Zekat muhkem bir farizadır 4

Hz. Ebu Bekir (R.A.), zekat vermeyi reddedenlerle savaşmaya karar verirken Abdullah b. Ömer (R.A.)'den rivayet edilen şu hadis-i şerifi kendisine delil edinmişti:
"Ben ALLAH Teâlâ'dan başka bir ilah bulunmadığına, Muhammed'in ALLAH Teâlâ'nın Resûlü olduğuna şehadet edip, dosdoğru namazı kılıncaya ve zekatı hakkıyla verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları takdirde kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. İslâm'ın gerektirdiği haklar ise bunların dışındadır. Onların gizli hallerinin hesabı ALLAH Teâlâ'ya aittir." (Buhârî, İman:17, 28; Müslim, İman:32, 36; Ebu Davud, Cihad:95)
Her iki hadis-i şerifte geçen İslâm'ın gerektirdiği haklar şunlardır: Haksız olarak birisini öldürenin öldürülmesi yani kısas, el kesenin elinin kesilmesi, evliyken zina edenin recmedilmesi, nisap miktarında mal çalanın elinin kesilmesi.
"Onların gizli hallerinin hesabı ALLAH Teâlâ'ya aittir." cümlesinden maksat mahlukatın gizli işledikleri, küfre kadar tüm masiyetlerinin cezasının ise ALLAH Teâlâ'ya ait olduğunu ifade etmektedir
Namazın kılınması ve zekâtın verilmesi şehadet kelimesinin hemen peşinden getirilmiştir. Bunun hikmeti, bu iki ibadetin yüceliğinin ve önemli vazifeler olduğunun beyanıdır.
Sahabe (R.A.), zekât vermeyenlerle savaşılması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Buna binaen alimler ittifakla şöyle demişlerdir: Bir kimse veya bir topluluk eğer zekâtı ödemezler ve devlete karşı savaş açarlarsa onlarla savaşmak devlete vaciptir. Eğer zekâtın farz olduğunu bilmemekten yahut cimrilikten ötürü ödemezlerse kâfir olmaz, günahkar olurlar.
Zekât ibadetinin, meşru kılınmasındaki hikmetler
Soru: Zekâtın farz kılınmasında dinî, ruhî, sosyal, ekonomik ve pedagojik bakımından ne gibi fayda ve hikmet bulunmaktadır?
Cevab: Bismillâhirrahmanirrahim.
Bu sualin cevabına geçmezden evvel, bir nokta üzerinde durmak isterim: Zekât, Müslümanlığın aslî erkânından biridir. Binaenaleyh kendisine zekât farz olan her Müslümanın, bu farizayı hiçbir fayda ve menfaat gözetmeksizin, sırf ALLAH Teâlâ'nın emri olduğu için yerine getirmesi lazımdır. Zekât gibi dini farizalarda, fert ve cemiyet için bir takım fayda ve menfaat aramak ve dini; herhangi bir felsefî veya içtimaî doktrin gibi, fayda fikri ile izaha kalkışmak, onu gayesinden saptırmaktır. Çünkü Din, ne bir faydacılık felsefesi ve ne de bir menfaat doktrinidir.
Din, ferdin, Halikına yani Yaratan'ına karşı vazifesini bildiren ilahi bir kanundur. Dindar olan kimse, bu kanunun emir ve yasaklarını hiç münakaşa etmeden şek ve şüpheye düşmeden, bir fayda ve menfaat hatta mükafat beklemeden ifa ile mükelleftir. Aksi halde din ile faydacılık felsefesi birbirine karıştırılmış, daha doğrusu din bu felsefeye döndürülmüş olur.
Esef edelim ki, zamanımızda birçokları bu yola dökülmekte ve hata etmektedirler. Hata şuradadır: Fayda ve menfaat fikri zaman içinde pek çok değişen bir fikirdir. Dün faydalı olduğuna inanılan birşey, bugün faydasız olmakta, dün faydalı telâkki edilen bir şey bugün zararlı sayılmaktadır. Dini, her an değişen bu gibi fikir ye telakkilerden ayıran nokta, değişmez bir ilahi nizam olmasıdır.
Bu böyle olmakla beraber, ALLAH Teâlâ, insanlara manasız ve faydasız da hiçbir teklifte bulunmaz. Zira "Alim ve Hakim" olan ALLAH, malayani ile iştigalden, meşgul olmaktan münezzehtir. ALLAH Teâlâ'nın her emrinde ve her yasağında mutlaka ameli bir hikmet ve insanlar için bir mana ve fayda mevcuttur. Şu kadar ki, insanlar bu ilahi hikmeti ancak akıl ve ilimlerinin inkişafı, gelişmesi nisbetinde anlayabilirler. Bunun delili: Bugün tıbbın menettiği alkolü ve domuz etini, kanunların menettiği kumarı, sosyalizmin afaroz ettiği faizi Kur'an-ı Kerim, bundan ondört asır evvel men etmiştir. İlim bu şeylerin hayat ve cemiyet için pek zararlı olduğunu ancak bugünkü inkişafı sayesinde ortaya koyabilmiştir.
Meselemize bu yönden bakılırsa, zekât farizasında, bugünkü ilmin de şehadet ettiği gibi, derin hikmetler bulunduğu görülür. Çünkü:
Zekât, ilahi bir emirdir. Her bir ilahi emirde ise bir çok hikmet ve faydalar bulunmaktadır. Binaenaleyh zekât, dini, ahlaki, içtimai, sıhhi bir çok faydaları ve meziyyetleri muhtevidir. Fakat biz, ibadeti şu veya bu yararından dolayı değil, ALLAH Teâlâ emrettiği için yaparız. Zaten ALLAH Teâlâ, her zaman yararımıza olan şeyleri yapmamızı emreder, zararımıza olan şeyleri yasaklar. Zekâtın farz kılınmasındaki dini, ahlaki, içtimai faydaları şöyle özetleyebiliriz:


Mehmet Talü

araştırmacı yazar