Zekatı Saymadan vermek

Evet zekât, mal nimetine şükür için meşru olmuştur ve ALLAH tarafından kulları bir imtihandır. Çünkü Müslüman, ALLAH Teâlâ'nın her emrettiğini yapacağına, her men ettiğinden kaçınacağına ve yalnız O'na inanacağına söz veren insandır. İşte zekât bunlardan hassaten ALLAH Teâlâ'ya inanma hususunda sadık olup olmadığını denemek içindir. Zekâtını veren zengin, ALLAH Teâlâ'ya verdiği sözde durduğunu ispat etmiş ve imtihanı kazanmıştır. Vermeyenler ise vaadlerinde yalancı olduklarını göstermiş; ALLAH Teâlâ'dan başka bir de mala taptıklarını meydana çıkarmak suretiyle dünya ve ahiretlerini harap etmişlerdir. Bu bakımdan zekât vermek, güzel bir akidenin-inancın eseridir. Böyle bir akideye sahip olan kimse, mensup olduğu cemiyet için zarardan beri, bilakis pek faydalı bir insan demektir. Çünkü kendi malından bir kısmını sırf ALLAH Teâlâ'nın rızası için ayırıp fakir olan din kardeşlerine veren ve karşılığında onlardan hiçbir şey gözetmeyen böyle bir insan artık çevresine faydalı olmaz mı? Artık kendisine ait olmayan şeylere göz dikip başkalarının zararlarına hareket eder mi? Başkalarının ellerindeki mallara saldırır mı? 5- Diğer yandan toplum bir bütündür. Herkes gelir ve kazanç elde etmede birbirinden yararlanır. Bu yüzden de meydana gelen servetlerde, başkalarının hakkı bulunur. Zenginin servetinin meydana gelmesinde, içinde yaşadığı toplumun katkısını kim inkâr edebilir? Böyle bir çevrede değil de dağın başında tek başına yaşasaydı bu servet meydana gelir miydi? İşte bütün bu nimetleri veren ALLAH Teâlâ'ya şükür ve içinde yaşadığı topluma teşekkür borcu, zekât emrine uymakla ödenmiş olur.
6- Zekât sayesinde servet korunmuş olur. Sadakalar, maddi ve manevi hastalıklara birer ilaç mahiyetinde bulunur. Abdullah (R.A.)'dan rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Hastalıklarınızı sadaka vererek tedavi ediniz. Mallarınızı zekât vermek suretiyle koruma altına alınız. Gelecek olan belalara karşı dua ile hazırlıklı olunuz. (Beyhekî, es-Sünenü'l-Kübra, Cenaiz: No: 6689, 5/230) Demek ki, zekât sayesinde servet korunmuş olur. Zekât bir çeşit sosyal sigortadır. Yoksul ve düşkün durumunda bulunan kimseler bu sigortadan tabii olarak istifade ederler. Meşru ve helal yoldan zaruri ihtiyaçlarını gideren yoksul ve düşkünler zekât sayesinde hırsızlık, dolandırıcılık, adam çarpma, gasp gibi kötü huylar edinmez, gayrımeşru yollardan ihtiyaçlarını gidermek zorunda kalmazlar. Bu bakımdan zekât hem ferdi hem de içtimai, ahlaki faziletleri muhafaza eder. Gerçekten de zekât ve sadaka verenlerin mallarında, canlarında bir feyiz ve bereket, bir sıhhat ve afiyet yüz gösterir, bunun çok fevkinde olarak da kendileri Hak Teâlâ'nın rızasını kazanıp nice manevi mükafatlara nail olurlar, nice manevi mehlekelerden, ölüm sebebi olan şeylerden kurtulurlar. Sadakalar ise maddi ve manevi hastalıklara birer ilaç mahiyetinde bulunur.
7- Zekât, insandaki merhamet duygusunu geliştirir, şefkat meylini artırır, hayır işleme zihniyetini pekleştirir. Gönül zenginliği kazandırır. İnsanı inceltir ve yumuşatır. Sert ve katı olmasına engel olur.
8- Zekât, fakirlere satın alma gücü kazandırdığı için pazarların hareketlenmesine ve alış-verişin canlanmasına sebep olur. Bir yandan servetin adil şekilde paylaşılmasını, diğer yandan servetin güven ortamında çoğalmasını temin eder. Bir Müslüman nisab miktarı olan servetinin belli bir kısmını her sene zekât olarak vermek zorunda olduğundan malını zekâta yedirmeyecek, servetini stok yapmayacak; aksine onu nemalandırmak mecburiyetinde kalacak, parasını atıl durumunda tutmayacaktır.
Zekât almaktan çok, vermek makbuldür.
Abdullah b. Ömer (R.A.)'den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
"Yüksek el alçak elden hayırlıdır. Çünkü yüksek el infak edici yani verici, alçak el ise isteyici eldir" (Buhârî, Zekat:18, 50; Müslim, Zekat:95, 96, 97, 106; Ebu Davud, Zekat:28; Tirmizi, Zühd:32, Kıyamet:39.) buyurmakla bizim de veren bir ele sahip olmamızı tavsiye etmiştir. Gerçekten vermek almaktan çok zevklidir. Yoksul ve muhtaç bir insana yardım edip yüzünü güldürüp onu sevindirmek kadar yüksek bir manevi haz tasavvur edilebilir mi? ALLAH Teâlâ'nın yolunda samimiyet ve ihlasla yapılan harcamaların en garantili ve verimli birer yatırım oldukları bilinmelidir. İnsan bu dünyada ne ekerse, âhirette onu biçer. İnsanoğlu bu dünyadan kefenden başka hiç bir şey götüremez.
Bundan dolayı daha hayırlı durumda bulunmak isteyen kimseler çalışıp kazanacaklar, veren el derecesine yükseleceklerdir. Bu sebeple zekât, fukarayı atıl ve miskin vaziyette bırakmaz, onlara çalışma ve kazanma şevki verir. Tarihin bazı dönemlerinde Müslüman zenginlerin zekât verecek fakir bulamadıkları bilinmektedir. Bu gün de herkes malının zekâtını tam olarak verecek olsa, toplumda fakir kalmayacağı muhakkaktır. Hem de malı veren ALLAH, zekâtı emreden ALLAH, bereket verecek olan ALLAH, her şeyin sahibi ALLAH'tır. ALLAH Teâlâ'nın verdiğini O'nun istediği şekillerde harcamaktan çekinmek ise bir cimriliktir.
İslâm cemiyeti bir aile gibidir. Fakir fukara bu ailenin işçileri ve bakıma muhtaç ferdleri, zenginler de bu ailenin geçimini sağlamakla mükellef olan mali ve iktisadi işlerin sorumluları durumundadır. Tüccar, sanayici, iş adamı, zengin ve servet sahibi olan kişiler bir yandan yoksul ve düşkünlere bakmaktan, diğer yandan kamu hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli mali kaynağı temin etmekten mesuldür.
Mehmet Talü

araştırmacı yazar