadet yolculuğudur. Umre anlatılamaz, târif edilemez, yaşanır. Kısaca şu kadarını söyleyelim ki: Umre, bir Müslümanın hayatında büyük bir dönüm noktası teşkil eden, ruh ve şahsiyetinde önemli değişim ve gelişmeler meydana getiren ve dünya hayatında yaşayabileceği en saadetli, en hoş, en lezzetli bir hâdisedir. O mübarek hâdisenin her anında herkes “ALLAH! ALLAH!” demekte, kâinatın yaratıcısına yönelmekte. Herkes hızlı adımlarla Harem-i Şerif’e gitmekte... Kâ’be-i Muazzamâ, bir başka isimle Beytullah, Cenab-ı Hakk’ın binbir ismiyle, â’zâm derecede tecelli buyurduğu muhteşem bir mekan. İnsan Beytullah’ın avlusundan içeri girer girmez, bambaşka bir mekana geldiğini hissetmekte. Şayet farz namazı kılınmıyorsa, Kâbe’nin etrafını tavaf edenler kuşatmakta.

Umre, kefen misali giyilen ihrâmlarla dünya malının, mülk ve servetinin geçici olduğunu telkin eden, âhiretteki mahşeri hatırlatan, aynı kıyafet içinde zengin-fakir, şehirli-köylü ayırımını ortadan kaldıran, “ben”liği yıkıp “biz”i öne çıkaran, helal olan bazı şeylerin ihrâma girdikten sonra haram kılındığı ve böylece nefis terbiyesi, irade ve sabır eğitiminin yapıldığı, ALLAH Teâlâ’ya açılan ellerin boş çevrilmediği, dînî duyguların, ihlas ve samimiyetin doruk noktaya çıktığı bir ibadettir.

Umre: Umre: Belirli bir zamana bağlı olmaksızın, usûlüne göre ihramlan-dıktan; Mekke-i Mükerreme’de bulunan Kâbe-i muazzamayı tavaf ve Safa-Merve arasında sa’y yaptıktan sonra tıraş olup ihramdan çıkılarak, hem mal hem de bedenle yapılan ve aynı zamanda bazı zorluklara katlanmayı gerektiren sünnet-i müekkede olan bir ibadettir. Umrenin hac ibadetinden farkı: Bir zamanla sınırlı olmaması, Arafat ve Müzdelife vakfesi ile kurban kesme ve şeytan taşlama görevlerinin bulunmamasıdır. Umrede veda tavafı da bulunmamaktadır. Bu bakımdan hacca: “Hacc-ı ekber” yani büyük hac, umreye de: “Hacc-ı asgar” yani küçük hac denir.

Umrenin hükmü:

Hanefî ve Malikî mezheplerinde: Ömründe bir defa umre yapmak: Sünnet-i müekkededir, farz değildir.

Ubeydullah (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Hac bir cihâddır. Umre de bir tatavvu’ yâni sünnet, nafile bir ibadettir.” buyurmuştur.

Cabir b. (R.A.) den rivayete göre bir sahâbî Resûlullah (S.A.V.) Efendimize:

- Ya Resûlellah! Umre farz mıdır? diye sormuş, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de:

“Hayır! Umre yapmanız, daha faziletlidir,” buyurmuştur.

Şafiî ve Hanbelî mezheplerinde ise umre: Farzdır. İster farz, ister sünnet-i müekkede olduğu kabul edilsin: Müslüman ömründe en az bir defa mutlaka umre yapmalıdır.