Beş çeşit maldan zekât vermek farzdır. Altın, gümüş ve paralar, maden ve defineler, ticaret malları, zirai ürünler, hayvanlar. Aşağıda bunları sırasıyla inceleyeceğiz.
A- Altın, Gümüş ve Paraların Zekâtı:
1) Altın ve Gümüşte Nisap:
Altının nisabı yirmi miskal, gümüşün nisabı ise iki yüz dirhemdir. Borcundan ve asli ihtiyaçlarından fazla olarak yirmi miskal altına veya iki yüz dirhem gümüşe yahut bunların karşılığı kadar para ya da ticaret malına sahip olan kimse, üzerinden bir yıl da geçmişse zekâtla yükümlü olur. Altın, gümüş ve parada zekât nisbeti kırkta bir, yani yüzde iki buçuktur. Buna göre, yirmi miskal altında yarım miskal, iki yüz dirhem gümüşte ise beş dirhem zekât gerekir. Miskalin sikkeli altın para şekline dinar denir.
Bir miskal, yirmi kırat olup yüz arpa ağırlığında, bir dirhem ise dört kırat olup yirmi arpa ağırlığındadır. Bir kırat= beş arpa= 0,2 gr. dır.
Zekâtta esas olan ölçü şer’i dirhemdir. Günümüz ölçü birimine göre, 1 şer’i dirhem= 2,8 gramdır. 200 dirhem x 2,8= 560 gram olur.
1 miskal= 20 kırat olup, 20 kırat x 0,2= 4 grama denk olur. Buna göre, 20 miskal x 4=80 gram, altının nisabı olur. Bu ölçüye göre, ağırlık bakımından yedi miskal altın, on dirhem gümüşe denk olur. Altın ve gümüş arasındaki bu denklik, piyasada tedavülde bulunan ve standard olmayan, dinar ve dirhemleri bir esasa bağlamak amacıyla Hz. Ömer’in halifeliği sırasında belirlenmiştir.53
Şer’i ölçüye göre altının nisabı 80 gram, gümüşün nisabı ise 560 gramdır. Ancak dirhem ağırlığı ülkelerin örfüne göre bazı değişiklikler gösterdiği için, İslâm âlimleri zekâtın, ülkelerin örfî dirhemleri üzerinden verilebileceğine hükmetmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu uygulamasında 20 miskal altın 96 grama; 200 dirhem gümüş de 640 grama denk kabul edilmiştir. Bu örfî ölçüye göre, altında zekâtın nisabı 96 gram, gümüşte ise 640 gram olur.
Altın ve gümüşün nisap miktarları hadis-i şeriflerle sabittir.
Hz. Ali (r.a)’nin naklettiği bir hadiste Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Altında yirmi dinara kadar bir şey yoktur. Senin yirmi dinarın bulunduğu ve üzerinden bir yıl geçtiği vakit, ondan yarım dinar zekât vermen gerekir”54 Hz. Ömer’in rivayet ettiği başka bir hadiste, Allah elçisi: “Yirmi miskalden az altında zekât yoktur”55 buyurmuştur. Abdullah b. Ömer ve Hz. Aişe, Rasûlullah (s.a.s)’in altınla ilgili zekât uygulaması hakkında şöyle demişlerdir: “Hz. Peygamber her yirmi dinarda yarım dinar ve kırk dinarda da bir dinar alıyordu.”56
Gümüşün nisap miktarıyla ilgili olarak Ebu Saîd el-Hudrî (r.a)’den rivayet edildiğine göre Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: “Beş ukiyye’den az gümüşte, beş zevd’den az devede ve beş vesk’ten az hububatta zekât yoktur”.57 Beş ukiyye’nin iki yüz dirheme denk olduğu Hz. Ali’nin rivayet ettiği şu hadisle sabittir. Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “At ile kölenin zekâtını affettim. Siz her kırk dirhemde bir dirhem zekât verin. 199 dirhemde zekât yoktur. Fakat gümüş 200 dirheme ulaştığında, bundan beş dirhem zekât vermek gerekir.”58
İbn Ömer ve Hz. Ali şöyle demişlerdir: “Sahabeden gümüşün nisabının 200 dirhem olduğuna karşı çıkan olmamıştır.”59
Ebu Hanîfe’ye göre, altın ve gümüş nisap miktarını aşarsa, yirmi miskalden fazla altın, dört miskale ve iki yüz dirhem gümüşten fazla olan miktar kırk dirheme ulaşmadıkça bu fazla için ayrıca zekât lazım gelmez. Ancak bu fazla ile birlikte başka bir ticaret malı bulunursa, bunlar birbirine eklenerek hesaplanır. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Gümüşün zekâtını kırk dirhemde bir dirhem olarak ödeyin.”60 Fakat altın ile gümüşten nisabın üstündeki miktar kıymet olarak dört miskale veya kırk dirheme eşit olursa, bu fazlalıktan da zekât gerekir.
Ebu Yûsuf, İmam Muhammed ve Hanefîler dışındaki çoğunluk fakihlere göre ise, iki yüz dirhemden fazla gümüşün veya yirmi miskali aşan altının zekâtı yüzde hesabı ile verilir. Bu fazlalık az da olsa yüzde iki buçuk zekât gerekir. Delil şu hadis-i şeriftir: “Her kırk dirhemde bir dirhem zekât verin. İki yüze tamamlanıncaya kadar size birşey vermek gerekmez. Miktar iki yüz dirhem olunca beş dirhem zekât vermek gerekir. Fazlası artık bu hesaba göre zekâta tabidir.”61
Mesela; bir kimsenin iki yüz otuz dokuz dirhem gümüşü bulunsa, Ebu Hanîfe’ye göre, yalnız iki yüz dirhem için beş dirhem zekât verilir. Geri kalan otuz dokuz dirhem için zekât gerekmez. Bu küsurlar kırka ulaşmadıkça zekâttan muaftır. Diğer imamlara göre ise, nisap miktarını aşınca bütünü üzerinden kırkta bir zekât uygulanır. Yine bir kimsenin yalnız iki yüz yetmiş dirhem gümüşü bulunsa, Ebu Hanîfe’ye göre iki yüz kırk dirhem için altı dirhem zekât vermesi gerekir. Geri kalan otuz dirhem zekâttan muaftır. Diğer imamlara göre bunun için de zekât gerekir.
Altın cinsinde de nisaptan sonraki dörder dinarlık fazlalıklar için bu prensip uygulanır.62
Altın ile gümüşün nisap miktarına ulaşıp ulaşmadığını belirlemek için kıymetlerine değil, ağırlıklarına bakılır. Bunda görüş birliği vardır.
Buna göre, altından yapılmış bir vazonun ağırlığı nisaptan az, mesela, on sekiz miskal olduğu halde kıymeti, kendisinde bulunan sanat değeri dolayısıyla yirmi beş miskal altına denk bulunsa ittifakla zekâta tabi olmaz. Ancak bununla birlikte zekâta tabi başka bir mal bulunup da toplamının nisaba ulaşması durumu müstesnadır.
Kendilerine riba cereyan etmeyen, yani ölçü veya tartı ile alınıp satılmayan kıyemî mallardan zekât verilmesinde kıymetlerine bakılır, vezin veya sayılarına bakılmaz. Buna göre, orta büyüklükte iki koyun zekât yükümlülüğü bulunan kimse, bunların kıymetlerini para olarak verebileceği gibi, bu ikisinin kıymetine denk iyi bir koyun da vererek zekâtını ödeyebilir. Çünkü koyunlar kıyemî olup, bunlardan birinin yerine başkasını vermekte riba söz konusu olmaz.
Fakat riba cereyan eden mislî (standard) malların kendi cinsinden verilecek zekâtında miktarlara uyulması gerekir. Mesela; zekât olarak verilmesi gereken beş kile adi buğday yerine dört kile kaliteli buğday verilemez. Yine iki miskal altın yerine, san’at değerinden dolayı buna denk olan bir miskal altın verilemez. Çünkü bu durumlarda faiz söz konusu olur. Bu görüş Ebu Hanîfe, Ebu Yûsuf ve İmam Muhammed’e aittir. İmam Züfer’e göre ise verilebilir. Çünkü kıymetleri eşittir. Faiz ise Allah ile kulu arasında bulunamaz.
2) Zinet Eşyasının Zekâtı:
Altın veya gümüşten yapılmış zînet takımları, tablo, kap, kaşık, çatal ve benzerleri için nisap miktarına ulaşınca zekât gerekir. Çünkü altın ile gümüş büyüyen mallar olup, bunlar yaratılış olarak ticaret için hazırlanmıştır. Ayrıca bunların özünde satış bedeli olma (semen) niteliği vardır. Bu yüzden ister külçe, ister döküm, isterse insanlar için süs eşyası olarak elde bulunsun, sahibi bunların zekâtını vermekle yükümlü bulunur.
Zînet altınlara zekâtın farz oluşu şu hadise dayanır: Amr b. Şuayb babası yolu ile dedesinden şöyle bir rivâyet nakletmiştir: “Yemen’li bir kadın kızı ile birlikte Hz. Peygamber’in yanına geldi; kızının elinde iki tane altın bilezik vardı. Hz. Peygamber kadına: “Bunların zekâtını veriyor musun?” diye sordu. Kadın: “Hayır” dedi. Hz. Peygamber: “Kıyamet gününde Yüce Allah’ın bu iki bileziği senin koluna ateşten bilezik olarak takmasını ister misin?” buyurdu. Bunun üzerine kadın, bilezikleri kızının kolundan çıkarıp Allah elçisinin önüne bıraktı ve şöyle dedi: “Bilezikler Allah ve Rasulü’ne aittir.”63
Ancak altın ve gümüşten olmayan zînet takımlarından yakut, inci, zümrüt, elmas gibi huliyyattan dolayı zekât lazım gelmez. Çünkü bunlar “nâmî (üreyici)” değildir. Şu kadar var ki, bunlar aslî ihtiyaçların dışında olup, en az nisap miktarına ulaşınca sahipleri zengin sayılır. zekât ile yükümlü olmazlarsa da fıtır sadakası ve kurban ile yükümlü olurlar. Kendilerinin zekât almaları caiz olmaz.

Hanefîler dışındaki mezhep imamlarına göre de genel olarak altın ve gümüş dışındaki madenlerden yapılmış zînet eşyasına zekât gerekmez.64
Altın ve gümüş zînetlere gelince; Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre bunların hükmü şöyledir:
Mâlikîlere göre kullanılmakta olan mübah zînetlere zekât gerekmez. Çünkü Abdullah b. Ömer’in kızlarına ve cariyelerine taktığı zînet eşyasından zekât vermediği rivayet edilmiştir.65 Diğer yandan ticaret veya ihtiyaç zamanı için elde tutulan zînet eşyasına ise zekât gerekir. Burada kıymet değil ağırlık esas alınır.
Şâfiîlere göre, sahibinin yanında bir yıl kalmış mübah olan halhal, bilezik, zincir, küpe ve benzeri zînetler için zekât vermek gerekmez. Ancak erkeğe zînet yasak olduğu için, erkeğe ait bu tür zînetlerle, kadının aşırı zînet eşyasına zekât gerekir.66
Hanbelîlere göre kullanılan altın ve gümüş zînet eşyasının zekâtı yoktur. Eğer kullanılmıyorsa, tartısı nisaba ulaşınca zekât gerekir. Diğer yandan haram zînet eşyasına zekât gerektiği gibi, tartısı nisaba ulaşan altın ve gümüş kaplara da zekât gerekir.67
Ebu Hanîfe ile Ebu Yûsuf’a göre, altın ve gümüşten yapılan zînet eşyasına veya ibrik, tablo, kaşık, çatal gibi ev eşyasına nisap miktarına ulaşınca kendi cinslerinden zekât verilecekse sanat değerlerine bakılmaksızın tartıları esas alınır. İmam Züfer’e göre kıymetlerine, İmam Muhammed’e göre ise fakirin lehine olana itibar edilir.
Fakat bu zekât kendi cinslerinden olmayan bir mal ile ödenecekse bu takdirde tartılarına değil, kıymetlerine göre işlem yapılır.
Mesela; yirmi miskal ağırlığında olan bir altın bilezik, kendisindeki sanat değeri bakımından yirmi beş miskal kıymetinde bulunsa, eğer zekâtı başka cinsten verilecekse, mesela gümüş, para veya buğdaydan verilecekse, ağırlğı olan yirmi miskale göre değil, kıymeti olan yirmi beş miskale göre vermek gerekir. Fakat kendi cinsi olan altından verilecekse Ebu Hanife ve Ebu Yûsuf’a göre yirmi miskal altına göre verilmesi yeterlidir. İmam Muhammed ve İmam Züfer’e göre ise kıymeti dikkate alınarak beş miskalin zekâtını da ayrıca vermek gerekir.