Zekâtın Verilmeyişi

Gelelim ikinci bir hadîs-i şerife; yine sohbetin bütünlüğüne uygun olacak, bu konuda... Peygamber SAS Hazretleri, Ubade RA'ın rivâyet ettiğine göre, Taberânî'nin ve İbn-i Asâkir'in rivâyet ettiğine göre, buyurmuş ki:
374/2 (Mâ telefe mâlün fî berrin velâ bahrin illâ bi-men'iz-zekâh, feharrizû emvâliküm biz-zekâti ve dâvû merdàküm bis-sadakati vedfe anküm tavârikal-belâi bid-duâi feinned-duâi yenfeu mimmâ nezele ve mimmâ lem yenzil, mimmâ nezele yekşifühû vemâ lem yenzil yahbisühû) Sadaka rasûlüllàh, fî mâ kàl ev kemâ kàl.
Deminki hadis-i şerifte Allah'ın bazen insanlara bir günahtan dolayı musîbet verdiğini söylemiştik. Bu hadîs-i şerifte de Peygamber Efendimiz SAS buyuruyor ki:
(Mâ telefe mâlün fî berrin velâ bahrin illâ bi-men'iz-zekâh) "Müslümanın karada, denizde malı telef olmuşsa, bir mal ancak zekât verilmediğinden telef olur. Helâl mal telef olmaz. Denizde veya karada bir mal telef olmuşsa, ancak sahibi zekâtı vermediğinden, cezâ olarak, ikàb olarak telef olmuştur." diyor Peygamber Efendimiz SAS.
Demek ki hani bazı musîbetlerin insana günahtan geldiğini söylemiştik. Günahlar iki çeşittir:
1. Kötü şeyleri yapmak o günahtır. Meselâ hırsızlık yapmak günahtır; çünkü birisinin malını alıyorsun... Adam yaralamak, öldürmek günahtır; çünkü birisinin malını, canını zedeliyorsun veya hayatını yok ediyorsun.
2. İyi şeyleri yapmamak da günahtır. Allah emretmiş, iyi şeyleri yapmıyor bir müslüman; o da günahtır.
--Ben hiç kötü bir iş yapmıyorum.
Hiç kötü iş yapmıyorsun ama, iyi şeyleri de yapmayınca, o da günah oluyor. Bu hadis-i şeriften onu anlıyoruz.
O halde müslüman vazifesini bilecek, farzları yerine getirecek. Zekâtını da verecek. (Fe harrizû emvâliküm biz-zekâh) "Zekâtınızı vererek mallarınızı koruyun! Mallarınıza telef gelmemesini istiyorsanız, zekât vazifenizi yapın!" Mallarınız temiz olsun, fukaranın hakkı içinde kalıp da kirlenmesin. Haklı, gasblı bir mal olmasın.

Demek ki, müslüman günahları yapmayacak, bir de ibadetleri yapacak. İbadetler nelerdir?.. En başta zikredilen ibadetlerden birisi namazdır, namazları kılacak.
--Müslüman mısın?
--Elhamdü lillâh müslümanım.
--O halde namaz kılıyor musun?
--İşte hocam kusura bakma...
Ben kusura bakmışım ne olacak, bakmamışım ne olacak? Allah emrettiği için yapman lâzım. Yapmayınca suç oluyor, günah oluyor. Namazını kılacaksın. Bu cuma abdest alacaksın, gusül abdesti alacaksın, bundan sonra namazını kılmağa, eksiksiz devam edeceksin. Ömründe hiç namazı bırakmayan insanlar var, onları düşüneceksin. "Ben ne kadar tembelim, niye onlar gibi yapmamışım?" diyeceksin ve bundan sonra namazını kılacaksın.

Başka?.. Zekâtını vereceksin. İslâm mükemmel bir din. İslâm'da şahsî ibadetler olduğu gibi, kişinin şahsında kalmıyor İslâmî ibadetler, başkasına da iyilik yapmaya yönelik ibadetler var... Zekât da veriyorsun, mâlî bir ibadet; malını çıkartıyorsun, fukaranın hizmetine saçıyorsun, veriyorsun. Fakirlere, yoksullara, yetimlere, yolculara, yolda kalmışlara, mücahidlere vs. veriyorsun. Zekâtın verilmesi de önemli...
--Efendim vermiyorum, atlattım, şu kadar zekât kasadan çıkmadı, cebimde kaldı.
--O zaman malına bir yerde bir telef gelir. Araban çarpar, gemin batar, yangın çıkar, bir şey olur, mal telef olur.
--Neden?..
--Zekâtı vermedin de ondan. Malının korunmasını istiyorsan, malının zekâtını vereceksin.
Başka hangi ibadetler var? Herkes biliyor. Hac var, umre var, cihad etmesi lâzım -- cihad da bir ibadet tabi, insanın malıyla, canıyla.--ÊÂlimlerimiz kitap yazmışlar, "otuziki farz" demişler, "elli dört farz" demişler, ilmihal kitaplarında bu ibadetler bildiriliyor. Onarı yapmak lâzım.

Efendimiz, "Mallarınızı zekât vererek koruyun! Telef olmamasını istiyorsanız, zekâtınızı verin de böylece malınız korunmuş olsun. Başka türlü, bekçi koyarsın bekçi çalar, tedbir alırsın yangın çıkar, bir şey olur. Daha aklımıza gelen gelmeyen, gazetelerde okuduğumuz şekillerde bir telefât olmamasını istiyorsan, zekatını ver!" diyerek başlamışken, devam buyuruyor:
(Ve dâvû merdàküm bis-sadakati) "Hastalarınızı, onlar nâmına fukaraya sadaka verip öyle tedâvi edin!"
Burda yine mânevî bir hakikatle karşılaşıyoruz. Bir kula hastalığı veren Allah, şifayı veren de Allah, ilaca şifayı koyan da Allah, şifayı nâsip eden de Allah... Bazen ilaç da olsa, ameliyat da olsa, doktor da olsa, hastahane de olsa, hasta iyileşmeyebiliyor. Demek ki, Allah'ın rızâsını kazanması lâzım müslümanın... Hasta olmuş, hasta nâmına gider fukaraya paraları verir, sadakaları verir. Onlar da "Allah senden râzı olsun! Tam aç kalmıştım, açık kalmıştım, bu para imdadıma yetişti, çok makbule geçti." diye can ü gönülden dua eder, öbür taraftan da Allah râzı olduğu için şifasını verir, hastan iyi olur.
Onun için hastalarınızı sadaka vererek tedavi edin diye de devam ediyor. Bir şey daha ilâve ediyor: